OPEC’in Doha ve Viyana Görüşmeleri

GörüşEKONOMİ 03.08.2016
Murat Aslan Ekonomi Koordinatörü

Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) 13 üye ülkeden oluşan oldukça önemli bir uluslararası örgüttür. Örgüt1960’lı yılların başlarında kurulmuş ancak rüştünü 1973 yılında ispatlamıştır[1]. Enerji ve petrol piyasalarının yönünün tayininde son derece etkili olan Örgütün 15 Nisan’da Doha’da ve 2 Haziran’da Viyana’da yaptığı görüşmeler bu metnin odak noktasıdır.

Viyana toplantısı öncesinde ve toplantı sırasında tansiyon son derece düşük seyretmiştir. Oysaki Nisan ayında Doha’da gerçekleştirilen toplantı öncesinde ve sonrasında yapılan basın açıklamalarında oldukça gergin tonlar kullanılmıştır. İran; Doha görüşmelerine bakan düzeyinde katılmazken, İran petrol bakanı Bijan Namda Zanganeh toplantı öncesinde ve sonrasında Suudi Arabistan’ı eleştiren sert açıklamalar yapmıştır.  Viyana toplantısında yapılan açıklamaların daha yapıcı ve olumlu olduğunu söyleyebiliriz. Viyana’da üretim düzeyine yönelik bir uzlaşı çıkmamasına rağmen toplantı sonrası basın mensuplarına demeç veren petrol bakanlarının hemen-hemen tamamının son derece mutlu oldukları gözlemlenmiştir.

Gerek Viyana ve gerekse de Doha görüşmeleri hakkındaki değerlendirmeleri üç ana eksene oturtabiliriz: (1) OPEC’in genel sekreterinin belirlenmesi, (2) toplantılara katılan bakanların tecrübe eksikliği, (3) petrol üretim düzeyi ve petrol fiyatları.

Libya vatandaşı olan Abdalla Salem el BadriOPEC genel sekreterliği görevini 2007 yılından bugüne yürütmüştür. Aslında Badri’nin resmi süresi 2012 yılında sona ermiş ancak geçen 4 yılda, OPEC üyeleri Badri’nin yerine geçecek genel sekreteri seçememişlerdir.  Üye ülkelerin çoğunluğu genel sekreterlik koltuğuna Suudi Arabistan, İran veya Irak’lı birinin oturmasını istememektedirler. Bu üç büyük aktörden birisinin göstereceği adayın genel sekreter olması OPEC’in hassas dengelerini bozma riski taşımaktadır. Genel Sekreterin geriye kalan 10 ülkenin göstereceği adaylardan birisi olması gerekiyor. Aslında OPEC Genel Sekreterinin operasyonel bir yetkisi yoktur. Ancak sekreterin; üye ülkelerin karar verme süreçlerini yönlendirmek ve çıkabilecek sorunların çözümünde arabuluculuk yapmak gibi son derece zor görevleri var. Üyeler arasında uzlaşmazlıkların derinleşmesi OPEC’in etkinliğinin de azalması anlamına gelmektedir.

Nisan ve Haziran toplantıları açısından en olumlu gelişme OPEC’in genel sekreterini belirlemesidir. Nisan ayında Doha’da yapılan görüşmelerde Nijerya’nın adayı olan Muhammed Barkindo’nun OPEC’in yeni genel sekreteri olarak atanması kabul görmüştü. Viyana’daki görüşmelerde Barkindo ismi resmi olarak kamuoyuyla paylaşıldı. Barkindo’nun Ağustos ayında göreve başlaması ve bu görevi 3 yıl sürdürmesi bekleniyor.

OPEC’in Viyana’daki toplantısının dikkat çekici bir diğer yönü ise toplantıya katılan petrol bakanlarının çoğunun tecrübesiz olmalarıdır.  13 petrol bakanından 9 tanesi bu 2 yıldan daha az bir süreçte bakanlık görevine atanmıştır. Örneğin, OPEC içinde en etkili ülke olan Suudi Arabistan’ın Petrol Bakanı Halid Al-Falih koltuğuna oturalı henüz iki ay dahi olmamıştır. Petrol piyasasındaki dalgalanmalar ve İran ve Irak ile ilgili siyasi tansiyonun yüksek olması göreve yeni başlamış Suudi bakanın işini zorlaştıran faktörlerdir.

