Rus savaş uçaklarının İran’a girmesi ne anlama geliyor?

24.08.2016
Hakkı Uygur Başkan Yardımcısı

16 Ağustos Salı günü Rus savaş uçaklarının İran’daki askeri üslerdeki fotoğraflarının yayınlanması gözlemciler için bile oldukça şaşırtıcı bir haberdi. Halep etrafındaki rejim kuşatmasının yarılmasından sadece bir kaç gün sonra gerçekleşen olay İran’ın iç dengeleri açısından da bölgesel açıdan da önemli bir gelişme kabul edilmelidir. İran’ın içi açısından meselenin önemi bağımsızlık ve yabancı güçler konusunda aşırı hassas olduğu bilinen bir ülkede yabancı askerlerin varlığını kamuoyuna anlatmanın zorluğundan kaynaklanıyor. Özellikle haberin ilk olarak yabancı medyada yer alması, MGK Sekreteri Amiral Ali Şemhani gibi İranlı yetkililerin daha sonra ve üstü kapalı açıklamalarda bulunması tarihsel olarak Rus müdahaleleri konusunda kötü anılara sahip ülke içinde tepki çekti. Bu durum genellikle yoğun bir sansürden geçen resmi ve yarı resmi haber ajanslarındaki okuyucu yorumlarından da açıkça anlaşılabiliyor. Benzer şekilde İslamabad Milletvekili Haşmetullah Felahatpişe de Çarşamba günkü Meclis açık oturumunda ülke içinde yabancı askerlerin varlığına izin vermenin anayasanın 146. Maddesine aykırı olduğunu ileri sürdü. Söz konusu madde barışçıl amaçlarla da olsa ülkede yabancı bir üs kurulmasını açıkça yasaklıyor. Meclis Başkanı Ali Laricani ve Milli Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkanı Alaaddin Borucerdi gibi yetkililer ise Hamedan’daki Noje Üssü’nün Ruslara tahsis edilmediğini Rusların yalnızca geçici olarak üssün imkânlarından yararlandıklarını ileri sürdüler. Bu açıklamalara rağmen Meclis’in tamamen ikna olmadığı anlaşılıyor; zira aralarında farklı siyasi kanatlardan isimlerin de yer aldığı 20 milletvekili Perşembe günü yazılı bir önerge vererek Meclis’in bu konuyu kapalı bir oturumda görüşmesini istediler.

Rusya ve İran’ın neden böyle bir iş birliğine gittikleri hususunda farklı yorumlar yapılabilir. Öncelikle Rusların İran hava sahasını ve hava limanlarını kullanmalarının Moskova’nın Suriye’deki operasyonlarına ciddi bir lojistik katkı sağlayacağı aşikârdır. Rus savaş uçakları böylece çok daha az mesafe kaydetmek zorunda kalmakta, bunun sonucunda yakıt tasarrufu sağlayarak havadaki operasyon süresini uzatabilmektedir.  Aynı şekilde bu tasarruf Rus uçaklarına çok daha fazla mühimmat taşıma imkânı da vermektedir. Burada akla Lazkiye yakınlarındaki Rus üssünün neden tercih edilmediği sorusu gelebilir. Uzmanlar Suriye’deki Hmeymim Hava Üssü’nün stratejik Tu- 22 M ağır bombardıman uçakları için çok uygun olmadığını belirtiyorlar. Ağır uçakların iniş ve kalkış sırasında uzun pistlere ihtiyaç duydukları ve bu durumun çatışma ortamında sorun çıkarabileceği vurgulanıyor. Bununla birlikte söz konusu haberden bir gün sonra Hmeymim’de de yerleşik olan ve uzun pistlere ihtiyaç duymayan Skhoui-34 avcı uçaklarının da İran’dan kalkarak Suriye içindeki bombardımana katıldığının belirtilmesi meselenin yalnızca teknik bir zorunluluk olmayabileceği izlenimini güçlendiriyor.

