11. Dönem İran Meclisi ve Fırsatlar

Hakkı Uygur Başkan Vekili

Katılımın düşük kalmasının sonucu olarak kahir ekseriyeti muhafazakâr milletvekillilerinden oluşan yeni Meclisin önünde önemli meydan okumalar bulunmaktadır.

İran’da şubat ayında yapılan Meclis seçimlerinin ardından oluşan 11. Dönem İslami Şûra Meclisinin ilk oturumu geçtiğimiz hafta gerçekleştirildi. Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin de açılış merasiminde konuşma yaptığı muhafazakâr ağırlıklı Meclisteki başkanlık seçiminde sürpriz yaşanmadı ve 260 geçerli oyun 230’unu alan asker kökenli Tahran eski Belediye Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, Meclis başkanı seçildi. Kalibaf’ın seçilmesiyle birlikte İran’da dengelerin adamı olarak bilinen Ali Laricani’nin 12 yıllık Meclis başkanlığı da sona ermiş oldu. Aile bağlarından dolayı hem ulema hem de bir süre görev yaptığı Devrim Muhafızları Ordusu ile MGK genel sekreterliğinden dolayı güvenlik bürokrasisi ile yakın ilişkilere sahip olan Laricani’nin siyasi hayatının geleceği şu an için belirsiz. Ancak kesin olan şey son birkaç yıldır ikballeri düşüşe geçen diğer kardeşleri gibi Ali Laricani de görevinden ayrıldı ve İran siyasetine damga vuran Laricani kardeşler dönemi kapanmış oldu.

İran’da izlenen seçim öncesi aday belirleme süreçleri aslında seçim sonuçlarını hatta katılım oranını büyük ölçüde tahmin etmeye imkân veren bir mekanizmaya sahip. Özellikle Hamenei’nin 30 yıllık yönetimine damga vuran bu anlayışa göre ülke kendisini güvende ve güçlü hissettiğinde nispeten geniş yelpazeden adayların katılımıyla düzenlenen seçimlere vize verilirken iç ya da dış politikadaki türbülanslı dönemlerde ise katılımdan taviz vermek pahasına daha korumacı ve tek sesli seçimlerin düzenlenmesi tercih ediliyor. Nitekim Hamenei’nin liderliğine açıkça meydan okuyan reformcuların ağırlıklı olduğu 6. Dönem Meclisinin ardından gerçekleştirilen 2004 yılındaki 7. Dönem Meclis Seçimleri ve yine aynı şekilde ABD’nin maksimum baskı stratejisi altında gerçekleştirilen bu dönemki Meclis seçimleri incelendiğinde demek istediğimiz husus daha iyi anlaşılacaktır. Dolayısıyla bu ağır şartlar altında güvenlik-özgürlük dengesinden güvenlik yönünde taviz verilmiş, bunun sonucunda yalnızca Devrim tarihinde ilk asker kökenli Meclis başkanı seçilmekle kalmamış 40’ın üzerinde asker kökenli milletvekili de Meclise girmiştir. Reformcu ve ılımlı aday adaylarının Anayasa Koruyucular Konseyi tarafından büyük oranda diskalifiye edilmesi beklendiği gibi başta büyükşehirler olmak üzere katılımı ciddi seviyede azaltmış ve resmî verilere göre başkent Tahran’da katılım %25’te kalırken ülke genelinde %40’lardaki katılım seviyesi 1979’dan beri en düşük katılımlı seçimler olarak tarihe geçmiştir.