Bu görüşmelerde ele alınan diğer bir önemli husus “üye ülkelerin petrol üretim kotalarının belirlenmesidir.    Doha ve Viyana toplantılarında üyeler bu alanda uzlaşma sağlayamamıştır. OPEC bağlamında uzlaşmazlık tam anlamıyla bir kayıp değildir ve uzlaşmazlık sonucu ortaya çıkan durumdan OPEC üyeleri çokta huzursuz değiller. Uzlaşmazlığın ve OPEC bakanlarının toplantı sonrasında tedirgin olmamalarının nedenini anlamak için petrol piyasalarında son 10 yılda meydana gelen gelişmelerin analizini doğru yapılması ve bu analizlerin iyi anlaşılması  gerekmektedir.

2004-2015 arasında petrol fiyatları dalgalanmalar gösterse de piyasada oluşan fiyatlar tarihsel ortalamanın çok üzerindedir (Bakınız Grafik-1). 2004 Ağustosu ile 2015 Ağustosu arasında geçen 132 aylık dönemde ham petrol ortalama fiyatı 80 $/varil olarak gerçekleşmiştir. 2004 yılının Ekim ayında hareketlenen fiyatlar 2008-2009 arasında kısa bir süreliğine 50$ altına gerilemiştir. Ancak genel olarak bu 11 yıllık süreçte petrol ihraç eden ülkeler ciddi rantlar elde etmiştir. Temmuz 2014’de OPEC ham petrol sepetinin varil fiyatı 104$ iken takip eden aylarda fiyatlarda ciddi bir düşüş yaşanmış ve Ağustos 2015 tarihinde (13 ay sonra) 50$ ve Ocak 2016’da 30$ seviyesine gerilemiştir. 2 Haziran 2016 itibari ile OPEC ham petrol sepet ortalama fiyatı 48$  düzeyindedir.

Küreselleşmenin hız kazanması ile az gelişmiş ülkelerin (ve özelliklede Çin ve Hindistan) göz kamaştırıcı büyüme performansları küresel petrol talebinin hızla artmasına yol açmıştır. Az gelişmiş ülkelerin petrol talebindeki artış 2000’li yılların ortalarından itibaren petrol fiyatlarının yukarı yönlü hareketinin en önemli nedenidir. 2008 küresel finans krizi birçok ülkenin petrol talebinin azalmasına neden olmuş, 2008-2009 döneminde petrol fiyatları bir miktar geri çekilmiş ve ancak 2009 ortalarından itibaren tekrar artış göstermiştir.

Petrol fiyatlarındaki bu ciddi artış petrol piyasasına yeni bir değişkenin girmesine neden olmuştur. Bu değişken: kaya petrolüdür. Kaya petrolü üretimi Kuzey Amerika’da başlamış ve petrolün piyasalara sunumunun başlangıcı (ya da hissedilmesi) 2009 yılında gerçekleşmiştir. Kuzey Amerika’da 2000-2009 arası dönemde petrol üretimi artış/azalış trendi göstermeksizin ortalama olarak 14 milyon varil seviyesinde gerçekleşmiştir. 2009 yılından itibaren bu üretim her yıl sabit bir şekilde artmıştır. 2015 yılında Kuzey Amerika petrol üretim 21 milyon varile çıkmıştır ki bu 2009 öncesi döneme göre 7 milyon varil ilave petrolü işaret etmektedir.

Kuzey Amerika’da üretilen kaya petrolünün 2009 yılından itibaren küresel petrol piyasasındaki ekonomik ve siyasi dengeleri sarstığını söyleyebiliriz.  OPEC’in en önemli aktörü olan Suudi Arabistan kaya petrol üretiminin sürekli artış göstermesinden ve ayrıca Rusya’nın (uzun süredir), Irak’ın (son birkaç yıldır) ve İran’ın (ambargoların kalkması ile son birkaç aydır) petrol ihracatını arttırmasından oldukça huzursuzdur.

