DEAŞ Saldırıları Neden Artıyor?

Irak üzerindeki ABD-İran gerilimi ile Suriye’deki siyasi geçiş sürecinin belirsizliği bölgedeki istikrarsızlığı artırmakta, PKK ve DEAŞ gibi örgütlere zemin kazandırmaktadır.

Her ne kadar 2018 sonlarından itibaren ABD ve İran gibi bölgedeki askerî müdahalelerini DEAŞ karşıtı mücadele üzerinden meşrulaştıran aktörler başta olmak üzere birçok kesim DEAŞ’ın varlığının sona erdiğini açıklasa da 2020 yılı ile birlikte Örgüt'ün vur-kaç tarzı eylemlerinde ciddi bir artış olduğu görülüyor. DEAŞ'ın yeniden etkinlik kazanma çabalarında özellikle Irak ve Suriye’deki otorite boşluğu, yine Irak’taki ABD-İran gerilimi ve Irak Kürdistan Özerk Yönetimi ile merkezî hükûmet arasındaki sorunlar gibi hususlar etkili oluyor. Benzer şekilde bazı Koalisyon Güçlerinin terörle mücadele bittiği gerekçesiyle Irak’ı terk etmesi, son bir aydır küresel gündemin zirvesine oturan koronavirüs salgını gibi gelişmeler de Örgüt'ün nefes almasında etkili olmuş görünüyor. Ayrıca Irak’ta uzun süredir devam eden protestolar ve yaklaşık altı aydır hükûmetin kurulamaması ve Haşdi Şabi grupları arasındaki ihtilaflar da ülkede bir güvenlik açığının oluşmasında etkili olmuşa benziyor.

Öte yandan DEAŞ’ın etkinliğinin artmasının ocak ayından itibaren şiddetlenen ABD-İran gerilimi ile eş zamanlı olması tesadüf olmayabilir. Irak’taki en önemli iki dış askerî gücün DEAŞ yerine asli tehdit olarak birbirlerini görmesi DEAŞ’a toparlanma fırsatı verebileceği gibi daha önce de benzeri görüldüğü üzere söz konusu ülkeler, terör örgütlerine doğrudan ya da dolaylı olarak destek verebilir, en azından onlara göz yumma yöntemini benimseyebilir. İki ülkenin ana tehdit olarak birbirlerini belirlemesi DEAŞ’ın ikinci plana atılmasına, gerekirse taktik müttefik olarak görülmesine zemin hazırlayabilir. Terör örgütlerinin bağımsız hücrelerden oluşan yapılarından dolayı kimi zaman farklı kanatlarının farklı istihbarat örgütleri ile iş birliği içine girdiği sır değil. Dolayısıyla hasım devletler, bu Örgüt'ü ya da bazı birimlerini birbirlerine karşı koz olarak kullanma düşüncesinde olabilir.

ABD Ordusu'nun İran destekli milislerin saldırı ihtimalinden dolayı bazı üsleri terk ederek ana üslere çekilmesi, benzer şekilde ABD saldırılarından çekinen bir takım Haşdi Şabi gruplarının büyük karargâhlar yerine daha küçük hücreler şeklinde örgütlenmesi sahada DEAŞ’a bir alan açabilir. Özellikle hükûmet kontrolünün zayıf olduğu Sünni kesimlerde Haşdi Şabi'nin etkinliğinin azalması Örgüt'e tekrar bir zemin sağlayabilir. Yine bu iki ülkenin, Irak’taki varlıklarının gerekli olduğunu göstermek amacıyla DEAŞ’ın bir miktar güç kazanmasından çıkarı var. Zira bu durum Irak halkının demokrasi taleplerini öteleyebilir ya da tepki gösterdikleri dış güçlere olan bağımlılığın artmasına ve itirazların azalmasına neden olabilir. Irak’ta DEAŞ’tan kurtarılan bölgelerdeki yeniden yapılanma çalışmalarının da iç ve dış sorunlar nedeniyle aksaması, petrol fiyatlarındaki düşüş ve ekonomik zorluklar da DEAŞ’ın mağduriyet söylemini canlandırmasına ve Örgüt'e yeni katılım sağlamasına imkân tanıyor.

