Emini’nin Ölümü Üzerinden Yürütülen Etnik Siyaset

Umut Başar Kıdemli Uzman

Emini’nin ölümü üzerinden yürütülen etnik siyaset, sessiz ve sokağa çıkma konusunda kararsız İranlıların tereddütlerini artırıyor.

Mehsa Emini’nin Tahran’da tesettüre tam riayet etmediği gerekçesiyle İrşat Devriyeleri tarafından 13 Eylül’de gözaltına alınması, 16 Eylül’de ise hayatını kaybetmesinden sonra İran genelinde başlayan protestolar dördüncü haftasına girdi. Kadınlar, gençler, lise ve üniversite öğrencileri sokak gösterilerinin başını çekerken yaşanan elim hadiseyi ve zorunlu örtünmeyi gerek İran içinde gerekse de İran dışında kınamayan neredeyse kimse kalmadı. Ülkede daha önce yaşanan protestolarda olduğu gibi Tahran yönetimine muhalif gruplar ise konuyu siyasi bir zeminde, İran İslam Cumhuriyeti’nin kişi hak ve hürriyetine dair uygulamalarını hedefe alarak işliyor. Geçtiğimiz üç hafta içerisinde dikkat çeken bir husus, bir kesim tarafından bilinçli bir şekilde Emini’nin etnik menşesi üzerinden protestolara bir renk verilmeye çalışılmasıdır. İran’ın Kürdistan ilinin Sakız ilçesinden olan Emini’nin ölümünden hareketle uluslararası bir Kürt dayanışmasını hissettirecek şekilde konunun ele alındığı görülmektedir. 

Dayanışmada Seçicilik

Protestoların ilk günlerinden itibaren Tahran yönetimiyle uzun süredir anlaşmazlık içinde olan Kürt muhalefeti, sokak hareketlerine yön vermeye gayret ediyor. İran dışındaki muhalif Farsça medya ise protestoların ülke geneline yayıldığını haberlerde vermekle birlikte içeriklerde, İran Kürtlerinin rolüne işaret etmeden geçmiyor. Küresel bazı haber ajanslarının konuya dair içeriklerinde Kürtlerin “azınlık” statüsüyle odağa alındığı, bir kelimeyle de olsa Türkiye’nin de haber metnine girdiğine şahit olunuyor

İranlı kadınların genelinin bir meselesi olan zorunlu örtünmeyi genelde gündemine almayan Kürt medyası; bu defa konuyu, İranlı kadınların özgürlük mücadelesi kadar “İran Kürdü Emini’nin öldürülmesi” olarak görüyor. Zira haber içeriklerinde Tahran’da vefat eden Emini’nin kökenine atıfla onun “Doğu Kürdistan”da (Rojhilat) ikametine dikkat çekiliyor ve hatta resmî adı Mehsa yerine etnik aidiyetini, okuyucu nezdinde perçinlemek için aile arasındaki ismi “Jina”yı içeriklerinde kullanıyor. İlginç olanı ise dedesi ve babasının saltanat yılları ülkedeki etnik grupları asimile etmeye, dillerini yasaklamaya çalışmakla geçen sürgündeki Şehzade Rıza Pehlevi, konuya dair demecinde, Emini’ye Jina ismiyle hitap ederek kendince bir samimiyet sınavı veriyor. Eski Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesut Barzani ise ilk defa zorunlu örtünme sebebiyle bir İranlı ailenin acısına ortak olarak Emini’nin ailesine başsağlığı diliyor.

Eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Başkanı Selahattin Demirtaş ile eski HDP Diyarbakır Belediye Başkanı Selçuk Mızraklı ilk defa zorunlu örtünmeye karşı itirazlara destek olmak adına başlarını kazıtıyor. Bu eylemi, Türkiye’deki bazı çevreler ile diasporadaki Farsça medya hemen gündemine alıyor. Her ne kadar Emini’nin kamu vicdanını yaralayan ölümüne, Türkiye’den bazı muhalefet partilerinden Meclis kürsüsünden daha güçlü eleştiriler yükselse de İran dışındaki medya, Türkiye’deki siyasi aktörlerden HDP dışındakilerde anlaşılan bir haber değeri görmüyor. HDP’ye fikren yakın sivil toplum kuruluşları da Emini’nin ölümünü, yerine göre kadını veya Kürtleri anahtar kelime olarak kullanıp araçsallaştırarak protesto ediyor. 

