Bir Darbenin Anatomisi: Türkiye'deki Askeri Kalkışmanın Uluslararası Boyutu ve Etkileri

İsmail Sarı Dış Politika Koordinatörü

15 Temmuz 2016 günü Türkiye’de gerçekleşen başarısız darbe girişimi, Gülen Örgütünün 7 Şubat 2012’de başlayan ve 17-25 Aralık 2013 ile devam eden iktidar çatışmasının en son askeri sahaya yansıyan tarafı olarak okunabilir. Emniyet ve yargı eliyle operasyon yapan, fakat hepsinde başarısız olarak bedelini ödeyen örgütün (FETÖ) aynı riski bu kez de ordu içinde al(a)mayacağını varsaymış olmak doğru değildir. Bu alanda örgütün aldığı risk çok büyüktür. Ancak, bilinen bir gerçektir ki çoğu zaman büyük riskleri sadece yenilgi mantıksızlaştırır ve o andan itibaren bu bir intihar olarak adlandırılmaya başlanır. Sonuçta, örgüt bu riski üstlenmiş ve devlet içindeki Cizvityen bir yapılanma olarak yenilmiş, artık çökmeye mahkûm hale gelmiş ve bugün itibariyle sadece tarihsel bir bilgi konusu haline düşmüştür.[1]

Aralık 2010’da bölgedeki halk ayaklanmalarından Temmuz 2016’da Türkiye’deki başarısız askeri darbeye varan kaotik süreç; Ortadoğu'da bölgesel ve küresel aktörlerin dış politikalarının değişime uğradığı ve bölgesel rekabetin yoğunlaştığı bir zaman dilimini de ifade etmektedir. Bu açıdan, Türkiye’nin dış politikasındaki son yıllarda meydana gelen değişim Türkiye’deki iktidar ile sistemik güçlerin çatışma alanını genişletmiş ve derinleştirmiştir. Dolayısıyla 7 Şubat 2012’de görünür hale gelen, 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe girişimi ile de yeni bir hal alan Örgüt ile Hükümet arasındaki çatışmada iç politik nedenler olmakla beraber, uluslararası boyut çok daha önemlidir.

Öncelikle, Gülen Örgütünün AK Parti iktidarıyla birlikte Türkiye’nin değişen dış politikasından rahatsızlık duyduğu alanları tespit, sistemik güçlerle bu örgütün nasıl birlikte hareket ettiğini ortaya koyacaktır. Bu açıdan, ilk rahatsızlık alanı Filistin-İsrail sorunudur. Nisan 2004’te Refah mülteci kampına yapılan saldırı karşında dönemin başbakanı Erdoğan ve bazı AK Parti milletvekillerinin İsrail hakkındaki sert eleştirileri[2], Ocak 2006’da Filistin’de yapılan seçimlerde çoğunluğu kazanarak yönetime gelen Hamas liderlerinin Ankara’da kabul edilmesi, Türkiye’nin Filistin-İsrail çatışmasında Filistinliler lehine değişen politikasının açık göstergesi olmuştur.[3] Sonrasında bu çerçevede gerginlikler devam ederken, Davos Ekonomik Forumu’nda “Gazze: Ortadoğu’da Barış Modeli” başlıklı panelde yaşanan “One Minute” olayı[4] Türkiye-İsrail ilişkilerindeki gerginliği yeni bir noktaya taşımıştır. Alçak koltuk krizi ve Mavi Marmara Baskını gerginleşen ilişkileri krize sokmuştur. Bu gelişmeler yaşanırken Gülen Cemaatinin Mavi Marmara Baskınına yönelik açıklamaları[5] örgütün Türkiye’nin İsrail ile bozulan bu ilişkilerini tasvip etmediğini göstermiştir. Ayrıca, Suriye’ye giden MİT tırlarının durdurulması ve Türkiye’nin İŞİD/DAEŞ’e destek verdiği iddiaları örgütün, hükümet ile Suriye politikasında da ayrıştığını[6] ortaya koymuştur. Bu ayrışma alanlarına dış boyutları olduğu için AK Parti’nin Kürt politikasını ve Barış Sürecine yönelik yaklaşımını da eklemek gerekir.

Soğuk Savaş döneminde ABD'nin istediği dini kuşağı oluşturmak için Gülen örgütünün Orta Asya’da büyümesinin önünün açıldığı bilinen bir gerçektir. Örgütün Rusya ve İran düşmanlığına karşın, ABD ve İsrail dostluğu da buradan kaynaklanmaktadır. Türkiye'nin Rusya ve İran ile iyi ilişkiler içinde olmasını istemeyen örgütün dönemin başbakanı Erdoğan’ın İran ziyaretinde  "kendimizi ikinci evimizde hissediyoruz"[7] dediğinde bundan rahatsızlık duyması[8] ve daha önce MİT Başkanı Hakan Fidan örneğinde olduğu gibi Başbakan ile çevresini “İrancı” olmakla suçlaması bundadır. Ayrıca, Türkiye’nin İsrail’den sonra Rusya ile de ilişkileri düzeltme çabası içine girdiği bir dönemde 15 Temmuz darbe girişiminin yapılması düşündürücüdür. Tüm bunlar göstermektedir ki örgüt, hükümetin ABD ya da İsrail çıkarlarına ters düşen tüm politikalarına karşı tavır almış, engelleme çabası içinde olmuştur.

