Bir Devrimin Anlatılmamış Öyküsü

02.09.2020
Esin Erginbaş Asistan, İç Politika

Bir Devrimin Anlatılmamış Öyküsü

Muhammed Hasaneyn Heykel, Çev. Bedirhan Muhip, Nehir, İstanbul, 1988, 286 sayfa

 

Orta Doğu’nun önde gelen gazeteci ve yazarlarından olan Mısırlı Hasaneyn Heykel’in 1981 yılında yayımlanan “Iran: The Untold Story” adlı eseri, 1988 yılında Türkçeye çevrilerek okuyucuyla buluşturulmuştur. Eser, İran siyasetinde 1953-1980 yıllarını mercek altına alarak Muhammed Rıza Şah Pehlevi’nin saltanat döneminden 1979 İslam Devrimi’ne evrilen sürece yer vermektedir. Tarihsel bir anlatıdan ziyade Heykel’in, İran’da bulunduğu süre zarfındaki toplumsal gözlemlerinin yanı sıra Rıza Şah, Humeyni ve dönemin diğer aktörleri ile olan diyaloglarına da yer verilerek okuyucuya içeriden bir bakış açısı sunulmaktadır.

“Amerikan Büyükelçiliğinde” başlıklı birinci bölümde, Devrim’den sonra Amerikalı rehinelerin serbest bırakılması için görüşmeler yapmak üzere İran’a giden yazarın, edindiği gözlemlerden kesitler sunulmaktadır. Orta Doğu'da gelişmelerin takip edildiği, bölgeyi kontrol eden merkez konumunda olan Amerika'nın Tahran Büyükelçiliğinin halk tarafından işgali; istihbarat birimlerinin düzenlenecek baskından haberinin olmaması ve işgalin öngörülememesi bağlamında Amerika’nın nüfuzunu yıkan bir olay olarak tasvir edilmektedir. Humeyni’nin kaldırımlarda vaazlarını içeren kasetlerinin satılması ve hoparlörlerden marşların duyulması, krizin mekânsal ruhunu tasvir ederken Büyükelçiliğin önünde toplanan gençlerin farklılık gösteren siyasi eğilimleri ve eylemleri ise Devrim’in ideolojik yelpazesinin genişliğine işaret etmektedir. Yazar bir yandan tanık olduğu “İran tarihinin son on yılını özgürleştirdiklerini” ifade eden gençlerin idealistliğini vurgularken öte yandan İbrahim Yezdi’nin “Onlar idealist olabilirler fakat dışişleri bakanı olamazlar.” ifadesine dikkat çekerek Devrim’in barındırdığı ikileme vurgu yapmaktadır.

“Ayı ve Aslan” başlıklı ikinci bölüm ve “Kartal Sahnede” başlıklı üçüncü bölümde 1929 yılında şahlığını ilan eden Rıza Şah’ın hanedanlığının meşruiyetini oluşturma çabalarına ve Musaddık’ın Mecliste ön plana çıkan görüşlerine yer verilmektedir. Bu bağlamda Mısır’da Kral Faruk’un kardeşi Fevziye’nin Rıza Şah’ın oğlu Muhammed Rıza Pehlevi ile evliliği ve bölgede İran-Mısır müttefikliği örnek olarak verilmektedir. Mısır-İran ilişkilerinin seyrinin yanı sıra II. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla İngiliz ve Rus birliklerinin İran’a girmesi ve Şah’ın tahtını oğlu Muhammed Rıza Şah’a bırakması ele alınmaktadır. Muhammed Rıza Şah iktidarlığındaki 1941-1951 yılları arasındaki on yıl, İran’da 1979 Devrimi’nin temellerinin atıldığı yıllar olarak aktarılmaktadır. İngiltere ve Rusya’dan sonra Amerika’nın da petrol için yeni bir platform olarak İran’da konumlanması ve verilen petrol imtiyazlarının yanında İran iç işlerine artan yabancı etkinliği üzerine Musaddık’ın Mecliste öne çıkan muhalif faaliyetlerine yer verilmektedir.

