Dünün Devrimcileri Bugünün Reformistleri

08.04.2020

Dünün Devrimcileri Bugünün Reformistleri - İran'da Siyasal, Kültürel ve Toplumsal Değişim

Cihan Aktaş, Kapı Yayınları İstanbul, 2004, 290 Sayfa

ISBN: 978-9758950185

 

Cihan Aktaş 1960 yılında Erzincan Refahiye’de doğdu. Beşikdüzü Öğretmen Lisesi’ni 1978 yılında tamamladıktan sonra İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’ni kazandı. 1982 yılında mimar unvanıyla mezun oldu. Kendi mesleğinin yanı sıra basın danışmanı ve gazeteci olarak çalıştı. Türkiye’nin önde gelen gazetelerinde uzun yıllar köşe yazarlığı yaparken 1985 yılında “Sömürü Odağındaki Kadın” adıyla ilk kitabını yayımlandı. 1995 yılında Türkiye Yazarlar Birliği ve 1997 yılında Gençlik dergisi tarafından “Yılın Hikâyecisi” ödüllerine layık görüldü. 2016 yılında, Ömer Seyfettin Hikâye Ödülü ve Necip Fazıl Roman ve Hikâye Ödülü’nü kazandı. Yazarlık kariyeri boyunca çeşitli ödüllere layık görülen Aktaş, 2009 ile 2012 yılları arasında Tahran’da bulunan Allame Tabatabai Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde dersler verdi. Yazarlık kariyerine devam eden Aktaş evli ve iki çocuk annesidir.

2004 yılında yayımlanan “Dünün Devrimcileri Bugünün Reformistleri” adlı kitabıyla Cihan Aktaş, doksanlı yıllarda İran’da yaşanan toplumsal, siyasal ve kültürel değişimi anlatmıştır. Devrim sonrası süreçte toplum içerisindeki sınıflaşma ve bu sınıfların düşünce yapılarındaki değişime odaklanan yazar ayrıca 1980 ile 2004 yılları arasındaki süreci incelemiş, İran toplumunu temelde muhafazakâr ve reformist dinî aydınlar olarak iki sınıfa ayırmıştır. Reformist dinî aydınlar olarak adlandırdığı kesimin doksanlı yıllarda nasıl ortaya çıktıklarını, 2004’te muhafazakârların iktidara gelmesiyle birlikte hangi değişimlere uğradıklarını ve nitekim muhafazakârlar ile reformist dinî aydınlar arasında oluşan derin görüş ayrılıklarını inceleyen yazar, kitabı “Dünün Devrimcileri Bugünün Reformistleri”, “Dini Aydın Ayrışması”, “Reformist Hareketin Aktörleri”, “Reformist Hareketin Toplumsal ve Kültürel Etkileri” ve “ İran Sinemasında Oryantalist Etkiler” olmak üzere beş ana bölüme ayırmıştır. İlk dört bölümde reformist dinî aydınların kökeni, yaşadıkları değişimler, etki alanları ve önde gelen isimleri incelenirken son bölüm ise kültür-sanat ilişkisi çerçevesinde İran Sineması’na ayrılmıştır.

Kitabın adını taşıyan ilk bölüm İslam Devrimi sonrası İran toplumunda oluşan sol ve sağ kesim, iki kesimin yaşadığı değişimler ve aralarındaki anlaşmazlıkların anlatılmasıyla başlamaktadır. Sol kesim yani reformistler yönetimde halkın rolünü arttırmak amacıyla bir araya gelirken sağ kesim yani muhafazakârlar ellerinde bulundurdukları güçten vazgeçmek istememiştir. Bu bağlamda Ruhaniyet Cemiyetinden olan muhafazakâr mollalar “velayeti fakih” de dâhil olmak üzere birçok konuda Ayetullah Humeyni ve ona ait fikirlerle çatışmıştır. 1988 yılında gerçekleştirilecek olan Üçüncü Meclis seçimlerinden hemen önce Ayetullah Humeyni’nin himayesi ve oğlu Ahmet Humeyni’nin desteğiyle Ruhaniyun Topluluğu kurularak reformistlerin temsilcisi görevini üstlenmiş, Ruhaniyet Cemiyeti ise muhafazakârları temsil etmiştir.

Doksanlı yılların detaylıca anlatıldığı ilk bölümde; sol kesimin yaşadığı radikal değişimlerden, sağ kesimin geçmişin temsilcisi olarak giderek popülerliğini yitirmesinden ve İran’daki “fikir özgürlüğü” ve “özgürlük” kavramlarının yaşadığı değişimlerden bahsedilmektedir. “İlahi bir kaynağı olan devlete itaat” fikri ülkenin muhafazakâr kesimlerince kabul edilirken diğer taraftan reformistlerin vatandaşlık haklarının genişletmesi, sivil toplum kuruluşlarının yaygınlaştırması, şeffaflık ve seçim güvenliği gibi olguların benimsenmesi incelenmektedir.

