Arameş Dustdar ve İran Kültüründe Düşüncenin İmkânsızlığı

Dustdar, entelektüel projesinde İran’ın geri kalmışlığının sebeplerini sorgulayarak “İran kültürü”nde “düşüncenin imkânsızlığı” alışkanlığı ve bu alışkanlığın İran tarihindeki etkenleriyle hesaplaşmaktadır.

Arameş Dustdar 1931 yılında Tahran’da doğdu. İlköğreniminin ardından eğitimini tamamlamak üzere 1957 yılında Avrupa’ya giderek Köln Üniversitesi Felsefe Bölümüne kaydoldu. 1973 yılında İran’a döndü ve Tahran Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde öğretim üyesi olarak göreve başladı. 1980’e kadar İran’da kalan Dustdar, o tarihten itibaren Almanya’nın Köln şehrinde ikamet etmektedir.

Dustdar, İran düşünce tarihine dinî kültürün hâkim olduğunu ileri sürdüğü Dinî Gelenekte Düşüncenin İmkânsızlığı1 ve Karanlık Parıldamalar eserlerinde (Bu kültürün ana özelliği olarak düşünmeye imkân vermemesini ileri sürer.) bu durumu eleştirir. Dinî ve bilimsel bakış arasında kesin bir ayrımın olduğunu varsaydığı Din, Bilim ve Tefekkür Hakkında Felsefi Mülahazalar2 adlı eserinde kendi düşüncelerinin teorik ve entelektüel temellerine yer verir. Dustdar, Gizli Akrabalık3 başlıklı eserinde ise İranlıların modern düşüncelerden uzak olmasını eleştirir. Dustdar, İran’ın entelektüel ve epistemolojik açmazlarını anlamak için “Dil-Yalancı Dil ve Kültür-Yalancı Kültür”4 üzerine derinleşir ve düşüncelerini İran’ın kültür ve dilbilimsel kavramlarını göz önünde bulundurarak şekillendirmeye çalışır.

Dustdar’ın modernitenin ilkelerine bağlı olarak gelenekle mücadele eden İranlı düşünürler arasında özel bir konumu vardır. Dustdar, İran’da 19. yüzyılda modernist düşüncenin doğuşundan bir yüzyıl sonra “geleneği sorgulama” meselesini, entelektüel projesinin konusu hâline getirerek felsefi açıdan incelemiştir. Dustdar’ın İran geleneğinin epistemolojik ve tarihî katmanları hakkındaki sorgulamaları, modern düşünceden etkilenerek şekillenmiştir. Dustdar, İran düşünce ve kültür tarihinin tamamını da bu sorgulama kapsamında gözden geçirip akıl terazisinde tartmıştır. Düşüncelerini kendine has bir kelime hazinesi ve üslupla ifade eden Dustdar, eserlerinde felsefi-epistemolojik ve yöntemsel özgünlüğünü muhafaza ederek modern felsefi düşüncede nevi şahsına münhasır bir nesir dili yaratmıştır.

Dustdar, entelektüel projesinde İran’ın geri kalmışlığının sebeplerini sorgulayarak “İran kültürü”nde “düşüncenin imkânsızlığı” alışkanlığı ve bu alışkanlığın İran tarihindeki etkenleriyle hesaplaşmaktadır. Dustdar’ın entelektüel projesindeki bu epistemolojik kopuşun temeli, bilimcilik ve rasyonalitedir. O, geleneksel ile modern dünyanın çatışmasını dindar karakterlilikten (dîn-hûyî)5 bilimciliğe geçişe ve öznel akılcılığa bağlamaktadır.

Dustdar; Din, Bilim ve Tefekkür Hakkında Felsefi Mülahazalar adlı eserinde, felsefenin temel meselelerine değinerek modern dönemi, kadim dönemin karşısına koyar. Gelenek ile modernite arasındaki zıtlığı ve ayrılığı insanlık tarihinin çeşitli devirlerini meydana getiren “din” ve “bilim”in nitelikleri üzerinden tahlil ederek inanç ve bilim alanının birbirinden ayrı olduğunu ifade eder. Dustdar bu kitabında; dinî bakış, bilimsel bakış ve felsefi düşünce alanlarını birbirinden ayırır.

Dustdar’ın yukarıda belirtilen ayrımı; onun, felsefi düşüncenin dinî ve bilimsel bakıştan farklılığına vurgu yapmasına ve böylece düşüncesinde felsefe ile dinin bağlantısını koparmasına yol açar. Dustdar her ne kadar “bilgi, inanç ve düşünme”nin belirli kültürel olgularla bağlantılı olduğunu kabul etse de İran’da birtakım kültürel ve akademik çevrelerin düşünce ve inanç konularıyla karmaşık ilişki kurduklarına dikkat çekerek böyle bir eseri yazmaya ihtiyaç duymuştur. Din, Bilim ve Tefekkür Hakkında Felsefi Mülahazalar kitabının amacı, kültürel olgularla müphem bir ilişki kuran bu çevreleri, alışık oldukları düşünme tarzından uzaklaştırmaktır.

