Devrimden Bugüne İran’ın Politik Ekonomisi

Iran’s Political Economy Since the Revolution

01.07.2019

Devrimden Bugüne İran’ın Politik Ekonomisi

Suzanne Maloney, Cambridge Üniversitesi Yayınları, 2015, 588 sayfa.

ISBN: 9780521506342

ABD’nin önemli düşünce kuruluşlarından biri olan Brookings Enstitüsünde Dış Politika programının genel direktör yardımcısı olan Suzanne Maloney, çalışmalarında İran başta olmak üzere Körfez Ülkeleri ve enerji konularına odaklanmaktadır. İran üzerine çok sayıda makalesi bulunan Maloney, ilk olarak 2004 yılında Ulusal Güvenlik Danışmanı Zbigniew Brzezinski ve Savunma Sekreteri Robert Gates ile birlikte Dış İlişkiler Konseyi bünyesinde Iran: Time for a New Approach kitabıyla adından söz ettirmeye başlamış, ardından da 2008 yılında Iran’s Long Reach: Iran as a Pivotal State in the Muslim World kitabını kaleme almıştır. İran konusunda uzmanlığını zamanla güçlendiren Maloney, 2015 yılında Cambridge Üniversitesi Yayınlarından çıkan Iran’s Political Economy Since the Revolution kitabıyla oldukça ses getirmiştir. Yazarın 2020 yılının başlarında Brookings Enstitüsü Yayınlarından The Iranian Revolution at Forty ve Iran Reconsidered: The Nuclear Deal and the Quest for a New Moderation başlıklı iki kitabı daha yayımlanacaktır.

Suzanne Maloney İran üzerine yazılan kitapların genellikle güvenlik, nükleer anlaşma ve rejim paradigması gibi birkaç eksen üzerinden şekillendiği bir dönemde, İran’ın yaklaşık 35 yıllık yakın tarihini tüm bu değişkenleri ekonomi paydasında buluşturarak alana farklı bir bakış açısıyla yaklaşmış ve başarılı bir çalışma ortaya çıkarmıştır. İran’a dair tüm analizlerin siyaset ve ideoloji temelinden inşa edilmesini hatalı bulan yazar, aslında göz ardı edilen ekonomiyi pek çok olayın arkasındaki itici güç olarak ele almakta, ekonominin siyasi arenadaki olaylarla sürekli bir neden-sonuç ilişkisi içinde olduğunu savunmaktadır. Bu bağlamda Maloney kitabını, “siyasi dinamikleri şekillendiren ekonomik politikaların analizi, bu dinamikleri yaratan etkenlerin tanımlanması ve İran’ın geçmişinden hareketli geleceğine ilişkin bir rehber sunulması” amacıyla şekillendirdiğini belirtmektedir.

Kitaba genel bir giriş bölümü ile başlayan Maloney, daha sonraki bölümleri İran tarihini kesitlere ayırmak suretiyle numaralandırmıştır. Kitabın ikinci bölümüne pek çok yazar tarafından modern İran devletinin kuruluşu olarak kabul edilen Kaçar Hanedanı (1789–1925) ile başlamaktadır. Bu uzun dönemi ekonomik yönden ele alan yazar, İran’ın devam eden pek çok sorununu bu döneme dayandırmaktadır. Hanedanlık döneminde yaşanan aşırı borçlanmanın sonunda yabancı devletlere sağlanan imtiyazları devam etmekte olan yabancı karşıtlığının nedeni olarak sunan yazar Tütün Boykotu’nun (1891-1892) ardından ortaya çıkan ulema-tüccar ilişkisini de siyasi elitlerin ilk adımları olarak değerlendirmektedir. İran’ın modernleşmesi ve merkezileşmesi konusunda Pehlevi Hanedanlığı (1926–1979) dönemini vurgulayan Maloney, bu dönemi Rıza Şah (1925-1941) ve oğlu Muhammed Rıza Şah (1941–1979) hükümdarlıkları olarak iki ana kısımda değerlendirmektedir. Her ne kadar yazar, Rıza Şah’ın modernleşme ve merkezden yönetim hamlelerine değişim açısından başarı atfetse de Şah’ın bu hamleler neticesinde din adamlarını ve tüccarları karşısına almasını eleştirmektedir. Bu dönemde yaşanan 1951’de İran petrolünün millîleştirilmesi ve 1953 Darbesi ekonomik sorunları da beraberinde getirerek yabancı devletlerin İran ekonomisinde kontrolünün artmasına, önceki dönemlerde sistem dışına itilen din adamları ve tüccarların daha derin ekonomik sorunlar yaşamasına sebep olmuştur.

