2016 İran Parlamento Seçimleri

İÇ POLİTİKA 03.08.2016
Mehmet Koç İç Politika Uzmanı

1906 yılında ülke tarihindeki ilk anayasa ilan edildiğinden beri İran’da seçimler yapılmaktadır. 1979 yılına kadar Milli Şura Meclisi, 1979 İran Devrimini takiben ise İslami Şura Meclisi olarak bilinen İran Parlamentosu seçimlerin sekteye uğradığı olağandışı dönemler hariç İran siyasetinin asli unsurlarından birisi olarak faaliyet göstermiştir. Meclisin halkın iradesini etkin şekilde yansıttığı dönemde meşruiyeti üst düzeyde olmuş, meclisle halk iradesi arasındaki mesafe açıldığında ise ülkede toplumsal gruplar kendilerini doğrudan ifade etme yollarını aramışlardır. Her ne kadar İran İslam Cumhuriyetinde yürütme erkinin başı olan cumhurbaşkanı ayrı seçimlerle iş başına gelse de yürütmenin doğrudan bağlantılı olduğu yasama organı olarak meclisteki dağılım yalnızca yasama konusu olarak değil yürütmeyle olan bağlantısı açısından da önemli olmuştur. Özellikle de, süreç içerisinde muhafazakâr ve reformist olarak iki temel cepheye ayrışan İran siyasetinde meclisle cumhurbaşkanlığında benzer siyasi tutumların hâkim olup olmaması takip edilecek politikaları doğrudan etkileyen bir faktör haline gelmiştir. Bu çalışmada 2016 yılının 26 Şubat ve 29 Nisan tarihlerinde iki aşamalı bir şekilde gerçekleştirilen İran Parlamento seçimleri farklı boyutlarının yanı sıra ülke siyaseti ve daha geniş bağlamda siyasi pozisyonlar açısından ele alınacaktır.

 Dış Politika Gölgesinde Seçimler

Son dönem İran siyasetinde örneğine çok rastlanmayan şekilde 2016 seçim sürecine ülkenin dış politikasındaki gelişmeler damga vurdu. Ruhani hükümetinin seçimlerden kısa bir süre önce ABD, Rusya, Çin, İngiltere, Fransa ve Almanya’dan oluşan P5+1 ülkeleri ile imzaladığı Nükleer Anlaşma seçim tartışmalarının en hararetli konularından birisi oldu. Bu nedenle seçim sonuçları anlaşmanın halk tarafından onaylandığı ve hükümetin yapmayı düşündüğü reformların da kabul gördüğü şeklinde yorumlanmıştır. Ruhani liderliğindeki reformist -ılımlı grupların oluşturduğu koalisyon göreceli bir üstünlük kazanmış oldu. Sonuçları açısından bu seçimler sadece İran için değil bölge açısından dayeni bir dönemin habercisidir.

Hükümet, yürütme organı olarak planladığı reformları tek başına hayata geçirmekte yetersiz kalmaktadır. Hükümetin reformist politikalarının yasallaştırılması ve gerekli hukuki zeminin oluşturulabilmesi için meclisin desteğine ihtiyacı vardır. Muhammed Hatemi’nin 2. cumhurbaşkanlığıdöneminde7. Meclis’in mutlak çoğunluğunu muhafazakârlar ele geçirmiş ve bu meclis Hatemi’ye karşı 9. Meclisin Hasan Ruhani’ye karşı tutumuna benzer olumsuz tavırlar sergilemiş ve birçok engel çıkarmıştır. Bu gibi durumlarda hükümet ile meclis arasındaki uyumsuzluk İran siyasetinin kilitlenmesine sebep olmakta, yasama ve yürütme arasındaki tansiyon ülke gündeminde yoğun tartışmalara sebebiyet vermektedir.

