Biden’ın Öncelikleri ve İran

Hakkı Uygur Başkan Vekili

Demokrat yönetimin, İran’ın füze teknolojisi ya da bölgesel etkinliği konusundaki tutumu en az Cumhuriyetçiler kadar hassasken aynı zamanda insan hakları gibi konuları da gündemlerine alacakları düşünülüyor.

ABD’de çekişmeli geçen başkanlık seçim sonuçlarının Joe Biden lehine kesinleşmesinin ardından, Washington’ın dış politikasının nasıl şekilleneceği merak ediliyor. Her ne kadar seçim süreci tartışmalarının da gösterdiği gibi yeni Başkan bir süre iç politik gündem ile meşgul olacaksa da hâlâ dünyanın en büyük gücü sıfatını taşıyan ülkenin tamamen içine kapanması beklenmiyor. Dolayısıyla Biden yönetiminin bir süre sonra küresel salgın nedeniyle arka plana atılan uluslararası meselelerde daha etkin bir şekilde rol alması şaşırtıcı olmayacaktır. Bu noktada birkaç temel meselenin altının çizilmesi gerekiyor. Öncelikle Donald Trump’ın temel refleksleri, küresel ölçekte şekillenen meydan okumalara cevap verme çabasının bir ürünüydü. Daha açık bir ifade ile ana motivasyonu, ABD’nin küresel egemenliğinin yıldan yıla azalmasının neden olduğu iç ve dış tehditlere cevap vermekti ve agresif tavırlarının ardında ülkesinin ulusal çıkarlarını maksimize etme hedefi bulunuyordu. Bu amaçla “Önce Amerika” sloganı ile başta AB ülkeleri olmak üzere geleneksel müttefikleri ile ters düşmekten çekinmedi ve en büyük tehdit olarak kodladığı Çin hakkında şeytanlaştırıcı bir söylem kullandı. Bu sebeple ABD seçimleri, birçok gözlemci tarafından küreselleşme ve karşıtları arasındaki bir çatışma olarak algılandı.

Diğer önemli bir nokta, çoğu uzmanın da belirttiği gibi Biden ve Harris ikilisinin muhtemelen geleneksel müttefikleri ile ilişkileri tamir etmeye yönelecek olmalarıdır. ABD’nin; NATO’nun geleceği ve işlerliği ile ilgili söylemleri en azından perde önünde değişecek, Trump ile kullanımdan düşen demokrasi, insan hakları, serbest ticaret gibi kavramlar daha sık duyulmaya başlanacaktır. Ancak bu durum yine de sorunun kökenini yani görece Amerikan gerilemesini ve Çin ile Hindistan başta olmak üzere Asya’nın yükselişini değiştirmeyeceğinden, küresel ve bağlantılı olarak bölgesel çalkantılar hız kesmeden devam edecektir. Demokratlar söylemleri ve araçları daha sofistike hâle getirebilir, söz gelimi Mike Pompeo’nun tehdit yoluyla Çin’in 5G projelerini yavaşlatma çabalarının ya da Berlin’deki eski ABD Büyükelçisi’nin küstah çıkışlarının yerini yeni Dışişleri Bakanı’nın “havuçlara” dikkat çeken vurguları alabilir. Askerî güç kullanımının çok pahalı olduğunu ve yalnızca geçici çözümler ürettiğini fark eden ABD’li diğer elitler gibi Demokrat yönetim de bu noktada tıpkı ilk dönem Obama ve Trump yönetimleri tarafından İran’a yönelik kullanıldığı üzere ekonomik yaptırımları daha sık ve etkili olarak kullanma yoluna gidecektir.

