Ali Şiası Safevi Şiası

01.01.2020

Ali Şiası Safevi Şiası

Ali Şeriati (Ankara, Fecr Yayınları, 2011), 255 sayfa

ISBN: 978-9756004609

Ali Şeriati, Ali Şiası Safevi Şiası adlı eserinde içinde doğup büyüdüğü Şii mezhebini kategorize etmiş ve buna dair görüşlerini açıklamıştır. Ali Şeriati tarafından ilk olarak 1971 yılında Hüseyniye-i İrşad'da üç saatlik bir konuşma olarak sunulan eser, daha sonraları yaptığı düzenlemelerle bir kitap hâline getirilmiştir. 1971’de Tahran’da Farsça olarak basılan ve 1990'da Feyzullah Artinli tarafından İstanbul’da Türkçeye tercümesi yapılan eser, altı ana başlık ve 47 alt başlıktan oluşmaktadır. Yazar bu eserinde Ali Şiası ve Safevi Şiası’nın fikir ve inanç yapılarındaki farklılıkları konu edinmektedir.

Ali Şeriati 24 Kasım 1933’te Horasan’da dünyaya geldi. 1956'da Meşhed Üniversitesine girdi. Ulusal Direniş Hareketi'ne üye olmasından dolayı babası ve diğer üyelerle birlikte tutuklandı ve altı ay tutuklu kaldı. 1960'ta doktora eğitimi için Fransa'ya gönderildi. Orada sosyoloji ve dinler tarihi üzerine çalıştı. Cezayir Kurtuluş Hareketi’ne aktif olarak katıldı ve bundan dolayı Paris'te kısa süreliğine tutuklandı. 1962'de doktorasını tamamlayıp İran'a dönerken sınırda tutuklanıp hapse gönderildi. Hapisten çıktıktan sonra farklı merkezlerde kalabalık gruplara konferanslar verdi. Bu konferanslar nedeniyle rejim karşıtlığıyla suçlandı. Yaşadığı sıkıntılardan dolayı 16 Mayıs 1977'de Avrupa'ya gitti. Aynı yılın 18 Haziranı’nda İngiltere'de vefat etti.

 Kitabın “Al Şia Kara Şia” olarak isimlendirilen birinci bölümünde yazar, devrimci bir hareket olarak nitelendirdiği Ali Şiası'nın Safevilerin gelmesine müteakiben bu özelliği kaybettiğini ve bunun sonucu olarak da "Al Şia’nın” “Kara Şia’ya” dönüştüğünü anlatmaktadır. Bu dönüşüm sonucunda "şehadet mezhebi" olan aktivist ruhlu Şia, "matem mezhebi" olarak nitelenen pasif bir hareket hâline gelmiştir. Diğer bölümlere nazaran oldukça kısa olan bu bölüm bir nevi giriş bölümü niteliğindedir.