15 Temmuz 2016 günü Türkiye’de gerçekleşen başarısız darbe girişimi sonrası ABD ve Avrupa’da bazı çevrelerin bu darbeyi destekler tutumu da örgütün uluslararası destek ve işbirliği boyutunu ortaya koymaktadır. Bu bağlamda pek çok örnek vermek mümkündür. Ancak, Foreign Policy dergisinde yayınlanan “Türkiye’deki Darbe Niçin Başarısız Oldu” (Why Turkey’s Coup d’État Failed) başlıklı Edward Luttwak imzalı makale,  bu açıdan en dehşete düşürücüsüdür. Analizinde 'başarılı bir askeri darbe için ne gerekir?' diye soran Luttwak birinci kural olarak 'lider öldürülmelidir' cevabını vermektedir.[9] Bu bağlamda yazar, Türkiye’deki darbenin başarısız olmasını da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın öldürülemeyişine bağlamaktadır. Ne yazık ki pek çok örnekleri olan bu tür yazılar Türkiye’deki darbe girişimine dair analizler olmaktan çok uzaktır. Daha ziyade anti-Erdoğanist bir tutumu sergilemektedir.

Türkiye’deki iktidar darbe girişimi sonrası süreçte ülke içindeki problemleri çözebilmek ve devlet güvenliğini temin edebilmek için Olağanüstü Hal (OHAL) kararı almıştır. Dışarda da Gülen’in ABD tarafından iadesi için çaba göstermektedir. Ancak, darbenin Türkiye’nin uluslararası ilişkileri açısından da bir takım sonuçları olacağı açıktır. Zira darbeyi destekler nitelikteki beyanatlar ve Batı basınında çıkan yazılar Türkiye’de büyük hayal kırıklığı yaratmıştır. Fakat tüm bunlara rağmen Türkiye’nin komşularına yönelik başlattığı normalleşme sürecinin devam edeceğini, bu çerçevede Rusya ile görece bir yakınlaşma olacağını, Avrupa Birliği ile ilişkilerin bir süre mesafeli seyredeceğini, Obama sonrası dönemde ise Türkiye-ABD ilişkilerinin, yeni Amerikan yönetiminin Ortadoğu politikası çerçevesinde yeniden şekilleneceğini söylemek mümkündür.

Notlar:

[1] http://istiraki.blogspot.com.tr/2016/07/cemaat-z-plann-uygulad-ve-coktu-1.html (22.07.2016).

[2] Mesut Taştekin, “İsrail’in Su Sorunu ve Çözüm Arayışları”, Ortadoğu Siyasetinde İsrail, der. Türel Yılmaz,  Ankara, 2005, ss. 159–161.

[3] Özlem Tür, “Türkiye-İsrail İlişkileri: Yakın İşbirliğinden Gerilime”, Ortadoğu Analiz, Cilt 1, Sayı 4, (Nisan 2009), s.23.

[4] Milliyet, “Geceye Damgasını Vuran Sözler: One Minute, One Minute!”, 30 Ocak 2009.

[5] http://www.wsj.com/articles/SB10001424052748704025304575284721280274694 (23.07.2016).

[6] http://www.herkul.org/bamteli/bamteli-ibadetlerin-ihmali-ve-savas-endisesi/ (13.07.2016).

[7] http://www.yeniakit.com.tr/haber/iran-ikinci-evimiz-gibi-10235.html (13.07.2016).

[8] www.samanyoluhaber.com/dunya/Iranli-Devrim-Muhafizindan-Basbakana-sok-sozler/1040112/+&cd=12&hl=tr&ct=clnk&gl=tr (13.07.2016).

[9] http://foreignpolicy.com/2016/07/16/why-turkeys-coup-detat-failed-erdogan/ (23.07.2016).

Körfez Krizi'nin İran'a Yansımaları

Mehmet Koç

Trump’ın ziyaretlerinden sonra meydana gelen gelişmeler bölgede geniş çaplı bir dizaynın habercisi

İran’da Belediye Meclisi Seçimleri

Hüccet Kasımlu

"Cumhurbaşkanlığı seçiminin gölgesinde kalmış olsa da belediye meclisi seçimleri kritik öneme sahiptir."