Anadolu’ya ve İran’a Seyahat

18.12.2020
Can Akcaoğlu Editör, Yayın Koordinatörlüğü

Anadolu’ya ve İran’a Seyahat

Josaphat Barbaro, Çev. Tufan Gündüz, Yeditepe, 3. Baskı, 2016, 120 sayfa.

ISBN: 978-9756480380


Bir seyahatname niteliği taşıyan Anadolu’ya ve İran’a Seyahat, Josaphat Barbaro’nun bilinen tek kitabıdır. Bu kitap ilk olarak 1543 yılında İtalya’da yayımlanmış; 1873’te İngilizceye çevrilen kitabın Farsça tercümesi ise 1972’de yapılmıştır. Kitabın Türkçeye kazandırılması ise 2005 yılında Tufan Gündüz çevirisiyle gerçekleşmiştir. Gündüz, çevirisini Farsçadan yaptığını ifade etmekle birlikte gerekli hâllerde İngilizcesine de başvurduğunu belirtmiştir.

Barbaro, eserini tarihe not düşmek ve daha sonra aynı coğrafyaya gidecek kişilere yol gösterecek bir kılavuz oluşturmak için kaleme aldığını belirtmiştir. Kitap; Barbaro’nun 1436-1452 yılları arasında Karadeniz’in kuzeyinde, Tatarlar arasında bulunduğu dönem ile 1474-1478 yılları arasında İran’da* elçi olarak görev yaptığı dönemde edindiği izlenimleri aktarmaktadır. Bir tüccar ve elçi olarak birçok bölgeye ziyaretlerde bulunan Barbaro, 1494’te ülkesi Venedik’te vefat etmiştir.

Söz konusu dönem olan XV. yüzyılın ilk yarısına gelindiğinde, Anadolu ve günümüzdeki İran coğrafyasında; Osmanlı Devleti, batıda Ege Bölgesi’ne ilerleyen, Akdeniz’de Manavgat’a kadar genişleyen, Karadeniz’de Trabzon’a yaklaşan sınırlarıyla güçlenmişti. XV. yüzyılın sonunda çökecek olan güneydoğu komşusu Karamanoğulları Beyliği, Akşehir’den Kayseri’ye uzanan doğu-batı hattıyla güneyde Anamur ve Silifke gibi bölgelere hâkimdi. Karamanlıların doğusunda ise günümüzdeki Malatya, Elazığ ve Kahramanmaraş bölgesinde yer alan Dulkadiroğulları Beyliği bulunmaktaydı. Daha doğuda ise Diyarbakır’ı alan Uzun Hasan Bey’in hâkimiyetinde olan Akkoyunlular; Güneydoğu Anadolu ve Doğu Anadolu bölgeleri ile Irak ve İran’da yer alıyordu. Bu devletler XV. yüzyılda birbirlerine karşı savaşmış; Osmanlı Devleti, sınırlarını XVI. yüzyılın ilk çeyreğinde Kerkük ve Musul’a kadar genişletmişti. Bunun yanı sıra Osmanlı Devleti, XV. yüzyılda bu beylikler ve Venedikliler için ciddi bir tehditti. Barbaro, böyle bir ortamda elçi olarak seyahatlerde bulunmuş; ağırlıklı olarak Türklerin yer aldığı bölgelerde gördüklerini veya karşılaştığı kişilerden edindiği bilgileri seyahatnamesine taşımıştır.

Seyahatnamesine “Ben, Venedik vatandaşı Josaphat Barbaro, Azak’a ve İran’a yaptığım seyahatlerimde gördüğüm ve duyduğum şeylerin hikâyesi burada başlıyor.” diyerek giriş yapan yazar, I. Bölüm’de Karadeniz’in kuzeyinde bulunan Tana’ya (Azak) yaptığı 16 yıllık seyahatinde edindiği izlenimleri aktarmaktadır. Bulunduğu bölgede ve İdil boylarında o dönemde Tatarlar yer almaktaydı. Yazar bölüme, ilgili coğrafyadaki halkların tanıtımıyla başlayarak yer ve halk adları, bölgenin doğal özellikleri ile orada yetişen tarım ürünleri, bölgede görülen yeryüzü şekilleri ve o sırada bahsettiği yerin daha bilindik yerler ile olan mesafeleri gibi bilgilere yer vermektedir. Bu bağlamda Barbaro, kimi yerleşim yerlerinden veya nehirlerden bahsederken belirli yerler ile yaklaşık olarak uzaklığını belirtmesinin ardından, anlatımını “Buradan sonra yer alan topraklardan bahsetmeyeceğim. Çünkü herkes o bölgeleri yeteri kadar tanımaktadır.” diyerek sürdürmektedir. Bu, -belirli bir açıdan- okuyucu için o yüzyılın önemli yerleşim yerlerinin hangileri olduğunu da göstermektedir.

