Amerikan Yaptırımlarının Gölgesinde İran Sineması

Umut Başar Kıdemli Uzman, Kültür ve Toplum

“Tarihin en ağır yaptırımlarının” uygulandığı bugünlerde İran sineması, Amerika’nın ekonomik olarak çökertme ve uluslararası toplumdan izolasyon politikasından nasibine düşeni almaktadır.

ABD Başkanı Donald Trump’ın Mayıs 2018’de selefi Barack Obama Dönemi’nde imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı ismiyle bilenen nükleer anlaşmadan tek taraflı ayrılması, İran için zor günlerin habercisiydi. Çok geçmeden Trump; 2018’in Ağustos ve Kasım aylarında yürürlüğe girmek koşuluyla İran’ın bankacılık, otomotiv, yazılım, madencilik, lojistik ve en önemlisi petrol ticaretine yaptırım uygulamaya başladı. Dahası yaptırımlar tedricen İranlı devlet adamları, siyasiler, yerel ve tüzel kişiler hatta gemi ve uçakları kapsayacak şekilde genişletildi. Hâlihazırda İran ekonomisini bir çıkmaza sürükleyen Amerikan yaptırımları ülkede sağlıktan eğitime, ulaşımdan gıdaya, elektronikten endüstriye hemen hemen her sektörü olumsuz etkiledi. Her ne kadar Amerikalı yetkililer yaptırımların İran toplumunu hedef almadığını ileri sürse de yaptırımların İranlıların gündelik hayatını pek çok açıdan etkilediği ortadadır. Ülkede baş gösteren ilaç sıkıntısı, kâğıt fiyatlarındaki artış, ham ve mamul madde temininde yaşanan güçlükler, dolardaki dalgalanmanın yarattığı enflasyon, artan işsizlik ve beraberinde Tahran yönetiminin ülkeden döviz çıkışını engellemek üzere aldığı tedbirler esasen bizatihi halka yansımaktadır.

İran sinema sektörü doğrudan yaptırımların hedefi olmasa da ülkedeki ekonomik krizden her sektör gibi payına düşüne almaktadır. İran’da beklenmedik bir şekilde yaklaşık %300 değer kazanan Amerikan doları ilk etapta sinema sektöründeki bütün maliyetlerin birkaç kat yükselmesine neden olmuştur. Bu durum ise yatırımcıların sektörden uzaklaşmasına yol açmıştır. Öyle ki İran’da 2017 yılında 169 uzun metrajlı film çekilmişken bu sayı 2018 yılında 116’ya düşmüştür. Söz konusu rakam, yaklaşık %30’luk bir daralmaya tekabül etmektedir. Bu sayının 2019 yılı sonunda daha da aşağıya inmesi muhtemeldir. Kısa metrajlı filmlere ilişkin elde bir veri olmamakla birlikte düşüşün uzun metrajlı filmlere nazaran daha fazla olacağını tahmin etmek güç değildir. Zira kısa metrajlı filmler genellikle sinema, tiyatro ve fotoğrafçılık bölümlerinde okuyan öğrencilerle sektörde yeni olan amatörler tarafından çekilmektedir. Kiralık kamera ve ekipmanların fiyatlarındaki artışı gören birçok kişinin film çekiminden vazgeçtiği ilgililer tarafından dile getirilmektedir.

İran İslam Cumhuriyeti Kültür ve İrşat Bakanı Seyit Abbas Salihi, Nisan 2019’da Tahran’da düzenlenen 37. Uluslararası Fecr Film Festivali esnasında Twitter üzerinden yaptığı bir paylaşımda, Uluslararası Fecr Film Festivali’nin İran sinemasıyla dünya sineması arasında bir köprü olduğunu belirterek yaptırımların bu köprüyü yıkamayacağını ve İran sinemasının yaptırımlarla önünün alınamayacağını söylemiştir. Bakan’ın açıklaması doğruluk payı taşımakla birlikte yaptırımların İran sinemasını zora soktuğu bir gerçektir. Zira söz konusu festivalin Düzenleme Kurulu Başkanı Rıza Mir Kerimi, görünüşte kültürel faaliyetlere dokunmayan yaptırımların Fecr Film Festivali’ni olumsuz etkilediğini nitekim festival kapsamında daha önceki bazı uygulamalardan vazgeçildiğini açıklamıştır. Resmî makamların beyanlarından ziyade yatırımcı ve yapımcıların konuya ilişkin açıklamaları yaptırımların sektörde yarattığı bunalımın derecesini göstermesi bakımından dikkate değerdir. Bu doğrultuda yaptırımların İran sinemasına etkilerini aşağıdaki gibi sıralamak mümkündür:

Yüksek enflasyonun yarattığı hayat pahalılığı toplumda geçim sıkıntısına sebep olmaktadır. Zorunlu bir ihtiyaç olmayan sinema, geniş kitlelerin maddi zorluk hâlinde vazgeçebileceği veya azaltabileceği bir aktivitedir. İran’da sinema biletleri nispeten ucuz olsa da yaptırımların sinema izleyicisi sayısında bir düşüşe yol açmayacağı şu aşamada söylenemez. Bilet satışlarına ilişkin verilere bakıldığında ambargolardan sonra ciddi bir düşüş gözlemlenmese de ekonomik krizin derinleşmesi durumunda sinema severlerin sinema yerine evde, internet üzerinden film izlemeyi tercih edebileceği öngörülebilir. Böyle bir eğilim ise özellikle taşradaki küçük ilçelerde sinemaların kapanmasına yol açabilir.

