Beyaz Perdede Propaganda: Şam Saatine Göre

Hatemikiya, filmiyle içinde bulunduğu jeopolitik havzaya ve dünyaya mesajını iletir: Dünya mirası, Orta Doğu, İslam birliği, Şii ittifakı ve her bir İranlı tehlikededir.

İran-Irak Savaşı’nı ve etkilerini konu edinen “Kutsal Savunma Sineması”nın öne çıkan yönetmenlerinden Hatemikiya Be Vakt-i Şâm/Şam Saatine Göre1 (2018) filminin hikâyesini, Suriye İç Savaşı sırasında DEAŞ tarafından kuşatılan Palmira/Tedmur Antik Kenti’ndeki İlyuşin uçağını Şam’a getirmek üzere yola koyulan iki İranlı kaptan üzerinden kurgular. Filmografisi boyunca Devrim’e ve şehadete inanan, düzeni korumak için savaşan kahramanlara, onların ideal dünyalarıyla gerçek dünyaları arasındaki kimi çelişkili hâllerine odaklanan Hatemikiya, bu kez vizörünü ülkenin bir başka kesimine çevirir. Bir başka sistemi düşleyen reform yanlılarını temsil ettiğini düşünebileceğimiz (İngilizce ve Farsça konuşan) Ali, bir milletin sorumluluğunu sırtında taşıyan idealist devrimci kadroları temsil eden (Arapça ve Farsça konuşan) babasıyla ihtilaf içerisindedir. Aralarındaki ilişki tam da bu ihtilafın üzerinde şekillenir. Oysa ortada baba (iktidar) ve oğul (toplum) arasındaki gerilimden daha mühim bir durum vardır: Güvenlik.

İran’ın erkler arası bir meydan savaşını andıran girift devlet yapısı ve işleyişi içerisinde Devrim Muhafızları Ordusunun (DMO) ve ona bağlı Besic Teşkilatının rolünü anlamadan (DMO tarafından desteklenen Owj Medya ve Sanat Kurumunun yapımcılığındaki) Şam Saatine Göre filmini yorumlamak pek mümkün değil gibi. Ekonomik ve politik gücünü istikrarlı bir şekilde artıran DMO, parlamenter demokrasiyle dinî hiyerarşinin iç içe geçtiği ve pek çok güç dengesinin birbiriyle etkileşim içinde bulunduğu İran’ın iç ve dış siyasetini belirleme rolünü de etkinleştirir. Yirmi dört milyonu aşan gönüllüsüyle/üyesiyle yurt içi güvenliği tesis eden Besic Teşkilatının başkanının ve DMO’nun sınır ötesi operasyonlarını yürüten Kudüs Gücü komutanının (İran devlet yapısındaki en güçlü isim olan) devrim rehberi tarafından atanması, bu kurumların İran’ın iç ve dış politikalarındaki etkin rollerini güçlendirir. Kurumlar arasındaki etkileşimin en iyi resmini, kuşkusuz filmi izleyen (eski) Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin Hatemikiya’yı alnından öptüğü sahne verir. Şu hâlde karşımızda bir filmden daha fazlası vardır.

 

İran’ın ve Dünya Mirasının Muhafızı Olarak Besic

Filmde yeni neslin ve reformcuların İran’ın en mümbit kaynaklarından “şehitlik” mefhumuna yaklaşımları, Ali karakteri üzerinden temsil edilir. Ali savaşmakla yaşamak arasındaki ikilemden çıkmaya çalışır. Yaşamak için mi savaşmalı/ölmeli, savaşmak/ölmek için mi yaşamalı? Yunus Kaptan’ın temsil ettiği savaşmak/ölmek için yaşayanlar, bir çıkmazın içindedir. Ali ise yeni doğacak çocuğunun yanında olmak, yaşamak ister.

Kaptan Ali, Kaptan Yunus’tan (babasından) izin kâğıdını alır ve onu evine, karısına, (doğacak) çocuğuna götürecek uçağına biner. Telefonuna gelen mesajlardan Palmira’daki İlyuşin uçağını babasının uçuracağını öğrenmesiyle kararı değişiverir. Dört yıldır uçmayan babasının bu görevi yürütmesine müsaade etmeyecektir. Palmira’daki uçağa ulaşmak için bindiği helikopterde oğlu Ali’yi gören babası ise şaşkın ve kızgındır. Çünkü Ali resmî olarak izinlidir. Hatemikiya’nın diğer filmlerinde de altı çizilen gönüllülük teması burada da devreye girer: Yeni bırakılmış bir görevin ardından gerçekleşen eylem, gönüllülük esasınca yapılır ve ülkenin asıl muhafızlarının DMO’nun altında filizlenen gönüllüler ordusu yani Besic Teşkilatı olduğu vurgulanır.

