İran'ın Yeni Hamlesi: Şii Kurtuluş Ordusu

İran'ın Yeni Hamlesi: Şii Kurtuluş Ordusu

Mehmet Koç İç Politika Uzmanı

Mashreghnews sitesi Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) komutanlarından Muhammed Ali Felekî ile “Cihat ve Direniş” üzerine yaptığı röportajı 15 Ağustosta yayımladı. Bir süre Suriye’de Afganistanlılardan oluşan “Fatimiyun” Tugaylarına da komutanlık eden Felekî, söz konusu röportajda İran’ın “Şii Kurtuluş Ordusu” kurduğunu açıklayarak yeni bir tartışmayı başlatmış oldu. Kurulmuş olan bu ordunun DMO Kudüs Ordusu Komutanı Kasım Süleymani’nin komutasında hareket ettiğini açıkladı. Felekî söz konusu ordunun İsrail’i yok etmek için tesis edildiğini belirtmiş olsa da sözü geçen askeri güçlerin çeşitli İslam ülkelerinde faaliyet gösterdiği ve İsrail ile karasal bağlantılarının (Lübnan Hizbullahı dışında) olmadığı bilinmektedir. Arap ve İslam dünyasında geniş yankı uyandıran röportaj Mashreghnews tarafından siteden kaldırılmış olsa da Felekî’nin yapmış olduğu açıklamalar birçok meseleye ışık tutmaktadır.

Felekî, Suriye’de İran’ın emrinde savaşan Afganlı milislerin durumundan söz ederken; Afganlıların en iyi savaşan guruplardan biri olduğunu söyleyerek İran’ın bugüne kadar ellerindeki bu büyük potansiyeli değerlendiremediğine dikkat çekti. Felekî, İran’ın kendileri adına Suriye’de savaşan bu milislere iddia edildiği gibi yüksek meblağlarda aylıklar ödemediğini, aylık sadece 100 dolar hediye olarak verildiğini açıkladı. Felekî, Afganistan devletinin Suriye iç savaşına katılan vatandaşlarına 18 yıl hapis cezası öngörmesine rağmen Afganlıların bu savaşa katıldıklarını belirtti ve İran’ın ülkedeki Afganlılara gereken değeri vermediği gibi onları dışladığını, sürekli amele ve suçlu muamelesi yaptığını sözlerine ekledi. Feleki’ye göre, Tahran 30 yıldır İran’da ikamet etmiş olan Afganlı âlim ve sivillerden daha iyi yararlanabilirdi. Devrimci, âlim ve savaşçı birinin bu güçlere liderlik edip organize edebileceğini ancak bu konuya bugüne kadar duyarsız kalındığını söyleyen Felekî Lübnan, Yemen ve Bahreyn Şiilerine yapılan yatırımların Afganlı Şiilere yapılmamış olmasının önemli bir eksiklik olduğunu belirtti.

Felekî’nin açıklamaktan sakındığı önemli bir hususu ifade etmek faydalı olacaktır. Kendi ifadesiyle 30 yıla yakın İran’da amele ve suçlu muamelesi görmüş ve vatandaşı olduğu devletin de kendisi için 18 yıl hapis öngördüğü bir konuda Afganlıların 100 dolar için gidip canını vermeye kalkışması pek mantıklı bir açıklama değildir. İran’da uzun yıllardır ülkede yaşayan ve bir türlü daimi ikamet veya vatandaşlık alamayan hatta almalarının nerdeyse imkânsız olduğu bir durumda kendilerine daimi oturum ve vatandaşlık vermek vaadiyle İran yönetiminin Afganlıları bu savaşa katılmaya teşvik ettikleri bilinmektedir. İslami Şura Meclisi bu hususta gerekli düzenlemeleri de yaparak yürürlüğe koymuştur. Ayrıca Suriye’deki iç savaşta ölen Afganlılar da İranlılar gibi şehit sayılmakta ve ülkede şehit ailelerine tanınan hakları elde etmektedirler.

Felekî’nin açıklamalarına bakılırsa Şii Kurtuluş Ordusu Kasım Süleymani’nin komutasında hâlihazırda Suriye, Irak ve Yemen’de savaşan guruplardan oluşmaktadır: Suriye’de Afganlı milislerden oluşan Fatimiyun Tugayı, Pakistanlı milislerden oluşan Zeynebiyun Tugayı, Iraklılardan oluşan Haydariyun Tugayı ve Nucebâ Hareketi, Lübnan Hizbullah’ı, Yemen Ensarullah’ı, İran tarafından Suriye’de tesis edilen Suriye Hizbullah’ı ve Şebiha gibi milis güçler ve Irak’ta savaşan 42 guruptan 28’nin İran’ın emrinde olduğu guruplardan oluşmuştur. Bu ordunun tek tip askeri kıyafet, tek bayrak ve tek komuta merkezi tarafından yönetilmesi düşünülmektedir.

İranlı yetkililerin bugüne kadar yaptıkları açıklamalarda Beşşar Esad’ın isteği doğrultusunda sadece müsteşarlık düzeyinde katkı sundukları yönündeki ifadelerin gerçeği yansıtmadığı ortaya çıkmıştır. Ancak Felekî röportajında İran’ın bundan sonra herhangi bir bölgede ihtiyaç hâsıl olursa İran’dan savaşçı göndermek yerine uzman askeri kadroları oraya sevk edip o bölgenin yerel güçlerini organize edeceğini ve eğiteceğini de sözlerine eklemiştir. Bu hazırlıkların ve açıklamaların, Suudi Arabistan öncülüğünde teröre karşı kurulduğu ilan edilen İslam Ordusu’na bir cevap veya alternatif olarak düşünülmüş olması muhtemeldir.

23 yıla kadar bölgede artık İsrail diye bir devletin var olmayacağını ileri süren Felekî’nin bu açıklamalarına bakılırsa bölgedeki iç karışıklıkların uzun bir süre daha devam edeceğini söylemek mümkündür. Haritaya bakıldığında İran’ın hâlihazırda yürüttüğü saha savaşlarının İsrail’den ziyade Sünni-İslam coğrafyasını hedef aldığı ve buralarda güçlü bir varlık göstererek bölge üzerinde jeopolitik üstünlük peşinde olduğu söylenebilir. Bununla birlikte, söz konusu girişimin İslam Dünyası’nı mezhep çatışmalarına doğru hızla sürükleyeceği endişesi de gittikçe artmaktadır. İran’ın bu senaryoyu hayata geçirmeye kalkışması durumunda İslam Dünyası’nın ancak %10-15’lik kesimini oluşturan Şii Müslümanların can güvenliğini büyük bir tehlikeye atacağını hesaba katmalıdır. Kaldı ki bölgeyi bu kadar güvensiz ve istikrarsız bir hale getirmenin İran’ın milli çıkarlarını temin etmediği gibi kendi toprak bütünlüğünü ve milli güvenliğini de tehlikeye atması muhtemeldir.