ABD Başkanlık Seçimleri ve İran

Hakkı Uygur Başkan Vekili

3 Kasım Salı günü gerçekleşen seçimlerin galibi kim olursa olsun, ABD’nin İran’a yönelik politikalarında yeni bir dönemin başladığını ifade etmek gerekiyor.

Aylardır beklenen ABD başkanlık seçimleri nihayet gerçekleşti. Beklendiği üzere kıran kırana geçen rekabetin sonucu, bu yazı kaleme alınırken henüz belli olmamıştı. Kesin olan şey ABD’li anket şirketlerinin ve ana akım medyasının geçen seçimlerde olduğu gibi bu seçimlerde de başarısız bir sınav verdiği. Başkalarını sürekli olarak objektif ve gerçeklikten uzak olmakla, “wishful thinking” ile suçlayan uluslararası itibara sahip kurumların bu durumları, ABD’nin dünya politikasındaki görece güç kaybının bir diğer yansıması olarak değerlendirilebilir.

İranlı ünlü General Kasım Süleymani’nin, Ocak 2020’de Bağdat Havaalanında yanındaki yakın kurmayları ile birlikte öldürülmesinden sonra ciddi bir tırmanışa geçen ABD-İran gerilimi ile ilgili o tarihten itibaren yapılan birçok değerlendirmede, kasım ayındaki ABD başkanlık seçimlerinin ikili ilişkilerde ciddi bir dönüm noktası olabileceği ifade ediliyordu. Bu durumun farklı nedenleri bulunuyor; öncelikle Mayıs 2018’den itibaren ciddi baskılara maruz kalmakla birlikte Tahran, temel politikalarında bir değişikliğe gitmediği gibi KOEP’teki taahhütlerini adım adım azalttı. Diğer yandan ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun açıkladığı 12 şartın içinde yer alan füze teknolojilerinde ve bölgesel politikalarında da geri adım olarak nitelendirilebilecek hiçbir adım atmadı. Bu nedenden dolayıdır ki başta Demokratlar olmak üzere Trump karşıtı birçok çevre, Nükleer Anlaşma’dan çıkmanın bir hata olduğunu ve bu adımın ABD açısından hiçbir kazanımı olmadığını savundu.

Trump yönetimi ise bu suçlamalara karşılık uygulanan ağır yaptırımlarla İran ekonomisinin çökmenin eşiğine geldiğini, 100 milyar doları aşan döviz rezervlerinin iki yıl içinde eridiğini ve çok kısa süre içinde yeni ve daha iyi bir anlaşmanın imzalanacağını ileri sürdü. Seçilmesi hâlinde Trump’ın özellikle seçim kampanyasında tekrarladığı bu savın gerçekten de bir stratejiye mi dayandığını yoksa seçimlerde kendi tabanına yönelik geliştirmiş olduğu kuru bir söylem mi olduğunu göreceğiz. Ancak sürekli olarak “Tekrar seçilirsem İran’la çok kısa süre içinde masaya oturacağım.” demesinin ardında bir plan bulunuyor olabilir. Son dört yıldır büyük baskılara rağmen geri adım atmayan Tahran’ı, çok kısa süre içinde ikna etmek için Trump’ın çok büyük bir havuç ya da sopa kullanması gerekecektir. Seçimin hemen ardından İran medyasının yeni füze üslerini göstermesi ya da DMO Komutanı’nın “Eliniz tetikte olsun!” demesi, İran’ın kötü senaryoları da tamamen dışlamadığını ortaya koyuyor.

Öte yandan çok çekişmeli sürecin ardından Biden’ın seçilmesi hâlinde ise Washington’ın İran politikalarında ciddi değişiklikler meydana gelebilir. Bunların başında, İran’daki beklentiler doğrultusunda özellikle Süleymani suikastı sonrası oluşan ağır psikolojik havanın dağılması geliyor. Bu durum ABD ile anlaşma taraftarı olan Ruhani hükûmetinin elini ciddi ölçüde güçlendirecek, muhtemelen altı ay sonraki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Ali Laricani gibi Ruhani çizgisine yakın isimlerin seçilme şansını artıracaktır. Bu husus ise gittikçe sandıktan umudunu kesen kesimlerin yeniden seçimlere katılımını sağlayabilir. Yine de Biden’ın seçilmesi hâlinde bile kısa süre içinde Obama’nın ikinci döneminde olduğu gibi İran’ın ekonomik ve bölgesel politikalar konusunda rahatlaması beklenmiyor. Öncelikle KOEP’e dönüşün taraflarca nasıl sağlanacağı muamma. Örneğin Biden önce İran’ın azalttığı taahhütleri tamamen yerine getirmesini beklediğini söylerken Tahran, ilk adımın ABD’den gelmesi konusunda ısrarcı. Ayrıca Biden, defaatle İran’ın geliştirmeye çalıştığı silah teknolojisinden ve bölgesel politikalarından rahatsızlığını ifade etmiş durumda. Hatta Anlaşma’nın mimarlarından olan Joe Biden; bu konularda da İran ile yeni bir masa kurulması gerektiğini, Tahran’ın anlaşmaya yanaşmaması hâlinde tekrar yaptırımlara başvurulabileceğini açıklamıştı. Unutmamak gerekir ki her ne kadar Trump yönetimi tarafından oldukça etkili bir şekilde kullanıldıysa da yaptırımların yıkıcı bir şekilde kullanılmasının fikir babası ve uygulayıcısı, Obama yönetimi ve Demokratlar olmuştur. Ayrıca iki yıl süren şiddetli yaptırımların ardından İran yönetimi, masaya oturmaktan başka bir çare görememiştir.

Sonuç olarak 3 Kasım Salı günü gerçekleşen seçimlerin galibi kim olursa olsun, ABD’nin İran’a yönelik politikalarında yeni bir dönemin başladığını ifade etmek gerekiyor. Trump’ın ya da Biden’ın başkan olması, yalnızca iki ülke arasındaki ekonomik, askerî, siyasi ilişkileri değil aynı zamanda İran iç politikasının evrileceği rotayı da etkileyecek. Bu durum, İran ve Çin arasında planlanan 25 Yıllık Stratejik İş Birliği Anlaşması’na dahi etki edecektir. Elbette bu iki ekibin İran politikalarındaki farklılıklarının Türkiye’ye de farklı şekillerde yansımaları olacak. Bunların daha derinden değerlendirilebilmesi için önce başkanın, daha sonra da yakın çalışma ekibinin netleşmesi gerekiyor. Kesin olan husus ise her iki durumda da İran’ın, Beyaz Saray’ın bölge politikalarındaki önemli yerini koruyacağıdır.


Bu makale ilk olarak 5.11.2020 tarihinde TRT Farsça'da yayımlanmıştır.

https://www.trt.net.tr/persian/thlyl-w-gzrsh/2020/11/05/ntkhbt-ryst-jmhwry-amrykh-w-yrn-1522450

ABD, Trump, Biden, Seçim, İran, Dış Politika

Muhsin Fahrizade Suikastının Anlamı

Hakkı Uygur

İsrail, İran’ın fevri davranmasını ve bir hesap hatası yaparak bölgesel büyük bir çatışmanın fitilini ateşlemesini umuyor.

Biden’ın Öncelikleri ve İran

Hakkı Uygur

Demokrat yönetimin, İran’ın füze teknolojisi ya da bölgesel etkinliği konusundaki tutumu en az Cumhuriyetçiler kadar hassasken aynı zamanda insan hakları gibi konuları da gündemlerine alacakları düşünülüyor.