1. Dünya Savaşı Sırasında Irak Şiilerinin Osmanlı’ya Karşı Tutumu

İngilizler Bağdat’ı işgal etmek istediklerinde Osmanlı İmparatorluğu’yla zaman zaman çatışan Irak Şiilerinin kendilerine destek vereceklerini düşündüler ancak beklenmedik bir direnişle karşılaştılar.

Osmanlı İmparatorluğu ve Irak Şiileri

Dinî ve etnik yapı bakımından çeşitlilik arz eden bir yapıya sahip olan Irak, bilhassa Şiilik tarihinde oldukça önemli bir yere sahiptir. Şiiliğin tarih sahnesine çıkmasından bu yana Şiilerin birçok dinî merasimi Irak'taki Necef, Kufe, Hille, Bağdat, Kerbela ve Samarra gibi önemli şehirlerde gerçekleştirilmiştir. Osmanlı İmparatorluğu, Safevi Devleti’nin himaye ettiği Irak'ta uygulamış olduğu Şiiliği yayma çalışmaları ve bu durumun Anadolu'nun içlerine kadar yayılması endişesiyle Irak'ı fethetmek istemiş, 1514 Çaldıran Savaşı ile Irak'ın kuzey bölgeleri ve daha sonra 1534'te Kanuni Sultan Süleyman'ın Irak Seferi ile Bağdat, Necef ve Kerbela şehirleri de Osmanlı himayesine girmiştir. Irak, 1622’de Bağdat merkezli bir isyanın ardından Safevilerin hâkimiyeti altına girmiş ve Safevi Devleti Sünnilere yönelik yine bir Şiileştirme politikası izlemiştir. 1638'e gelindiğinde Osmanlı İmparatorluğu Bağdat'ı geri almış ve Sünni kesime sahip çıkmasının yanı sıra Şiileri de kazanma çabası içine girmiştir. Hatta IV. Murat, Hz. Ali'nin mezarına ve Şiilerin kutsal beldelerine olan saygısını göstermek için Necef'e yalın ayak girmiştir. Osmanlı İmparatorluğu, Şii-Sünni kardeşliğini vurgulamak adına zaman zaman her iki mezhebin âlimlerince ortak hazırlanan bildiriler yayımlamıştır. Sünnilerin kutsal mekânları kadar Şiilerin kutsal mekânları da önemsenmiştir (Marufoğlu, 2003). Bu ve benzeri çabalara rağmen tarihî süreçte muhalif bir tavır içerisinde olan Şiilerin Osmanlı'ya karşı da aynı tavrı sergiledikleri görülmektedir. Tüm bunların yanı sıra Irak, Osmanlı himayesinde olmasına rağmen Safeviler bu bölgede Şiiliği yayma faaliyetlerini sürdürmüştür. Irak, Osmanlı ve Safeviler arasındaki en önemli mücadele alanlarından biri olmuştur. Bu mücadelenin asıl amacı her iki devletin de iktidarını daha sağlam kılmaya yönelik politikalar uygulamak olsa da mezhep faktörünün söz konusu mücadelede etkili olduğu görülmektedir (Hakyemez, 2016). Tüm bunlara rağmen Irak'ta Osmanlı hâkimiyeti süresince zaman zaman muhalif olaylar meydana gelse de ve Şiiler mezhebi açıdan Osmanlı'ya mesafeli dursalar da hiçbir zaman mezhebi bir Sünni-Şii çatışması olmamıştır. Bu durumda Irak'ın güçlü bir aşiret geleneğine sahip olması ve bu aşiretlerin her iki mezhebe de aidiyetinin bulunması önemli bir etkendir (Marufoğlu, 2003). Aksi durumda herhangi bir Sünni-Şii çatışması aşiretlerin iç çatışmasına dönüşebilirdi.