İran’da bir sinema endüstrisi henüz oluşmadığından kamera, ışık ve diğer sinema ekipmanlarının neredeyse tamamı ithal edilmektedir. Doların yükselişine paralel bir şekilde teknik teçhizatın tamamının fiyatı da yükselmiştir. İran’da sinema ekipmanları genellikle sektördeki bazı şirketler tarafından çoğunlukla komşu ve yakın ülkelerden satın alınmakta ve akabinde film çekmek isteyenlere kiralanmaktadır. Söz konusu ekipmanın zaten normalde fiyatı yüksek olduğu için küçük ve orta ölçekli projelerde kimse film çekmek üzere ekipman satın almamaktadır. Dolardaki artış kaliteli ekipman alımını ve zamanında ekipman teminini zora sokmuştur. Bu hususların tamamı doğal olarak film bütçelerini arttırmaktadır. Somutlaştırılacak olunursa film yapımcılarından Murtaza Hedayi’nin belirttiğine göre önceden sinema filmi çekmek için günlük ekipman kirası yaklaşık 2.200.000 tümen (yaklaşık 1.200 lira) iken bu yıl söz konusu rakam yaklaşık 4.500.000 tümene (yaklaşık 3.000 lira) yükselmiştir. Buna yükselen barınma, beslenme, taşıma ve diğer kiralama giderlerini de eklemek gerekir. Nitekim İran Radyo Televizyon Kurumu (Seda ve Sima) ve büyük yapımcılar projelerine devam edebilse de sektöre yeni girenler maliyetin altından kalkmakta zorlanmaktadır.

Yine pahalılık sebebiyle artan maliyetler, İran sinemasının bilhassa özel sektörünü etkilemektedir. Kamu destekli projeler sinema sektöründe ciddi paya sahiptir. Kültür kurumlarının desteğiyle her yıl İran’da birçok film çekilmektedir. Ne var ki kültür kurumlarına aktarılan fonlarda da düşüş olduğu basına yansıyan gelişmelerdendi. Bunun yanı sıra İran’da sinemanın sanat boyutunu önceleyen filmler çoğunlukla özel sektör tarafından çekilmektedir. Yatırımcılar ise ekonomik istikrarsızlık, kâr marjının düşmesi ve fahiş bir şekilde artan girdiler sebebiyle bu işe sermaye koyma konusunda tereddüt etmektedir.

Yaptırımlarla birlikte bir diğer sorun İranlı dağıtımcıların filmleri, yurt dışındaki dağıtımcılara veya sinema şirketlerine satamamasıdır. Yaptırımlar sebebiyle İranlı şirketlerle iş yapanların cezalandırılacak olması bunun başlıca sebebidir. Özellikle Avrupalılar yaptırımlar sebebiyle İran’la iş yapmaya yanaşmamaktadır. Filmlerin yurt dışında izleyiciyle buluşamaması veya yabancı televizyon kanallarına satılamaması yapımcıları düşündürmektedir. Ayrıca film satışı gerçekleşse bile yaptırımlar nedeniyle alıcı bulamayan İran filmleri değerinin altına satılmaktadır. Bu durum İran sinema sektörünün içe kapanmasına başka bir deyişle yerel bir sinemaya dönüşmesine zemin hazırlamaktadır. Bu doğrultuda bir diğer sorun ise film satışı yapılsa bile ticari işlemlerden doğan paranın İran’a nasıl aktarılacağıdır. Küresel ticari işlemlerin dışına itilen İran’a hâlihazırda para transferi yapmak mümkün değildir. Bu sorun ise ancak İranlı dağıtımcıların ticaret yapılacak ülkede bir paravan şirket açmasıyla çözülebilmektedir ki bu da ayrıca bir maddi kayba yol açmaktadır. Bu nedenle son bir yılda İran sinemasından İran menşeli filmlerin yurt dışında gösteriminde ve telif haklarının satışında gözle görülür azalma olduğu belirtilmektedir.