Jeopolitik Bir İmkân: Şii İttifakına Telmih

Ali ve Yunus Kaptan (İlyuşin uçağında) kokpitteki koltuklarına yerleşip yola koyulduktan bir süre sonra roller değişir. Diğer yolcularla birlikte uçağın içindeki tutuklu DEAŞ militanları tarafından esir alınırlar. Kendi içlerinde de bölünmeler yaşayan DEAŞ militanları olayın seyrini bambaşka bir mecraya taşır. Mekân olarak UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki Palmira’nın seçilmesi de hayli manidardır. Hatemikiya Şam Saatine Göre filmiyle hem dünyaya hem içinde bulunduğu jeopolitik havzaya hem de her bir İranlıyla birlikte Orta Doğu’daki Şii gruplara bir mesaj iletir: Dünya mirası, Orta Doğu, İslam birliği, Şii ittifakı ve her bir İranlı tehlikededir. Bu mirası koruyacak, birliği sağlayacak, güvenliği tesis edecek yegâne kişi ya da kişiler elbette İranlı gönüllüler ordusundan başkası değildir. Çünkü "İran İslam Cumhuriyeti, İran toprakları dışına taşan hedef ve ideallere sahiptir. İran İslam Cumhuriyeti’nin resmî ideolojisinin ana sürükleyicilerinden biri olan DMO’ya tayin edilen misyonlardan biri de bu hedef ve ideallerin gerçekleşmesini sağlamaktır."

DEAŞ militanlarından Ebu Ömer eş-Şişani/Çeçeni, gözlerini kameraya dikip (DEAŞ’ın canlı yayını sırasında boğazının kesildiğini düşündüğümüz) Ali’nin şahsında bütün İran halkına seslenir: “Hey İranlı!" Eğer ülkeniz için savaşmazsanız/ölmezseniz cani DEAŞ militanları ansızın karşınıza çıkabilir ve her şeyinizi, bütün sevdiklerinizi yok edebilir. Filmin sonunda bir okul bahçesine sokulan kamera da aynı tehdidi yineler. Hakeza yapım şirketinin filmin tanıtımının bir parçası şeklinde planladığı DEAŞ militanları kılığındaki oyuncuların filmdeki kostüm, at, kılıç ve silahlar eşliğinde Tahran’daki bir alışveriş merkezini basması, filmin yaratmaya çalıştığı korku ikliminin bir göstergesi ve propagandanın devamıdır.

İlyuşin uçağını ele geçiren eş-Şişani/Çeçeni, video kaydı sırasında sarf ettiği sözlerle Şii nüfusun en yoğun bulunduğu bölgeleri anarak DEAŞ’ın Şii ittifakını dağıtmak şeklindeki asıl hedefini vurgular: “Şam saatiyle sabah 8.00. Bu esirlerden hiçbiri Suriyeli değil. Afganistan, Pakistan, Irak, Lübnan ve İranlı...” Filmin adıyla birlikte açılış metninde de bu vurgu güçlendirilir: “2010 yılının Ocak ayında çıkan iç savaş sebebiyle Suriye bir krizin içerisine sürüklendi. DEAŞ lideri Ebubekir el-Bağdadi, Suriye ve Irak’ta hükûmet kurma sevdasındaydı. Şehirler birer birer düşerken direnenler acımasız bir kuşatmaya maruz kaldılar. Büyük bir insanlık dramı yaşanıyordu ve hava yolu dışında erzak göndermenin imkânı yoktu. İranlı pilotlar, insani yardım ulaştırılmasında önayak olanlardandı.”

Yunus Peygamber Kıssasına Telmih ve Stereotipler

Hatemikiya, Yunus Kaptan üzerinden Hz. Yunus kıssasına telmihte bulunarak İran’ın genç nüfusuna bir mesaj iletir. Devrim’e, şehadete inananların ve bu uğurda savaşanların miadı dolmuş, iki nesil/baba oğul tıpkı Hz. Yunus gibi onları yutan balığın/uçağın içinde sıkışıp kalmıştır. Tek kurtuluş yolları ise son kuşağa, yani Ali’ye, yani bugünün reform yanlısı gençlerine bağlıdır. Ali ve Yunus isimleri Şiilik ve İslamiyet vurgusunu öne çıkarırken baba oğulun soyadını imleyen Rüstemi ifadesi de antik İran düşüncesine, İran milliyetçiliğine işaretle tehdidin İran’daki herkes için geçerli olduğunu gösterir.