Barbaro, seyahat ettiği coğrafyalarda yaşayan halklardan söz ederken dinlerinden davranış ve tutumlarına, yeme içme alışkanlıklarından ürettikleri besinlere kadar birçok ayrıntı sunmuştur. Örneğin Barbaro, Tana’da bulunduğu esnada Kumtepe adlı bir yerde defnedilmiş bir hazine olduğu duyumunu almış; kendisi gibi Venedikli olan tacirler ile görüştüğü bir akşam onlarla birlikte bu hazineyi bulmaya karar vermiştir. Barbaro ve arkadaşları, uzun ve zorlu arayışların ardından, kazılarında bir karış derinliğindeki kül tabakasının altında, yine bir karış derinliğinde bulgur ve darıya rastlamış; hazine arayışlarını ise hava şartları nedeniyle bırakma kararı almıştır.

Barbaro, Tatarların yanında geçirdiği dönemde, toplulukların bir yerden başka bir yere gidişini de ayrıntılı bir biçimde aktarmıştır. Gidilecek olan yere öncü muhafızların gönderilmesi ve daha sonra topluluğun geri kalanının varılacak yere tüm eşyalarıyla birlikte belirli bir düzen içerisinde, belirli tipte arabalar kullanarak yolculuk etmesi yazarı etkilemiş olmalıdır. Çünkü bu taşınmaları titizlikle, birçok detaya yer vererek not etmiştir. Ayrıca yazar, Türklerin Orta Asya’dan beri kullandıkları otağ tipi -kendi deyişiyle- “ev” veya “çadır”ların kurulumunu da aynı çerçevede ele almıştır. Han huzuruna çıkılırken uygulanacak davranışları da bu kapsamda aktarmıştır. Ek olarak halk içinden iki kişinin arasında bir ihtilaf bulunduğu zaman, nasıl mahkeme kurulup hakemlik yapılarak ahali içerisindeki sorunların çözüldüğünü de anlatmıştır.

Barbaro ilk seyahatine dair ise Azak Denizi çevresi, Astrahan, Kumanya (Deşt-i Kıpçak), Kefe, Moskova, Novgorod, Tiflis gibi şehirlerden bahsetmiştir. Yazar, bu 16 yıllık sürecin ardından ülkesine dönmüş; daha sonra Akkoyunlulara, Şah Uzun Hasan Bey’in yanına Venedik Cumhuriyeti’nin elçisi olarak gönderilmiştir. O dönemde, Osmanlı Devleti ve Venedik arasında savaşlar gerçekleşmiş; Anadolu’daki Karamanoğulları ve Akkoyunlular, Venedikliler için Osmanlı Devleti’ne karşı bir ittifak alternatifi olarak değerlendirilmiştir.

Kitabın II. Bölüm’ü, Barbaro’nun takdimi “Elçi olarak İran’a sefer yapan ben Josaphat Barbaro, Sefername’min ikinci kısmı burada başlıyor.” cümlesi ile sunulmuştur. Yazar, bu bölüme Venedik’ten Uzun Hasan Bey’in yanına savaş mühimmatıyla birlikte gittiği yolculuğunu anlatarak başlamıştır. Yolculuğun ilk durağı Kıbrıs olmuştur. Ardından esas varış noktasına ulaşmaya çalışırken geçtiği Korikos, Silifke, Tarsus, Adana, Urfa, Mardin, Siirt, Hizan, Tebriz gibi yerleri birçok ayrıntısıyla anlatan Barbaro, nihayetinde Uzun Hasan Bey’in sarayına ulaşmıştır.