Siyasi çizgisini ılımlı olarak tanımlayan Ruhani’nin ve genel anlamda ılımlıların meclisteki çoğunluğu ele geçirmesi, takip edilmesi planlanan reformlar açısından önemli olduğu kadar hükümetin devletlerarası anlaşmalarının meclis tarafından onaylanması[1] bakımından da kritik bir önem taşımaktadır. Hükümet, ülkenin birikmiş yapısal ekonomik ve sosyo-politik sorunlarına yaklaşımı ve çözüm yöntemleri konusunda-Devrim Rehberliği dâhil-yerleşik düzenin temel kurumları ile önemli görüş ayrılıklarına sahiptir. Bu görüş ayrılıkları yeni dönemde İran siyasetinin yaşaması muhtemel krizleri tetikleyecektir.

 Siyasi İttifaklar Bağlamında Seçimler

Devletin ilgili kurumlarının seçim öncesindeki stratejilerine hükümet yanlılarının mecliste çoğunluğu eline geçirmesi durumunda hükümet ile aralarındaki görüş ayrılıklarının ülke açısından daha ciddi sıkıntılara neden olacağı endişesi yön vermiştir. Bu nedenle seçimlere katılacak milletvekili aday adaylarının başvurusunu inceleme yetkisine sahip kurum olan Anayasa Koruyucuları Konseyi[2](Şuray-ı Nigehban)seçim mühendisliği yaparak mümkün olduğunca bu senaryonun gerçekleşmesinin önüne geçmeye çalışmıştır. Sonuç olarak 12 binin üzerindeki aday adayının yaklaşık %60’ı veto edilmiştir.[3] Konsey, bu geniş kapsamlı filtreleme ile Muhammed Rıza Arif, Mustafa Kevakibiyan, Süheyla Ciludarzade ve Ali Rıza Mahcup dışında başvuruda bulunmuş neredeyse önde gelen bütün reformcuları veto ederek 10. Meclisin mutlak çoğunluğunun reformistlerin kontrolüne geçmesini ve mecliste güçlü reformist vekillerin yer almasını engellemiştir.

Veto uygulamaları daha önceki seçimlerde de yaşanmış ve bu durum ciddi tartışmalara neden olmuştur. Bu seçim öncesinde de benzer tartışmalar yaşanmakla birlikte reformistler mevcut koşullar altında yeni arayışlar içerisine girerek hükümeti destekleyen diğer siyasi oluşumlar, partiler, guruplar ve kişilerle ortak paydalar üzerinden koalisyon kurarak, 9. Meclis Başkanı Ali Laricani etrafında oluşan ılımlılar ve Ali Mutahhari gibi şahsiyetlerle ortak seçime girme kararı almışlardır. Ağırlıklı olarak reformcu ve ılımlıların oluşturduğu bu koalisyona Umut (Omid) İttifakı denmiştir. Böylelikle seçim mücadelesi Muhafazakâr(Usulgera)cephe ile reformcu-ılımlı grupların Umut İttifakı ve bağımsızlar arasında gerçekleşmiş oldu.

26 Şubat 2016’da gerçekleşen seçimlerin sonucunda 221 milletvekili meclise girmeye hak kazanırken, 69 milletvekili yeterli oy çokluğuna ulaşamadığından 55 seçim bölgesinde seçimler ikinci tura kaldı. Birinci turda durumu netleşen milletvekillerinin dağılımında bakıldığında Umut Koalisyonunun, muhafazakârlara karşı göreceli bir üstünlük sağladığı söylenebilir. Dikkati çeken diğer önemli bir husus da bağımsız adaylardan önemli isimlerin kayda değer oranda birinci turda seçilmiş olmalarıdır.