Dinî bakış, bilimsel bakış ve felsefi düşünce alanlarını birbirinden ayırma konusu, Dustdar’ı dini sorgulamaya yöneltmiştir. Dustdar, dinî bakışın niteliklerini ve felsefi düşünceden farklarını ortaya koyduktan sonra bilimsel bakışı ele alır ve bilimsel bakışı felsefi düşünce ile dinî bakıştan ayıran özelliklere yeni bir yorum getirmeyi dener.

Dustdar; bahsi geçen üç alanı birbirinden ayırdıktan sonra entelektüel projesindeki en temel meselelerden birine yönelir. Ona göre sorgulama, felsefi düşünceden ortaya çıkar ve hiçbir dinî kültür sorgulamaya girişemez. Aksine dinî kültür, düşüncenin gelişimi ve ilerlemesinin yollarını tıkar. Dolayısıyla Dustdar’ın bakış açısına göre büsbütün dinî olan İran kültüründe düşüncenin imkânsızlığını sorgulamak için muhakkak felsefi düşünceye sığınmak gerekir. Bu türden bir sorgulama, felsefi düşüncede bilgiye yaslanmadan ve gelenekten ayrılarak epistemolojik bir dönüşüm yaşanmadan mümkün olmayacaktır.

Esasen İslam sonrası İran kültürünün patolojisini yapmaya çalışan ve İran kültürünün dönüşümü sürecinde düşüncenin imkânsızlığını inceleyen Dustdar; bu meseleyi, İran kültürüne tarihî bir perspektiften bakarak ele alır. Bu bağlamda Arap kültürünün İran medeniyetinde çözüldüğü teorisini yazılarında temel alan Dustdar, kadim İran medeniyetinin çöküşünü de göz ardı etmez. Dustdar’a göre düşünce alanında gerekli dönüşümü gerçekleştirmek ve İran kültürünü modernliğe ulaştırmak için geleneksel düşünce tarzı ve epistemolojisinden sıyrılmak gereklidir.

Dustdar’a göre İran düşüncesi, modern düşüncenin bileşenlerini kavrayamadığı gibi İran’ın Antik Dönem’den İslami Dönem’e geçişinde ortaya çıkan kültürel dönüşümünün sebep ve etmenlerini de sorgulayamamıştır. Buna bağlı olarak İran düşüncesinde meydana gelen diğer dönüşümlerle ilgili sorulara da hakkıyla cevap verememiştir. Dustdar, bu varsayımlardan hareketle temel felsefi sorgulamalara başvurmuş ve benimsediği felsefi bakışın rehberliğinde İran’da tarihsel ve kültürel bilincin eksikliği meselesini gündeme getirmiştir. Kültürel yenilenmeye dayanarak tarihsel arka planın değerlendirilmesiyle kültürel olarak geri kalmışlığa veya ilerlemeye sebep olan nedenler anlaşılabilir, bu alandaki değişim ve dönüşüm sorgulanabilir ve kültürün sorun yaratan kısımları bulunabilir.
Dustdar’a göre İran’ın geleneksel kültürü “dindar karakterlilik” ve “alışılagelmişlik” gibi iki probleme sahip olduğundan dolayı felsefi düşünceden tamamen uzak durmuştur. Geleneksel İran kültürü düşünmemeyi âdeta bir sanat hâline getirerek soru sormaktan uzak durmuş ve sorgulamayan tavrını resmîleştirmiştir. Meşrutiyet Devrimi başta olmak üzere modern İran’daki gelişmelerin doğru tahlil edilememesiyle birlikte geleneksel kültürü sorgulama fırsatı kaçmış ve sorgulama uğraşı başlamadan bitmiştir.

Dustdar, geleneksel İran kültürüne yönelttiği dindar karakterlilik eleştirisinin ardından geleneksel İran kültürünün bir başka veçhesi olan alışılagelmişlik olgusunu sorgular. Geleneksel alışılagelmişlik olgusunu modern bireyciliğin karşısına koyan Dustdar, bu hususta vardığı sonuç hakkında şöyle yazar: “Bu metnin temel tezi, genel kabulün aksine, geçen 150 yıl içinde kültürümüzün eskiden beri süregelen esareti altında, sorgulamayan ve düşünmeyen bir toplum olarak kaldığımızdır.”

Dustdar, İran’ın geleneksel kültüründe düşüncenin hal-i pür melaline dair görüşlerine şu şekilde devam eder: “Bizim kültürümüz, geçmişte dinî olduğu ve öylece kaldığı için bütün gelişim süreci boyunca sorgular gibi yapıp esasa dair sorgulama yapmayan bir kültür olmuştur. Sözde sorgulamaları; bahanelerden ve tahrik edici işleve sahip veciz sözler söylemekten ibarettir.” Kaldı ki geleneksel kültür, Dustdar’a göre bizzat düşünme eyleminin karşısında olan şiir aracılığıyla ifade edilmiştir. Dustdar’ın nazarında klasik Arapça ve Farsçada hâkim olan şiir geleneği; düşünce ve ahlakın gerilemesinin sembollerinden birisiydi. Tasavvufa ait motiflerle dolu geleneksel şiir, sorgulamaktan ve ortaya çıkan gelişmeleri çözümlemekten acizdi.