DEAŞ’ın son aylardaki eylem haritası incelediğinde de göze ilginç hususlar çarpıyor. Örneğin gerek Irak gerekse de Suriye’deki saldırıların büyük çoğunluğunun merkezî hükûmet ile Kürt bölgeleri arasında ihtilaflı sayılabilecek sınır alanlarında gerçekleştiği görülüyor. Bu durum da Örgüt'ün ülkedeki tüm ihtilafları kullanabildiğini ve siyasi aktörler arasındaki gerginliğin artmasına paralel olarak sahadaki etkinliğini tahkim ettiğini gösteriyor.
Suriye sahasına gelindiğinde de DEAŞ’ın son saldırılarla rejime ağır kayıplar verdirdiği ve rejimin sabit bir noktada yerleşik olmamasından dolayı DEAŞ ile mücadelede etkinlik gösteremediği fark ediliyor. Bu durum kısa süren baskınlar esnasında rejim için hantal kara güçlerinden çok Rusya’nın sağladığı anlık hava ateş desteğinin daha önemli hâle gelmesine neden oluyor. Öte yandan Suriye’deki saldırıların da büyük oranda SDG ile rejim arasındaki tampon bölgelerde meydana gelmesi iki tarafın DEAŞ kartından henüz tamamıyla vazgeçmediklerini gösteriyor. Yine çölde dağınık hâlde bulunan DEAŞ hücre gruplarının kışladaki rejim ya da SDG milislerinin aksine küresel salgından daha az etkilendikleri ve bunun da Örgüt'e fazladan avantaj sağladığı ifade edilmektedir.

Sonuç olarak Irak üzerindeki ABD-İran gerilimi ile Suriye’deki siyasi geçiş sürecinin belirsizliği bölgenin karşı karşıya kaldığı istikrarsızlığı artırıcı etki yapmakta ve PKK ve DEAŞ gibi terör örgütlerinin zemin kazanmasını kolaylaştırmaktadır. Her ne kadar PKK’nın aksine DEAŞ konusunda uluslararası koalisyonun önemli çabaları sonucunda bu terör örgütü büyük ölçüde etkisiz hâle getirilmişse de kısa süre içinde istikrar ve refahın tesis edilememesi durumunda terör örgütlerinin yeni bir dalga ile güçlenmeleri mümkün görünüyor. ABD ve İran’ın bölgede doğrudan birbirlerini hedef almaları DEAŞ gibi her an saf değiştirebilecek terör örgütlerinin işini daha da kolaylaştıracak bir gelişme olacaktır.


Bu makale ilk olarak 22.4.2020 tarihinde TRT Farsça'da yayımlanmıştır.

https://www.trt.net.tr/persian/brnmh-h/2020/04/22/nghy-bh-dlyl-fzysh-hmlt-d-sh-dr-mntqh-1403571

Irak, Suriye, İran, ABD, DEAŞ, PKK

Reisi ve İran’ın Daralan Bölgesel Alanı

Hakkı Uygur

ABD liderliğindeki Batı’yla sorunlar yaşayan ve yöneldiği Doğu ülkelerinden beklediği ölçüde destek göremeyen Tahran, son aylardaki bölgesel gelişmeler karşısında hazırlıksız yakalandı.

ABD’nin Afganistan’dan Çekilmesi Bölge Ülkeleri İçin Ne Anlama Geliyor?

Hakkı Uygur Rahimullah Farzam

Afganistan’da ABD ve NATO’nun çekilmesiyle ortaya çıkacak olan güç boşluğu birçok bölgesel aktörün hem iştahını kabartıyor hem de güvenlik kaygılarını artırıyor.