29 Nisan 2016’da gerçekleşen ikinci turda geri kalan 69 milletvekilinden yaklaşık 40’ını daha kazanan reformist-ılımlı ittifakı, meclise girmeye hak kazanan milletvekillerinin%41’nı ele geçirdi. Geri kalan milletvekili dağılımı bağımsızlar %28,muhafazakârlar %29 ve %2 Azınlıklar şeklinde gerçekleşmiştir.[4] Mecliste oluşan bu aritmetik, meclis başkanlığı gibi kritik bir tartışmayı beraberinde getirmiştir. Seçim öncesi muhafazakârlarla yolunu ayıran ve Kum şehrinden bağımsız aday olarak seçime girip ikinci olan Ali Laricani ile Umut Koalisyonunun önde gelen ismi Reformcu kanadın adayı Muhammed Rıza Arif meclis başkanlığına adaylıklarını açıklamış bulunmaktadırlar.

Muhafazakârların, koalisyon içindeki ılımlıların ve bazı bağımsız milletvekillerinin desteğine sahip Ali Laricani’nin Meclis başkanlığı şansı, koalisyon içindeki reformistlerin ve yine bağımsız bazı milletvekillerinin desteğine sahip Muhammed Rıza Arif’e göre daha yüksek gözükmektedir. Meclis başkanlığı, hükümetin yasalaştırıp hayata geçirmeye çalıştığı politikalar açısından hayli önemlidir. Muhammed Rıza Arif’in kolay geri adım atmayacağı durumlarda Ali Laricani yerleşik düzenin kurumlarına yakınlığından dolayı daha esnek davranabilir. Bu durum açık bir şekilde dile getirilmese de reformistler arasında içten içe bir kaygı oluşturmuş durumdadır.

Mecliste ortaya çıkan aritmetikte yer alan parti, grup, şahıs ve koalisyonların, önümüzdeki dört yıllık süreçte ülkenin sorunlarına ve çözümlerine ilişkin ne tür tavır ve tutum içerisinde olabileceklerini daha öngörülebilir bir hale getirebilmek bakımından bu dinamikleri daha yakından tanımak gerekir. Muhafazakâr cenah ve hükümeti destekleyen reformcu-ılımlı koalisyonun varlığının yanı sıra, bağımsızların bu iki oluşumdan hangisine yakın tutum sergileyeceklerinin üzerinde durmak gerekmektedir.

 Reformdan İtidale

Öncelikle, İran’da siyasi muhafazakârlığın (usulgerai)ne anlama geldiği, iç ve dış politika, ekonomi, insan hakları ve basın özgürlüğü gibi temel meselelere nasıl yaklaştıkları üzerinde durulmalıdır. Günümüzde prensipleri ve ilkeleri savunmak anlamına gelen usulgera itemel olarak devrimin ilkelerine bağlılığı ifade etmek için kullanılır ve reformcu söylemin karşısında yer alır. Aslında bu kavram yeni bir siyasi oluşuma işaret etmekten çok Devrimden bu yana oluşan siyasi kutuplaşmalarda tarafların kendilerini ifade etmek için kullandıkları üçüncü nesil kavramlardandır. Bundan önceki dönemlerde meydana gelen kutuplaşmalarda İran İslam Devriminin geçirdiği evreler ve buna yön veren aktörler bu anlamda kendi politik konumlandırmalarına uygun kavramlar üretmişlerdir.

Bir dönem ‘‘sağ ve sol’’ kavramları ekseninde kendilerini ifade eden siyasi parti ve guruplar İran-Irak savaşı sonrasında meydana gelen gelişmelere göre kendilerini yeni sağ ve yeni sol olarak tanımlamışlardır. 1989-1997 yılları arasında İran’ın dördüncü cumhurbaşkanı olarak görev yapan Haşimi Rafsancani’nin kalkınma hamlelerinden sonra ekonomide meydana gelen iyileşme beraberinde kültürel ve toplumsal yenilikler getirmiştir. Beşinci Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi(1997-2005)döneminde ülke yeni bir siyasi sürece doğru evirilmeye başladığından, solcular bu yeni durum karşısında kendilerini‘‘reformist’’olarak adlandırmayı tercih etmiştir. Giderek devrimden ve temel ilkelerinden uzaklaşıldığına inanan ve tek çözüm yolunun devrimin temel ilkelerine geri dönüş olduğunun savunan sağ ise kendisini usulgera olarak isimlendirmiş ve reformistlerin karşısında konumlanmışlardır.

