Bölgesel Bir İmkân Olarak Ilısu Barajı

Hakkı Uygur Başkan Vekili

Koronavirüs salgınında açıkça ortaya çıktığı gibi sağlık altyapısı alanında bölgenin lider ülkesi olan Türkiye, tarım ve sulama teknolojileri konusunda da gelişmiş altyapısı ve tesisleri ile bölgenin ortak sorununun çözümünde anahtar bir rol oynayabilir.

Türkiye bir yandan dünyanın ana gündem maddesi olan koronavirüs ile mücadele ederken diğer yandan başta Libya olmak üzere dış politikada hareketli günler geçirmektedir. Son günlerde hayata geçirilen ve bölgesel enerji-politik dengeleri etkileyebilecek derecede büyük bir tesisin açılışı da bu sebeple ikinci planda kaldı ve hak ettiği ilgiyi görmedi. 19 Mayıs Salı günü Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın telekonferans yöntemiyle ilk bölümünün açılışını yaptığı, yapımına 2008 yılında başlanan ve dünyanın en büyük barajlarından birisi olan Ilısu Barajı yalnızca yer aldığı Güneydoğu Anadolu bölgesi için önem taşımıyor. Aksine tüm ülkede ve hatta yakın doğudaki tarım ve enerji üretimini ciddi ölçüde artıracak kapasiteye sahip. Dicle Nehri üzerinde kurulan ve Türkiye ekonomisine yıllık yaklaşık 400 milyon dolar gelir sağlayacağı belirtilen barajın ilk planlamalarının üzerinden geçen 70 yılın ardından ekonomiye kazandırılması tarihî bir başarı olduğu gibi terör örgütlerinin ve bazı bölgesel güçlerin hedefinde olması nedeniyle de özel bir ilgiyi hak ediyor.

Son 40 yıl içinde nüfusu 150 milyondan 350 milyona çıkan bölgede, su ve tarım kaynaklarının kıt olduğu sır değil. Nitekim bu sebepten dolayı uzun bir süredir su savaşlarına ilişkin çeşitli tezler öne sürülmekte ve hatta bölgede kronikleşen çatışmaların politik olmaktan çok tarım ve su kaynaklarına yönelik olduğu ileri sürülebilmektedir. Böylesi bir ortam içinde Türkiye’nin yüksek kapasiteli sulama ve tarım tesislerini birbiri ardına hizmete açması, ülke içindeki işsizliği azaltıp bölgesel kalkınmayı sağladığı gibi terör örgütlerinin istismar alanlarını daraltması sebebiyle de bölgesel istikrar ve iş birliği için özel bir önem taşıyor. Başta Suriye, Irak ve Arap Yarımadası’ndaki ülkeler olmak üzere Türkiye’nin güneyinde yer alan ülkelerdeki hızlı nüfus artışı, iç savaş ve işgallerden kaynaklı sosyo-ekonomik sorunların giderek katmerleşmesi, son elli yıldaki enerji fiyatlarında yaşanan artıştan gerektiği gibi faydalanamayan bölge ülkelerinin önümüzdeki dönemdeki istikrarı açısından ciddi soru işaretlerine neden oluyor.

Bu noktada su meselesinin özellikle 90’lı yıllardan itibaren Ankara’nın Şam ve Bağdat ile ilişkilerinde gittikçe artan biçimde gündeme geldiği biliniyor. Irak’ta işgalden sonra kurulan hükûmetler daha büyük sorunlarla karşı karşıya kaldığı için sonraki 20 yıl boyunca yetersiz altyapı alanında adım atamamış bilakis Musul Barajı gibi var olan tesislerin bakımında bile ciddi sorunlar yaşamıştır. Benzer şekilde Suriye de yeterli mali kaynaklara sahip olmaması, 2011’de başlayan iç savaşın ülkenin tüm altyapısını tahrip etmesi ve yine tarım ve su kaynakları açısından nispeten zengin olan ülkenin kuzey doğusunun terör örgütleri tarafından ele geçirilmiş olması nedeniyle var olan askerî, siyasi ve ekonomik sorunlarına gıda ve su güvenliği gibi temel sorunları da eklemiş durumda. Nitekim bölgenin enerji ve su kaynakları açısından zengin olması nedeniyle ABD ve taşeron örgütlerin bu alana özel bir önem atfettikleri müşahede ediliyor. Bölgenin diğer önemli bir ülkesi İran’ın da ciddi çevre sorunları ile karşı karşıya bulunduğu ve bu durumun zaman zaman toplumsal tepkilere neden olduğu göz önüne alındığında Türkiye’nin güney ve doğu komşularının tamamının benzer meydan okumalarla karşı karşıya olduğu kolaylıkla anlaşılır.

Mahiyeti itibarıyla doğrudan gıda güvenliği ile irtibatlı olmasından dolayı bu tür sorunların dar siyasi-ideolojik açıdan değerlendirmesi sorunların çözümünde fayda sağlamayacağı gibi çok değerli zamanın kaybedilmesine ve gelecek nesillerin günlük hayatının ipotek altına girmesine neden olabilir. Koronavirüs salgınında açıkça ortaya çıktığı gibi sağlık altyapısı alanında bölgenin lider ülkesi olan Türkiye, tarım ve sulama teknolojileri konusunda da gelişmiş altyapısı ve tesisleri ile bölgenin ortak sorununun çözümünde anahtar bir rol oynayabilir. Bu tür bir iş birliği bölgesel olarak su, enerji ve tarım kaynaklarının verimli bir şekilde kullanılmasına ve ortak bir refah alanı yaratılmasına yol açabilir. Böylesi bir yolun tercih edilmesinin, adı geçen ülkelerin kıt doğal kaynaklarından ve kötü yönetimlerinden kaynaklanan sorunlarını diğer ülkelere nispet etmelerinden -örneğin Ankara’ya karşı bölgesel ittifak kurmaya çalışmalarından- Türkiye’nin devasa tesislerini terör örgütlerine hedef göstermelerinden ya da ülke içinde imza kampanyaları düzenlemelerinden daha yararlı olacağına şüphe yoktur.


Bu makale ilk olarak 27.5.2020 tarihinde TRT Farsça'da yayımlanmıştır.

https://www.trt.net.tr/persian/brnmh-h/2020/05/27/sd-ylysw-frsty-bry-hmgryy-mntqhy-1424467

Türkiye, Ilısu Barajı, Irak, Suriye

Irak Başbakanı Mustafa Kazımi’nin Milisler Karşıtı Son Hamlesi

Hakkı Uygur

Son gözaltı olaylarıyla düne kadar özel kalem müdürünü seçmede zorlanan bir Başbakan yerine çok daha muktedir bir Mustafa Kazımi figürü ortaya çıkmış durumdadır.

Sezar Yaptırımları ve Astana Süreci’ne Etkileri

Hakkı Uygur

Gelinen noktada Astana Süreci eğer varlığını devam ettirecekse bu ancak Cenevre Görüşmeleri ile zaten başlayan siyasi geçişe hız kazandırma yoluyla olabilecektir.