Amerika’nın Avantajlarını Yenilemek: Geçici Ulusal Güvenlik Strateji Kılavuzu Mart 2021

22.01.2021
Hurşit Dingil Asistan, Güvenlik Çalışmaları

Amerika’nın Avantajlarını Yenilemek: Geçici Ulusal Güvenlik Strateji Kılavuzu Mart 2021

Renewing America’s Advantages: Interim National Security Strategic Guidance, The White House, 2021, 24 sayfa.


Joe Biden yönetimi tarafından 3 Mart 2021’de “Geçici Ulusal Güvenlik Strateji Kılavuzu”1 başlıklı 7.000 kelimelik bir belge yayımlandı. Belge, Biden yönetiminin güvenlik stratejisine dair genel bir çerçeve oluşturmakla birlikte ABD’nin yayımlanacak olan yeni Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi için ön bilgilendirme niteliği taşımaktadır. Bu belge yoluyla başta Pentagon, ABD Dışişleri Bakanlığı, güvenlik kurumları ve askerî kuvvetler olmak üzere güvenlik politikalarının şekillenmesi ve tesisi temelinde bir yol haritası oluşturulması amaçlanmaktadır. Bu noktada yayımlanan belge, Biden yönetiminin ulusal güvenlik stratejisinin nasıl olacağına dair ipuçları vermektedir. Toplamda 24 sayfadan oluşan belge; “Giriş”, “Küresel Güvenlik Görünümü”, “Ulusal Güvenlik Öncelikleri” ve “Sonuç” olmak üzere dört başlıktan oluşmaktadır.

Belgeye dair bir tablo oluşturmak gerekirse belgede geçen bazı önemli kelimelerin sayısı şu şekildedir: (47) demokrasi-demokratik, (44) ekonomi, (42) dünya, (42) ortak-ortaklık, (35) uluslararası, (34) küresel, (30) tehdit, (29) çıkar, (27) iklim, (23) sağlık, (21) müttefikler, (20) savunmak, (17) güç, (16) siber, (15) kriz, (15) diplomasi-diplomatik, (14) kurum, (14) askerî, (13) teknoloji, (12) salgın, (11) iş birliği, (10) koruma, (9) savunma, (9) otoriter, (7) nükleer, (6) düşman, (9) terörizm-terörist, (6) önlemek, (5) enerji, (5) temiz enerji, (5) insan hakları, (3) silahların kontrolü, (2) NATO. Bununla birlikte bölge olarak da benzer şekilde bir inceleme yapıldığında sırasıyla: (4) Orta Doğu, (4) Avrupa, (3) Afrika, (2) Hint-Pasifik ve (1) Güneydoğu Asya kelimeleri görülmektedir. Ayrıca ülke bazında bir inceleme yapıldığında da (20) Çin-Çinli-Pekin, (6) Rusya-Moskova, (4) İran ve (2) Kuzey Kore kelimeleri belgede ülkelerin önem sırasına yönelik bir tablo sunmaktadır. Bu kavramların tek başına incelenmesi bile ABD’nin yeni dönemde izleyeceği güvenlik politikaları ile ilgili bazı ipuçları sunmaktadır.

Belgedeki önemli vurguları ele alacak olursak öncelikle belge, ABD’nin karşılaştığı tehditler dizinini tanımlamaktadır. Bu tehditler dizini tanımlamasında; salgınlar, biyolojik riskler, iklim değişikliği, siber ve dijital tehditler, uluslararası ekonomik bozulmalar, insani krizler, şiddetli aşırıcılık, terörizm ve de kitlesel silahların yayılması olmak üzere güçlü bir vurgu bulunmaktadır. Öte yandan belge; ABD’nin batı yarım küreyi, Orta Doğu ve Afrika’yı göz ardı etmemesi hususunda uyarı ve taahhütler içermektedir. Bununla birlikte güvenlik kavramı kapsamlı bir temelde değerlendirilmekte olup ekonomi güvenliği, çevre güvenliği (gıda güvenliği ve su güvenliği), sağlık güvenliği ve siber güvenlik gibi çok boyutlu bir anlayış, belgenin genelinde görülmektedir. Yine mevcut tehdit alanlarına ve sorunlara karşı çözümün uluslararası iş birliği ve kolektif bir temelde şekillenmesi gerektiğine vurgu yapılmaktadır. Belgede dikkat çeken ifadelere bakıldığında özellikle ABD’nin küresel sorumluluk üstlenmesi ve liderliğe yeniden dönme çağrısı önemli bir yerde duruyor. Nitekim “Amerika’nın kaderi bugün daha önce hiç olmadığı kadar kıyılarımızın ötesindeki olaylara bağlı hâle gelmiştir. Küresel salgın, ekonomik kriz, adil olmayan ırkçılık, derinleşen acil iklim sorunuyla karşı karşıyayız. Yükselen milliyetçilik, gerileyen demokrasi, Çin, Rusya ve diğer otoriter devletlerle yaşanan rekabet ve hayatımızı her yönüyle yeniden biçimlendiren teknolojik devrimle karşı karşıyayız. Benzeri görülmemiş zorluklar olduğu gibi aynı zamanda eşsiz fırsatların da bulunduğu bir zamanda yaşıyoruz.” ifadesi, neden sorumluluk alınması istendiğinin bir gerekçesi olarak kabul edilebilir. Belgede Donald Trump Dönemi’nin bir sürekliliği olarak Çin, Rusya, Kuzey Kore ve İran potansiyel düşman olarak tanımlanmıştır. Bu potansiyel düşmanlara karşı müttefikliğin ve ortaklığın yeniden canlandırılması ve modernize edilmesi gerekliliğinden bahsedilmiştir. Bu noktada Joe Biden-Kamala Harris yönetimiyle beraber diplomasinin ve müttefikliğin yeniden ön plana çıktığı söylemleri yaygın bir şekilde görülmektedir. Bununla birlikte uluslararası iş birliği, ortaklıklar ve diplomasi yoluyla ABD’nin hedeflerine ulaşabileceğinden bahsedilmiştir.