Kitabın en uzun bölümü olan bu bölümün son kısımlarında bütün dikkatini ekonomik kalkınma ve imar meselelerine vermiş olan Rafsancani hükûmetinin sosyal ve kültürel politikalarının üniversite öğrencilerince eleştirilmesi ve Ruhaniyun Topluluğunun bu fırsatı değerlendirerek seçimlere katılması anlatılmaktadır. Özellikle süreç içerisindeki Anayasa Koruyucular Konseyi’nin Ruhaniyun Topluluğuna karşı (muhafazakârların yanındaki) tutumlarına da değinilmektedir. Cumhurbaşkanlığı seçimleri için önce Mir Hüseyin Musevi’yi daha sonra Muhammed Hatemi’yi aday gösteren topluluk, seçimleri sürpriz bir şekilde kazanmıştır. Muhafazakârların yönetimi 23 Mayıs 1997 seçimleri ile birlikte reformistlerin eline geçmiştir. Seçimi kaybeden muhafazakârların Meclisin ve Cumhurbaşkanı’nın işlevselliğini sınırlandırmak için bütün güçlerini kullanmasına ve reformistlerin her ne kadar halk tarafından desteklenseler de halka yabancı kalarak başarısız olmalarına yer verilerek sonlandırılan ilk bölüm aynı zamanda kitabın genel çerçevesini de oluşturmaktadır.

Kitabın “Dini Aydın Ayrışması” olarak adlandırılan ikinci bölümünde ise ilk bölümde yapılan reformist-muhafazakâr ayrımından ziyade modernistçiler ve gelenekselciler arasındaki ayrım anlatılmaktadır. Dinî aydın tanımının kendi özünden hareketle modern niteliklere sahip olduğu dolayısıyla “gelenekselci dinî aydın” tanımlamasının modernliği eleştirirken dahi onun bir parçasını içerisinde taşıdığı vurgulanmaktadır. Çeşitli ayrışmalara maruz kalan dinî aydınlar, ortak amaçlarından hiçbir zaman uzaklaşmamış yani ne moderniteye teslim olmuş ne de geleneğin taklidine düşmüşlerdir. Sosyolog Mahmud Sadri’ye göre İran toplumunun oluşturduğu en başarılı düşünsel fenomen dinî aydınlardır. Dinî aydınların en büyük sorunu ise siyaset ile fazla içli dışlı olmalarıdır.

İran toplumu ile Batı toplumu arasındaki farkların Ali Şeriati’nin fikirleri üzerinden anlatılmasıyla başlayan ikinci bölüm, ilk bölüm ile aynı doğrultuda ilerlemektedir. Ayrışmanın tarihsel kökenleri, taraflar arasındaki fikir ayrılıkları ve zamanla karşıt fikirlerin karşıt taraflarca benimsenmesi vurgulanarak     Ali Mirsipasi, Haşim Agaceri, Fatma Rakei, Behzad Nebevi gibi İran toplumunun önde gelen isimlerinin yanı sıra Jürgen Habermas gibi dünyaca tanınan kişilerin fikirlerinin de İran toplumu üzerindeki etkileri incelenmektedir. Dinin devlet egemenliğinde halka empoze edilmesine rağmen gençlerin neden dinden uzaklaştığı ya da arzu edilen dinî topluma neden ulaşılamadığı ikinci bölümün cevap aradığı temel sorulardır. Demokrasi ile İslam arasındaki ilişki ve İran dinî eğitim merkezleri arasındaki farklar ise ikinci bölümün son tartışmaları olarak ön plana çıkmaktadır.

“Reformist Hareketin Aktörleri” adlı üçüncü bölümün temelleri aslında ikinci bölümün içerisinde yer almaktadır. İslam Devrimi sonrasında İran toplumunda yaşanan değişim ve gelişim, muhafazakârlar tarafından dinden sapma ve yozlaşma olarak tanımlanmış, reformistler ise sürekli “liberal” veya “Batıcı” olmakla suçlanmıştır. Kendilerini Devrim’in çocukları olarak tanımlayan reformist hareketin savunucuları seksenlerde (4 Kasım 1979) ABD Büyükelçiliğini basarken bugün ABD ile müzakere etmenin önemini savunmaktalardır. Ahmedinejad, Zergani, Muhsin Mirdamadi gibi baskını gerçekleştiren öğrencilerin Devrim’e hizmet ettiklerini iddia ederken yıllar sonra ülkenin yönetici pozisyonlarında görev alacaklardır. Bölümün adından da hareketle “demokratik dinî devlet” kuramının yaratıcısı Abdülkerim Suruş, Nobel ödülüne layık görülen Şirin Ebadi, Muhsin Kediver, Ataullah Muhacerani gibi reformist aktörlerin hayatı ve fikirlerinin anlatıldığı bölüm kitabın en önemli bölümü olarak kabul edilebilir.