Katılımın düşük kalmasının sonucu olarak kahir ekseriyeti muhafazakâr milletvekillilerinden oluşan yeni Meclisin önünde önemli meydan okumalar bulunmaktadır. Ocak ayında gerçekleşen Kasım Süleymani ve beraberindekilerin öldürüldüğü hava saldırısının gösterdiği üzere 40 yıldır inişli çıkışlı seyreden ABD-İran ilişkileri yeni bir gerginlik seviyesini test etmektedir. Yine 21 Mart’ta başlayan İran yeni yılı ile birlikte açıklanmaya başlanan eski yıla ait resmî istatistikler İran ekonomisinin sert bir iniş için hazırlandığını açıkça ortaya koymaktadır. Böylesi güvenlik ve ekonomi eksenli tehditler karşısında yeni Meclisten beklenen temel görev; iki alanda da temel karar alıcı olan güvenlik bürokrasisinin politikalarına uygun söylemin desteklenmesi ve aykırı seslerin bastırılmasıdır. Bu bağlamda Meclis, Kalibaf’ın ilk konuşmasında işaretlerini verdiği üzere ağırlaşan ekonomik şartlardan Ruhani yönetimini sorumlu tutacak, ABD ile müzakereler konusunda ılımlı mesajlar vermeye devam eden Zarif gibi isimleri baskı altına alacak, gerekirse bazı bakanlarını görevden alarak bir yıldan az bir görev süresi kalan Ruhani hükûmetini iyice işlevsiz bırakacaktır. Son seçimlerde Ruhani’nin iki rakibi olan Ayetullah Reisi ve Kalibaf’ın yargı ve yasama erklerini elinde tutması Ruhani’nin etrafındaki çemberi iyice daraltacaktır. Görev süresinin sona ermesinden sonraki pozisyonuna dair siyasi değerlendirmeleri şimdiden yapmaya başlamış olan Hasan Ruhani’nin ise bu baskılara direnmesi beklenmiyor.

Son olarak Ankara’ya yapacağı ziyareti Türkiye’nin Suriye’de düzenlediği operasyonları gerekçe göstererek iptal eden Ali Laricani’den sonra Kalibaf ile birlikte sağlanan kan değişimi, Türkiye-İran ilişkilerine olumlu bir etkide bulunabilir. Nitekim TBMM Başkanı Mustafa Şentop ile yapılan tebrik görüşmesinde Kalibaf’ın son derece olumlu bir dil kullandığı ve Türkiye ile dostluk grubunun bir an önce çalışmalarına başlayacağını belirtmesi dikkat çekmişti. En son geçtiğimiz hafta sınır muhafızları PKK/PJAK tarafından saldırıya uğrayan ve üç askerini daha kaybeden İran’ın yılbaşından beri terör örgütüne verdiği kayıplar yüze yaklaşmış ve bu durum bazı bölgelerde halkın tepkilerine yol açmaya başlamıştır. Sosyal medyada da büyük yankı bulan bu eleştirilerde Türkiye’nin bölücü örgüte karşı yürüttüğü anti terör operasyonlarına büyük tepki gösteren bazı milletvekillerinin İran askerlerinin hayatına kasteden terör örgütlerine karşı neden sessiz kaldığı sorgulanmaktadır.

Türkiye, yetkililerin dilinden sürekli tekrarladığı üzere başta PKK/PJAK/YPG gibi terör örgütleriyle mücadelede, Suriye’de Astana Süreci ile başlayan siyasal geçiş süreci ve küresel salgınla iki ülkeyi de etkileyen ekonomik kriz gibi konularda İran’la iş birliğine açıktır ve bu bağlamda son yıllardaki iç dengeler açısından selefinden daha güçlü pozisyonda bulunan Kalibaf’ın Meclis başkanlığı yakın dönemde meydana gelen bazı yanlış anlaşılmaların bertaraf edilmesinde rol oynayabilir.


Bu makale ilk olarak 4.6.2020 tarihinde TRT Farsça'da yayımlanmıştır.

https://www.trt.net.tr/persian/brnmh-h/2020/06/04/mjls-yzdhm-yrn-w-frsthy-pysh-rw-1429562

İran Meclisi, Kalibaf, Türkiye, İran

Irak Başbakanı Mustafa Kazımi’nin Milisler Karşıtı Son Hamlesi

Hakkı Uygur

Son gözaltı olaylarıyla düne kadar özel kalem müdürünü seçmede zorlanan bir Başbakan yerine çok daha muktedir bir Mustafa Kazımi figürü ortaya çıkmış durumdadır.

Sezar Yaptırımları ve Astana Süreci’ne Etkileri

Hakkı Uygur

Gelinen noktada Astana Süreci eğer varlığını devam ettirecekse bu ancak Cenevre Görüşmeleri ile zaten başlayan siyasi geçişe hız kazandırma yoluyla olabilecektir.