Olayın zamanlamasına bakıldığında son dönemde Suriye’de gerçekleşen en belirgin saha gelişmesi şüphesiz Halep üzerindeki rejim ve Şii milislerin kuşatmasının kırılmasıdır. Kuşatmanın kırılmasında iki önemli etken göze çarpıyor. Birincisi muhaliflerin beklentilerin aksine rejimin eline en son geçen kuzey-batı yönündeki Kastello yolu üzerinden değil güney-batıdaki Ramuse bölgesi üzerinden saldırıya geçmiş olmalarıydı. Bunun yanı sıra kuşatmanın yarıldığı gün beklentilerin aksine Rus hava kuvvetlerinin aktif bir şekilde çatışmalara katılmadığı gözlendi. Bunda muhaliflerin Halep içinde lastikler yakarak görüş alanını kapatma gibi taktikleri de etkin olmuş olabilir. Bununla birlikte son dönemde zaman zaman rejim destekçisi Rus ve İran (hava-kara) güçleri arasında koordinasyonsuzluğun örnekleri de görülüyor. Bu durum geçmişte İranlı yetkililerin Rusları suçlamasına kadar varabilmişti. Benzer şekilde geçtiğimiz aylarda Beşşar Esed’in “önceliğimiz tüm Suriye üzerinde hâkimiyet sağlamak ” şeklinde konuşmasının ardından söz konusu ifadeleri Rus yetkililer tarafından kamuoyu önünde sert bir biçimde eleştirilmişti. Yine Rusların zaman zaman yanlışlıkla rejim yanlısı milis güçlerini vurdukları da biliniyor. Dolayısıyla Rusya operasyonlara aktif ve seri şekilde müdahale imkânının kısıtlandığı gerekçesiyle İran’ı üslerini açmaya ikna etmiş olabilir.

Öbür yandan olayla irtibatlandırılabilecek ve son dönemde yaşanan önemli bir diğer gelişme de Türkiye ve Rusya arasındaki yakınlaşmadır. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Putin arasında 9 Ağustos’ta Saint Petersburg’da gerçekleşen görüşme beklendiği gibi oldukça verimli geçmiş ve bir gün sonra askeri, istihbarat ve dışişleri yetkililerinden oluşan bir Türk heyeti Moskova’yı ziyaret etmiştir. Başbakan Binali Yıldırım hızla düzelen ikili ilişkilerin Suriye konusunda da etkilerini göstereceğini ve altı ay gibi bir sürede Suriye’de çok ciddi gelişmelerin kaydedilebileceğini açıklamıştır. Suriye hususunda olası bir Türk-Rus yakınlaşması uzun zamandır uluslararası basında dile getiriliyordu. Zira kanlı darbe girişiminden epey önce Türkiye Suriye konusunda Batılı müttefikleri tarafından yalnız bırakıldığını ve hayal kırıklığı yaşadığını dile getirmekten çekinmiyordu. Özellikle Türkiye’nin terör örgütü olarak kabul ettiği PYD’nin Batılı müttefikler tarafından askeri ve lojistik olarak güçlendirilmesi ve Suriye içindeki saha hâkimiyetini benzersiz bir biçimde artırması Türkiye’yi Suriye konusundaki önceliklerini yeniden değerlendirmek zorunda bırakmış durumda. Dolayısıyla özellikle son bir yıl içinde sahada yaşanan gelişmeler, Türkiye’nin sürekli olarak Suriye’nin toprak bütünlüğüne vurguda bulunan ve Beşşar Esed’in kalmasının kendisi için kırmızıçizgi olmadığını açıklayan Rusya’nın tezlerine yakın durmasına neden olmuş olabilir. Cumhurbaşkanının Rusya ziyareti sonrası Türk savaş uçakları Suriye hava sahası üzerinde yeniden operasyonlara başlamış, Rus basınında Türkiye’nin bir jest olarak İncirlik üssünü Rus uçaklarına da açabileceği yorumları yapılmıştır.

