Afrin’de İran-Rusya Kaynaklı Belirsizlikler

GÖRÜŞ 05.03.2018
Serhan Afacan İç Politika Koordinatörü

Türkiye’nin ABD ile yaşadığı ihtilafların konjonktürel olduğunda ısrar eden İranlı yetkililer, NATO üyeliğinin Türkiye’nin uzun vadeli yaklaşımlarında belirleyici olacağını savunmaktadır.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) Suriye’nin kuzeyindeki Zeytin Dalı Harekâtı sürerken devletin ilgili birimlerinin de harekâtı uluslararası topluma anlatmaya yönelik diplomatik girişimleri devam ediyor. Harekât ilerledikçe Türkiye’nin diplomasi kanallarındaki işinin zorlaşacağı aşikâr. Zira Türkiye yalnızca PYD-YPG terör örgütüne verdiği destek nedeniyle ilişkilerde sıkıntılı bir süreçten geçtiği ABD gibi ülkelerle değil, Rusya ve İran gibi krizin çözümü konusunda yakın temasta bulunduğu ülkelerle olan ilişkilerinde de bazı belirsizliklerle baş etmek durumundadır. ABD ile olan belirsizlik YPG-PYD etrafında yoğunlaşırken, İdlib konusu Rusya ile ilişkilerin odağına oturmuş durumdadır. Türkiye-İran ilişkileri ise diğer iki ülkeyle olandan daha girift bir görüntü arz etmektedir.

ABD’nin PYD-YPG konusundaki tutumu uzun süredir Türkiye’nin tepkisine neden olmaktadır. Bu örgütü ABD’nin silahlandırdığının ortaya çıkmasının ardından Suriye’nin geleceğinde örgüte yer vermeyi planladığı da anlaşılmıştır. Dolayısıyla Türkiye Suriye’nin kuzeyindeki operasyon alanını 2016 Ağustos’unda başlattığı Fırat Kalkanı ve ardından Zeytin Dalı Harekatıyla genişletmiştir. Diğer yandan Suriye krizinin çözümü için Rusya-İran eksenindeki arayışlarını hızlandırmıştır.

Türkiye’yi bu noktaya getiren süreci geçtiğimiz günlerde Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov özetledi. ABD’nin Suriye politikasında Türkiye’nin güney hattındaki bazı Kürt gruplarına ilişkin hassasiyetlerini göz ardı ettiğini belirten Lavrov, bunun “dar bir bakış açısı” olduğunu belirtti. ABD’ye yönelik eleştirilerin yanı sıra Lavrov’un sözleri Türkiye-Rusya ilişkilerinin karşı karşıya olduğu belirsizliklerin ipuçlarını da barındırmaktadır.

Rusya Zeytin Dalı Harekâtı sonrası Esed ekseninde bir statükoya ikna etmeye çalıştığı Türkiye’yi ABD’nin Esed’in tasfiyesini içermesi de olası bir planı devreye sokma girişimlerinin de dışında tutmaya çalışmaktadır.

Türkiye’nin Afrin operasyonuna şu ana kadar destek veren Rusya bu sayede İran ile Türkiye arasında bir denge kurmaya çalışmaktadır. Astana sürecine bu derece angaje olmuş bir Türkiye’nin sahadaki varlığına Rusya’nın itirazda bulunması için bir neden yoktur. Rusya, Türkiye’nin bu adımlarının ABD ile arasındaki mesafeyi artıracağını da düşünmektedir. Ne var ki Rusya’nın PYD-YPG konusundaki tavrı Türkiye için sadra şifa olacak netlikten uzaktır. Ayrıca Rusya, Türkiye’nin Suriye’deki nihai hedefi konusunda emin olmadığı gibi ABD ile son dönemlerde sıklaştırdığı temasların olası sonuçlarına da ihtiyatla yaklaşmaktadır. Bu İdlib konusunda bir gerilime neden olduğu gibi Türkiye’yi Afrin’de bekleyen riskleri de artırmaktadır.