1. Dünya Savaşı Esnasında İngilizlerin Irak’ı İşgali ve Şiilerin Tutumu

1. Dünya Savaşı’nda Osmanlı İmparatorluğu bazen başarılı olduğu bazen de mağlup olduğu birden fazla cephede savaşmak zorunda kalmıştır. Irak Cephesi’nde verilen mücadelede de başarı ve mağlubiyet bir arada görülmüştür. İngilizler Kasım 1914’te Fav'a1 askerî çıkarma yaparak Irak'ı işgal etme girişimlerine başlamış; öncesinde de Körfez’in işgali için ön hazırlıklarını tamamlamış ve bazı önemli isimlerle birtakım anlaşmalar yapmıştır. Ancak bu anlaşmaların Şii ulema üzerinde bir etkisi olmamış aksine İngilizler Irak’ı işgal etmek istediklerinde Şiilerin tepkileriyle karşılaşmıştır (Abbas, 2013, s. 118). İngiliz kuvvetlerinin Fav’ı işgal etmesinden çok az bir zaman sonra Şii ulema hızlı bir şekilde İngilizlere karşı cihat ilan etmiş ve Irak’ta başlayan cihat hareketi ile mücahitler Basra tarafından gelen İngilizlere karşı savaşmaya başlamıştır. Iraklılar İngilizlerin bu saldırısı ile ağır tehlike altında olduklarını hissetmiş ve Kerbela, Necef ve Kazımiyye’de bulunan kutsal türbelerdeki din adamlarından ve Irak’ın farklı bölgelerinden yardım istemişlerdir. Şii din adamları ülkenin geri kalanındaki Şiilerin ve aşiret liderlerinin önde gelenlerine cihat ilanını bildiren ve ayaklanmaya katılmalarını isteyen telgraflar göndermiştir. Söz konusu bu telgraflar Basra’daki birçok din adamıyla önemli şahsiyetlerin imzalarını taşımaktaydı. Bu telgraflarda Basra’nın etrafının işgal güçleri tarafından sarıldığı, savunmada kendilerine yardım edilmesinin gerektiği, gerçekleşen bu hadiseden dolayı İslam’ın geri kalanı için de endişelendikleri vurgulanmıştır. Bu ve benzeri telgraflar mescitlerde okunmuş ve vaizler heyecanlı vaazlarıyla; İngilizlerin Irak’ı işgal etmesi durumunda mescitleri ve kutsal türbeleri yıkacaklarını, Kur’an’ı yakacaklarını; kadınları, yaşlıları ve çocukları katledeceklerini söylemiştir. Birçok Iraklı bu sözleri dinlemiş dükkânlarını kapatmış, caddeleri doldurmuş ve merciler, “İslamiyet’in varlığını savunmak için kâfirlere karşı cihadın gerekliliği” yönünde fetvalar yayımlamıştır (Abbas, 2013, s. 119). Müslümanlar camilerde toplantılar düzenlemiş ve bu toplantılarda vaizler halkı cesaretlendiren vaazlar vermeye devam etmiştir. Aralarında önemli aşiret büyüklerinin de olduğu bu toplantılardan birinde, şüphesiz Türkler ile din kardeşi olunduğu ve düşmana karşı ülkeyi savunmada onlara yardım edilmesinin zorunlu olduğu özellikle vurgulanmıştır. Elbette yapılan bu toplantılarda İngilizlerin işgal girişimine karşı başlatılan cihat hareketine muhalif isimler de çıkmıştır. Muhalif olan bu kimseler Müslümanların hâlihazırda İngilizlere karşı mücadele edecek yeterli güçlerinin olmadıklarını savunmuştur. Her ne kadar muhalif sesler çıksa da görünen o ki bu tür toplantılara katılanların büyük çoğunluğu İslam ülkelerinin geleceği için cihadın gerekliliği görüşünü savunmuştur. Öyle ki başlatılan bu cihat hareketi birçok merci ve takipçilerinin de desteğiyle Necef, Bağdat ve Kazımiyye’de oldukça hareketli bir hâl almış ve bu kutsal Şii kentleri arasında cihat için en coşkulu şehir Necef olmuştur. Burada Mehdi el-Haydari ve Şeyh Mehdi el-Halisi gibi isimler önemli rol oynamışlardır. Şeyh Mehdi el-Halisi, Sadâ el-İslam isimli gazetede “Kâfirlerle Cihatta Keskin Kılıç” isimli bir yazı yayımlayarak Müslümanları cihada davet etmiştir. Ayrıca işgal güçleri tüm ülkeyi terk edene kadar Müslümanların tüm mallarını cihat uğruna kullanmaları gerektiğini, buna karşı çıkanların cezaya çarptırılmalarını beyan eden fetvalar da yayımlamıştır (Abbas, 2013, s. 120-121). El-Halisi ve başka âlimler tarafından yapılan bu çağrılara Seyit Muhammed Said el-Habbubi, Seyit Ali ed-Damat ve Seyit Muhsin el-Hakim gibi önemli isimler de destek vermiştir. Tüm bu gelişmelerden ulemanın cihat konusunda birlik olduğu görülmektedir. Onlar hem birbirlerini hem de halkı, uğradıkları her şehirde cihada katılmaları konusunda teşvik edip bu yönde coşkulu fetvalar vermişlerdir. Bu kimseler öncülüğünde, aşiretlerin de katılımı ve desteğiyle sayıca oldukça fazla olan atlı ve silahlı kuvvetlerden oluşan mücahit birlikleri Osmanlı Komutanı Süleyman Paşa ile birlikte Irak’taki farklı cephelerde İngilizlere karşı savaşmışlardır. Bu cephelerin her birinde Şeyh Halisi ve oğlu Şeyh Mehdi, Şeyh Abdülkerim el-Cezayiri, Seyit Muhammed Tabatabai el-Yezdi ve Seyit Abdülrezzak el-Hilo gibi önemli isimler ön saflarda yer almıştır. Bu kimseler arasında Necef’ten çıkan ikinci kafilenin reisi olan el-Hilo, Basra’da bulunan Vali Cevat Paşa’dan yardım isteyen bir telgraf almış ve bu çağrı üzerine el-Hilo, Basra'daki aşiretlere ve onların takipçilerine, onları cihada ve İngiliz güçleri ile savaşmaya davet eden mektuplar yollamıştır. Bu birlikler önce Basra’ya daha sonra da Kûtü’l-Amâre’ye intikal ederek Osmanlı askerleriyle birlikte İngilizlere karşı savaşmışlardır. Daha sonraları gerçekleşen Kûtü’l-Amâre zaferi, Irak Cephesi’nin en önemli başarısı olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu zafer, Bağdat’ı ele geçirmeye yönelik planlar yapan İngilizlere karşı büyük bir darbe vurmuştur.

