ABD’nin kara müdahalesine dair seçenekleri, yalnızca sahadaki askerî şartlara göre değil daha geniş stratejik hesaplara göre de şekillenecektir. Bu nedenle sürecin hangi taraf lehine sonuçlanacağı belirsizliğini korumaktadır.
ABD’nin Olası Kara Harekâtı ve Huzistan’dan Çabahar’a İki Kutuplu Stratejinin Sınırları
ABD/İsrail-İran savaşının seyrinde, hava harekâtlarının yanı sıra en fazla tartışma yaratan başlıklardan biri ABD’nin İran topraklarına yönelik olası bir kara müdahalesinin biçimi ve kapsamı olmuştur. Özel kuvvetler, hava indirme birlikleri ve deniz piyadelerinin hangi koşullarda ve hangi coğrafyalarda devreye girebileceğine ilişkin değerlendirmeler, savaşın başından itibaren jeopolitik analizlerin merkezinde yer almış, ancak bu tartışmalar sahadaki gelişmelere bağlı olarak sürekli güncellenmiştir.
Çatışmanın ilk günlerinde öne çıkan senaryo, İran-Irak sınır hattı boyunca yürütülebilecek bir harekât ihtimaliydi. Bu yaklaşım, bölgede faaliyet gösteren silahlı Kürt grupların ABD tarafından desteklenmesi ve bu yapıların İran’ın batı bölgelerinde istikrarsızlık üreten bir unsur olarak değerlendirilmesi üzerine kuruluydu. Bu tercih, ABD’nin dolaylı güç kullanımını doğrudan ve yüksek maliyetli çatışmalara tercih eden geçmiş uygulamalarıyla uyumluydu. Ancak savaşın ilerleyen safhalarında bu senaryo önemini yitirmiş ve gündemden düşmüştür. Bu değişimde, İran’ın batı sınırında kurduğu karşı-istihbarat ve savunma düzeninin belirleyici olduğu değerlendirilmektedir.
Savaşın birinci ayı geride kalırken kara harekâtına ilişkin tartışmalar yeniden gündeme gelmiş, bu kez daha somut bir çerçeve kazanmıştır. Öne çıkan yeni senaryo, Basra Körfezi’ndeki Hark Adası başta olmak üzere İran’a ait stratejik adaların kontrol altına alınmasına yöneliktir. ABD’nin bölgeye hava indirme ve deniz piyade unsurları sevk etmeye başlaması, bu ihtimalin yalnızca teorik bir tartışma olmadığını göstermektedir. Ada merkezli bu yaklaşım, İran’ın deniz ulaşım hatları üzerinde baskı kurma ve Hürmüz Boğazı çevresindeki dengeyi kendi lehine şekillendirme hedefiyle uyumlu bir stratejik yönelime işaret etmektedir.
Huzistan senaryosu
Ada merkezli harekât senaryosunun yanında, ABD güçlerinin Huzistan iline yönelik eş zamanlı bir operasyon düzenleyebileceği ihtimali de analizlerde geniş yer bulmuştur. Petrole dayalı ekonomik yapının merkezinde bulunan Abadan nedeniyle Huzistan hem enerji güvenliği hem de sembolik baskı açısından yüksek bir stratejik değer taşımaktadır. Bu yönüyle bölge, ABD açısından İran’ın ekonomik altyapısı üzerinde doğrudan etki yaratabilecek bir baskı noktası olarak değerlendirilmektedir.
İran ise bu ihtimale karşı savunma hazırlıklarını belirgin biçimde güçlendirmiştir. Huzistan’daki zırhlı birliklere ve Şuşter’de konuşlu 45. Komando Tugayı’na ilave olarak, Irak’taki İran bağlantılı milis unsurlarının da bölgeye kaydırıldığı görülmektedir. Bu durum, Huzistan’ın çok katmanlı bir savunma düzeniyle korunmak istendiğini göstermektedir. Bunun yanında Tahran, İran-Irak Savaşı’ndan bu yana Abadan ve Hürremşehr gibi şehirlerde edindiği yoğun muharebe deneyimine sahiptir. Bu birikim, olası bir müdahalenin şehir alanlarına çekilerek karşılanmasına imkân tanımaktadır. Şehir muharebesi, teknolojik üstünlüğe sahip bir gücün avantajlarını sınırlayan başlıca yöntemlerden biri olarak öne çıkmaktadır.
