Devrimci İran: İslam Cumhuriyeti’nin Tarihi

05.08.2020
Emine Gözde Toprak Asistan, Dış Politika

Devrimci İran: İslam Cumhuriyeti’nin Tarihi

Michael Axworthy, Çev. Ali Karatay, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 2020, 549 sayfa

ISBN: 978-9753333702

 

2013 yılında İngiliz tarihçi Michael Axworthy tarafından “Revolutionary Iran: A History of the Islamic Republic” başlığıyla kaleme alınan eser, 2020 yılı Ocak ayında “Devrimci İran: İslam Cumhuriyeti’nin Tarihi” başlığıyla Türk okuyucusuna sunulmuştur. İngiliz tarihçi, yazar ve yorumcu olan Michael Axworthy’in başlıca çalışma alanları, Orta Doğu ve İran tarihidir. Axworthy hem kadim hem modern İran’a dair literatüre kazandırdığı değerli kitaplarla bu alanda önemli bir İran uzmanı/tarihçisi olduğunu ispatlamıştır.

Michael Axworthy, 1970’lerde gençken birçok kez babasının işi dolayısıyla İran’ı ziyaret etme fırsatı yakalamış, İran’a olan ilgisinin burada geçirdiği zamanlarda başladığını söylemiştir. Sonraları 1978 yılı Eylül ayında, ileride Şah iktidarını düşürecek ve Devrim’e evrilecek olan Tahran’daki ilk büyük gösterilere denk gelmiş ve bu gösterilerden sonra İran’dan ayrıldığını yazmıştır. Dr. Axworthy, 1980’lerde Cambridge Peterhouse’da tarih okumuştur. 1998-2000 yılları arasında İngiltere Dışişleri ve Milletler Topluluğu Ofisinde (FCO) İran bölümünün başkanlığını yürütmüştür. Daha sonraki yıllarda Mahmud Ahmedinejad’ın Cumhurbaşkanlığı sırasında İran’a girişi üç kez -biri sınırdan olmak üzere- reddedilmiştir. Axworthy Mart 2019’da kanser hastalığından vefat etmiştir.

Elimizdeki bu eserin ana konusu 1978-1979 Devrimi’nin başlangıcından İran halkının Tahran sokaklarına dökülüp özgür ve demokratik bir hükûmet talep ettiği 2009 yazına kadarki yakın İran tarihidir. Ele alınan 30 yıllık süreç, her tarihsel meselede olduğu gibi köklerine inerek anlatılmayı gerektirdiğinden yazar, 30 yıllık bir süreçle kendini sınırlamayarak İslam ve Şiiliğin tarihi, Safevi Hanedanlığı, Şii ulemanın tarihsel önemi ve popüler şiiliğin gelişimi konularına da değinmiştir. Axworthy, İran yakın tarihininin anlaşılmasında dönüm noktası niteliği taşıdığını düşündüğü tarihsel olay, an ve şahıslara sırası geldikçe yer vererek özlü bir tarih kitabı ortaya koymuştur. İran-Irak Savaşı ve Devrim’in köklerine daha özel bir ilgi gösterdiğini söyleyen yazar, bunun sonucu olarak İran-Irak Savaşı sonrası dönemden ziyade Devrim hükûmetine ilişkin daha detaylı bir anlatım sunmuştur. Yazar, Batı’da çizilen “tuhaf, yabancı, irrasyonel ve rahatsız edici” İran imajını yıkmak -en azından sorgulatmak- ve İran’ın Batı’ya karşı sergilediği bazı eylemlerinin, güçlükle kazanılmış bağımsızlığı kaybetmenin haklı korkusundan kaynakladığını ortaya koymayı hedeflemiştir (Axworthy, s. 4-8). Bunu yaparken muazzam boyutlardaki mevcut ikincil kaynaklardan yararlandığı gibi birincil kaynakları da çalışmasına dâhil etmiştir. Elimizdeki bu kitap, efektif ve çok sayıda kullanılan birincil kaynaklar yardımıyla İran İslam Cumhuriyeti hakkında yerleşmiş köklü yanlışları yapısöküme uğratması açısından değerlidir. Örneğin yazar, nükleer İran’ın varoluşsal bir tehdit hatta İsrail için büyük bir tehdit olacağı iddialarına etkin bir biçimde karşı gelmiş ve tartışmıştır. Dolayısıyla İran’ı daha iyi anlamak isteyenler için detaylı ve özlü bir bakış Michael Axworthy’nin Devrimci İran’ında bulunabilir.