“Kartal Saldırıyor” başlıklı dördüncü bölümde, İran’da istikrarsız hükûmetler neticesinde değişen başbakanlara ve ülkede faaliyet gösteren siyasal oluşumlara yer verilmektedir. İç güvenliği zayıf, ekonomik bunalımda olan İran’ın, hükûmette yönetim krizleri ile karşı karşıya kalması siyasal istikrarsızlığa neden olmuştur. 25 Mart 1950’de başbakan olarak atanan Ali Mansur ve yine aynı yıl Mansur’un yerine atanan İran Genelkurmay Başkanı General Ali Rezm Ara’nın izlediği siyasal programa muhalefet, Musaddık’ın başkanlığını yaptığı Mecliste oluşan tartışmalar ekseninde aktarılmıştır. İran’daki siyasi gerginlik ise bir yandan 20 Şubat 1951 tarihinde Başbakan Rezm Ara’nın Fedaiyan-ı Halk örgütü üyesi tarafından suikasta uğraması, diğer yandan Tudeh Partisi üyelerinin çoğunluğunu oluşturan Şah karşıtı protestolar ile tasvir edilmektedir. Rezm Ara suikastı, Şah’ı ve orduyu endişelendiren bir krizken Fedaiyan-ı Halk örgütü üyeleri tarafından “petrolün millîleştirilmesine engel olan hainin öldürülmesi” olarak nitelendirilmiştir. Dönemin gazetelerinden olan Esnaf gazetesinde çıkan bir karikatürün “bulutların arasında elinde dumanı tüten tabanca ile bir meleği” tasviri ve bu tasvirin Rezm Ara’yı öldüren kurşunu kutsaması ise dönemin atmosferini ortaya koymaktadır. Rezm Ara suikastından sonra Şah’ın yeni başbakan atamak için üç isim önermesi üzerine Meclis bu isimleri reddetmiş fakat üç isimden biri olan Hüseyin Ala, kabinesini kurmasına rağmen kısa bir süre sonra Musaddık başbakan olarak atanmıştır. Yazar; Musaddık’ın başbakanlık dönemini, petrolün millîleştirilmesi kanununun çıkarılması ve 1953 yılında Ajax Operasyonu ile devrilmesi bağlamında ele alarak Musaddık’ın faaliyetlerine detaylı yer vermemektedir.

“Tahran: Açık Şehir” başlıklı beşinci bölümde, Başbakan Musaddık’ın devrilmesinden sonra Musaddık’ı temsil eden millî cephenin tasfiyesi ve Şah’ı “halkın babası” olarak tanıtmayı amaçlayan propaganda kampanyalarına yer verilmektedir. Heykel, Devrim’den sonra Mermer Sarayı’nda bulunan Amerika Büyükelçiliği veya CIA tarafından oluşturulduğu tahmin edilen; orta sınıfın güçlendirilmesi, siyasete yeni isimler kazandırılması ve istihbarat kurumlarının yeniden organize edilmesine yönelik altı maddelik belgeye yer vermektedir. Diğer taraftan devlet kademelerinden tasfiye edilen entelijansiyanın yanı sıra muhalefetin terörizm ve yeraltı faaliyetlerine yönelmesi ise Halkın Mücahitleri ve Fedaiyan-ı Halk örgütleri ile örneklendirilmektedir.

“Devrim Kum’a Doğru Çekiliyor” ve “Kuşatılan Kum” başlıklı altı ve yedinci bölümlerde Şah’a karşı muhalif güçlerin Kum’da faaliyetlerini yürütmeleri ve takiyyeden vazgeçerek Şah’ı eleştiren Humeyni’nin fikirlerine yer verilmektedir. Yazar, Kum’un dinî başkent olmasını ve Müslümanların üç kutsal şehrine (Mekke, Medine, Kudüs) Şiilerin dört kutsal şehir (Necef, Kerbela, Kum, Meşhed) eklemelerinin nedenini; Hz. Muhammed’in ölümünden bir kuşak sonra Müslümanlar arasında çıkan iç savaş üzerinden yer vererek bir tarihsel altyapı oluşturmaktadır. Şah’a karşı muhalefetin oluştuğu Kum şehri, İslam ile siyaset ayrılır mı üzerine yapılan tartışmalar ve Humeyni’nin siyasal eylemlerine yedinci bölümde yer verilmektedir. Humeyni’nin İslam ile siyasetin ayrılamayacağı, İslamiyet’in her alanda hükmü olduğunu belirten görüşlerine değinilmekle birlikte Şah’a yazdığı dilekçeler, Arap ve Müslüman ülkelerin liderlerine mektuplar yazarak davasına destek bulma arayışları da ele alınmaktadır.