Barbaro, yolculuk sırasında geçtiği yerlere yönelik olarak yerleşim yerlerinin genişliğini, buralarda kaç hanenin barındığını, doğal özelliklerini ve yöre halkının uğraşlarını aktarmıştır. Bu aktarım sırasında, birçok yer için ülkesinden farklı şehirler ile karşılaştırmalar yaparak kimi zaman daha iyi veya daha kötü özellikleri vurgulamış, kimi zaman ise bir şehrin özelliklerini okuyucuya daha iyi anlatmak amacıyla bilindiğini düşündüğü bir başka şehre benzetmiştir. Kitap boyunca, ülkesinden şehirlerle karşılaştırmalar yaptığı alanlar arasında yetişen tarım ürünleri, söz konusu tarım ürünlerinin ve zanaatkârların ürettiği malzemelerin fiyatları da bulunmaktadır.

Barbaro, yolculuk sırasında geçtiği Hizan’da ise eşlikçileri ile birlikteyken yolu kesilmiş; saldırıya uğrayıp yanındakilerden kayıp vermiş ve bu mücadeleden ancak mektuplarla kendi canını kurtarabilmiştir. Güçlüklerle dolu yolculuğunun ardından yanına vardığı Uzun Hasan Bey ile birçok görüşme gerçekleştirmiş; sonrasında elçi olarak yanında bulunmak üzere kabul almıştır. Bu süreçte Barbaro’nun aktarımına en özen gösterdiği konular arasında Uzun Hasan Bey’in sarayının ve diğer konaklarının ihtişamı bulunmaktadır. Bu bağlamda sarayın şeklinden yapımında kullanılan malzemelere kadar birçok ayrıntıyı aktarmıştır. Bunun yanı sıra Şah’ın huzuruna çıkarken yapılanlara, topluluk arasındaki oturma düzenine de yer vermiştir.

Aktarılana göre elçilerin, ziyaretleri kapsamında taşıdıkları mesajların yanında hediye götürme gelenekleri de bulunmaktadır. Karşılık olarak ev sahibi taraf da gelen elçilere hediye vermektedir. Barbaro, Hizan’da uğradığı saldırıda, yalnızca kendisini ve iletmesi gereken mektupları kurtarabilmiş; Şah, durumdan haberdar olduğunu belirterek zararını telafi etmeyi vadetmiştir. Yazar, hediyeler aldığını da aktarmış; seyahatleri boyunca karşılaştığı hediyeleşme merasimlerinin birçoğunda, alınıp verilen hediyelerin maddi değerlerine dair yorumlar da yapmıştır. Barbaro’nun Şah’ın sarayında olduğu dönemde, Hint Padişahı tarafından birkaç elçi gönderilmiş; bu kişiler beraberinde kaplan, fil, zürafa, güvercin gibi çeşitli hayvanlar ile kumaş vb. birtakım hediyeler getirmiştir. Yazar, seyahatnamesi boyunca karşılaştığı gerek binek hayvanları gerekse de kesim hayvanlarının fiziksel özelliklerinden nakil yöntemlerine kadar birçok konuda bilgi vermiştir. Hint elçilerin getirdiği hayvanlar hakkında da bilgi verirken bu hayvanları başka hayvanlara benzeterek tarif etme yoluna gitmiştir. Burada ilgi çekici bir husus, Barbaro’nun bir XV. yüzyıl insanı olarak hayvanların işlevselliğine de vurgu yapmasıdır. Örneğin, zürafadan söz ederken zürafanın; bacaklarını at, toynaklarını sığır, ağzını eşek, boynuzlarını keçininki ile karşılaştırarak benzetme yoluna gitmiştir ve zürafaya yük yüklemenin mümkün olmadığını anlatmıştır. Bu ifade, dönem insanının hayvanlara bakışına dair de bir ipucu vermektedir.

Barbaro, Uzun Hasan Bey ile olan konuşmalarına da yer vermiştir. Bu bağlamda Şah, birçok konuda Barbaro’ya danışmış, birtakım uygulamaların onun ülkesinde veya kültüründe nasıl gerçekleştiğini öğrenmek istemiştir.