“Arka Plan: Ma Çegune Ma Şodim? (Nasıl Bu Hâle Geldik?)” başlıklı birinci bölüm, İran Devrimi’nin görünür sebeplerini okuyucuya sunarak başlamaktadır. Yazar, İran Devrimi hakkında zengin bir literatür olmasına rağmen bu literatürün Devrim’i anlamaya yardımcı olacak “kavram setinden” (s.26) yoksun olmasını eleştirmektedir. Bu eksiklikten yola çıkan yazar, birinci bölümde şu soruların cevabını arar: “Devrim’e önderlik etmek neden Şii ulemaya kaldı?”, “Şah, kontrolü neden yitirdi?”, “Halkın şikâyetleri nelerdi ve Şah bu şikâyetlere neden cevap veremedi?” ve “Devrimcilerdeki Batı düşmanlığının kaynağı nedir?” (s.27). Axworthy bu soruları ele alırken İslam ve Şiilik, Kaçar Hanedanlığı, 20. yüzyılın iki İran devrimi ve Şah’ın toprak reformu konularını detaylı şekilde işlemiştir.

“1970’li Yıllar ve Devrim’e Sürükleniş” adlı ikinci bölümde yazar, Devrim’in arkasındaki çeşitli faktörleri sunmaktadır. Bu bölümde işlenen faktörleri şöyle sıralayabiliriz: 1970’li yılların başında artan petrol fiyatlarına bağlı olarak ülkeye giren devasa miktarlardaki paranın sonucunda sarayda artan ve törenlerle halkın önünde teşhir edilmesinde bir beis görülmeyen ihtişam ve israf; saraydaki dalkavukluk ve yozlaşma; Şah’ın gittikçe şiddetlenen baskıcı otokratik yönetimi -özellikle çarşı ve ulemayı hedef alan baskılar-; modernizm ve kentleşmeyle artan sancılı süreç ve son olarak 70’li yılların ikinci yarısından itibaren aşırı ısınmış bir ekonomi. Fakat Axworthy, bu faktörlerden öte İran’da yaşanan türden bir halk devriminin olabilmesinin sadece yönetimin başarısızlığından kaynaklamadığını, bir dizi “olağan dışı şeyin” yaşanması gerektiğini vurgulamaktadır. Yazara göre bu olağan dışı şeyler tamamen kontrol altında gerçekleşmediği gibi kontrol dışı, arızi ve amaçsız da değildir (s. 168). Axworthy’e göre bir devrimin gerçekleşmesi için insanların (halkın) yönetimi sorun olarak görmesi, onu ortadan kaldırmak istemesi, yönetime canı pahasına meydan okuması, gelişmekte olan devrimci harekette çabaların parçalanmasına izin vermemesi ve bu hareketi hükûmet pes edene kadar hatta devrim bir form alana kadar devam ettirmesi gereklidir (s. 167). Bu bölümde Axworthy, 70’li yıllarda İran’ı devrime sürükleyen bu olağan dışı şeyler ile Ayetullah Humeyni'nin karizması ve sol ideolojilerden esinlenerek İranlıların monarşiye korkusuzca meydan okumasının ayrıntılı bir hikâyesini sunuyor.