“Ali Şiası ve Safevi Şiası” olarak isimlendirilen ikinci bölümde; "Sığır Dilcilik, Hareket ve Kurum, Osmanlı ve Batı, Arkadan Ani Bir Saldırı, İrşadın Tanımı Adlı Bildiri, Bildirinin Metni, Sayın Askeri'nin Haaşiye 3'ün Tercümesi" isimli alt başlıklar yer almaktadır. Bu bölümde Şeriati iki tür Şiilik bulunduğunu ifade etmekte ve bu iki tür Şiiliğin de iki ayrı izleyicisi olduğu teorisini savunmaktadır. İki Şii grubu arasındaki mesafeyi, mutlak güzellikten mutlak bir çirkinliğe varan bir mesafe olarak nitelendirmektedir. Toplum bilimlerindeki "hareketin (movement), kuruma (institution) dönüşümü" ilkesini temel alan Şeriati, Şiiliğin tarihî serüven içerisinde geçirdiği durumu bu ilke ile açıklamaktadır. Ona göre Safevilere kadar olan dönemde kurum İslam’ı olarak nitelendirdiği Sünniliğin karşısında yer alan hareket Şiası, Safevilerin sürece dâhil olmasıyla kurum Şiası hâline dönüşmüştür. Şeriati, Şia'nın Safeviler ile birlikte iflasa sürükleyici bir zafere ulaştığını iddia etmekte ve bu iddiasının nedenlerini tarihten örnekler vererek açıklamaya çalışmaktadır. Ayrıca bu bölümde Safevi ruhanisinin durumuna da değinen yazar, onun Şii âlimin tersine mutaassıp olduğunu ifade etmektedir. Bu taassubu, ötekisine tahammül gücünden hatta onun inancını ve tabiatını bile anlama yeteneğinden yoksun bırakan kör bir taassup şeklinde nitelendirmektedir. Ona göre Safevi ruhanisi; salt İslam yahut Şiilik karşıtına değil "efendiye” ve efendinin düşünce biçimine, zevkine ters gelen şeye bile tahammül edemez. Bu nedenle de beğenmediği her şeyi haram kılar, beğenmediği herkesi düşünmeden tekfir eder. Oysa Ali Şiası’ndaki âlim, öteki dinlerin âlimlerinin tümü arasında hatta İslam'ın öteki mezhep âlimleri arasında müstesna olan ve Allah'ın müjdelediği gibi “değerli kulun” en yüksek örneği olmalıdır. Yine bu bölümde Osmanlı Dönemi’nde Şiiliğin durumuna da değinen Şeriati, Osmanlı-Safevi çekişmesinin temel nedeni olarak Safevilerin Ali Şiası'nı değil de kendi anlayıp biçimlendirdikleri Safevi Şiası'nı temel almalarını göstermektedir. Son olarak bu bölümde "İrşadın Tanıtımı" adlı bildiri başlığı altında kendisine karşı başlatılan karalama kampanyasının nedenini anlatan Şeriati, esasen bunun kendisine karşı olmadığının da üzerinde durmaktadır.

“Şii-Sünni Yakınlaşması ve Şii Âlimin Mantığı” olarak isimlendirilen üçüncü bölümde yazar, Şiilik ve Sünniliğin farklı şeyler olmadığını iddia etmekte ve hatta bu farkı iki müçtehidin çıkardığı hükümler arasında ortaya çıkan bir ihtilaf şeklinde görmektedir. Öyle ki Şeriati’nin açıklamasına göre ehlisünnet, ehlibeyte saygı göstermekte ve onların faziletleri konusunda rivayetler nakletmektedir ve Şia “gulat ” bir fırka değildir. Bu başlık altında imamet-hilafet ayrımına değinen Şeriati, imamet ve hilafetin birbirinden ayrı iki konu olmasına rağmen uyum içerisinde olduğunu söylemektedir. İmam ve halife arasında barış olduğuna vurgu yapan Şeriati, imamet ve hilafet konusunda halk arasına ayrılık sokmayı bir nevi cinayet olarak nitelendirmektedir. "İslam Mezheplerini Yakınlaştırma” hareketinden ve kurucularından bahseden Şeriati, bu harekete dostça yaklaşıp onu destekleyenlerin yanı sıra onu zamanında engellemek isteyenlerin de bulunduğunu açıklamaktadır. Takrib (yakınlaştırma) cemaatinin oluşumunu kincileri çıldırtan açık bir zafer olarak yorumlamakta ve takrip çağrısına her iki grubun (Sünni-Şii) mutaassıp kesimlerince saldırıldığını da ifade etmektedir. Son olarak bu bölümde Ali Şiası’nın Muhammed’in İslamı’nın bizatihi aynısı olduğunu vurgulayan yazar Şiilik ve ehlisünnetin aslında kardeş olduklarını ve bugün bu “düşman olmuş iki kardeşin” “kardeş olmuş düşmana” karşı bilimsel ve köklü bir birliği sağlaması gerektiğinin altını çizmektedir.