Hatemi ve halefi Mahmut Ahmedinejad’ın 2005-2013 yılları arasındaki cumhurbaşkanlıkları dönemlerinde, İran iç ve dış politikada baş döndürücü gelişmelere tanık olmuştur. ABD dâhil uluslararası toplumla diyalog bazlı ilişki geliştirmekten ve ülke içerisinde bireysel özgürlük alanını genişletmekten yana olan Hatemi’nin ardından Ahmedijenad daha popülist politikalar takip etmiş ve dış siyasette özellikle ABD ile karşı karşıya geldiği konularda çatışmacı tavır takınırken iç siyasette de bireysel özgürlükleri değil devrimin ilkelerini ve anayasanın tavizsiz uygulanmasını savunmuştur. Bu iki karşıt tutumun toplum nezdinde yarattığı kaygı ortaya yeni bir siyasi akım çıkarmıştır. Geleneksel sağ ve geleneksel soldan ve aşırı yanları ağır basan yeni sağ ve yeni soldan sonra ülkede kendisini ılımlı (İtidalgera) olarak tanımlayan yeni bir siyasi söylem gelişmiştir. İncelemekte olduğumuz seçimlerin galibinin bu siyasi tavır olduğunu belirtmek gerekir. YeniSağın ılımlı kesimleri ile Yeni Solun ılımlı kesimleri arasındaki yakınlaşmadan ortaya çıkan yeni akımın en önemli aktörleri cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ve 9. Meclis Başkanı Ali Laricani’dir. Diğer yandan on iki yıl yasama organını ve sekiz yıl yürütme organının kontrolünü elinde bulunduran aşırı muhafazakârlar da ülkeyi iç ve dış politikada derin krizlerin eşiğine getirmişlerdir. Bu durumda İranlı seçmenler orta yolu tercih ederek hem yürütmeyi hem yasamayı ılımların denetimine vermiş bulunmaktadırlar. Önümüzdeki dört yıl boyunca mecliste görev yapacak ılımlı çoğunluğa ilaveten 2017 yılında gerçekleşecek cumhurbaşkanlığı seçimlerini Ruhani’nin tekrar kazanması durumunda İran’ı 2020’li yıllara bu siyasi çizgi taşıyacaktır.

İran’da Ilımlı Siyasetin Yükselişi

İran siyasetinde fikri ve fiili düzeylerde edindiği güçlü konumdan ötürü ılımlı siyaseti oluşturan unsurları, öncülük eden aktörleri ve bu aktörlerin iç ve dış politikaya yaklaşımlarını açıklamak gerekmektedir. İtidalgerai/ ılımlılık kavramını ilk olarak 2013 cumhurbaşkanlığı seçimlerine aday olan Hasan Ruhani kullanmıştır. Ruhani bu kavramla kendisini aşırı reformist ve aşırı muhafazakâr siyasi çizgilerden ayrıştırarak seçmenlerin karşısına yeni bir anlayış ve söylemle çıkmıştır. Dolayısıyla 10. Meclis seçimlerinde gerçekleşen ılımlı-reformist koalisyonu, daha önce ilk olarak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ortaya çıkmıştır. Nitekim 10. Meclis seçimlerinde olduğu gibi 2013 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de aşırı reformistler seçimi boykot etmiş ve ılımlı reformistler diyebileceğimiz kesimler seçime katılmışlardır.

