Devlet: Ateşten Gömlek (Irak Şiileri ve Irak’ta Ulus-Devlet İnşasında Güçlükler)

01.01.2019

Ali Tahir el-Hamud (Beyrut: Kûfe Üniversitesi ve er-Refiddin Yayınları, 2017)1
ISBN: 978-1-77322-256-1

Devlet: Ateşten Gömlek (Ar. Cemretu’l-hûkm) başlıklı çalışma, sosyolojik bir bakış açısıyla Baas Partisinin iktidardan düşmesinden sonra Irak’taki Şiilerin ulus-devlet inşasındaki tecrübelerini irdelemektedir. Bu bağlamda eser, son dönemde Irak’ta Şii devlet düşüncesine ilişkin kaleme alınan en nitelikli çalışmalardan biridir. Her şeyden önce kitabı önemli kılan husus, Iraklı Şiilerin devlet ve millet anlayışında meydana gelen dönüşümleri ve söz konusu dönüşümler hakkında siyasetçi, aydın ve din adamlarının düşüncelerini ele almasıdır. Bağdat Üniversitesi Sosyoloji Bölümü öğretim elemanlarından Ali Tahir el-Hamud tarafından kaleme alınan ve yazarın doktora tezine dayanan bu çalışma, dokuz bölüm ve bazı belgelerin yer aldığı bir ekten oluşmaktadır. El-Hamud’un son dönem Irak’ta Şii kimliği ve siyasi düşüncesine ilişkin kaleme aldığı diğer çalışmalar aşağıdaki gibidir:

  • Kimlik Krizinden Kimliklerin Uyanışına Irak (العراق من صدمه الهويه الى صحوه الهويات), Bağdat, 2012
  • 31 Ocak 2010 Tarihinden Sonra Irak’ta Protestolar (حركه الاحتجاج المدني في العراق بعد 31 يوليو 2015: آليات التشكل ومآلات المستقبل), Riyad, 2015
  • Aydınlara Göre Irak’ta Devlet ve Millet (الدوله والأمه في مخيال الانتليجنسيا الشيعيه في العراق), Amman, 2015

İçerik

Irak Şiileri, Saddam Hüseyin yönetimden çekilene kadar siyasi otoritenin dışında kaldıkları için ister istemez muhalefette yer almaktaydı.  Lakin 2003 yılından sonra Şiiler, ulus-devlet inşasını gerçekleştirmek durumunda kalmıştır. Yazar kitapta, Şiiler tarafından bu dönemde gerçekleştirilen ulus-devlet inşasını incelemekte, anayasanın hazırlanma süreci üzerinde durmaktadır. Ona göre hazırlanan anayasa, önde gelen çoğulcu devlet sistemlerinden esinlenerek uzlaşı kültürü, uluslararası konsensüs gibi ilkeleri temele alan ve insan hakları bildirgesi gibi evrensel bir metne dayanan bir çalışma olsa da çoğulcu olmaktan ziyade çoğunluğun anayasasına benzemektedir. Ayrıca yazar, Ayetullah Sistani’nin anayasa yazım sürecine müdahil olduğunu ve bunun bir neticesi olarak anayasaya Irak petrolü ve doğal gazının Iraklıların tamamına ait olduğuna ilişkin bir fıkra girdiğini ve nitekim Sistani’ye göre ekonomide adil paylaşımın Iraklıların birlik ve beraberliğine kapı aralayacağını belirtmektedir. 

El-Hamud, 2003 yılından sonra Irak’ta hayata geçirilen siyasi katılım ve seçim sistemine işaret ederek Iraklı Sünnilerin, Şiilerin ilk seçimi kazanmasının ardından seçime katılmama konusunda takındıkları tutumu gözden geçirdiğini ve anayasa referandumuna geniş bir katılımla iştirak ettiklerini belirtmektedir.  Yazar ayrıca Baas yönetiminden sonra Irak’ta meydana gelen fikri ve siyasi değişimi açıklayarak 2003 yılından bu yana Irak’ta “geçmişle hesaplaşma (Fr. adalet-i intikali)” adına harcanan bütün çabalara rağmen Iraklılar arasında otoriter Baas idaresine ilişkin kolektif bir bilinç oluşturulamadığı neticesine varmaktadır. Ona göre bu durumun sebebi, Şiiler ve Kürtlerin Saddam yönetimini diktatör bir rejim olarak telakki etmesine karşın Sünnilerin söz konusu rejimi, adil ve istikrarlı bir yönetim olarak kabul etmesidir. Sünni Araplara göre ulusal barış projesi eskiden olduğu gibi hâlihazırda da sorunludur. Zira onlar, milletvekili dağılımı ve karar alma sürecinde bir eşitlik sağlanmasını ve bunun demografik dengenin üzerinde olması gerektiğini düşünmektedir.  

