ABD’nin Nükleer Anlaşmadan Çekilmesinden Sonra Çin ve İran

ABD'nin nükleer anlaşmadan çekilmesinden sonra anlaşmayı hayatta tutacak bütün yolların Brüksel'e çıktığı görülmektedir.

ABD'nin nükleer anlaşmadan çekilmesinden sonra anlaşmayı hayatta tutacak bütün yolların Brüksel'e çıktığı görülmektedir. Ancak İran'ın birinci sıradaki ticaret partneri, İran petrolünün en büyük ithalatçısı, ülkedeki başat yabancı yatırımcı ve barışçıl nükleer iş birliğinin devamı için kilit önemdeki Pekin, nükleer anlaşma konusunda hâlâ düşük profilli bir diplomasi yürütmektedir. Peki ABD'nin nükleer anlaşmadan çekilmesi İran-Çin ilişkilerini nasıl etkileyecektir?

Çin'in nükleer anlaşmaya karşı tutumunu ve İran'la olan ilişkilerini teknik ve politik açıdan belirleyen faktörlerin başında Arak reaktörünün yeniden inşası için İran'la yaptığı iş birliği gelmektedir. Nükleer anlaşmaya göre P5+1 ülkelerinin İran'ın bu reaktörü yeniden yapılandırmasına ve işletmesine yardımcı olması gerekmektedir. Çin de anlaşma çerçevesinde Arak reaktörünün yeniden tasarlanması ve modernleştirilmesinde kilit bir rol üstlenmiştir. Bu nedenle Nisan 2017'de İran ve Çin, Arak reaktörünün yeniden inşası için Viyana'da 200 sayfalık bir anlaşma imzalamışlardı. Öte yandan ABD de reaktörün yeniden tasarlanması ve modernizasyonunda teknik destek vermekten sorumluydu. Artık ABD'nin anlaşmadan çekilmesinden sonra Çin, İran'la çalışma konusunda yeni politik ve teknik sorunlarla karşı karşıya kalmış durumdadır. Çin 1990'larda, ABD baskısı nedeniyle İran ile olan nükleer iş birliğini sona erdirmişti. Mevcut koşullarda Çin'in İran'la çalışmaya devam edip etmeme kararı, nükleer anlaşmaya karşı tutumu ve İran'la ilişkileri konusunda belirleyici bir faktör olacaktır.

Ayrıca daha geniş bir perspektiften bakıldığında yeni koşullar dahilinde İran-Çin ilişkilerinde meydana gelecek değişimlerin kapsamı büyük ölçüde İran ile AB arasındaki müzakerelerin sonucuna bağlı olacaktır. İran ve AB anlaşmayı sürdürme hususunda mutabık kalırsa Çin de anlaşmayı ayakta tutmaya yardımcı olacaktır. Angela Merkel’in yakın zamanda Pekin'e yaptığı ziyarette Çin’i İran anlaşmasını kurtarmak için Avrupa’nın ortaya koyduğu çabaya dahil etmek istemesi de bundan kaynaklanmaktadır. Ancak müzakereler başarısız olur ve anlaşma tamamen ortadan kalkarsa İran-Çin ilişkileri daha karmaşık bir hal alacak ve muhtemelen ciddi kısıtlamalarla karşılaşacaktır.

Ekonomik açıdan, Avrupalı muadilleri gibi büyük Çin şirketleri de günümüz uluslararası politik ekonomisinin küresel değer zincirinin (Global Value Chain/GVC) farklı sektörlerinde faaliyet göstermekte ve bu zincire bağımlı bulunmaktadır. ABD’nin devreye sokacağı müeyyideler bu şirketlere ağır maliyetler yükleyebilir. Örneğin Total'in, Faz 11 Güney Pars gaz sahasının geliştirilmesi için imzaladığı 4.8 milyar dolarlık projedeki faaliyetini durdurmasıyla (ki bu proje nükleer anlaşmanın yürürlüğe girmesinden bu yana imzalanan en önemli yatırım anlaşmasıdır) projenin %30'una sahip olan Çin Ulusal Petrol Şirketi (CNPC) İran'la çalışma konusunda yeni zorluklarla karşılaşacaktır. Yaptırımlar yeniden devreye sokulduğunda küresel piyasalarda faaliyet gösteren Çinli şirketlerin İran pazarında geniş bir varlığa sahip olma ihtimali düşüktür. Bu nedenle CNPC, anlaşmaya göre hakkı olmasına rağmen şimdiye kadar bu projede Total'in yerini alma eğilimi göstermemiştir. Büyük Çin şirketlerinin faaliyetlerini sınırlandırmasıyla ABD’de veya küresel finansal sistemine çok az çıkarı olan Çinli küçük ve orta ölçekli işletmeler büyük olasılıkla iki ülke arasındaki ticari ve finansal işlemlerin şekillenmesinde önemli bir rol oynayacaktır.