Ilımlılık/İtidalgerai söylem olarak realist idealizme dayanmaktadır.[5] Reformistlerin siyasal açılımı ve muhafazakârların ise ekonomik kalkınmayı öncelemelerine karşılık ılımlılar her ikisini aynı derecede önemsediklerini vurgulamaktadırlar.[6] Hasan Ruhani cumhurbaşkanlığı görevini devralırken yaptığı konuşmada itidali bilim, akıl, toplumsal katılım ve sabır ile aşırılıktan uzaklaşma şeklinde yorumlamıştır.[7]

Ruhani Hükümeti ve 10. Meclis

Meclisin desteğini arkasına almış olan hükümetin son senesinde iç ve dış politikada çözüm bulması gereken önemli sorunlar vardır. Nükleer anlaşmanın ardından İranlıların ekonomide bekledikleri iyileşme, ABD ve diğer küresel aktörlerin İran’a karşı beslediği güvensizliğin devam ediyor olmasından dolayı henüz gerçekleşmemiştir. Ruhani hükümeti toplumu mevcut darboğazdan kurtarmak ve aşıladığı umudu canlı tutup önümüzdeki yıl cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanabilmek için her şeyden önce ekonomide canlılığı sağlamak zorundadır.

Ekonomik durağanlığın sonucu olarak enflasyonun %11’lere indiği ancak faiz oranlarının  %20’lerde seyrettiği ve üreticilerin ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğu ülkede nakit sıkışıklığının yaşanıyor olması bir diğer önemli sorundur. Öte yandan işsizlik oranlarındaki ciddi yükseliş henüz çözümlenebilmiş değildir. Hükümetin “Rekabet Ekonomisi” söylemi çerçevesinde serbest piyasa ekonomisine dayalı ekonomik politikalarına geçişi savunmasına karşılık Devrim Rehberinin karşıt bir iktisadi anlayış olan “Direniş Ekonomisi” söylemindeısrarcı olması hükümetin önündeki önemli engellerden biridir.

Diğer yandan siyaset, insan hakları, ifade ve basın özgürlüğü gibi hassas alanlarda toplumun açılım beklediği bir sırada içişleri bakanlığına bağlı emniyet güçlerinin -bakanlığın aksi tutumuna rağmen-toplumu denetlemek amaçlı Tahran’da binlerce sivil ahlak polisini görevlendirmesi hükümet ile yerleşik düzenin kurumları arasındaki çatışmalara başka bir örnektir. Bu çatışma aslında kültür-sanattan, siyaset-ekonomiye, eğitimden sağlık politikalarına kadar geniş bir alana yayılmış durumdadır.

İtidal hükümeti geçmişte reformistlerin düştüğü hatalara düşmemek için tutum ve pozisyonlarından geri adım atmamakla birlikte sistemin temel kurumlarıyla çatışmalara girmeden amaçlarını gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Kooperatif, Çalışma ve Sosyal İşler Bakanı Ali Rabiʿi ılımlı siyasetin tavrını özetler tarzda “az değil azar azar” istediklerini belirterek rejimin bekası konusunda kaygıya neden olmak istemediklerini ancak toplumsal talepleri de peyderpey uygulama sahasına geçirmeyi arzu ettiklerini ifade etmiştir.[8]Reformistlerin geçmişte ya hep ya hiç anlayışıyla Hatemi’nin cumhurbaşkanlığının ikinci dönemindeki6. Mecliste oturma ve açlık eylemleri yapıp,7. Meclis seçimlerini boykot edip siyasi arenayı tamamen muhafazakârlara bırakmalarının aksine;‘‘İtidal hükümeti’’ politikalarını daha rasyonel bir düzlemde takip ederek hem iç kamuoyunun hem uluslararası kamuoyunun desteğini arkasına almak suretiyle reformları gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Ruhani hükümetinin ekonomik sorunların hafifletilmesi başta olmak üzere toplumsal talepleri siyasete yansıtma derecesi bu ılımlı siyasetin başarı derecesini belirleyen önemli bir faktör olacaktır. Ayrıca, uluslararası toplumun özellikle de Batı’nın Ruhani’yi önemli bir muhatap olarak görmeye devam edip etmeyeceğinin yanı sıra Ruhani’nin bölgesel konularda komşularıyla ortak zemin bulup bulamayacağı da ılımlı siyasetin İran’ın çözüm bekleyen bazı dış siyaset sorunlarını çözebilme kapasitesini ortaya koyacaktır.

