1398 Yılında İran Sineması

Umut Başar Kıdemli Uzman, Kültür ve Toplum

Yaptırımların gölgesi de üzerinden eksilmediğinden bu aralar bir daralma sürecini tecrübe eden İran sineması bütün zorluklara rağmen sanatsal değeri yüksek, kaliteli yapımlar çıkarabiliyor.

İran için 1398 yılı [21 Mart 2019-20 Mart 2020] gerçekten birçok açıdan zorlu geçti. Amerika’nın tek taraflı yaptırımları bütün toplumsal kesimler tarafından ciddi bir şekilde hissedilirken Tahran yönetimi; sel, deprem, uzun süreli sokak gösterileri, General Kasım Süleymani’nin cenazesindeki izdiham, Ukrayna’ya ait yolcu uçağının “yanlışlıkla” düşürülmesi ve son olarak koronavirüs salgını gibi epeyce can sıkan bir dizi olayla baş etmek durumunda kaldı. Bu gelişmeler diğer pek çok alan gibi İran sinemasını da etkiledi. 1398 yılında İran’da 83 film gösterime girdi ve toplamda 296 milyar 434 milyon tümen (piyasa kuruyla yaklaşık 19 milyon dolar) kadar gişe hasılatı elde edildi. Bu rakam bir önceki sene 242 milyar tümen (yaklaşık 15.5 milyon dolar) civarındaydı. Gişe hasılatından elde edilen gelirinin yükselişini yüksek enflasyonla birlikte artan bilet fiyatlarına bağlamak mümkün. Zira İran’da sinema sektöründe uzun yıllardan sonra ilk defa bu yıl seyirci sayısı bir önceki yıla göre artış kaydetmediği gibi geriledi. Öyle ki geçen yıl İran genelinde 26.622.323 kişi sinemaya gitmişken bu rakam yaklaşık %3 gerilemeyle 25.717.242’ye düştü. Bu gerilemede en önemli etken kuşkusuz yaptırımların yarattığı ekonomik buhrandır. Öte yandan zikredilen 26.622.323 kişilik toplam seyircinin yaklaşık 12 milyonunu başkent Tahran oluşturmaktadır. Tahran’ın toplam gişe hasılatındaki payı ise 170 milyar tümen (yaklaşık 10 milyon 800 bin dolar) kadardır. Ülkenin geriye kalanın tamamında ise yaklaşık 14 milyon seyirci sinemaya gitmiştir. Bu rakamlar, İran’da başkent Tahran dışındaki şehirlerde sinemaya ilginin nispeten düşük olduğunu ortaya koymaktadır. Son olarak ülkede en çok seyirci çeken sinema salonları ise Kuruş (Tahran), Azadi (Tahran), İranmall (Tahran), Bağ-ı Kitap (Tahran), Hoveyza-yi Meşhed, Megamall (Tahran), Atlas-ı Meşhed, Şehr-i Afitab-ı Şiraz, Çarsu (Tahran) ve Pardis-i Millet (Tahran) olmuştur.

Ayrıca İran sinemasında yaprak dökümü bu yıl da devam etti. Muhammed Muti, Cemşid Meşayihi, Perviz Behram, Daryuş Esedzade, İbrahim Abadi, Veliyullah Şirendami ve Şehla Reyahi gibi çoğunlukla Devrim öncesi filmlerde boy gösteren oyucunlar vefat etti.

Gişe Rekortmeni Filmler

1398 yılının en çok gişe hasılatı yakalayan filmi, yapımcı ve yönetmenliğini Mustafa Kiyai’nin yaptığı “Mutrib” isimli komedi oldu. 16 hafta kadar gösterimde kalan filmin başrollerinde Perviz Perastuyi ve Elnaz Şakirdust gibi İran sinemasının meşhur oyucuları yer aldı. Film ayrıca Abulhasan Davudi’nin yönetmenliğini ve Rıza Attaran’ın başrolünü üstlendiği, geçen yılın gişe rekortmeni olan “Hazerpa (Kırkayak)” isimli bir diğer komedinin hasılatını 500 milyon tümen (yaklaşık 32.000 dolar) kadar geçmiş oldu. Mutrib’in neredeyse tamamının İstanbul’daki muhtelif mekânlarda çekilmiş olmasıysa ayrıca dikkate değer.