Terör örgütü PKK/PYD tarafından kullanılan “Jin, Jiyan, Azadi” (Kadın, Hayat, Hürriyet) sloganı hızlıca Farsçaya uyarlanarak “Zen, Zendegi, Azadi” şeklinde, protestoların birincil sloganına dönüşüyor ve aynı zamanda sosyal medyada dolaşan paylaşımlarda Farsçanın yanında bu ibare de kendini gösteriyor. Bazı gazeteciler, sloganın fikir babasının terör örgütü lideri Abdullah Öcalan olduğuna ilişkin paylaşımlar yapıyor. İran Kürdistan Demokrat Partisi (İKDP), KOMELA ve terör örgütü PKK’nın İran kanadı PJAK’a yakın sosyal medya hesapları, insanları sokaklara çağırmaya başlıyor. Sokak protestoları ülke genelinde düşük yoğunlukta devam etse de Kürtlerin ekseriyeti oluşturduğu il ve ilçelerde protestolar, ağırlık kazanıyor. Bunlar devam ederken yine bu il ve ilçelerde aynen 2019’da benzine yapılan zamdan sonra meydana gelen sokak hareketlerinde olduğu gibi bir taraftan göstericiler diğer taraftan İran kolluk kuvvetleri saflarından silah sesleri duyulmaya ve tabii ki can kayıpları başlıyor. ABD menşeli bazı araştırma merkezleri, İran muhalifi basın kuruluşlarının yayınlarına dayanarak Tahran yönetiminin, Senendec şehrini âdeta savaş meydanına çevirdiğini aktarıyor. Yeri gelmişken Batı medyası ve düşünce kuruluşlarının İran’daki etnik gruplar içerisinde Kürtlere ayrı bir ilgisinin olduğu söylense abartı olmaz. Son olarak İran İçişleri Bakanı Ahmed Vahidi ise doğrudan Senendec’i vurgulayarak söz konusu üç terör örgütünün ayrışmayı tetiklemeyi ve bölgeyi istikrarsız bir hâle getirmeyi hedeflediklerini beyan ediyor

Bir Trajedinin İstismarı

İran Kürdistan’ı; sosyoekonomik açıdan ülkenin geri kalmış bölgelerinden biri olması, bölge halkının ise hem etnik hem mezhebî açıdan azınlık konumunda bulunması sebebiyle eskiden beri silahlı ayrılıkçı örgütlerin eylem alanıdır. Bu yönüyle bu bölgede, sokak hareketlerinde kan dökülmesi İran’ın diğer şehirlerine göre daha fazla görülür. Bunun yanı sıra aktif ve sınır ötesi desteğe sahip terör örgütlerinin sınır geçişkenliği sayesinde kırsaldan kente inmesi, burada daha kolaydır. 

Genç bir kızın trajik ölümü vesilesiyle kimi mecraların medya kimilerinin de silah vasıtasıyla yaptıklarına bakınca “İran Kürtleriyle Tahran yönetimini bir hesaplaşmaya çekmeye mi çalışıyorlar?” sorusu akla geliyor. Bilhassa Batı’da konuşlanan medya kuruluşlarından çıkan içeriklerde, bütün İranlı kadınların müşterek sorununa dönüşen zorunlu örtünmenin hemen ardından satır arasında “İran’da Kürtlere uygulanan baskı”ya dikkat çekiliyor. Tabii ki İran’da, bu bölge halkının herhangi bir sıkıntısı yoktur denemez. Lakin ülkedeki diğer etnik gruplar da itirazda bulunuyorken Kürtlerle özdeşleşen sistematik bir algı inşası olduğu da inkâr edilemez. Bu girişimde, yurt dışındaki Farsça medya kuruluşlarında görev alan muhalif gazetecilerin etnik aidiyeti etkisi göz ardı edilemez. Zira bunlar bölgede yaşanan her olayı, Tahran yönetiminin “etnik kimliği baskılaması” şeklinde değerlendiriyor. İnşa edilmek istenen bu algı, bölge halkında zaten kuvvetli olan “öteki” hissini perçinliyor. Böylelikle infial yaratan bir ölümün tetiklediği protestolar aracılığıyla bir yandan mağduriyet hissinin temel motivasyon kaynağı olduğu bir siyasi şuur yaratılmaya gayret ediliyor. Diğer yandan ise uluslararası kamuoyu nezdinde etnik meselelerin yönetiminde, kötü bir karnesi olan Tahran yönetiminin imajı daha da bozuluyor. 

