Süleymani suikastında İsrail’in de bir rol üstlendiğinin ortaya çıkması; İsrail’in, İran ile yaşadığı 40 yıllık gerginlikte, hanesine önemli bir puan yazılması anlamına gelmektedir.
Arap Baharı sonrasında Rusya’nın Orta Doğu’da ve özellikle İran, Suriye ve Yemen’de daha etkin bir politika izlediği gözlemlenmektedir.
CENTCOM Komutanı General McKenzie’nin “Kore Savaşı’ndan bu yana ilk defa hava üstünlüğünün olmadığı bir sahada operasyon sürdürüyoruz.” ifadesi, İran’ın hava harp kapasitesini anlamak adına önemlidir.
Eğer bu saldırılar İsrail'in iddia ettiği gibi tamamen kaza ve tesadüf eseri ise bile iç kamuoyunun misilleme taleplerinden bunalan Tahran'ı rahatlatacağı kesindir.
Çin’in hızlı bir şekilde İran’la imzaladığı Kapsamlı İş Birliği Anlaşması, Büyük Güç Rekabeti’nin Orta Doğu’daki en belirgin sonuçlarından birisi olarak kabul edilebilir.
İran gibi drone, füze ve insansız sistemlerle düzenlediği saldırılarla ön plana çıkan büyük bir kapasite, Körfez’in en küçük ülkelerinden biri olan BAE’yi bu endişesini giderecek çözüm arayışlarına sevk etmekte.
Asimetrik bir güce sahip olan insansız hava araçları, Körfez’de denizden düzenlenecek bir saldırıya hazırlık amacıyla doğru bir tercih olarak düşünülebilir.
Türkiye, Libya politikasıyla Akdeniz’de yeni bir süreç başlattı. Trablus’u ele geçirmeye çalışan Hafter güçlerini durdurduğu gibi onun arkasındaki aktörleri caydırarak politikalarını başarısız kıldı.
Adnan Zurfi’nin hükûmet kurma süreci, ABD-İran gerilimini etkileyecek yeni bir belirleyici faktör olarak ortaya çıktı.
1398 yılı, İran dış politikası açısından Tahran-Washington gerginliğiyle başlayıp bu gerginliğin pek çok sahada İran’ın dış politika tasarruflarına yansıdığı bir yıl oldu.
İran’ın, Suriye’deki jeopolitik denklemlerde köşeye sıkıştığı görülmektedir.
Nükleer anlaşmada diplomasiye ağırlık vermek isteyen İran, anlaşmada pasif kalan Rusya’nın Ortadoğu’da yeni rol üstlenmesini sağlayarak Moskova’yla yakınlaşma çabasındadır.