Yazar ayrıca Akkoyunlular arasında, Şah gözetiminde gerçekleşen eğlencelere dair izlenimlerini de anlatmıştır. Barbaro, bu eğlencelere Şah’ın daveti üzerine katılmış; yeme içme oturumlarının yanı sıra güreş ve koşu yarışmaları gibi etkinliklerin yapıldığını kaydetmiştir. Bu türden yarışmaların kazananlarına ödüllerin bahşedildiğini ifade etmiştir.

Barbaro, -bir kısmı Şah’ın gezileri kapsamında olmakla birlikte- İran ve çevresinde Şiraz, Isfahan, Kaşan, Kum, Yezd, Semerkant, Tebriz, Hürmüz, Şuşter, Teft, Esterabad, Şamahı gibi yerlerin birçoğuna gitmiş; daha fazlası hakkında da gördükleri veya duydukları aracılığıyla edindiği bilgileri aktarmıştır. Söz konusu yerlere yönelik olarak şehirlerin birbirlerine göre konumları, aralarında -yaklaşık- kaç günlük mesafe bulunduğu, halklarının geçimini ne ile sağladığı konularına yer vermiştir. Seyahatnameyi kaleme almasındaki motivasyonlardan biri olarak “gelecekte bölgeyi ziyaret edecek kişilere kılavuzluk etme”yi gösteren Barbaro, buna binaen okurlarına rotalar çizmiştir. Bu kapsamda, Tebriz’den Çağatay bölgesine gidiş güzergâhında karşılaşılacak durakları ve Trabzon-Tebriz hattında geçilecek yerleri, aralarındaki mesafeleri de aktararak açıklamıştır.

Yazar, seyahatnamesinin genelinde birçok iyi ve kötü olaya yer vermiştir. Belki günümüzdeki birçok insandan bile fazla şehir gören bir elçi olarak bu tür yaşantılara tesadüf etmesi oldukça doğaldır. Seyahatnamenin sonunda ise bölge halklarını tümüyle kötü olarak itham etmesi bir çelişki oluşturmaktadır.

Seyahatnamenin eki olarak da Barbaro’nun “Müellif’in Padova şehrinin kardinali Piero Baroci’ye Baltracan bitkisinin vasıflarını anlatmak için yazdığı mektuptur.” takdimiyle yazılan mektup yer almaktadır. Yazar burada, sözünü ettiği baltracan bitkisinin özelliklerinden, yararlarından, onu tüketen kişiyi oldukça güçlü hâle getirdiğinden söz etmiştir.

Kitap, tarihte çok çeşitli etkileşimlere girmiş Anadolu ve İran coğrafyasında bilinen tarihin, seyahatleri sayesinde edindiği deneyimleriyle Venedik vatandaşı bir XV. yüzyıl insanının gözünden anlatımı niteliği taşımaktadır. Yazar, elbette öznel bir bakış açısına sahiptir. Bu durum, dönemin düşünce yapısı ve önem verilen konuları yansıtmakla birlikte bir Avrupalı Hristiyan’ın, Müslüman halklar ile kendi kültürünü karşılaştırması biçiminde de ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda tarihin; ülkeler, savaşlar, antlaşmalar, göçler gibi büyük ölçekteki olgularından ziyade kendine özgü bir elçinin çevresindeki yaşantılar düzeyinde okunması da insanoğlunun değişen ve değişmeyen taraflarına yönelik ayrıntılar sunmaktadır. Bu çerçevede çevirmenin, bu akışı sunmadaki ustaca dokunuşları ve gerekli yerlerde kullanmaktan çekinmediği, metni okuyucuya daha anlaşılır kılan dipnot biçimindeki açıklamaları göze çarpmaktadır. Bu dipnotların olası çeviri veya yazım hatalarının düzeltmesini yapmasının ötesinde gerek Barbaro’nun geçtiği yerlere yönelik ayrıntılar vermesi gerekse zaman zaman tarihî arka plan sunması okuyucu için yararlıdır. Bu eser, ilgili coğrafyalar ve Anadolu’daki beylikler tarihi üzerine çalışanlar veya okumayı sevenler için ilgi çekici olacaktır.


* Yazar, İran’daki seyahatinin başta dört yıl sürdüğünü ifade ettiyse de kitabın ilerleyen kısımlarında, ülkede belirli bir süre geçirmesinin ardından tercümanının vefat ettiğini, bunun ardından beş yıl daha İran’da kaldığını aktarmıştır.