“Reformist Hareketin Toplumsal ve Kültürel Etkileri” olarak adlandırılan dördüncü bölümde Cihan Aktaş, Devrim sonrası uygulanan nüfus politikaları sonucunda ortaya çıkan yüksek genç nüfusun toplum içerisindeki sorunlarını anlatmaktadır. Geliştirilen nüfus politikaları oldukça başarılı olmasına karşın genç nüfusun isteklerini karşılamada yetersiz kalmıştır. Gerek muhafazakâr gerekse de reformist hükümetlerin toplumdaki değişimlerden habersiz kalmaları ortaya çıkan yetersizliğin ana kaynağıdır. Muhafazakârlar bisiklet süren kızları veya köpek dolaştıran aileleri yozlaşmanın en açık örnekleri olarak tanımlayarak gençleri devletin belirlemiş olduğu kalıba sokmaya çalışmışlardır. Bütün dünyada olduğu gibi gençler dayatılan modeli reddetme eğilimindedir ve doğal olarak kendi farklı yaşam tarzlarını oluşturmuşlardır. Cihan Aktaş’ın özellikle değindiği diğer bir husus da kadın haklarıdır. Kadınların topluma entegrasyonunu kitabın genel yapısından farklı olarak soru-cevap şeklinde açıklamaktadır.

Şahlık Dönemi’yle arasına duvar ören; halkı kandırmaktan ziyade aydınlatmayı, uyutmaktan ziyade harekete geçirmeyi ve eğlendirmekten ziyade eğitmeyi amaçlayan yeni sinema anlayışı, “İran Sinemasındaki Oryantalist Etkiler” olarak adlandırılan son bölümde anlatılmaktadır. İslam Devrimi, Batı Sineması’na uygulanan sansür ve ülke içerisinde sinemaya getirilen yeni kurallarla birlikte kendi yönetmenlerini yetiştirmiştir. Devrim’le yetişen yönetmenler kitabın geneline hâkim olan “değişim” fikrinden nasibini almıştır. Seksenlerin başında sokakta duydukları müziğe dahi kulaklarını kapatan yönetmenler, doksanlarda müzikal anlamda İran sinemasının başyapıtlarını üretmiştir. İranlı yönetmenlerin çektiği filmler, sansür kararlarından dolayı İran’da yayınlanmasa da uluslararası festivallerde ödüller almış, çok geçmeden yönetmenler sadece festivaller için filmler çekmeye başlamıştır.

Muhsin Mahmelbaf’ın Kandahar Seferi, Behmen Gabad’ın Sarhoş Atlar Zamanı, Rıza Mirkerimi’nin Ay Işığı Altında ve Cafer Penahi’nin Daire isimli filmlerini detaylarıyla anlatan Cihan Aktaş, filmlerin doğu kültürünü yansıtmak amacıyla çekildiğine dikkat çekmektedir. İçerisindeki çeşitli hatalar Batılı eleştirmenler tarafından ne kadar dile getirilse de filmlerin etkisi ve erişim alanı bu durumdan etkilenmemiştir. Ayrıca sinemada kadının rolü hakkında İran toplumundaki gelişmeleri anlatan Aktaş, İran ve Afganistan’da kadın haklarının eleştirildiği filmlerin öneminden bahsetmektedir.

Cihan Aktaş İran toplum yapısını özellikle doksanlı yılların reformist dinî aydınları üzerinden “Dünün Devrimcileri Bugünün Reformistleri” adlı eserinde detaylıca açıklamıştır. Kitap 1979’dan 2004’e kadar İran toplumunda yaşanan önemli değişiklikleri konu alırken 2004 sonrası döneme de ışık tutmaktadır. İran Sineması’na da ayrı bir bölüm ayıran Aktaş, kadın haklarının ve Doğu kültürünün İranlı yönetmenlere olan etkisini örnek olarak verdiği filmler ile açıklamaktadır. İran toplumundaki köklü değişimleri, İslam Devrimi’ne yol açan halk hareketlerini, ülke içerisindeki ayrışan grupları ve İran siyasi yapısını anlamak açısından önemli bir yere sahip olan bu kitap, İran toplumu üzerine çalışmalar yapan veya bu konularda bilgi edinmek isteyen herkes tarafından okunmalıdır.