Biden yönetiminin bölgesel politikalarına ilişkin olarak ise İsrail konusunda önemli bir değişiklik beklenmemesi gerektiği, Suudi Arabistan ve Mısır gibi ülkelere mesafeli davranacağı, İran ile 2015 yılında varılan anlaşma temelinde yeni bir uzlaşma arayacağı belirtiliyor. Yeni dönemde Mısır’ın en önemli sorunu, 2013 Askerî Darbesi sonrası yaşanan insan hakları ihlalleri ve demokratik sürecin hâlâ ikame edilmemesi olurken Suudi Arabistan’ın etkili ismi Muhammed bin Selman’ın ise Cemal Kaşıkçı cinayeti nedeniyle ciddi sorun yaşayacağı, Demokrat çevrelere yakınlığı ile bilinen Suudi gazetecinin hunharca öldürülmesi ile ilgili olarak hakkında ABD’de davalar açılacağı belirtiliyor. Bu noktada İran’ın, Beyaz Saray’da yaşanacak iktidar değişikliğinden en fazla fayda sağlayacak ülke olacağı farklı analizlerin ortak noktasını oluşturuyor. Trump’ın “maksimum baskı” adını verdiği stratejinin gerek ekonomik açıdan gerekse de Kasım Süleymani’nin öldürülmesi olayında görüldüğü üzere askerî-siyasi açıdan önemli ölçüde yıprattığı ülkenin, en azından kısa vadede psikolojik bir rahatlama içine gireceğine şüphe yok. Nitekim bu durum döviz fiyatlarına da yansıdı. Biden’ın kazandığının açıklanması ile birlikte birkaç saatliğine de olsa 32 bin tümen civarındaki dolar, 25 bin tümene kadar indi.

Yine de Biden’ın en azından ilk döneminde, ABD-İran ilişkilerinin bir balayı yaşaması birçok sebepten dolayı mümkün görünmüyor. Öncelikle iç politikaya yönelik bölünmüşlüğü ve küresel salgının yol açtığı tahribatı gidermek için acil adımlar atması gereken Biden, dış politika konusunda da önceliğini muhtemelen yapısal restorasyon çabalarına ayıracaktır. Eş zamanlı olarak İran, Cumhurbaşkanlığı seçimleri sürecine gireceğinden Biden anlamlı müzakereler için yeni yönetimi beklemek yönünde bir tavır gösterecektir. Bu noktada bazı açılardan Trump yönetimini Demokratlardan daha tercih edilebilir bulan İran lideri Hamenei’nin iç politika vizyonu da belirleyici olacaktır. KOEP’in imzalanmasından sonra oluşan havanın iç politikaya yansımasını engellemek için elinden geleni yapan Hamenei, Meclis ve yargıyı tamamen muhafazakârların kontrolüne vermişken sürekli vurguladığı “genç ve Hizbullahçı” bir cumhurbaşkanı figüründen vazgeçmek istemeyecektir. Buna karşın ılımlı-reformcu kesimlerin şimdiden Demokratlarla ilişkisi üzerinden Cevad Zarif gibi figürleri seçimlere hazırlamaya başladığı gözlerden kaçmıyor.

Sonuç olarak Demokrat yönetimin, İran’ın füze teknolojisi ya da bölgesel etkinliği konusundaki tutumu en az Cumhuriyetçiler kadar hassasken aynı zamanda insan hakları gibi konuları da gündemlerine alacakları düşünülüyor. Bir kısmı Obama Dönemi’nde üst düzey görev yapmış eski diplomatların açıklamalarına bakıldığında, Nükleer Anlaşma’ya dönme sözü önemli bir etken olmakla birlikte İran’a yaklaşımlarının o kadar da sıcak tavırlar içermediği görülüyor. Biden yönetiminin, karşısında sosyoekonomik açıdan son derece zayıflamış bir İran bulduğu için 2015 Anlaşması’ndaki zaman sınırlaması gibi bazı teknik detaylarda kendi lehine değişiklikler yapmadan Anlaşma’ya dönmesi zayıf bir ihtimal olarak görülmeli. Öte yandan Nükleer Anlaşma üzerinde bir şekilde uzlaşma sağlansa bile silahlanma ve bölgesel politikalar konusunda Tahran’ın daha önce yaptığı gibi masaya oturmayı reddetmesi, yeni ABD yönetiminin yaptırımlara tekrar başvurmasını her zaman mümkün kılacaktır.


Bu makale ilk olarak 14.11.2020 tarihinde TRT Farsça'da yayımlanmıştır.

https://www.trt.net.tr/persian/brnmh-h/2020/11/14/wlwythy-bydn-w-nqsh-an-dr-ayndh-yrn-1527719

Biden, Trump, Dış Politika, İran, Nükleer Anlaşma, KOEP

Muhsin Fahrizade Suikastının Anlamı

Hakkı Uygur

İsrail, İran’ın fevri davranmasını ve bir hesap hatası yaparak bölgesel büyük bir çatışmanın fitilini ateşlemesini umuyor.

ABD Başkanlık Seçimleri ve İran

Hakkı Uygur

3 Kasım Salı günü gerçekleşen seçimlerin galibi kim olursa olsun, ABD’nin İran’a yönelik politikalarında yeni bir dönemin başladığını ifade etmek gerekiyor.