 Sonuç

10. Meclis için yapılan seçim sonuçları Ruhani hükümetinin seyri kadar ılımlı siyasetin geleceğini de etkileyecektir. 2009 cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından oluşan gergin atmosferde 2012 yılında göreve başlayan 9. Meclis gibi 10. Meclis de önemli bir konjonktürde şekillendi. 9. Meclisle önemli konularda karşı karşıya gelen Ruhani hükümeti artık kendi siyasetine daha yakın bir meclisle çalışma imkânı elde etmiş bulunmaktadır. 9. Meclis Ruhani’nin önerdiği bazı bakanları reddetmiş ve hatta Devrim ilkelerine karşı kişileri üniversite ve benzeri yerlere atadığı gerekçesiyle hakkında soruşturma başlattığı Bilim, Araştırma ve Teknoloji Bakanı  Rıza Faraci-Dana’yı görevden almıştı. Bu nedenle meclis seçim sonuçlarının Ruhani için önemli avantajlar doğurduğu ortadadır. Ne var ki İran devletinin kurumsal yapısı Devrim ilkelerinin ve anayasanın yeknesak bir yorumuna dayanmakta ve kurumlar arası uyumun olmadığı durumlarda önemli sistem tıkanıklıkları yaşanmaktadır. Cumhurbaşkanı Ruhani’nin bu tıkanıklığı yalnızca meclisi yanına alarak aşamayacağını bilecek kadar siyasi tecrübeye sahip olduğu aşikârdır. Ayrıca, Ruhani’nin 2017 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde seçmenin karşısına somut kazanımlarla çıkmak isteyeceği de hesaba katılırsa Ruhani hükümetinin önümüzdeki bir yıl içerisinde ılımlı çizgisini çok daha ön plana çıkaracağı ve ekonomi politikalarına ağırlık vereceği söylenebilir. Ruhani’nin muhtemel performansının reformist seçmeni sandığa taşımaya yetip yetmeyeceği ve seçmenin kişisel özgürlük alanında daha kısa vadeli reformlar gerçekleştirilmesinde ısrar edip etmeyeceği kritik bir konu olacaktır. Bu nedenle 10. Meclis seçimleriyle önemli bir eşiği atlayan ılımlıların kısa vadede 2017 cumhurbaşkanlığı seçimleri ekseninde siyaset takip edeceğini öngörmek yerinde olacaktır.

[1]Kanun-i Esasiy-i Cumhuriy-i İslamiy-i İran bend-i 77. (İran İslam Cumhuriyeti Anayasası 77. Madde)

[2]Kanun-i Esasiy-i Cumhuriy-i İslamiy-i İran bend-i 99 (İran İslam Cumhuriyeti Anayasası 99. Madde)

[3]http://persian.euronews.com/2016/01/19/iran-parliamentary-election/

[4]http://aftabnews.ir/fa/news/364573/  Bununla birlikte Meclis Aritmetiğiyle ilgili farklı gruplar farklı oranlar ileri sürmektedir.

[5]http://ipsa.ir/download/vijehnameh-etedal.pdf. Hasan Ruhani şahsen katılamadığı ancak yazılı olarak gönderdiği notta itidal kavramını bu şekilde adlandırmaktadır.

[6]http://ipsa.ir/download/vijehnameh-etedal.pdf

[7]http://www.mashreghnews.ir/fa/news/238093

[8]http://ipsa.ir/download/vijehnameh-etedal.pdf. Habername-i Encümen-i Ulum-i Siyasi İran,Gozariş-i Hemayeş-i Milliy-i Tebyin-i Mefhum-e İtidal s. 2.