Irak’ta gerçekleşen hadiseler üzerine İstanbul’da bulunan İngiliz Büyükelçisi, İngiliz Dışişleri Bakanı’na kutsal Şii şehirlerindeki İngiliz konsillerine gerekli olan şeyin Şii müçtehitleri etkilemek ve onları kendi yanlarına çekmek olduğunu beyan eden ve yaşanan gelişmeler karşısında endişesini belirten bir telgraf göndermiştir. İngilizlerin bu tür yazışmalarının yanı sıra Osmanlı İmparatorluğu’nun resmî yazışmalarında da başlatılan bu cihat hareketi ile ilgili bilgiler yer almaktadır.

Belge 1

Belge 2

Kaynak: https://katalog.devletarsivleri.gov.tr

 

Yukarıda yer verilen Osmanlı arşivine ait belgelerde, 1. Dünya Savaşı sırasında Irak vilayetindeki yetkililerle yapılan yazışmalar bulunmaktadır. Önemli mercilerin isimlerinin yer aldığı bu belgelerde; cihat hareketinin seyri, fetvalar ve hareketin durumu sorgulanıp bu hareket yakından takip edilmiştir.

Sonuç

1. Dünya Savaşı’nın sonucunda Irak, İngilizlerce işgal edilmiş olsa da bu işgal süresince İngilizlerin beklediğinin aksine Şiiler, Osmanlı İmparatorluğu’nun yanında yer almıştır. Öyle ki Şiiler, cihat ilan ederek İngilizlere karşı var gücüyle mücadele etmiştir. Yaşanan bu hadiselerde Şii merciler, önemli din adamları ve aşiret liderleri Osmanlı silahlı kuvvetleriyle birlikte işgal güçlerine karşı topyekûn savaşmışlardır. Bu durum birtakım stratejik hesapların sosyolojik gerçekler karşısında aciz kalabildiğinin bir örneği olarak karşımıza çıkmaktadır.


1 Irak’ın Basra şehrinde olan bir yer.


Kaynaklar

Abbas, Z. (2013). Irak'ta Şii Merciliği'nin Siyasi Rolü. İstanbul: Önsöz Yayıncılık.

Hakyemez, C. (2016). Osmanlı-İran İlişkileri ve Sünni Şii İttifakı. İstanbul: Kitap Yayınevi.

Marufoğlu, S. (2003). Osmanlı Döneminde Irak Şiileri. Toplumsal Tarih, 98-101.

Osmanlı İmparatorluğu, Irak’ın İşgali, Şiiler, İngilizler, 1. Dünya Savaşı