Maloney üçüncü bölümde 1979 Devrimi’ni hazırlayan üç yıllık sürece odaklanarak 1977-1980 arası vuku bulan ekonomik ve sosyal gelişmelere yer vermektedir. Bir yandan Pehlevi hükümdarları kendi gündemine göre bir gidişat belirlerken, diğer yandan karşıtların sürekli artmasına neden olacak siyasi, sosyal ve ekonomik hamlelerde bulunmuştur. İdeolojik olarak farklı uçlarda varlık gösteren gruplar, Şah’ın baskı rejimine ve ekonomik sorunlara karşı “sosyal adalet” çatısı altında birleşmiştir. Bununla birlikte ekonomik talepler daha geniş kitlelerin bu ayaklanmalara katılımlarını arttırırken, Devrim sonrası yaşanan güç mücadelesinde de koalisyonları bölen ana etmene dönüşmüştür. Devrim sonrası hükûmetin ekonomideki rolünün arttığının altını çizen Maloney, Şah ve Humeyni’nin nasıl farklı yöntemler uyguladığını da satır aralarında açıklamaktadır. Her ne kadar iki dönemde de devletin ekonomide daha etkin bir pozisyon alması hedeflense de Şah’a karşı çıkanlar, Humeyni’ye aynı tepkiyi göstermemiştir. Zira yeni yönetim Şah’ın aksine Devrim sürecinde de önemli rol oynayan din adamları ve tüccarları sürece dâhil etmiş, adeta pastadan pay alan kesimi arttırarak yeni düzeni garanti altına almıştır.

Kitabın dördüncü bölümü iki ülkenin de tarihinde kritik bir yer kaplayan İran-Irak Savaşı’na (1980-1989) ve bu dönemi şekillendiren seferberlik odaklı ekonomi politikalarına ayırılmıştır. Bir yandan Devrim sonrası iç karışıklıklar devam ederken bir yandan İran, 1980 Eylül’ünde Irak ile Şattülarap su yolu sebep gösterilerek daha zorlu bir sürece adım atmıştır. Üstelik savaşın yıkıcı etkisi yalnızca var olan tesisleri, limanları ve ticaret yollarını tahrip etmekle kalmamış aynı zamanda ülkenin uzun vadeli ekonomi politikalarını da değiştirmiştir. Maloney’e göre sübvansiyonların bütçe içerisindeki payının ve petrol sektöründeki tahribattan dolayı rafine ürün ithalatının giderek artması neticesinde savaş, İran ekonomisinde yıllardır süregelen işlevsizliği kurumsallaştırmıştır. Ayrıca savaş, siyasetteki çatışmayı durdurmak bir yana, çatışmanın ekonomik gerekçelerle harlanmasına neden olmuştur. Mecliste vergi tartışmaları, güvenoyu yoklamalarında sorunlar, hükûmetin popülist baskılardan ötürü benimsediği politikaların olumsuz sonuçları sık sık tartışmalara yol açmıştır. Ancak Maloney’e göre bu savaş verdiği tüm zararlara rağmen Devrim’in konsolidasyonunu, ekonomide ve toplumda devlet otoritesinin ortaya çıkmasını, çöküşün eşiğindeki bir ekonominin canlanmasını ve aynı zamanda izlenecek ekonomi politikasına ilişkin belirsizliklerin yok olmasını kolaylaştırmıştır.

Ali Ekber Haşimi Rafsancani (1989–1997) döneminin ele alındığı beşinci bölüm, yeniden inşa dönemi olarak değerlendirilmektedir. Reformist bir lider olarak isimlendirilen Rafsancani, programına gerçek anlamda yeniden inşa olarak ele alınabilecek ekonomik reformlar almış ancak finansal sıkıntılar ve savaş dönemini de yönlendiren popülist tavır bu politikaların uygulanmasını engellemiştir. Hükûmetin reform hareketlerini Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı çerçevesinde değerlendiren Maloney, hükûmetin özelleştirme, yabancı yatırım, serbest döviz kuru rejimi ve ekonomik yardımlar gibi konularda çabaladığını ancak ilk dönemdeki büyümenin reformlardan ziyade borçlanma ile finanse edilen kamu harcamalarından kaynaklandığını belirtmektedir. Uygulamanın başlarında birçok ekonomik gösterge olumlu sinyaller vermiş ancak zamanla uygulamaya konulan politikaların yanlış formüle edilmesi ve kötü şekilde finanse edilmesinin yarattığı sorunlar gün yüzüne çıkmıştır. Yapılan bu hatalar zamanla ekonomik göstergeleri ve insanların ekonomik refahlarını olumsuz etkilemiş ve sosyal tepkilere neden olmuştur. Maloney, Rafsancani’nin cumhurbaşkanlığı dönemine ülke ekonomisi açısından ayrıcalıklı bir konum atfetse de bu dönemdeki başarısızlığın ana sebebini iç politikadan ve ideolojik bağımlılığından ötürü ABD ile yaşanan gerilime bağlamaktadır.