Kitabın önemli bölümlerinden biri yazarın Irak’taki ders kitapları ve bu kitaplarda 2003 yılından sonra meydana gelen değişikliği incelediği bölümdür. El-Hamud, kitapların içeriğinden yola çıkarak ulus-devlet inşasında Iraklı devlet adamlarının zihnini okumaya çalışmakta ve ders kitaplarındaki yeni muhteva ve sembollerin ulus-devlet inşasına yönelik diğer adımlarla ilişkisini analiz etmektedir. Ona göre söz konusu ders kitaplarının esas başarısı, Arap olmayanlara ilişkin olumsuz ifadelerin kaldırılması, İslam dinine siyaset üstü bir konum verilmesi ve mezhebî farklılıklara vurguda bulunulmamasıdır. Bu kitaplarda Şii ve Sünnilere aynı derecede yer verilmesine gayret edilmiş ve herhangi bir mezhebin öne çıkarılmasından kaçınılmıştır. Her ne kadar ders kitaplarında dikkate değer değişikliğe gidilmişse de yazara göre ders kitaplarının ideolojik içeriğine sinmiş bazı sorunlar, hâlâ açık bir şekilde kendini göstermektedir. 

Ayrıca yazar, 2003 yılından sonra Irak’ta değişen tatil günlerine, sloganlara, sembollere ve sosyal kültüre değinmekte ve özetle çok kültürlü ve çok mezhepli topluma evirilmeyi olumlu değerlendirmektedir. Ancak ferdi özgürlükler ve kadın haklarındaki eksiklikler; insan haklarına ilişkin kanunların çıkarılmasındaki gecikme; düşünce, toplantı, protesto ve grev özgürlüğüyle bilgi edinme hakkına ilişkin yetersizlikleri eleştirmektedir. 

Temel Bulgular

Kitabın ilk beş bölümü; devlet ve millet inşasına ilişkin teoriler, hicretten sonraki ilk üç asırda Şiilerin gözüyle güç ve siyaset ilişkisi ve 2003 yılından sonra Irak’ta bazı müçtehitler ile ulus-devlet inşası sürecinde rol alan şahsiyetlerin siyasi düşüncelerine ayrılmıştır. Kitabın altı, yedi, sekiz ve dokuzuncu bölümleri ise Irak’taki Şii aktörlerden bazılarının ulus-devlet inşasına yönelik görüşlerini içermektedir. Son dört bölüm ise kitabın en önemli bölümlerini teşkil etmektedir. Kitapta ele alınan meseleye ilişkin en önemli bulgular zikredilen bölümlerde verilmiştir. Zira yazar, İyad Allavi, Nuri Maliki, Ziya Esedi, gibi Şii siyasi elitlerden 10 kadar şahısla; Şeyh Beşir Necefi, Muhammed İshak Feyyaz, Muhammed Yakubi gibi taklit mercileri ve din adamlarıyla; İbrahim İbadi, Sa’d İskender, Galip Şabender gibi aydınlarla görüşmeler gerçekleştirmiş ve onlara ciddi ve can alıcı sorular yöneltmiştir. 

El-Hamud siyasetçi, aydın ve din adamlarına Irak için uygun devlet sisteminin ne olduğunu sormuş ve her üç grubun görüşlerinin birbirine yakın olduğunu saptamıştır. Siyasetçilerin çoğu parlamenter sistem ve hâlihazırda yürürlükteki anayasanın Irak için uygun olduğunu ve din adamları ile aydınların çoğu ise medeni bir sistemin uygun olacağını ifade etmiştir. Medeni bir sistemden kasıt, bilinen demokratik uygulamalara dayalı ve yine demokratik mekanizmaların gereği olarak uluslararası alandaki sorumluluklarını yerine getiren bir yönetimdir.

Iraklı Şiilerin diğer Iraklılarla siyasi paydaşlık kurabileceği hususlara ilişkin siyasetçi ve aydınlar, geniş bir skaladan muhtelif cevaplar vermiş olsa da din adamları genellikle vatandaşlık, ekonomi ve demokrasiyi vurgulamıştır. Şiileri diğer gruplarla devlet inşasında siyasi paydaşlığa teşvik eden hususlar da siyaset adamları ve aydınlara göre farklılaşmaktadır. Lakin din adamları çoğunlukla eşit vatandaşlığı söz konusu paydaşlığın asli unsuru olarak görmektedir. Dolayısıyla Şii elitlerin bir taraftan demokrasiye vurguda bulunduğu diğer taraftan ise Iraklılık üst kimliğini, yabancı düşmanların değil Iraklılar arasındaki ortak değerlerin oluşturduğunu göz önüne aldığı anlaşılmaktadır. 

Siyasetçi ve aydınlar, Şii olmayan birinin başbakan seçilmesinin kabul edilebilir olduğunu, din adamları ise çekincelerini belirtmekle beraber böyle bir durumun kabul edilebileceğini ifade etmiştir. İlginç olan ise her üç gruptakilerin çoğunluğu tarafından siyasal Şii İslam’ın özellikleri ve programına ilişkin sorulara esasen siyasal İslam diye bir şey yoktur şeklinde cevap verilmesidir. 

