İran’ın silahlı Kürt örgütlere yönelik kuvvet kullanımı, İKDP, Komala ve PAK’a karşı sınır ötesi hassas vuruş ve sürekli baskıya, PJAK’a karşı ise İran topraklarındaki doğrudan güvenlik operasyonlarına dayanan farklılaşmış bir nitelik taşımaktadır.
İsrail, hava kuvvetlerinin teknolojik üstünlüğü, hassas güdümlü mühimmat envanteri ve gelişmiş istihbarat/izleme sistemleri sayesinde İran’ın nükleer ve füze altyapısına büyük zarar verirken; İran ise kitlesel dron ve füze saldırılarıyla doğrudan misillem
İran basınında, İstiklal’de yaşanan menfur saldırı ile İran içerisinde yaşanan olaylar arasında paralellikler yaratmaya yönelik bir çaba olduğu görülmektedir.
Her ne kadar Musaddık hükûmetine karşı yapılan 1953 Darbesi önemli olsa da yakın tarihli bu Darbe, İran tarihinin ilk darbesi değildir.
Eğer İran politika değişikliğine giderek ABD’nin Suriye’de yaptığı gibi Irak’ta PKK’nın hamiliğine soyunmayı düşünüyorsa bu durumun etkileri stratejik boyutta olacaktır.
PKK, KDP’yi “ihanet” ile itham ederken PYD/YPG, KDP destekli ENKS ile iş birliği arayışına yönelmekte ve bunu bir “ulusal birlik” zeminine dönüştürmek istemektedir.
Türkiye İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun İran’da büyük bir etki yaratan ve İran’daki PKK varlığına değinen açıklaması, Pençe-Kartal ve Pençe-Kaplan Harekâtları ile birlikte daha net bir anlam kazanmıştır.