Kitabın altıncı bölümünde Muhammed Hatemi’nin (1997-2005) cumhurbaşkanlığı dönemine yer veren Maloney, Hatemi’yi “Ayetullah Gorbaçov” olarak isimlendirmektedir. Rejimin ana kadrosundan destek bulan ve adeta Devrim’in içinden gelen Hatemi’nin reformist kişiliğinden ötürü yapılan Gorbaçov benzetmesini yerinde bulan Maloney, Hatemi’nin reformlarını “rejime rağmen rejime karşı” olarak nitelendirmektedir. Hatemi hükûmeti ilk dönemde ekonomik reformlar yerine hukukun üstünlüğü ve sivil toplumun gelişmesini öncelemiş, bu sebeple büyük eleştirilere maruz kalmıştır. İkinci dönemde, ilk dönem hedeflerini gerçekleştirme yolunda önemli adımlar atan hükûmet, ekonomik reformlara yönelmiştir. Yazar bu dönemi ekonomik açıdan Devrim sonrasında İran’ın en parlak dönemi olarak değerlendirmekte ancak kazanımların geniş kitlelere yayılması ve bu konuda bir strateji izlenmesi açısından hükûmeti başarısız bulmaktadır.

Maloney, kitabının yedinci bölümünde popülist politikaların geri döndüğü Mahmud Ahmedinejad’ın (2005-2013) cumhurbaşkanlığı dönemini ele almıştır. Mevcut sorunlara odaklanmaktan ziyade pastayı daha çok kişiye paylaştırmaya odaklanan hükûmet, yüksek petrol gelirlerine rağmen sorunları çözememiş, aksine artmasına neden olmuştur. Üstelik tüm eleştiri ve öngörülere rağmen geri adım atmayan hükûmet, her dönemde oldukça belirgin olan yolsuzluk, enflasyon, işsizlik ve kötü yönetim sorunlarını da adeta yok saymıştır. İkinci dönemde ekonomik yardım sorununun çözüm sürecinde ABD ile yaşanan sorunlar, nükleer kriz ve yaptırımlar neticesinde ekonominin daha içe kapanık bir hâl almasıyla nakit yardımları arttırmıştır. Ahmedinejad’ın Hamenei ile ilişkisi, Devrim Muhafızları Ordusunun artan gücü ve mecliste destekçilerinin çoğunlukta olması, hükûmete -diğer hükûmetlere kıyasla- yardımlar konusunda hamle yapma fırsatı sağlamıştır. Üstelik bu etmenler Ahmedinejad’ın günlük siyasi meselelerde de çıkışlar yapmasına imkân tanımış zaman zaman cumhurbaşkanına bağlı bazı kurumları yolsuzluk sebebiyle eleştirmiştir. Fakat bu eleştiriler geniş bir sansürle karşılaşmış, Ahmedinejad’ın bir TV röportajı bu sebeple hem bölünmüş hem de ilgili kısımlar kesilmiştir. Ekonomik etmenlerden ötürü siyasi arenada güçlenen Ahmedinejad, dengeler değiştiğinde aynı etmenler ve aynı kişiler tarafından güçsüz duruma düşürülmüş hatta bilinçli olarak imajı zedelenmiştir.

“Enerji ve İslam Cumhuriyeti” başlıklı sekizinci bölümde petrol ve doğal gaz sektörlerinin İran ekonomisi ve siyasetindeki yerine odaklanan yazar, enerjinin İran için ne ifade ettiğini anlatmak için süreci Pehlevi Dönemi’nden itibaren ele almıştır. İran’da Devrim’le birlikte enerji sektörüne bakış hariç hemen hemen her şey değişmiştir. Fakat yabancı devletlerle yaşanan olumsuz tecrübeler sektörün gelişmesini büyük ölçüde engellemiştir. Devrim’in ardından savaşla gözünü açan İran, ideolojik olarak bu sektörlere yabancı yatırımcıların girişini anayasa ile engellemiştir. Ancak savaşın ardından geri satın alma yöntemiyle yasal ve kurumsal engeller aşılmaya çalışılsa da süreç devlet ve şirketler arasındaki anlaşmazlıklardan ötürü beklenildiği gibi ilerlememiştir. Bunun yanı sıra yaptırımlar, kötü yönetim, özelleştirme süreçlerinde ortaya çıkan devlet dışı aktörler sürecin sekteye uğramasına neden olmuştur. Her ne kadar İran-Irak Savaşı’ndan sonra yabancı şirketlerin İran’daki faaliyetlerinde artış gözlemlense de ABD ile gerilen ilişkiler bu yatırımların büyük riskler içermesine sebep olmuştur. Ancak Maloney’e göre sektörün en önemli sorunu uzun süredir ülkeyi sıkıştıran finansman eksikliği ve yaptırımlardır.

