Avrupa’nın Çözüm Arayışları ve Aramco Saldırısı

Deniz Caner Araştırmacı, Dış Politika

AB kendi iç meselelerine odaklandığından Orta Doğu’da artık organize bir şekilde hareket edememekte ve bu durumda oyun kurucu rolünü de yitirmektedir.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un ağustos ayındaki İran ve ABD arasında yaptığı arabuluculuk faaliyetleri öne çıkan konular arasındaydı. Macron, Avrupa’nın uzun süredir İran-Amerikan çatışmasında gösterdiği pasif tarzı telafi etmek için Fransa’nın Biarritz şehrinde 24 Ağustos’ta düzenlenen G7 Zirvesi’ne İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif'i de sürpriz bir şekilde davet etti. Böylece İranlı heyetle düzenlediği özel görüşmeler İran ve ABD’nin buluşma olasılığını gündeme getirmiş oldu. Fakat bu süreçte İran ve ABD, müzakere masasına oturmanın erken olduğunu ifade edip, olası bir müzakereye giden yolda taviz veren taraf olmaktan kaçındı. Ancak bu durum iki ülkenin de uzun bir süre sessiz kalacağı anlamına gelmemektedir. Bu da ABD ve İran’ın karşılıklı olarak vekâlet savaşı yürüttüğü Yemen, Irak ve Suriye’de ansızın yapılacak askerî operasyonların ve saldırıların ihtimalini yükseltmektedir. Nitekim resmî verilere göre cumartesi sabahı saat 03:31’de ve 03:42’de Suudi Arabistan’a ait Aramco’nun Hurayis ve Abkaik petrol tesislerinde üst üste birçok patlama meydana geldi. Suudi Arabistan’ın günlük petrol üretimini yarıya indiren bu saldırıyı Yemen’deki iç savaşta Suudi Arabistan’ın başını çektiği koalisyon güçlerine karşı savaşan Husiler üstlendi. Her ne kadar ABD ve Arabistan bu saldırıların güneyden değil İran ve Irak tarafından geldiğini uydu görüntüleri ve uzmanlardan oluşan bir ekiple ispatlama yoluna gitse de geçtiğimiz aylarda Suudi Arabistan’ın petrol boru hatlarına ve havaalanına birçok kez saldırı düzenleyen Husiler, bunun devamının daha sert bir şekilde geleceği açıklamasında bulundu.

Saldırı hangi taraftan gelirse gelsin birçok ülkeden gelen açıklamalar failin İran ve kullanılan silahların da İran yapımı olduğu üzerinde durmaktadır. Tüm bu gelişmeler ABD’nin 2015’te imzalanan Nükleer Anlaşma’dan tek taraflı olarak çekilmesinden sonra ABD yaptırımlarından dolayı sarsılan İran ekonomisi için uzun zamandır çözüm arayışları içerisinde olan Avrupa’nın işini zorlaştırmaktadır. Macron saldırıyı en güçlü şekilde kınarken, Élysée’den 18 Eylül sabahı yapılan açıklamaya göre de Suudi Arabistan’ın petrol tesislerine yapılan bu saldırının incelenmesi için uzmanların gönderileceği belirtildi. Ayrıca Macron, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile yaptığı telefon görüşmesinde ülkesinin Suudi Arabistan’la dayanışma içerisinde olduğu garantisini verdi.

Almanya’nın tutumu ise Fransa’dan farksız değildir. Saldırı alışılagelen diplomatik bir dille Almanya Dışişleri Bakanlığı tarafından kınanırken, mevcut durumun bölgeyi daha da tehlikeli bir hâle getirdiği üzerinde duruldu. Almanya da ABD ve Fransa gibi incelemelerin sonucunu beklerken BM ve NATO’dan da aynı şekilde kınamalar geldi. Avrupa Birliği Dış İlişkiler Temsilcisi Federica Mogherini bölgenin güvenliği açısından saldırıyı gerçek bir tehdit olarak gördüğünü açıkladı.

Saldırıya karşı Avrupa’nın ABD’den bağımsız olarak hareket etmesi ve tavır alması kendi çıkarları açısından pek olumlu görünmemektedir. Nitekim Avrupa, İran ve ABD çatışmasında en baştan beri cılız bir siyaset izleyip yaptırımlarla zor duruma düşen İran ekonomisinin ayakta durması için bugüne kadar yapıcı adımlar atamamıştır. Bu saldırı ve ileriki günlerde gerçekleşebilecek olası saldırılar Avrupa’nın Macron aracılığıyla ABD ve İran’ı müzakere masasına oturtma girişimlerinin önünü kesebilir. İran destekli Husiler tarafından bu tip saldırıların yoğunlaşacağı uyarısı da göz önüne alındığında ABD başkanlık seçimine odaklı İran-ABD çatışmasında Avrupa’nın artık üzerine düşen çok fazla bir şey olmadığı düşünülebilir. Nitekim Trump, Avrupa olmaksızın da İran’a müzakere kapısını aralayabilir. Bu durumda Avrupa gerçekleşen saldırıların sonuçları açısından tüm dünyayı etkileyen global bir meselenin etkisiz elemanı olarak kalmaya devam edecektir. Birçok Avrupa ülkesinin de yakındığı gibi AB kendi iç meselelerine odaklandığından Orta Doğu’da artık organize bir şekilde hareket edememekte ve bu durumda oyun kurucu rolünü de yitirmektedir.

İran, ABD, Suudi Arabistan, Avrupa

KOEP’in Geleceği Tehlikede

Deniz Caner

İran ilerleyen safhalarda uranyumu yüksek oranda zenginleştirebilirse iki ila üç atom bombası için yeterli rezerve sahip olacak.

Nükleer Anlaşma Yol Ayrımında mı?

Deniz Caner

Avrupalılar, Anlaşma’nın geleceğine yönelik tüm sorumluluğun sadece ABD tarafında olmadığını, aynı zamanda İran’ın da Anlaşma’yı bozan ciddi ihlallerinin olduğunu belirtmektedir.