"Safevi Şiası'nın ‘Mezhep ve Millet’ Montajı" olarak isimlendirilen dördüncü bölümde; Mezhep ve Millet Montajı, Milliyet "Şii Şuubi" Hareketi, Medine’deki Medayin Gelini, Mezhep "Şuubi Şii" Hareketi, Ali Şiası Olsa, Safevi Başyapıtı: İki Karşıtlığın Birliği, Şeri Külah: Allah'ı Aldatmak, Kara Büyü, Şiiliğin Şiilik Tarafından İnkârı isimli alt başlıklar yer almaktadır. Bu bölümde yazar, Ümeyyeoğulları Dönemi sonlarında ve Abbasoğulları Dönemi başlarında “İslam hilafetinin” yerini “Arap hükûmetine” bıraktığı, Araplıkla övünme ve İranlıyı küçümseme ruhuna karşılık, İranlı ruhunun millî asalete dönüşen ve kavmî övünme eğilimine sahip olan “Şuubi hareketten” de bahsetmektedir. Yazara göre Safeviler, ırkçı düşüncelerini Şia kisvesi altında gizleyerek birlik olmayı savunan Şiiliği ayrılıkçı bir mezhep hâline getirmiştir. Bu bölümde yazar Safevi Şiası için önemli bir eser olan Bihar’ul Envar'da  yer alan ve Safevilerin kendi soylarının kutsiyetini ortaya koymak için kullandıkları rivayetin yanlışlığını ele almaktadır. Bu rivayete göre Medayin fethi esirlerinden olan Şehribanu (Sasanilerden) İmam Hüseyin’i beğenir ve ondan bir erkek çocuğu dünyaya getirir. Bu çocuk da İmam Seccad’ın (Ali b. Hüseyin) kendisidir. Şeriati’ye göre Sasanilerin kendi soylarını kutsadıkları bu ve benzeri rivayetler uydurmadır. Öyle ki yazarın deyimiyle Safevi Şiası geçmişteki birtakım hadiselerden aldığı güçlü duygu ve devrimci ruh ile eline bir kılıç almış ve bu kılıcı kendi başına indirmiş, bunun sonucunda da Şiiliği aslından uzaklaştırmıştır.