Gişe hasılatı açısından ikinci sırayı, yönetmenliğini Said Rustayi’nin yaptığı “Metri Şiş u Nim (Metresi Altı Buçuk)” aldı. Sosyal bir dramın işlendiği film, Nevid Muhammedaza, Peyman Maadi ve Perinaz İzedyar’ı bir araya getirmesi bakımından yıldızlar karması gibiydi. 28 milyar tümen (yaklaşık 1 milyon 194 bin dolar) gişe hasılatı elde eden film bu yönüyle ünlü yönetmen Asgar Ferhadi’nin ödüllü filmi “Furuşende’yi (Satıcı)” geride bırakarak İran sinemasında komedi türü dışında en çok hasılat elde eden film unvanına da sahip oldu.

Mesut Atibayi’nin yönetmenliğindeki “Teksas 2” ve Menuçehr Hadi’nin “Rahman 1400” isimli komedi filmleri gişe hasılatı bakımından üçüncü ve dördüncü sırayı aldı. Beşinci sırada ise Nergis Abyar’ın yönetmen koltuğunda oturduğu “Şeb-i ki Mah Kâmil Şod (Dolunay Gecesi)” isimli dram yer aldı. Başrolünde gene Elnaz Şakirdust’un görüldüğü film, 20 hafta kadar gösterimde kaldığı gibi ulusal festivallerde birçok ödül aldı.

1398 yılında İran’da gişe hasılatı açısından gerek ipi göğüsleyen ilk beş film gerekse de sıralamaya girebilen ilk 15 filme dikkat edildiğinde komedi türündeki yapımların çoğunluğu oluşturması dikkat çekiyor. İran’da geçen yıllarda da benzer bir tablo vardı. İran toplumunun komedi filmlerine yönelmesinin farklı sosyolojik sebepleri olmakla birlikte esas şaşırtıcı olan komediden sonra en çok hasılat yapan filmlerin toplumsal dram türündeki yapıtlar olmasıdır. Dram zaten İran sinemasının kuvvetini ve yaratıcılığını daha belirgin gösterebildiği bir alan. Ancak birbirine taban tabana zıt görünen iki türün bir arada İran toplumuna cazip gelmesi üzerinde düşünmeye değer.

Tartışmalar

Bu yıl da İran sinemasında tartışmalar eksik olmadı. Ancak bunlar içerisinde kuşkusuz en beklenmediği bazı İranlı sanatçılar tarafından ülkedeki en önemli sinema organizasyonu olan Fecr Film Festivali’nin boykot edilmesiydi. Ukrayna uçağının insani hata sonucunda düşürülmesi İran’daki pek çok sosyal kesim gibi sinema sanatçıları arasında da tepki çekti. Terane Alidusti gibi bazı tanınmış oyuncular, Festival'in propaganda yönüne dikkat çekerek bu organizasyona katılmayacağını vurguladı. Denebilir ki boykot çağrıları sanatçıları ikiye böldü ve bu konuda en çarpıcı tartışma oyuncu Şahap Hüseyni’yle ünlü yönetmen Mesud Kimyayi arasında yaşandı. Şahap Hüseyni’nin oyuncu ve yapımcılığını üstlendiği “Şin” isimli korku filminin Festival kapsamındaki gösteriminden sonra düzenlenen toplantıda, Kimyayi’ye sert sözlerle çıkışması tartışmayı alevlendirdi. Bu durum özellikle sosyal medya üzerinden Hüseyni’ye tepki yağmasına yol açtı.

Festival'deki bir diğer tartışma ise Türkçe filme Farsça altyazı meselesiydi. Festival'de yarışmaya hak kazanan Türkçe “Atabay” filminin gösteriminden sonra düzenlenen basın toplantısında yaşanan tartışma ülkenin de gündemine oturdu. Filmin senaristi Hadi Hicazifer’le yapımcı ve yönetmeni Niki Kerimi’nin seyirciyle buluştuğu toplantıda bir gazeteci, “İran’ın resmî dili Farsçadır. Bu nasıl bir yapımdır ki İranlı izleyiciler, İran filmini Farsça altyazıyla izlemek zorunda kalıyor?” şeklinde bir soru sorunca hem Kerimi’den hem de Hicazifer'den tepki geldi. Gazetecinin ülkenin resmî dilini vurgularken “Farsi” yerine milliyetçilere özgü bir deyiş olan “Parsi”yi tercih edişine, Hicazifer’in İran Anayasası’na göndermede bulunduktan sonra “[Ülkede] ortaya çıkan ayrılıkçı fikirler bu bakış açısının ürünüdür.” diyerek karşılık vermesi dikkat çekti. Konu bir anda sosyal medyadaki önemli siyasi tartışmalardan biri hâlini aldı.