Kitabın üçüncü bölümü, “Nasıl Olması Gerekiyorsa Öyle: İslam Cumhuriyeti, 1979-1980” başlıklı bölümdür. Bu bölümde; İran İslam Devrimi lideri Humeyni, “Velayet-i Fakih” teorisi, Devrim’in çalkantılı, kaygan ve aslında yönü henüz belli olmayan birinci yılı ele alınmaktadır. Devrim’in gerçekleşmesinden -Şah’ın ülkeyi terk etmesi ve Humeyni’nin İran’a dönmesi- sonra ortaya çıkan siyasi, sosyal, hukuki ve kültürel tartışmalar/konular okuyucuya sunulmaktadır. Örneğin kadın meselesi, yeni devletin isminin ne olacağı, anayasa tartışmaları, devlet başkanlığı seçimleri üzerinde durulmuştur. Bu tartışmaların ortasında, karşısına çıkan zorlukların neredeyse hepsini bir bir fırsata çeviren Humeyni’nin “ruhban sınıfının hâkimiyetinin devam ettirilmesi için” verdiği savaş anlatılmıştır. Örneğin ABD-İran ilişkilerini daha en baştan felce uğratan Rehine Krizi’ni, Humeyni’nin başta “başıbozukluk eylemi” olarak değerlendirdiği fakat sonradan “devrim ateşini canladırmak” ve “içerdeki ılımlı muhalifleri tehdit gibi göstermek” için kullandığı ifade edilmiştir (s. 214).

Kitabın en uzun ve dördüncü bölümü olan “Ceng-e Tahmili: Dayatılmış Savaş, 1980-1988” başlıklı bölüm İran-Irak Savaşı’nı ele almaktadır. Bu bölümde yazar, arşiv kaynaklarını, bilgilerini ve askerî personeller/ordu mensuplarıyla yaptığı görüşmeleri kullanarak ayrıntılı ve cazip bir anlatım oluşturmuştur. Bu bölüm İran-Irak Savaşı’nın çeşitli aşamalarını incelerken Savaş’ın neden 8 yıl sürdüğünü, barışı sağlamanın neden bu kadar zor olduğunu gözler önüne seriyor. Ayrıca Savaş’ın İran’ın gelecekteki askerî hedeflerini büyük ölçüde nasıl etkilediği de anlatılmaktadır.

Axworthy, İran-Irak Savaşı’na dair bazı anlatımlarda İranlıların “mollalar tarafından bir çılgınlık moduna sokulması ve şehit olmaya can atan gençler” (s. 276) olduğu algısının büyük oranda yanlış olduğunu yaptığı röportajlarla ortaya koymuştur. Orduya/savaşa neden katıldın sorusuyla muhatap olan bir çocuk asker yıllar sonra “Savaş bizim için bir oyundu.” derken bir diğeri, “İslam uğruna ölmek için değil İran’ı savunmak için katıldım.” şeklinde cevap vermiştir (s. 275-77). Dahası İran’ın Savaş’ta kimyasal silah kullanmadığının altını defalarca çizen yazar, ana akım düşüncenin aksine İranlıların rasyonel varlıklar olarak askerî yeteneklerini düşmanca ve yayılmacı bir şekilde kullanmadığı iddiasında bulunmaktadır. Axworthy ayrıca Savaş’ın yarattığı iki farklı etkiyi de ortaya koymuştur: Savaş, İranlılar için hem gurur verici hem de acı verici bir olaydı (s. 367). Yazarın bu bölümdeki Humeyni’nin kişiliği ve siyasi mizacına ilişkin analizi etkileyicidir. Savaş, yerel muhalefetin -başta Halkın Mücahitleri Örgütü- yarattığı sorunlar, reformların uygulanması gibi konular Humeyni’nin karmaşık fakat oportünist vizyonuna referansla incelenmektedir.