ABD’nin bu tabloda kullanabileceği dolaylı araçlardan biri de bölgede faaliyet gösteren Arap silahlı yapılardır. Ahvaz Ulusal Kurtuluş Ordusu, Ahvaz’ın Kurtuluşu İçin Arap Mücadele Hareketi ve Munadun gibi gruplar, geçmişte Huzistan’da bombalama, suikast ve sabotaj eylemleri gerçekleştirmiştir. Bu yapıların geniş çaplı bir ayaklanma oluşturma kapasitesi sınırlı görünmektedir. Ancak belirli ölçekte baskı üretme potansiyelleri bulunmaktadır. ABD’nin bu grupları devreye sokarak İran’ın dikkatini dağıtması ve kaynaklarını farklı alanlara yönlendirmesi, doğrudan müdahalenin risklerini azaltmaya dönük bir yaklaşım olarak değerlendirilebilir.
Çabahar senaryosu
ABD’nin olası harekât planlamasında öne çıkan ikinci kritik bölge, güney deniz sahasının uç noktasında yer alan Çabahar’dır. İran’ın en işlevsel limanlarından biri olması ve bölgesel ticaret ile enerji ihracatındaki rolü, Çabahar’ı askerî bir hedef olmanın ötesine taşıyarak jeostratejik bir odak hâline getirmektedir. Bu bölgeye yönelik bir harekât, yalnızca askerî baskı amacı taşımamakta aynı zamanda İran’ın dış dünya ile ekonomik bağlantılarını sınırlamaya dönük bir hamle olarak da değerlendirilmektedir.
Huzistan örneğine benzer şekilde, Çabahar ve çevresi de silahlı grupların faaliyet gösterdiği bir alandır. Beluç yapılanmalarından Ceyşü’l-Adl ve Ensar el-Furkan uzun süredir bölgede bombalı saldırılar düzenlemektedir. Bu durum, dış aktörler açısından kullanılabilecek bir zemin oluşturmaktadır. İran ise bu riske karşı güneydoğuda savunma düzenini güçlendirmiştir. 88. Zırhlı Tümen’e bağlı 188., 288. ve 388. tugayların bölgeye sevk edildiği, ayrıca Fatımiyyun ve Zeynebiyyun bünyesindeki Afgan ve Pakistanlı milis unsurların da konuşlandırıldığı görülmektedir. Zahidan merkezli 110. Selman Farisi Özel Kuvvetler Tugayı’na bağlı birliklerin de bölgeye kaydırıldığına dair değerlendirmeler bulunmaktadır.
Bu yoğun askerî yığılma, Sistan-Belucistan’ın diğer kesimlerinde savunma boşlukları oluşmasına yol açabilir. Bu durumdan yararlanılması halinde, Beluç gruplar üzerinden il genelinde istikrarsızlık üretmeye yönelik faaliyetlerin artırılması ihtimali analitik değerlendirmelerde yer almaktadır.
İki kutuplu stratejinin jeostratejik mantığı ve sınırlılıkları
Huzistan ve Çabahar ekseninde şekillenen bu iki odaklı harekât yaklaşımı, belirli bir jeostratejik mantığa dayanmaktadır. Amaç Hürmüz krizinde üstünlük sağlamak, İran’ın enerji altyapısı üzerinde baskı kurmak ve ülkenin iç kesimlerine uzanan asimetrik bir etki alanı oluşturmaktır. Bu iki bölge, coğrafi olarak birbirini tamamlayan ve aynı hedefe yönelen stratejik noktalar olarak değerlendirilmektedir.
Bununla birlikte bu yaklaşımın uygulanabilirliği ciddi soru işaretleri barındırmaktadır. İran’ın Huzistan’da İran-Irak Savaşı’ndan bu yana edindiği şehir muharebesi tecrübesi, ABD açısından alışılmışın dışında bir savaş ortamı yaratacaktır. Çabahar hattında da benzer zorluklar söz konusudur. Bölgenin coğrafi şartları ve İran’ın kurduğu çok katmanlı savunma düzeni, operasyonel ve lojistik açıdan önemli güçlükler doğuracaktır. Ayrıca Huzistan’daki Arap nüfus ile Sistan-Belucistan’daki Beluç toplulukların savaş sürecinde büyük ölçüde İran devletiyle aynı yönde konumlanması, dış destekli bir yerel zemin oluşturma ihtimalini sınırlamaktadır. Bu durum, silahlı gruplar üzerinden yürütülebilecek dolaylı stratejilerin etkisini de daraltmaktadır.
Bu unsurlar birlikte değerlendirildiğinde, Huzistan-Çabahar hattına dayalı iki odaklı harekât yaklaşımının beklenen sonuçları üretmekte zorlanabileceği görülmektedir. Böyle bir girişim, İran’ın savunma düzenini güçlendirmesine ve iç bütünlüğünü pekiştirmesine de zemin hazırlayabilir. Bu nedenle ABD’nin kara müdahalesine dair seçenekleri, yalnızca sahadaki askerî şartlara göre değil daha geniş stratejik hesaplara göre de şekillenecektir. Bu nedenle sürecin hangi taraf lehine sonuçlanacağı belirsizliğini korumaktadır.