Din adamları ve aydınlar, ülkede iyi bir yönetimin Iraktaki etnik ve dinî grupların birbirine yaklaşmasında en önemli şart olduğunda hemfikirdir. Ancak bu hususta olumlu veya olumsuz uygulamalara ilişkin fikir ayrılığı göze çarpmaktadır.  Siyasetçi ve aydınlara göre her şeyden önce bu konudaki en başarılı girişim, demokrasiye geçiş ve siyasi katılımdır fakat din adamlarına göre bu konuda dikkate değer bir girişim henüz gerçekleşmemiştir. Diğer taraftan siyasetçiler, hizipçiliğin devlet işlerinde önlenmesine yönelik kanunun hayata geçirilememesini bir eksiklik olarak görürken aydınlar ise önemli ve öncelikli olduğunu düşündükleri kurumların tesis edilmediğini ve gerekli kanuni düzenlemelerin yapılmadığını belirtmektedir. Bu konuda din adamlarının görüşleri ise oldukça farklılık arz etmektedir. 

Aydınların verdiği cevaplara dikkat edildiğinde onların 2003’ten bu yana ülkeyi yöneten Şii siyasi elitlerin politikalarını eleştirdiği ve hatta hâlihazırda ülke idaresindeki uygulamalar karşısında eleştirinin ötesine geçerek muhalif bir tutum takındıkları söylenebilir. Din adamları ise ülkenin siyasi durumuna tereddütle bakmaktadır. Dahası Şii parti ve oluşumlarla siyasetçilerden memnun değillerdir. Siyasetçilerden bazıları da hizipçilikten endişe duymakta ve bu tarz bir siyaseti eleştirmektedir. Her üç gruba göre Irak’taki Şii siyasi oluşum ve partiler, Şii din adamlarının gölgesinden çıkmak istemekte ancak şimdilik bunu, önemli bir meşruiyet kaynağı olarak addetmektedir. Bu sebeple özellikle Şii din adamları, Şii parti ve oluşumların geleceği konusunda karamsardır. Aydınlar ve din adamlarının verdiği cevaplardan, onların Şiiler dışındaki gruplarla siyasetçilere nispeten daha fazla diyaloga girme ve siyasi meselelerde onları ikna etme eğiliminde olduğu anlaşılmaktadır. Bu arada siyasetçiler, “Şiilerin çoğunluğu teşkil etmesinin” siyasi karar alımında bir referans olduğundan bahsetmektedir. Son olarak zikredilmesi gereken husus, bütün cevapların ortak yönünün devlet idaresinde parti aidiyetinin, etnik ve dinî mensubiyetlerin öne çıkarılmasının her üç grup tarafından reddedildiğidir. 

Sonuç

Bu kitabın modern çağda Irak’taki Şiilerin devlet inşa sürecini konu alan sınırlı sayıda ve başarılı çalışmalardan biri olduğu görülmektedir. Kitabın başarısında, yazarın yazım sürecinde izlediği bilimsel araştırma yöntemi, uzun yıllar Irak’ta ikamet etmesi ve ülkede ulus-devlet inşa sürecinde rol alan etkili aktörlerle geliştirdiği kuvvetli ilişki etkilidir. Bunun dışında Iraklı Şiiler arasında önde gelen siyasetçi, aydın ve devlet adamlarının pek çoğuna Şii siyasi düşüncesinin temel meselelere ilişkin yaklaşık 50 hassas sorudan oluşan bir anket uygulaması çalışmayı özgün kılmaktadır. Çalışma kapsamında özellikle taklit mercisi olan din adamlarıyla röportaj gerçekleştirilmesinin bundan sonraki araştırmalara örnek teşkil edeceği söylenebilir. Kitabın eksik tarafı ise Ayetullah Sistani ile yazılı veya sözlü herhangi bir röportajın gerçeklememiş olmasıdır. Bu nedenle kitabın mihverini Iraklı Şii siyasetçi, aydın ve din adamlarıyla yapılan görüşmeler oluşturmasına rağmen okuyucu eserde Irak siyasetindeki en etkili Şii aktör olan Sistani’nin görüşlerine ilişkin herhangi bir bilgi bulamamaktadır. Sistani ile görüşmenin zorluğundan kaynaklanan bu eksikliği aşmak adına el-Hamud, Sistani’nin kitapta ele alınan konulara ilişkin görüşlerine, daha önce verdiği beyanatlardan yola çıkarak ayrıntılı bir şekilde değinmiştir.

[1] Kitap yayımlandıktan kısa bir süre sonra Seyit Hüseyin Merkubi tarafından yapılan Farsça tercümesi, Arma Yayınlarınca İran-İsfahan’da basılmıştır. Bu yazıda adı geçen tercüme esas alınmıştır. 

echo 'test';