Arz yönünün yanında kısaca talep yönünü de açıklamakta fayda bulunmaktadır. 2000’li yılların başlarından itibaren başta Çin ve Hindistan olmak üzere az gelişmiş ülkelerin petrol talebinde ciddi artışlar gözlemlendi. 2000-2015 arası dönemde gelişmiş Batılı ülkelerinin petrol taleplerinde hemen-hemen hiç artış olmamasına rağmen küresel petrol talebinin günlük 76 milyon varilden 92 milyon varile yükselmesi tamamı ile gelişmekte olan ülkelerden kaynaklanmaktadır. 2000 sonrasında az gelişmiş ülkelerde gözlemlenen talep artışı aslında yukarıda bahsedilen üretim artışlarını gizledi ve 2012 yılına kadar OPEC proaktif bir stratejiden kaçındı. Bir bakıma küresel talepteki artış bazı şeyleri (kaya petrolü üretiminin artışının neden olabileceği piyasa kaybı risklerini) maskelemiş oldu.

OPEC ilk stratejik manevrasını 2012 yılında gerçekleştirmiş, petrol üretimini ciddi bir şekilde arttırmıştır[2]. 2015 yılında OPEC(özellikle Suudi Arabistan) petrol üretimini bir kez daha hissedilir düzeyde (günlük 1 milyon varilden fazla) arttırmıştır. OPEC’in petrol arzını arttırması küresel petrol fiyatlarının dramatik bir şekilde düşmesine neden olmuştur. Petrol piyasasında oluşan arz fazlası (petrol stoku artışı) nedeniyle petrol fiyatları 30$ seviyesine gerilemiştir.

OPEC’in ve özellikle Suudi Arabistan’ın izlediği “petrole boğma” stratejisini otonom ya da gelişigüzel bir karar olarak görmemek gerekir.  Fiyatlardaki düşüşün tüm petrol üreticilerini olumsuz etkileyeceği doğru olmakla birlikte, 50$’ın altında seyreden petrol fiyatının kaya petrolü üreticilerinin finansal zorluğa girmelerine ve hatta iflas etmelerine sebep olacağı bilinmektedir[3].  Son 1 yılda petrol fiyatlarının düşük seyretmesi nedeniyle birçok kaya petrolü üreticisinin iflas başvurusu yaptığı bilinmektedir[4]. 2016 Mayıs ayında Kuzey Amerika petrol üretiminin geçen senenin aynı ayına göre 850 bin varil azalması bu durumu doğrular niteliktedir.

Ocak-Mayıs ayı döneminde petrol fiyat oluşumuna etki edecek bazı olaylar meydana gelmiştir. Petrol arzına etki eden en önemli olay İran’ın petrol ihracatını arttırmasıdır. Uzunca bir süredir İran ambargolara maruz kalmaktaydı, ambargoların daha katı uygulandığı 2012-2015 arası dönemde İran’ın petrol ihracatı 1,1 milyon varile kadar geriledi. İran’ın nükleer faaliyetlerine yönelik ambargoların Ocak 2016 ortasında kalkmasının akabinde İran petrol ihracatını ambargo öncesi düzeye (ya da 2,5 milyon varil) çıkarmak istediğini ısrarla bildirdi[5]. İran ile ilgili bu gelişme küresel petrol arzına 1 milyon varil ilave petrol anlamına gelmektedir.