Belgede üç ulusal güvenlik önceliği belirlenmiştir: (1) Amerikan halkını korumak, (2) ekonomik refah ve fırsatları genişletmek, (3) Amerikan yaşam şeklinin merkezinde yer alan demokratik değerleri savunmak ve geçerli kılmak. Bununla birlikte bu öncelikleri gerçekleştirirken başvurulacak ilk aracın diplomasi olduğu en son seçeneğinse askerî gücün dikkatli bir şekilde kullanılması olacağı belirtilmiştir.

Belgede uluslararası güç değişiminin farkındalığına vurgu yapılarak ABD’nin; Rusya ve Çin gibi iddialı güçlerin yer aldığı rekabetçi ortamda özellikle askerî kuvvetlerini ve nükleer kapasite ve kabiliyetlerini yenilemesi, modernize etmesi ihtiyacından bahsedilmiştir. Bununla birlikte mevcut gelişmelerin ABD’nin kapasitesini sınadığı ancak ABD’nin bunun üstesinden müttefikler ve iş birliği yoluyla gelebileceği belgenin özellikle vurguladığı söylemlerdir. Hem Çin hem de Rusya’nın ABD’nin gücünün sınanmasında büyük bir gayret gösterdiği de belgenin tespitleri arasında yer almaktadır. Bu bağlamda demokrasilerin artan bir kuşatmaya maruz kaldığını ileri süren belgede; özgür toplumların yolsuzluk, eşitsizlik, hukuksuzluk, popülizm ve illiberal tehditlerle mücadele içinde olduğu vurgulanmaktadır. Milliyetçilik, yerlilik ve her ülkenin kendi kendine yeterliliği düşüncelerinin koronavirüs krizi ile hızlandığı, bunun refahı ve güvenliği azalttığı, izolasyonu artırdığı söylenmektedir. Demokratik ulusların otoriter güçler tarafından dışarıdan müdahalelerle tehdit edildiği; dezenformasyon, eksik ve yanlış bilgilerin silah gibi kullanıldığı; mevcut uluslararası kuralların ve normların aşındırıldığı ifadelerinin de yer aldığı belgede, otoriteryen yönetişimin alternatif model hâline getirilmeye çalışıldığı, bu eğilimleri tersine çevirmenin ulusal güvenliğin esası olduğu belirtilmektedir.

Belgede bölgesel konuların da yer aldığı görülmekte olup Orta Doğu bölgesine ilişkin değerlendirmede ABD’nin Orta Doğu’da İsrail’in güvenliğini önceleyeceği ifade edilirken “Bölge ülkeleri ile İran’ın, başka ülkelerin egemenlik ve toprak bütünlüğüne yönelik tehditlerinin engelleneceği, el-Kaide ve DEAŞ ile mücadele edileceği ve bölgedeki insani krizlere ABD desteğinin artırılacağı” söylemleri bulunmaktadır. Ayrıca bölgedeki mevcut sorunlara ilişkin çözüm yolu üzerinde de durulmuştur. Bu kapsamda belgede çözümün askerî güç ile sağlanmayacağı ve Orta Doğu’da Amerikan menfaat ve değerlerine ters politikalar izleyen ortaklara açık çek verilmeyeceği belirtilmiştir. Bu söylemden hareketle Yemen’deki saldırılara verilen ABD desteğinin çekildiği ve Birleşmiş Milletlerin Yemen’deki savaşı bitirme çabalarına destek verileceği ifade edilmiştir.

Belgeye göre ABD’nin artık trilyonlarca dolara mal olan “bitmeyen savaşlara” para harcamayacağı bunun yerine mümkün olduğunca askerî seçeneğe başvurmaktan kaçınarak ABD menfaatlerini korumak için gerekli miktarda askerî kuvvet kullanılacağı ve akıllı yöntemlerin tercih edileceği söylenmiştir. Ayrıca ABD’nin Afganistan’da devam eden savaşı bitireceği, düşmanları caydırarak askerî varlığın en çok Hint-Pasifik bölgesi ve Avrupa’da konuşlandırılacağı ifade edilmiştir. Orta Doğu’da terör ağlarının bitirilmesinin önceleneceği özellikle DEAŞ’ın yeniden yükselişini önlemek ve İran’ın saldırganlığını caydırmak üzere gerekli miktarda askerî kuvvetin bölgede kalmaya devam edeceği belirtilmiştir.


1 Bu değerlendirme, https://tinyurl.com/e8e2s bağlantısındaki mevcut belgeden hareketle yazılmıştır.

Tahran’da Büyük Güç Rekabeti: Kazananlar ve Kaybedenler

Hurşit Dingil

Çin’in hızlı bir şekilde İran’la imzaladığı Kapsamlı İş Birliği Anlaşması, Büyük Güç Rekabeti’nin Orta Doğu’daki en belirgin sonuçlarından birisi olarak kabul edilebilir.

İran-İsrail Gerilimi: Denizlerdeki Gölge Savaşları

Hurşit Dingil

İran-İsrail arasında devam eden gerilimin sivil alanlara kayması; seçim odaklı siyasi kazançlar, misilleme, çift kullanımlı bileşenler ya da parçalar üzerine şekillenen motivasyonlar üzerinden anlaşılabilir.