“Tek Adam Şah” başlıklı sekizinci bölüm ve “Bölgenin Jandarması” başlıklı dokuzuncu bölümde, Şah’ın Kum ve Tahran’da muhalefeti bastırmasından sonra İran’da ve bölgede mutlak gücünü sağlamlaştırmaya yönelik hamlelerine yer verilmektedir. Şah’ın dünya çapında dikkatleri üzerine çekmesi, 1972 yılında imparatorluğun 2.500’üncü yılı adına gösterişli törenler düzenlemesi ile örneklendirilirken Pehlevi yönetiminin ülke ekonomisindeki etkisi ve devlet teşkilatlarında çıkar ağlarını oluşturan atamaları ise yozlaşmanın nedenleri olarak sunulmaktadır. Öte yandan dokuzuncu bölümde ise Şah’ın uluslararası alanda eşit bir aktör olma çabalarına, İran’ın iç politikasına ABD’nin karışmamasına yönelik eylemlerine ve Heykel’in Şah ile görüşmesi neticesinde öne çıkan hususlara yer verilmektedir. Heykel, Şah’ın kendisine en büyük tehdidin komünizm olduğuna inandığının altını çizerek kendi ülkesinin politikacılarına karşı güvenini kaybettiğini belirtmektedir. Yazar, yozlaşmış devlet mekanizmalarına karşın halkın durumunu ve Şah’a karşı gözlemini “Bir yöneticiye karşı protokol ne kadar ağır ve gösterişliyse o ülkenin halkı o oranda ezilmiştir.” ifadesi ile aktarmaktadır.

“Devrim Tahran’a Geri Dönüyor” başlığını taşıyan onuncu bölümde ve “İslam’ın Dirilişi” başlıklı on birinci bölümde, Tahran’a göçlerin artması ve siyasal özgürlüklerin bastırılması ekseninde tahrip olan sosyal dokuya ve devrimci dalganın oluşumunda İslam’ın itici rolüne vurgu yapılmaktadır. Yazar, İran’daki siyasal atmosferi çizerken İran’da siyasal aktivitelerin Fedaiyan-ı Halk ve Halkın Mücahitleri gibi iki terörist örgüt ile sınırlı kaldığını, yönetime eleştiri getiren Ali Şeriati gibi muhaliflerin sürgüne gönderildiğini belirtmektedir. Öte yandan 1970’lerden sonra Tahran’ın ikiye ayrıldığını belirterek resmî Tahran’ı ileriye dönük; gölgede kalan tarafını ise Devrim’e hazırlanan kesim olarak nitelendirmektedir. Devrim’e hazırlanan kesimlerin itici gücünü oluşturan aynı zamanda İslam dünyasının bulunduğu krizlerden çıkış yolları arayan aydınların ve din adamlarının fikirlerine yer verilen on birinci bölümde, İslam’ın dirilişinin Arap ülkelerine nazaran İran’daki hızlı gelişimi ele alınmaktadır. Şiilerin farklı dönemlerde devlet tarafından baskı altına alındığı göz önüne alındığında dünyevi otoritelere muhalefet eğiliminin İran’da devrimci ideolojilere evrilmesinin ise rasyonel bir durum olduğu belirtilmektedir.

“Humeyni Yol Gösteriyor” başlığı taşıyan on ikinci bölümde ve “Orduyla Karşı Karşıya” başlıklı on üçüncü bölümde Humeyni’nin, siyasi fikirleri ve Şah’ın destekçisi orduya karşı nasıl direnileceği üzerine görüşlerine yer verilmektedir. Dini sadece bir teoloji konusu olarak nitelendirmeyen Humeyni’nin “Servetin Özgürleşmesi” ve “İslami Devlet” adlı eserlerinde yer alan fikirlerini “ilerici” bulan yazar, Humeyni’nin kullandığı Kur’an referanslı terimlerin1 çağdaş yorumlarla aktarıldığına dikkat çekmektedir. On ikinci bölümde ise Humeyni’nin halk ile ordunun karşı karşıya gelmesi durumunda halkın benimsemesi gereken stratejilere değinilmektedir. Nitekim Humeyni, halkın orduya karşı silahlı mücadeleye girmesini doğru bulmamış, orduyu da halkın bir parçası olarak görmüştür. Bu bağlamda Humeyni’nin fikirleri, Şah’a karşı olan itaat zincirinin kırılması için ordunun silahsızlandırılması üzerine şekillenmiştir. Humeyni’nin halka yaklaşımlarında temel noktayı ise “şehitlik” kavramı oluşturmuştur. Humeyni’nin halkın orduya karşı “bağırlarını açarak” mermilere meydan okumasını ve ordunun vicdanına hitap edilmesini içeren ifadeleri yazar tarafından bu bölümde değerlendirilmektedir.