Petrol ihracatından elde edilen gelirlerin İran ekonomisinde oldukça önemli bir yeri vardır. İran ekonomisinin dış ticaret gelirlerinin %80’i ve kamu gelirlerinin (petrol nedeniyle oluşan dolaylı gelirlerin de dahil edilmesi ile) %70’i petrolden kaynaklanmaktadır. Petrol gelirlerinde meydana gelen dalgalanmalar dış ticaret dengesini, bütçe dengesini, enflasyon ve işsizlik oranlarını ve ekonomik büyüme rakamlarını olumsuz etkilemektedir. Bu nedenlerle İran’ın ambargo sonrasında azalan petrol ihracatını tekrar arttırmayı istemektedir. Petrol fiyatları düşük olsa dahi İran’ın petrol satışlarını arttırma isteği çekildiği piyasalara tekrar dönmek ve eski müşterileri ile uzun dönemli petrol satış sözleşmeleri imzalamaktır.

Diğer yandan dünya genelinde petrol üretimini azaltıcı olaylar da yaşanmıştır.  Kanada’da çıkan orman yangını, Nijerya ve Libya’da yaşanan çatışmalar petrol arzında azalmaya etki etmektedir. Talep yönünde ise bazı olumlu sinyaller gelmektedir. Özellikle Hindistan ve bazı az gelişmiş ülkelerden gelen olumlu büyüme verileri talebin artacağını göstermektedir.

2016 yılının sonlarına doğru petrol piyasasının daha dengeli bir rotaya gireceği tahmin edilmektedir. Küresel talepte artış yönlü bir kıpırdanma olsa dahi 2015 yılında uygulanan “petrole boğma” stratejisi nedeniyle artan stoklar petrol fiyatlarının hızlı bir artış göstermeyeceğinin habercisidir.  Bazı analistler stoklardaki şişkinliğin boyutunun çok fazla olması nedeniyle petrol piyasasının tam dengeye ulaşmasının birkaç yıl alacağını söylemektedir[6]. Eğer petrol fiyatları bu şekilde (50$-60$ bandında) bir rota izlerse bu durumdan belki de en zararlı çıkacaklar kaya petrolü üreticileridir.

Viyana’da petrol bakanları kota üzerine uzlaşamadıkları halde son derece mutlu görünmekteydiler. İşte bu mutlu tablonun belki de arkasında yatan neden 50$’lık bir fiyatın OPEC üyeleri için makul olarak kabul edilmesidir. Bu fiyat düzeyi kaya petrolü üreticileri için kâbusun devam etmesi anlamına gelmektedir. Ancak şunu da unutmamak gerekiyor: kaya petrolü tehdidi yüksek petrol rantlarının ortaya çıkma ihtimalini azaltmaktadır.

[1] 1973 yılında OPEC bazı Batılı ülkelere petrol satışı yapmayacağını açıklaması sonrasında petrol fiyatları kısa bir sürede 4 kat artmıştır. “Birinci Petrol Şoku” olarak isimlendirilen bu gelişme OPEC bakımından önemli bir milattır.

[2] Üretim artışı kararının arkasında başka nedenler de olabilir. Ancak OPEC’in ve özellikle de Suudi Arabistan’ın üretiminde gözlemlenen artışın temel nedeni kaya petrolü üretiminin sınırlandırılması olduğu birçok uzmanın ağırlıkla ittifak ettiği bir düşüncedir.

[3] Kaya petrolü üretim maliyeti konvansiyonel üretimden çok daha pahalıdır.    Çeşitli platformlarda kaya petrolünün birim maliyetinin 35-50$ bandında olduğu dile getirilmektedir. Oysaki Suudi Arabistan ve diğer OPEC üyesi ülkede bu maliyet 10$’ın altındadır.

[4] ABD’de Nisan ayında kaya petrolü çıkaran 50 civarında firmanın iflas başvurusunda bulundu. Ayrıca bu sektörde 350 bin Amerikalının işsiz kaldığı söyleniyor.

[5]Mayıs 2016 itibari ile İran’ın petrol ihracatı 1,8 milyon düzeyine döndüğünü görüyoruz.

[6]Bakınız IEA: https://www.iea.org/oilmarketreport/omrpublic/ [Erişim 23 Haziran 2016].

Zor Zamanda Siyaset Yapmak

Serhan Afacan

Geçtiğimiz hafta patlak veren Katar krizi bize gelişmelerin İran’ı da etkileyeceğini göstermektedir