İran'ın Çin ile yaptığı 37 milyar dolarlık ticaret, Çin'in toplam ticaretinin yalnızca %0,80'ine tekabül etmektedir ki bu rakam Çin için küçük olsa da İran için çok büyük önem taşımaktadır. Ham petrol, iki ülke arasındaki ticaretin en önemli kalemidir. Bu nedenle Çin'in İran petrolünü almaya devam ediyor olması bu ülkenin ABD’siz nükleer anlaşmaya karşı tutumu ve ABD'nin baskısına verdiği tepkiyi belirleyen kritik bir faktör olarak görülebilir. İran, petrolünün yaklaşık %80'i Asya pazarlarına ihraç etmekte ve Çin ithalatçılar listesinin başında gelmektedir. İran petrolünün diğer önemli ithalatçıları olan Hindistan, Japonya ve Güney Kore ABD müttefiki olarak görüldüğü için bu ülkeler ABD baskısına Çin'den daha önce uyum sağlayacaktır. Çin’in İran'dan petrol alımını azaltacak son ülke olması muhtemeldir. Elbette Pekin'in İran petrolüne dair kararı, küresel enerji piyasasındaki gelişmelere de bağlı olacaktır. ABD'nin anlaşmadan çekilmesinin petrol piyasasına iki farklı etkisi olabilir. İlk olarak, ABD muhtemelen Venezuela ve İran'ın petrol ihracatını eşzamanlı olarak hedef almayacağı için İran'ın petrol satışlarında önemli bir azalma olmayacaktır. Zira ABD’nin iki ülkeyi aynı anda hedef alması küresel petrol piyasasını altüst edecektir. Öte yandan Suudi Arabistan ve Rusya petrol üretimini artırabilir ve İran'ın küresel ve Çin petrol piyasalarındaki yerini alabilir. ABD'nin anlaşmadan çekilme kararının petrol piyasasındaki ikinci etkisi Çin’in Petro-Yuan olarak bilinen Şangay Uluslararası Enerji Borsasında petrol alımı için Çin Yuanının kullanılması olacaktır. Bu, Çin'in İran'dan petrol almaya devam etmesini sağlayabilir. İran petrolünün bir diğer önemli ithalatçısı olan Avrupa'nın kararı da Çin'in kararını etkileyecektir. İran'dan petrol almaya devam etmek için Brüksel'in üreteceği muhtemel çözümler Pekin'in İran petrolü konusundaki politikasını da doğrudan etkileyebilir.

Ancak İran ile Çin arasındaki bankacılık işlemlerinin sürdürülmesi için yenilikçi çözümler bulmak diğer sektörlere kıyasla daha zor olacaktır. ABD'nin küresel finans sistemi üzerindeki egemenliği ve Avrupa ve Çin'in bu sisteme bağımlılığı onların İran'la iş yapma serbestisini kısıtlayabilir. Burada da AB’nin üreteceği çözümlerin Çin'in hesaplarında ve politikalarında güçlü etkileri olacaktır.

ABD’nin nükleer anlaşmadan çekilmesiyle, İran’ın içinde Çin’in de olduğu anlaşmanın diğer taraflarıyla olan ilişkilerini ilerletme süreci şüphelerle dolu hale gelmiştir. Bu nedenle mevcut koşullarda İran'ın E3 (İngiltere, Almanya, Fransa), Çin ve Rusya ile uzun vadede ilişkilerinin nasıl şekilleneceğini öngörmek zordur. Bu kuşkularla dolu süreçte Cumhurbaşkanı Ruhani 9-10 Haziran'da Qingdao'da düzenlenecek olan Şangay İş Birliği Örgütü Zirvesi'ne katılmak üzere Çin'e gidecektir. Ruhani’nin Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile yapacağı müzakerelerden çıkacak sonuçların İran-Çin ilişkileri ve ABD'siz nükleer anlaşma çerçevesinde iş birliğinin devam etmesi üzerinde önemli etkileri olacaktır.

Bu makaledeki görüşler İRAM'ın editoryal politikasını yansıtmayabilir.