Filmde karakterlerden ziyade tiplerden hatta stereotiplerden müteşekkil bir yapı kurulur. Basmakalıp ve klişe anlamlarını taşıyan stereotip kavramı; ön yargı, kişisel deneyime kapalılık, yanlış izlenim, toplumsal baskı, basitleştirme gibi yaklaşımları da içererek muhatabı hızla tanımlayabilmek için ideal bir zemin hazırlar. Beyaz perdede ufak tefek değişikliklerle çoğunlukla aynı tiplerin dönüp durması bu durumun bir yansımasıdır; “...sinema filmleri kültüre özgü stereotipleri yeniden üretmektedir. Zira film üreticileri yüksek prodüksiyon giderleri açısından mesajlarını halka ulaştırmak için en kestirme ve garantili yolu tercih etmektedir.” Hatemikiya’nın da ana ve yan rolleri stereotip şeklinde çizmesinde ve DEAŞ militanlarını karikatürize etmesindeki asıl amaç, oldukça yüksek bütçeli filmin yapımcısının mesajını en kestirme şekilde iletme isteğinde aranmalıdır.

“Devrimci Şehit”ten “Reformcu Şehit”e

Şam Saatine Göre, “şefaatçi Hüseyin”den “örnek Hüseyin” söylemine evrilen anlayışı bir adım öteye taşır. Filmin açılış metniyle güncel siyasi olaylar üzerinden yeni bir Kerbela tasavvuruna, filmin sonundaki ithafla yeni bir şehitlik tasavvuruna telmihte bulunulur: “Bu film, başsız kahramanlar silsilesinin serdarı Yahya Nebi’den (as.) Hüseyin bin Ali’ye (r.a.) ve günümüzde bedenleri Şam topraklarında mazlumane bir şekilde kana boyanan tüm şehitlere armağan olsun.” Hatemika’ya göre Leylalar (filmde Ali’nin karısı) ve yavrularının yaşaması için Aliler, leylalarını (tatlı sarhoşluklarını) bırakmalı ve şehitlik idealini yâr edinmelidir. Aksi takdirde tehlike hemen yanı başlarındadır. Devrimci şehidi reformcu şehide dönüştüren Hatemikiya, İran inkılabının “Her gün Aşura, her yer Kerbela” şeklindeki meşhur sloganını bugünde inşa eder.

Kültüre has bir stereotip olarak Kerbela Vakası ve şehitlik mefhumu İran’da her dönem ve her zaman için yeniden üretilir. Öyle ki Devrim sırasında ve sonrasında, Kerbela ve şehitleri ile güncel siyasi olaylar arasında örnekleme ve eşleştirme yapılarak çarpıcı rabıta noktaları oluşturulmaya çalışılmış ve bunda da büyük oranda başarı sağlanmıştır. Filmin tanıtımında kullanılan iki afiş de bu düşünceyi destekler: İran ya şehitler silsilesine yeni kurbanlar ekleyerek çocuklarına aydınlık günler bırakacak ya da bombanın pimine basmaya hazır (kokpite sızmış) bir DEAŞ militanının esiri olarak bir uçağın/balığın (İran’ı her an yutmaya hazır küresel tehdit ağının) içinde karanlık yarınlara gömülecektir.


1 Filmin “Be Vakt-i Şâm” şeklindeki Farsça adının Türkçeye “Şam Saatiyle” şeklinde çevrilmesi daha isabetli bir tercih olabilirdi ancak Türkiye’de Şam Saatine Göre adıyla tanındığı için metinde de bu şekliyle kullanıldı.

İran Sineması, Hatemikiya, DMO, Besic, DEAŞ, Şii İttifakı

Rahşan Beni İtimad Sineması: Modern İran’ın Sosyokültürel Hafızası

Ayşe Pay

Yönetmen, İran’a ve çıkmazlarına işaret ederken klişeleşmiş muhalif söylemlere yaslanmadığından modern İran’ın sosyokültürel hafızasına içeriden bir bakış sunar.