Dustdar’ın kavrayışına göre kendilik bilincine ne yerli ne de Batılı kültür aracılığıyla ulaşılabilir. Öyleyse hangi epistemolojik temeller esas alınarak kendilik bilincine ulaşılmalıdır? Bir toplum kendine hangi noktainazardan bakmalıdır ki kimliğinin ve kültürünün gerileme mi yoksa gelişme eğiliminde mi olduğunu kavrayabilsin?

Dustdar entelektüel tartışmasında kültürü, kimlik ile olan ilişkisi üzerinden ele aldığını belirtir. Kimliksizlik olgusunu, siyaset ve ideolojiden kaynaklanan tepkilerin ötesinde tarihî ve epistemolojik bağlamında değerlendirir. Dustdar’a göre bu açmazın çözümü; “Geçmişi, yani kendi kültürümüzü incelemekte ne kadar derine inip kuvvetlerini kontrol altına alacağımıza bağlıdır. Kültürümüzü tanıyıp koruyucu duvarlarında gedikler açtığımız vakit, kimliğimizin dönüşümü için bilinçli bir adım atmış olacağız.” Dustdar, Batı’nın kendi kültürü ile kurduğu ilişki üzerine ise şu sözleri sarf eder: “Batı, kendi tarihî benliği ile mahiyetini tanımış ve hâlâ tanımakta olan tek kültürdür. Batı, bu sonsuz tanıma uğraşının ışığında 400 yıldan bu yana art arda gelen dönemlerde kimliğini dönüştürmüştür. Batı’nın bu tecrübesi tarih boyunca bilinçli bir biçimde kimliğini dönüştürmüştür. Hiçbir kültür, bu bilinçli dönüşümünü kendi kimliğini tanımlamadan gerçekleştiremez.”

Dustdar, İran entelektüalizmine ve geleneksel kültürüne eleştirilerine şöyle devam eder: “Şimdiye kadar bizim entelektüelliğimiz, içinde bulunduğu toplumdan ayrı olarak yalnız ama yalnız öz bilince sahip olma anlamında bireycilikten doğan veya bireyciliği doğuran bir yapıda olmamıştır.” Bir diğer deyişle İranlı zihniyet, geçmişinden kopamamış ve istenilen dinamik duruma ulaşamamıştır. Dustdar’a göre “İran’ın hem çok kısıtlı bir yazılı kültüre sahip olduğu İslam Öncesi Dönem’de hem de zengin bir yazılı mirası bulunan İslami Dönem’de sahip olmadığı şey, bir kültür ve düşünce hareketidir.”

Arameş Dustdar’ın Kitapları

1) Dustdar, A. (1359). Mülâhazât-ı Felsefî Der Dîn, ‘İlm ve Tefekkür: Bîneş-i Dînî ve Dîd-i ‘İlmî, Tehrân: Âgâh; Çâp-i Dovvom (Vîrâyeş-i Cedîd) (1381). Paris: Hâverân.

2) Dustdar, A. (1370). Der Dırahşeşhâ-yi Tîre, Köln: Endîşe-yi Âzâd; Çâp-i Dovvom – Bâzdîde ve Âferîde şode. (1377). Paris: Hâverân.

3) Dustdar, A. (1383). İmtinâ’-i Tefekkür Der Ferheng-i Dînî. Paris: Hâverân.

4) Dustdar, A. (1387). Hîşâvendî-yi Penhân, Be Kûşeş-i Behram Muhibbî. Köln: Forûğ.

5) Dustdar, A. (1397). Zebân ve Şebih Zebân Ferheng ve Şebih-Ferheng. Köln: Forûğ.


1 Dustdar, A. (1383). İmtinâ’-e Tefekkür Der Ferheng-e Dînî. Paris: Hâverân.
2 Dustdar, A. (1359). Mülâhazât-ı Felsefî Der Dîn, ‘İlm ve Tefekkür: Bîneş-e Dînî ve Dîd-e ‘İlmî, Tehrân: Âgâh; Çâp-e Dovvom (Vîrâyeş-e Cedîd) (1381). Paris: Hâverân.
3 Dustdar, A. (1387). Hîşavendî-ye Penhân, Be Kûşeş-e Behram Muhibbî. Köln: Forûğ.
4 Dustdar, A. (1397). Zebân ve Şebh-e Zebân-Ferheng ve Şebh-e Ferheng. Köln: Forûğ.
5 Arameş Dustdar, kendi türettiği “dîn-hûyî” kavramı ile insanın soru sorma imkânını elinden alan dindar karakterli olmayı kastetmektedir. (ç.n)

Celal Âl-i Ahmed ve Modernite Karşısında Yerlilik Düşüncesi

Ali Asghar Haghdar

Âl-i Ahmed kimilerine göre Garbzedegi adlı eserinde, Batı emperyalizminin yanında İran içindeki istibdat ile mücadelenin de manifestosunu sunmuştur.