"İmamın Yeri" olarak isimlendirilen beşinci bölümde; İmam Gökte Tanrı ile İrtibatta, Hatırlatma, Örnekler, İmamların Ululazm Peygamberlere Üstünlüğü, İzahat, Netice ve İzahat, Sonuç, İmam Yerde: "Halife" ile İrtibatta: İmam Seccad Abdülmelik Karşısında, Yezidin Kölesi İmam, Batı Hıristiyanlığı ve Safevi Şiası, Kerbela’da Bir Frenkli, Şia’nın Garpzedeliği, Mescit Korkusu, Taklit ve Yas Tutma, Şiiliğin Yön Değiştirmesi, Bir Başka Büyük Dönüşümü, Safevilerden Önceki Safevi Şiası isimli alt başlıklar yer almaktadır. Bu bölümde Şeriati, Safevi Şiası imamının çelişkili iki yüzünü; Allame Meclisi’nin Bihar’ul Envar'ı, Ayetullah Burucerdi Kazimeynin’nin Cevahiru’l-Velaye’si ve çağdaşı Ayetullah Şeyh Ali Ekber Nihavendi’nin eserlerini ele alarak ortaya çıkarmaktadır. Bu eserlerde yer alan rivayetlerden hareketle Şeriati’ye göre gökte Tanrı ile irtibat hâlinde ve bunun yanı sıra da yerde halifenin kölesi olan imam anlayışı kendi içerisinde büyük bir çelişki barındırmaktadır. Şeriati’nin bu bölümdeki bir diğer önemli görüşü Safevilerin Hristiyanlıkla açık bir ilişkilerinin olmasıdır. Ona göre sarayın propaganda odağı, Safevi ruhaniliğini siyasetle uyumlu bir şekilde Şiiliği Hristiyanlığa yakınlaştırmaktadır. Nitekim tarihte Safevi şahı Hristiyanları memnun etmek için Culfa Hristiyanlarını İran’a göç ettirip onlara başkent yakınında müstakil bir şehir kurdurmuştur. Şeriati, Safevilerin toplumsal sembol, alamet ve törenleri olmadığını bunların sonraları oluşturulan ve resmî bir vezirlik makamı olan “Ravza Okuma İşleri Veziri” makamı aracılığıyla bizzat Hristiyanlıktan aldığını iddia etmektedir. Şeriati bu noktada birçok örneğe yer vermektedir. Örneğin Hristiyanlıkta yer alan yas tutma törenleri Safevi Şiası’nca bizzat taklit edilmiştir. Kerbela olaylarının resmedilmesinin yine Hristiyanlıktaki portre yapımından esinlenerek ortaya koyulduğu görüşünü benimseyen Şeriati’ye göre bu gibi tören ve benzeri şeyler gerçek ruhaniliğin değil siyasetin ürünüdür. Yazar bu bölümde mescidin işlevsiz hâle getirilmesini de ele almakta ve bu konuda Sünniliği ve Safevi Şiası’nı eleştirmektedir. Onun söylemiyle İslam biliminde mescit hem Mesih’in mabedi hem Eflatun’un akademisi hem de Roma Senatosu’dur. Halkın mescitlerle içli dışlı olması, buraların halk hareketlerinin ve sıçrayışlarının merkezi olmasını sağlamıştır. Şeriati’ye göre işte tam da bu işlevselliği nedeniyle korku oluştuğu için Safevilerden önceki Sünni yönetimler, zaviyeler kurmuşlar ve onu mescitlere mukabil çoğaltmışlardır. Şii yönetimler de çeşitli törenleri icra edebilmek amacıyla mescitten ayrı tekkeler kurmuşlardır. Bunun sonucunda mescit soğuk ve hareketsiz kalmıştır. Yazara göre Şiiliğin yön ve ruhu bağımsızlığa kavuşup zafere ulaşması, güç elde edip yazgısına ve topluma egemen olması ile değişmiş, aynı zamanda da durmuştur.

"İki Mezhebin İnanç Temelleri" olarak isimlendirilen altıncı ve son bölümde; Vesayet, İmamet, İsmet, Velayet, Şefaat, İçtihat, Taklit, Adalet, Dua, Bekleyiş (intizar), Gaybet şeklinde her iki mezhebin inanç temellerini oluşturan başlıklar yer almakta ve iki mezhep arasındaki temel farklara değinmektedir. Şeriati’ye göre Ali Şiası sevgi, sünnet, vahdet, tevhid, irade, insaniyet, olumlu bekleyiş, cesur takiye ve adalet Şiası iken Safevi Şiası bilgisizlik, bid’at, şirk, cebir, kavmiyet, olumsuz bekleyiş, korkak takiye ve tefrika Şiası’dır. Şeriati konuşmasını Ali Şiası’nın muhalif ve aktif ruhuna vurgu yaparak bir “hayır” Şiası olduğunu, Safevi Şiası’nın ise pasifliğini ifade etmek için bir “evet” Şiası olduğunu söyleyerek tamamlamaktadır.

Şeriati'nin bu eseri, Şia mezhebini kategorize etmesi ve böylelikle Safevilerin Şiilik üzerindeki tasarrufundan dolayı Şiiler içerisinde oluşturduğu rahatsızlığı dile getirmesi bakımından önem arz etmektedir. Eser, Şia'daki bu ayrım (Ali Şiası/Safevi Şiası) ile ilgili yapılacak herhangi bir çalışma için oldukça önemlidir. Konuya ilgisi olanlar ve Şia'daki bu ayrımı merak edenler için okunması tavsiye olunur.