ABD ve Rusya’nın Türkiye’yi İkna Çabaları

31 Aralık 2017 günü Rusya’nın Lazkiye kentindeki Hmeymim Üssü’ne saldırı düzenlenmesinin ardından saldırıların İdlib’ten geldiği iddia edilmiş ve Rusya’nın desteğini alan Esed güçleri bu bölgeyi bombardıman altına almıştı. Çatışmasızlık bölgelerine saldırı yapılmasının çözümü baltalayacağını vurgulayan Türkiye ise Rusya’ya Esed güçlerini durdurma çağrısında bulunmuştu. Olayın Zeytin Dalı Harekatı’nın hemen arifesinde meydana gelmesi Rusya’nın peşinen Türkiye’nin hareket alanını sınırlama gayesinin bir tezahürüydü. Bu nedenle Türkiye daha harekât başlamadan şartların gittikçe nazikleşeceğini öngörmüş ve buna uygun bir yol haritası çizmişti.

ABD’nin son haftalardaki eylemleri ise Türkiye’nin haklılığını ortaya koymuştur. İmkansızı başarma peşinde koşan Amerikalı yetkililer, bir yandan Suriye Demokratik Güçleri (SDG) adıyla andığı PYD-YPG unsurlarına silah desteği verirken diğer yandan da bu desteğin “sınırlı ve görev odaklı” olduğu konusunda Türkiye’yi ikna etmeye çalışmaktadır.

Şubat ayı ortasında ABD ile Türkiye arasında cereyan eden üst düzey görüşme trafiğinin ana gündem maddesi buydu. ABD Dışişleri Bakanı Rex W. Tillerson Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Türk mevkidaşı Mevlüt Çavuşoğlu ile onun öncesinde ABD Savunma Bakanı Jim Mattis Türk mevkidaşı Nurettin Canikli ile ve nihayet ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı H.R. McMaster Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın ile bu konuları ayrıntılı şekilde ele almış bulunmaktadır.

İran’a göre Suriye sahasında var olan ve Esed kalıcı hale gelmeden bir şekilde güvenlik kaygılarını gidermeyi başaran bir Türkiye Esed eksenli bir çözümü tehdit edecektir.

Türkiye ise ABD’nin çağrılarına son derece ihtiyatlı yaklaşmaktadır. Ne var ki Rusya Zeytin Dalı Harekâtı sonrası Esed ekseninde bir statükoya ikna etmeye çalıştığı Türkiye’yi ABD’nin Esed’in tasfiyesini de içermesi muhtemel bir planı devreye sokma girişimlerinin de dışında tutma çabasındadır. Afrin operasyonunun ilk ayını doldurduğu günlerde Esed güçlerinin Afrin’e girmeye hazırlandığı yönündeki haberleri bu eksende değerlendirmek gerekmektedir. Türkiye’nin meşru müdafaa hakkını kabul eden Rusya yapılmakta olan operasyonun ancak Suriye topraklarının yasal otoritesi olarak gördüğü Esed ile varılacak bir tür mutabakatla kalıcı bir çözüme dönüşeceğini düşünmektedir. Suriye’de güvenlik dışında bir önceliğinin olmadığını defaatle vurgulayan Türk tarafı ise her ne kadar Esed konusunda görece bir yumuşama gösterse de birlikte hareket ettiği ÖSO’nun hassasiyetlerini de dikkate almakta ve “normalleşme” sürecinin gereğinden hızlı ilerlemesini sakıncalı bulmaktadır. Bu noktada ise Türkiye’yi bir başka belirsizlik beklemektedir: İran!

İran’ın PYD’ye Karşı Tutumu

İran, Suriye’nin kendi beklentileri ekseninde “normalleşmesi” konusunda Rusya’dan daha aceleci davranmaktadır. Esed rejimi ve Lübnan Hizbullah’ı dahil onunla doğrudan iş birliği içinde olan unsurlar dışındaki bütün grupları kategorik olarak terörist ilan eden İran, PYD-YPG konusunda ise ikircikli bir pozisyon takınmaktadır. İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin 4 Ekim 2017’de Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Tahran’da düzenlediği basın toplantısında Türkiye ve İran’ın bölgede her türlü terör örgütüne karşı ortak hareket ettiğini söylerken PKK’yı da zikretmesi dışında İranlı yetkililer PYD-YPG’yi doğrudan hedef alan açıklamalardan uzak durmaktadır.

Suriye’nin kuzeyindeki durumun öncelikli olarak Türkiye’nin sorunu olduğunu düşünen İran, iki nedenden ötürü Esed’in durumu sağlamlaşmadan Ankara’nın endişelerini giderecek kararlı adımlara güçlü bir destek vermekten kaçınmaktadır. Son günlerde İran’dan gelen açıklamalar bu ülkenin Türkiye’nin operasyon konusunda deklare ettiği hedeflerinin dışında bazı amaçlarının olduğu kanaatini taşıdığını göstermektedir. Diğer bir ifadeyle İran’a göre Türkiye’nin nihai amacı hala Esed’i tasfiye etmektir.  