Bu bağlamda kitabın dokuzuncu bölümünü “Yaptırımlar ve Kutsal Devlet” başlığı altında ele alınmıştır. Maloney, yaptırım sürecini Devrim sonrasında yaşanan rehine krizi ile başlatmıştır. Savaş döneminde dahi ABD ile devam eden ticari ilişkiler, 1987 yaptırımlarıyla durdurulmaya çalışılmış ancak beklenilen etkiye ulaşılamamış ve 1994 yılında İran petrolünün dörtte biri ABD’ye ihraç edilmiştir. Ancak zamanla ekonomik yaptırımlar ABD’nin elinde İran siyasetini ve dış politikasını yönlendirecek yegâne araç konumuna gelmiştir. 11 Eylül saldırılarının ardından dönülmez bir yola giren ilişkiler, AB’nin yaptırımları desteklemesiyle İran’ı bir darboğazın içine sürüklemiştir. Maloney’e göre yaptırımlar İran’ı ekonomisini ve petrol sektörünü yönetebilmek için takas, kaçakçılık gibi illegal yöntemlere başvurmaya mecbur bırakmıştır. Ayrıca İran, yaptırımlarla mücadele kapsamında inkâr, misilleme, hafifletme, vicdani karşı argümanlar gibi farklı savunma tekniklerine başvurmuştur. Fakat Maloney, yaptırımların sadece ekonomik izolasyon değil aynı zamanda rejimin kontrolünü güçlendirmesi, daha baskıcı bir düzenin sağlanması ve radikallerin ellerinin güçlenmesine neden olduğunu düşünmektedir. Nitekim yazara göre yaptırımlar düşman algısını güçlendirmekte, hükûmetlerin başarısızlıklarına bahane olarak sunulmakta ve en önemlisi de siyasette ve dış politikada hedeflenen yumuşamayı getirememektedir.

Suzanne Maloney kitabının sonuç bölümünde 2013 seçimleri ve Hasan Ruhani’nin cumhurbaşkanlığı bağlamında son bir değerlendirme sunmaktadır. Yazara göre İran tarihinde önemli yer eden İran-Irak Savaşı, yaptırımlar ve uygulanan yanlış ekonomi politikaları gibi kritik ekonomik olaylar İran’ın yol haritasını şekillendiren ana etmenlerdir. Fakat Maloney tüm bu etmenlerin ülkeyi getirdiği son durumu ele alırken sadece liderleri değil bu politikalara karşı sessiz kalan kişi ve kurumları da suçlamaktadır. Zira Maloney’e göre İran ekonomisinin durumunun müsebbibi sadece bu popülist politikalar değil aynı zamanda kaçırılan fırsatlar ve önemli dönüm noktalarında atılmayan adımlardır. Maloney’e göre İran ekonomisinin miras kalmış sorunları aslında rejimin varlığını ve direncini güçlendirmektedir. Bu sebeple de ekonomik sorunları arttıracak hamleler rejimin işine yarayacak ve dahası hükûmet yerleşik kurumsal yapı sorunları çözmekten kaçınacaktır. Ülkeye dışarıdan müdahalenin sonuç getirmeyeceğine inanan Maloney, çözümü fırsatların değerlendirilmesinde ve herkesin değişim için elinden geleni yapmasında görmektedir.

İran üzerine yazılan pek çok kitaba kıyasla Suzanne Maloney, kitabında genel bilgilerden daha fazlasını bütüncül bir yaklaşımla sunmakta; bir ülkenin analizinde tüm değişkenlerin bir arada anlam kazandığının ve ekonomik parametrelerin aslında tahmin edildiği gibi salt sayısal verilerden daha önemli etmenler olduğunun altını çizmektedir. Her ne kadar Maloney ülkenin yaşadığı tüm dönüşümleri ekonomik etmenler çerçevesinde ele alarak tek yönlü bakmalarından ötürü eleştirdiği yazarların hatasına düşmüş olsa da politik ekonomi açısından Devrim sonrası İran literatürüne önemli ve kıymetli bir eser kazandırmıştır.

İran Petrol Satmaya Nasıl Devam Ediyor?

Merve Çakır

İran, AB ve ABD yaptırımlarının en yoğun olduğu 2012-2015 dönemlerinde dahi hem de karşı taraf yaptırımlara maruz kalmadan petrol ihracatını sürdürmüştür.

INSTEX’in Devreye Girmesi Tartışmaları Bitirmedi

Merve Çakır

Hem INSTEX sisteminin asıl etkisi hem de ülkenin geleceği, Ruhani’nin AB ülkelerine tanıdığı mühletin ilk kısmının sona ereceği 8 Temmuz tarihinde belli olacak gibi görünmektedir.