Beşinci, altıncı ve yedinci bölümler Savaş sonrası İran’daki değişim ve devamlılığı ele almaktadır. “Savaşın Sonu, İmam’ın Ölümü ve Yeniden İnşa: Hamenei ve Rafsancani” başlıklı beşinci bölüm sekiz yılın sonunda zorda olsa gelen ateşkesi ve Humeyni’nin İslami devletin idamesi için “Velayet-i Mutlak” doktriniyle Rafsancani ve Hamenei’ye otorite kazandırma çabalarını işlemektedir. Axworthy, Humeyni’nin bu reformları ve çabaları sonucunda yönetimin profilinin değişimini bu bölümde şöyle anlatıyor: “İslami devletin idamesi adına dinî ilkeler tümüyle iktidarın gereksinimlerine tabi kılınmıştı. Diğer devrimci devletlerde olduğu gibi iktidar kendi dışında kalan her şeyi yiyip bitirmiş, her türlü ilkeyi kendi amaçlarına tabi kılmıştır.” (s. 385).

“Bim-e Movc (Dalga Korkusu): Hatemi ve Reform” başlıklı altıncı bölümde; Hatemi’nin devlet başkanı olarak seçilmesi, Hatemi yönetimi İran’ında iç ve dış siyasette gidilen değişiklikler, iç siyasetteki reformcu ve tutucu ayrımının giderek derinleşmesi, 11 Eylül Saldırısı, ABD-İran ilişkilerinde bir dönüm noktası olabilecek “yol haritasının” Pentagon tarafından reddedilmesi ve Hatemi Dönemi’nin hayal kırıklığıyla bitişi ele alınmıştır.

Yedinci ve son bölüm ise “Her Şeyin Aynı Kalabilmesi İçin Her Şey Değişmeli: Ahmedinejad ve Hamenei, 2005-2012” başlıklı bölümdür. Yazar bu bölümde; Ahmedinejad ve onun provokatif/abartılı dış politikası, nükleer meseleler, yaptırımlar, kadınlar ve toplumsal değişim konularına değinmiştir. Axworthy bu bölümü, geçerliliğini koruyan ve hâlâ tartışmaların ana konusu olan “İslami cumhuriyet çökecek mi?”, “İran’daki rejim meşruiyetini kaybetti mi?”, “Her alanda krizlerle dolup taşan bir sistemin hâlâ ayakta kalmasının sebepleri neler olabilir?” sorularını tartışarak bitirmektedir. Yazarın bu sorulara genel bir cevap niteliği taşıyacak şu açıklaması etkileyicidir: “İslam, jakobenizmin ve marksizmin olduğu şekilde bir rejim kontrolüne elverişli değildir; en nihayetinde rejimin kontrol edemediği bağımsız bir normdur. Şayet İran halkı içindeki müminlerin yeterli bir bölümü İslami rejimin İslam dışı bir hâle geldiğine karar verir, Şah yönetimine yaptıkları gibi onu da Yezid’in yönetimi olarak adlandırmaya başlarlarsa işte o zaman İran’ın egemenlerinin yerlerinde yeller esecektir.” (s. 513).

Axworthy’nin Devrimci İran’ı 1979 Devrimi’nin köklerinden günümüze çağdaş İran’ın portresini eksiksiz ve kolay anlaşılır bir biçimde okuyucuya sunmaktadır. Bu anlatıyı sunarken kendi görüşlerini de tartışmaların içine katan yazar, Batı’daki İran algısını yıkarak daha içten ve daha objektif bir İran manzarası sunmaktadır. Devrimci İran; modern İran’ı ve İran yöneticileri ile halkının dünya görüşlerinde silinmez bir iz bırakan karmaşık olaylar dizisini daha detaylı öğrenmek isteyenler için doğru bir seçim olacaktır.

ABD İran’a Yönelik Silah Ambargosunu Uzatabilecek mi?

Emine Gözde Toprak

ABD’nin İran’a silah satışını engellemek için kullanabileceği en gerçekçi seçenek İran’a silah satan ülkelere tek taraflı olarak yaptırım uygulamak olacaktır.

İran ile ABD Arasında Venezuela Gerilimi

Emine Gözde Toprak

ABD’nin benzer araçlarla baskı altına aldığı İran ve Venezuela yaptırımları etkisiz kılacak çözüm yolu arayışına girmiştir.