Rus-Türk yakınlaşmasının ve bunun Suriye üzerindeki muhtemelen yansımalarının ilgilendirdiği bölge ülkelerinin başında kuşkusuz İran geliyor. İran söz konusu yakınlaşmanın Suriye’de oyun değiştirici olabileceğinin farkındadır. Bu yüzden süratle Rus Türk yakınlaşmasının boyutunu ve etkilerini anlama çabasına girmiş, İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif 12 Ağustos’ta Türkiye’ye gelmiştir. İran kaynakları Zarif’in Türkiye’ye hareketinden hemen önce Rus mevkidaşıyla Rusya-Türkiye ilişkilerine dair son gelişmeleri değerlendirdiğini belirtmiştir. İran söylemlerinde Türk-Rus yakınlaşmasını desteklediğini ifade etse de Suriye’de iki ülkenin uzlaşmasıyla ortaya çıkabilecek yeni durumun kendi kırmızıçizgisi ilan ettiği Beşşar Esed’in orta vadede siyasi varlığını sürdürmesini imkânsız hale getirmesinden çekinmektedir. Dolayısıyla böyle bir zaman aralığında İran’ın beklenmedik bir şekilde “bağımsız duruşundan” taviz vererek ülkenin batısındaki hava üssünü Ruslara açması farklı bir anlam taşıyor da olabilir.

ABD de habere tepki göstermiş, Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mark Toner Rus uçaklarının İran’daki üsleri kullanmasının İran karşıtı yaptırımları ihlal edip etmediğinin araştırılacağını ayrıca bu konuşlandırmanın Suriye’deki krizin çözümüne bir fayda sağlamayacağını belirtmiştir. Bununla birlikte Irak’ta Amerikan Birliklerinin sözcüsü Albay Chris Garver Rusya’nın önceden söz konusu durumdan ABD’yi haberdar ettiğini söylemiştir. ABD’nin iddialarını kabul etmeyen Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ise BM kararlarına atıfta bulunarak İran’a savaş uçağı satılmadığını ya da İranlıların kullanımına sunulmadığını dolayısıyla Güvenlik Konseyinin 2231 sayılı kararının çiğnenmediğini savunmuştur. Öte yandan İsrail’de yayınlanan The Jerusalem Post gazetesi Rusya’nın İran ile bu kadar kapsamlı askeri ve stratejik işbirliği içine girmesinin nükleer anlaşma ile mümkün olabildiğini belirtmiştir. ABD içindeki farklı gruplarca da paylaşılan bu görüşe göre mezkûr anlaşma Tahran yönetimini uluslararası izolasyondan kurtarmış ve Rusların böyle bir adım atmasını mümkün kılmıştır.

Sonuç olarak İran ve Rusya arasındaki bu işbirliği Suriye merkezli gelişmelerden kaynaklanmış olsa da mevcut işbirliği daha kapsamlı geniş askeri ve stratejik işbirliğinin başlangıcı da olabilir. İranlı yetkililer uzun zamandır Rusya’yı Yemen krizine de müdahil etmek için ciddi bir uğraş verse de Ruslar şimdiye kadar bu hususta İran yanlısı bir tutum almaktan kaçınmışlardır. Hamedan’daki askeri üssün kalıcı olarak Ruslara tahsis edilmesi halinde Rus hava kuvvetleri Körfez üzerinden Yemen’e kadar olan bölgede ciddi bir varlık gösterebilecektir. Bu durum Çin’in de Suriye’ye askeri danışman göndermeye başladığı haberleriyle birlikte değerlendirildiğinde bölgedeki askeri-stratejik gelişmelerin gittikçe karmaşık hale geldiği ortaya çıkıyor.

Bu yazı 20.08.2016 Anadolu Ajansında Analiz Haber kısmında yayınlanmıştır. http://aa.com.tr/tr/analiz-haber/rus-savas-ucaklarinin-iran-a-girmesi-ne-anlama-geliyor/632042