Bu yılın en çok gişe hasılatı yapan filmlerin biri olan “Şeb-i Mah Kâmil Şod (Dolunay Gecesi)” de siyasi tartışmalara kapı aralayan bir başka yapımdı. Bir taraftan takdir diğer taraftan ise eleştiri alan film, konu olarak İran’ın Sistan ve Beluçistan bölgesinde faaliyet gösteren terör örgütü Cundullah’ın gölgesinde, filmin başlangıcında belirtildiği üzere gerçek bir aşk hikâyesini anlatıyor. İran ve Pakistan’da çekilen yapıma gelen eleştiriler, filmin Sistan ve Beluçistan’daki bölge halkını dolaylı bir şekilde zan altında bıraktığı yönündeydi. Esasen etnik hassasiyetin yüksek olduğu bir meselede tartışmaya mahal vermeyecek bir yapım ortaya koymak kolay değildir.

Bu yıl kendisinden en çok söz ettiren isimlerden biri de tanınan oyuncu Mehnaz Afşar’dı. Afşar, daha çok komedi ve romantik türdeki filmlerle ünlenmiş bir isim olsa da son yıllarda sanat değeri yüksek yapımlarda kendini göstermeye başladı. Buna paralel bir şekilde İran’daki siyasi ve sosyal meselelere daha çok eğildiği görülüyor. Bununla da yetinmeyerek özellikle sosyal medyada takındığı muhalif politik tutum sebebiyle birçok tartışmaya müdahil olmakta.

Uluslararası Ödüller

İran sineması bu yıl zikretmeye değer iki uluslararası ödülün de sahibi oldu. Muhammed Resulof’un yönettiği “Şeytan Yoktur” isimli film Şubat ayında düzenlenen 70. Uluslararası Berlin Film Festivali’nde en iyi film dalında verilen “Altın Ayı” ödülüne layık görüldü. Resulof 2017 yılında Antalya Film Festivali'nde de ödül almıştı. İran Sinema Evinin çabalarına rağmen ünlü yönetmenin yurt dışı çıkış yasağı sebebiyle katılamadığı Festival'de, ödülü babası adına kızı Baran aldı. Ödül aldıktan sonra basında filmin izin alınmadan çekildiğine dair iddialar yer aldı.

Son olarak kasım ayında 30. Uluslararası Stockholm Film Festivali'nde İran’ı temsil eden “Metri Şiş u Nim (Metresi Altı Buçuk)” isimli yapımdaki rolü sayesinde tecrübeli aktör Peyman Maadi, “Bronz At” ödülüne layık görüldü. Böylelikle Maadi, Avrupa ve Amerika dışında bu ödülü kazanan ilk oyuncu oldu. Söz konusu filmdeki performansıyla İran’daki 37. Fecr Film Festivali’nde “En İyi Erkek” ve “En İyi Erkek Başrol Oyuncusu” ödüllerini de kazanmıştı.

Sonuç

İran sineması, İran İslam Devrimi’nden bu yana uluslararası prestijli ödüller almakla birlikte daha çok içe dönüktür ve yerel bir perspektifte ilerlemektedir. Yaptırımların gölgesi de üzerinden eksilmediğinden bu aralar bir daralma sürecini tecrübe eden İran sineması, bütün zorluklara rağmen sanatsal değeri yüksek, kaliteli yapımlar çıkarabiliyor. Fakat ülkedeki ekonomik zorluklardan her sektör gibi payına düşeni alıyor. Gene de 1398 yılı İran sineması açısından hareketli bir yıl oldu. Bir ülkedeki siyasi atmosferin kültürel bir saha olan sinemaya yansımaması düşünülemez. Ancak geçen yıllara nazaran ülkedeki sosyopolitik gündem bu sene daha görünür bir şekilde sinema sektörüne yansıdı. Maalesef koronavirüs salgını sebebiyle bütün dünyada olduğu gibi hâlihazırda sinema salonları İran’da da tatil olduğu için yeni yıla sinema adına parlak bir giriş yapılamadı.

İran, Sinema, Ödüller, Tartışmalar, 1398 Yılı

İran’da İslami Feminizm Hareketi

Umut Başar

İslam Devrimi’nden sonra ülkedeki kadın hareketleri farklı bir mecraya girmiş ve Devrim’den sonra girişilen İslami toplum inşa sürecinde, doğal olarak kadının toplumdaki rol ve sorumluluklarına bakış değişmiştir.

Franklin Yayınevinin Tahran Şubesi ve İran Kültür Hayatına Katkısı

Umut Başar

İran’ın hızla Batılılaştığı bir zaman aralığında Franklin Yayınevi Tahran Şubesi, Amerikan kültürünün geniş kitleler tarafından tanınmasına kapı aralamıştır.