İlk olarak Suriye sahasında var olan ve Esed kalıcı hale gelmeden bir şekilde güvenlik kaygılarını gidermeyi başaran bir Türkiye, İran’a göre Esed eksenli bir çözümü tehdit edecektir. Dolayısıyla İran Astana sürecinin hızlı bir şekilde sonuçlanması ve Esed statükosunun yeniden tesis edilmesi taraftarıdır.

İkinci olarak Türkiye’nin ABD ile yaşadığı ihtilafların konjonktürel olduğunda ısrar eden İranlı yetkililer, NATO üyeliğinin Türkiye’nin uzun vadeli yaklaşımlarında belirleyici olacağını savunmaktadır. Ayrıca İranlı yetkililer gerek ülkelerinin Suriye’de ödediği yüksek maliyetler gerekse önümüzdeki ayların ülke içinde toplumsal ve siyasi bazı gerilimlere gebe olduğunu öngörmeleri nedeniyle Suriye krizinin çözümünü hızlandırmaya çalışmaktadır.

Türkiye’nin ABD ile yaşadığı ihtilafların konjonktürel olduğunda ısrar eden İranlı yetkililer, NATO üyeliğinin Türkiye’nin uzun vadeli yaklaşımlarında belirleyici olacağını savunmaktadır.

ABD Başkanı Trump’ın İran konusundaki sert tavrı ve bunun uzak olmayan bir gelecekte özellikle İran’ın balistik füze programı üzerinden yeni bir yaptırıma dönüşmesi riski de Tahran üzerindeki baskıyı artırmaktadır. İran’ın içinde bulunduğu bu güvensizlik hali Türkiye’nin Suriye’deki durumunu daha riskli bir duruma getirmektedir. 7 Şubat günü Tahran’a günübirlik bir ziyarette bulunan Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu İranlı mevkidaşı Cevad Zarif ile yaptığı görüşmede İran’ın kaygılarını gidermeye dönük açıklamalar yapmıştır.  Bu açıklamalar aynı gün Cumhurbaşkanı Ruhani ile gerçekleştirdiği görüşme sonrasında da paylaşılmıştır. Ne var ki İran tarafının endişelerinin hala sürdüğü görülmektedir.

Türkiye, Suriye krizinin ilk safhalarından itibaren uluslararası toplumu ülkedeki gidişatın bir insani drama dönüşmesini önlemek amacıyla harekete geçmeye davet etmişse de bu girişimlerden istediği sonucu alamamıştı. 2014’ten itibaren ise DEAŞ terörüyle mücadeleye destek veren Türkiye’nin Suriye’deki risklerin bu örgütten ibaret olmadığı ve konunun daha bütüncül ele alınması gerektiği konusundaki çağrıları gerekli aksi bulmamıştı.

Takip eden süreçte fiilen sahaya inen Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde sürdürdüğü operasyonlar şimdiye kadar kısa vadeli hedefleri sağlamış ve kayda değer oranda uluslararası destek görmüşse de sahadaki belirsizlikler sürmektedir. Bu risklerin bir ölçüde de olsa giderilmesi için Afrin’de ihtiyatlı bir sürate ve Astana sürecinin somut kazanımlarla Cenevre’ye taşınmasına ihtiyaç vardır.

Bu makale ilk defa 1.3.2018 tarihinde Kriter Dergisinde yayımlanmıştır.

https://kriterdergi.com/siyaset/afrinde-rusya-ve-iran-kaynakli-belirsizlikler

İran Ekonomisinde Kritik Dönem

Murat Aslan

İran'da giderek derinleşen yapısal sorunların, genelde palyatif tedbirlerle çözümlenmeye çalışılması, bu sorunlara çözüm üretmediği gibi başka sorunların da oluşmasına zemin hazırlıyor.

İran’dan Üst Düzey Askeri Ziyaret ve Anlamı

Hakkı Uygur

Türkiye’nin son yıllarda politik ilişkilerini geleneksel müttefiklik ilişkilerinin ötesine taşımaya çalıştığı ve bu amaçla çok yönlü dinamik bir dış politika izlediği biliniyor.