“Şahın Düşüşü” başlıklı on dördüncü bölüm ve “Silah Vardı Ama Ya Askerler” başlıklı on beşinci bölümde, Devrim’e giden süreçte oluşan toplumsal hareketler ve siyasal istikrarsızlık neticesinde Şah’ın ülkeyi terk etmesine ve Devrim’den sonra oluşan otorite boşluğunu dolduracak merkez ve kurumların eksikliğine yer verilmektedir. Yazar özellikle Devrim’den sonra ordu ve polis teşkilatının tahrip edildiğini, bürokrasinin eridiğini, yeni sistem için aydınlara güvenilmediğini ve burjuvanın mesafeli yaklaşımını belirtirken Devrim’in yeni otorite merkezleri ve kurumlarını oluşturmadan Şah yönetiminin devrilmesine eleştirel yaklaşmaktadır.

“Körfez Ateş Altında” başlığı taşıyan on altıncı bölümde, 1979’dan sonra Körfez ülkelerinin kendi çıkarları doğrultusunda bölgede izledikleri politikalar ve İran-Irak Savaşı’nın dinamikleri irdelenmektedir. Yazar, Savaş’ın İran üzerindeki etkilerini ideolojik zeminde gerçekleşen dönüşüm ile açıklamaktadır. Devrim ideolojisine temel oluşturan İslami ilkelerin Humeyni hayattayken milliyetçilikle yer değiştirdiğini belirten yazar; Humeyni’nin “İslam’ın evrensel olduğuna ve milliyetçilik belasından masun olduğuna” inanmasına rağmen Savaş’ta İran ordusunun milliyetçiliği öncelemesi paradoks olarak değerlendirmektedir.

Eser, 1981 yılında kaleme alınmasına rağmen Devrim’in dinamiklerinin analiz edilmesinde birincil elden kaynaklara yer vermesi bakımından önem taşımaktadır. Heykel’in Devrim’den sonra Muhammed Rıza Şah’ın ve SAVAK’ın eylem kararlarını içeren belgelere erişmesi bunun yanı sıra hem Muhammed Rıza Şah ile hem de ilk Devrim Rehberi Humeyni ile olan görüşmeleri dönemin siyasal izleğini yansıtmaktadır. Öte yandan Pehlevi Hanedanlığı’nın ve Humeyni’nin hayat hikâyelerinin ve ailelerinin ayrıntılı incelenmesi ise karakter analizini de beraberinde getirmektedir. İran Devrimi’ne giden süreci dönemsel olarak İran’da bulunan ve olaylara şahit olan Heykel’in satırlarından okumak isteyenler eserde; siyasete, toplumun dokusuna ve özellikle Pehlevi Hanedanlığı’nın özel yaşantısına dair bilgilere erişim imkânı elde edeceklerdir.


1 Taguti (tiranlar), mustazaflar (ezilenler), mahrumin (yoksun bırakılan), müstekbir (zalim ve kibirli) terimleri eserde geçmektedir. Bu terimlere Devrim’in retoriğini oluşturması bakımından önem atfedilmektedir.

İran Cumhurbaşkanlığı Seçimleri: Öne Çıkan Muhtemel Adaylar

Esin Erginbaş

2021 Cumhurbaşkanlığı Seçimlerinin hedefi, seçimlere katılmayan halkı sisteme dâhil ederek ve “Devrim’in İkinci Aşaması”nı tamamlayarak devrimci ruhun yeniden biçimlendirilmesini sağlamaktır.