Amerikan yaptırımlarının uluslararası toplumda yarattığı etki de İran açısından bir diğer sorundur. Zira yönetmen, sinema oyuncuları, yapımcılar ve sektördeki diğer çalışanların başta Amerika gelmek üzere Avrupa ülkelerine ziyaretleri ve uluslararası film festivallerine katılımları epeyce zorlaşmıştır. 2017 yılında Trump göreve geldikten kısa bir süre sonra İran’ın da içerisinde yer aldığı yedi Müslüman ülkenin vatandaşlarına Amerika’ya giriş yasağı koymuştu. Bunun üzerine Oscar Akademisi Ödülleri’ne katılması planlanan dünyaca ünlü İranlı sinema yönetmeni Asgar Ferhadi’nin ülkeye girememesinin gündeme gelişi aslında kötüleşecek durumun habercisi oldu. Zira henüz İran aleyhindeki yaptırımlar devreye girmemişti. Trump’ın yasaklama kararı yargı organları tarafından kaldırılsa da Ferhadi, yönetmenliğini üstlendiği “Satıcı (Furuşende)” filminin en iyi yabancı film ödülü kazanmasına rağmen Trump’ın göçmen politikalarını protesto ederek Oscar gecesine katılmamıştı.

Diplomatik statüdeki siyasilerin Amerika’ya girişinin engellemesi gündemdeyken sinema sektöründekilerin böyle bir uygulamadan bütün İran toplumu gibi etkilenmesi normaldir. Zaten Trump’ın yedi Müslüman ülke vatandaşına Amerika’ya giriş yasağı koymasının ardından İran basınında yurt dışındaki film festivallerine katılmak için vize almada güçlük yaşayan veya vize alamayan İranlı sinema sanatçılarına dair haberler çıkmıştı. Bu durum ister istemez İran sinemasının yurt dışı reklamına mâni olmaktadır. 2019 Oscar ödüllerine İran temsilcisi olarak katılan “Tarihsiz ve İmzasız (Bedun-i Tarih ve Bedun-i İmza)” isimli filmin yapımcısı Ali Halilvend’in açıklamaları dikkat çekicidir. Halilvend hâlihazırda Amerika ile İran arasındaki ilişkilerin 2019 Oscar Ödülleri için Amerika’ya birkaç film afişi dahi göndermeyi engellediğini belirtmiştir. İranlı oyuncuların, yönetmenlerin, yapımcıların Amerika’yla kişisel ve ticari bağları düşünüldüğünde yaptırımlardan ciddi olarak etkilendikleri ortadadır.

Her ülkede olduğu gibi İran’da da sinemanın sektörel bir ticari boyutu bulunmaktadır. Gerçi İran’da sinema sektörü ülke ekonomisinde büyük pay sahibi değildir. Lakin ülkeden yabancı sermayenin çekilmesi ve Batı menşeli şirketlerin ekonomik faaliyetlerini durdurması dolaylı olarak sinema sektörünü de etkilemektir. Örneğin Almanya menşeli lojistik şirketi DHL’nin İran pazarından çekilmesi sektörün yurt dışıyla bağlarını kopma noktasına getirmiştir. Zira söz konusu şirket İran’dan yurt dışına film göndermede en güvenilir yol olarak bilinmekteydi. Sektörel daralmanın zaten ekonomide işlerin yolunda gitmediği ülkedeki yaygın etkisi yüksek olacaktır. Bunun yanı sıra sinema sektörüne eleman yetiştiren güzel sanatlara ilişkin bölümlerden mezun olacak öğrenciler iş bulmada zorluklarla karşılaşacaktır.

“Tarihin en ağır yaptırımlarının” İran’a uygulandığı bugünlerde İran sinema sektörü, Amerika’nın gerek ekonomik olarak çökertme ve gerekse de uluslararası toplumdan izolasyon politikasından nasibine düşeni almaktadır. Zira sektör daha önceki Amerikan yaptırımları döneminde yaşamadığı sorunlarla karşı karşıyadır. Hâlihazırdaki yaptırımlar, İran sinemasının uluslararası pazara açılmasının önünü kesmektedir. Her ne kadar dünya sinema piyasasında İran ciddi bir paya sahip olmasa da zaman zaman İranlı yapımların aldığı uluslararası ödüller, İran sinemasının geniş kitlelerce tanınmasına kapı aralamaktaydı. Ancak görünen o ki yaptırımlar kaldırılana kadar büyük çaptaki yönetmen ve yapımcılar hariç İran sineması bir müddet yerel düzeyde kalacaktır. Yeni pazar arayışındakiler Doğulu ülkelere yönelebilir. Ancak Tahran ile Washington arasındaki anlaşmazlıkların çözülmeden İran sinemasının düze çıkamayacağı bir gerçektir.

İran, Sinema Sektörü, Yaptırımlar, Amerika

İran’da İslami Feminizm Hareketi

Umut Başar

İslam Devrimi’nden sonra ülkedeki kadın hareketleri farklı bir mecraya girmiş ve Devrim’den sonra girişilen İslami toplum inşa sürecinde, doğal olarak kadının toplumdaki rol ve sorumluluklarına bakış değişmiştir.

Franklin Yayınevinin Tahran Şubesi ve İran Kültür Hayatına Katkısı

Umut Başar

İran’ın hızla Batılılaştığı bir zaman aralığında Franklin Yayınevi Tahran Şubesi, Amerikan kültürünün geniş kitleler tarafından tanınmasına kapı aralamıştır.