Sonuç

Rusya-Ukrayna Savaşı’nın sürmesinden dolayı Batı’ya enerji arzında İran’ın öneminin arttığı bir siyasi konjonktürde, Avrupa ve hatta ABD, İran’la ilişki geliştirirken İran içindeki gösterileri masada bir baskı/pazarlık unsuru olarak kullanmakla birlikte neticede rasyonel davranarak bir amaç hâline getirmeyecektir. Ayrıca ABD’nin PKK/PYD gibi terör örgütleriyle ilişkisi yeni hadise olmayıp İran bu ilişkiden kendi hissesine düşenin farkındadır. Dolayısıyla İran’da tarihî bir fırsatın doğduğunu söyleyerek uluslararası kamuoyunun ve hatta Türkiye’nin dikkatini bütünüyle İran’ın içine çekmek şu aşamada mantıklı olmasa gerek. Zira protestolar sürerken tehdit algısı yükseldiği anlaşılan İran, Irak’ta hava operasyonlarından sonra kapsamlı bir kara operasyonuna hazırlanıyor. Amiyane tabirle birilerine “Elinizi gördüm.” mesajı veriyor. 

İç politikada ise Batı medyasının bilinçli olarak bir bölgeye projeksiyon tutması ile ülke genelinde olmasa bile buralarda terör örgütlerinin sahnede görünmesi birleşince, zorunlu örtünme ve diğer birçok meseleden rahatsız olsa dahi ülkenin istikrarından endişe duyan geniş kitleler nezdinde, protestoların meşruiyeti sorguya açılıyor. Emini’nin ölümü üzerinden yürütülen etnik siyaset, sessiz ve sokağa çıkma konusunda kararsız İranlıların tereddütlerini artırıyor. Bununla birlikte Kürtlerin öne çıkarılışı, ülkedeki diğer etnik ve mezhebî azınlıkların konuyla duygudaşlık kurmasına mâni oluyor. Nitekim ülkenin geneli düşünüldüğünde etnik grupların sokak gösterilerinde cılız kalmasının sebebini burada aramak doğru olur. Mesela hatırı sayılır miktarda etnik nüfusa ev sahipliği yapan Tahran’da gösterici profili; kızlar, gençler ve kadınlarla sınırlı olmasa gidişat farklı olabilirdi. Zira İran toplumu, Emini’nin etnik kimliği hasebiyle mağduriyet yaşamadığını, hayatını kaybetmesine yol açan olayın aslında bütün İranlı kadınların ortak şikâyeti olduğunu biliyor. Dolayısıyla ülke genelini ilgilendiren bir sorunun yerelleştirilerek bir etnik gruba indirgenmesi, insanların zihninde soru işaretleri yaratıyor.

İran’da Ulusal Göç Kurumu Kuruluyor

Umut Başar

İran Meclisinde hâlihazırda bekleyen bir yasa taslağından anlaşıldığı üzere ülke genelindeki göçmenlerin idaresinden sorumlu olacak “Ulusal Göç Kurumu” isimli bir merkezî yapının kurulacağı öngörülmektedir.

İran’da Zorunlu Örtünmenin Geleceği

Umut Başar

Şu anki şartlar göz önünde bulundurulduğunda İran’da üst düzey karar alıcıların, zorunlu örtünme konusunda mevcut durumun idamesine daha yakın durdukları söylenebilir.