Ensarullah Örgütü: Yemen’deki İran

Mehmet Koç İç Politika Koordinatörü

İran’ın Irak, Afganistan ve Suriye’de izlediği genel politikayı Yemen’de de izleyeceği öngörülmektedir. Bu politika öncelikle Yemen’in bütünlüğünün muhafazasıdır.

Yemen iç savaşı çatışan tarafların Birleşmiş Milletler gözetiminde 6 Aralık Perşembe günü İsveç’te başlayan görüşmeleriyle yeni bir aşamaya girmiş bulunmaktadır. Uluslararası toplumun tanıdığı meşru Yemen hükûmeti temsilcileriyle başkent San’a başta olmak üzere ülkenin önemli bir kısmını kontrolünde tutan Husilerin temsilcileri arasında gerçekleşen görüşmeler, asıl müzakere aşamasına geçebilmek için bir ön adım niteliğindedir. Kriz, baş gösterdiği 2014’ten bu yana giderek derinleşmesi ve bir insanlık trajedisine dönüşmeye başlamasıyla hem Yemenli taraflar hem de bölgesel destekçiler açısından yıpratıcı olmaya başlamıştır. Bu bağlamda İran ve Suudi Arabistan’ın tavrı ön plana çıkmaktadır. Bir taraftan ABD Başkanı Donald Trump’ın nükleer anlaşmadan çekilerek İran’a kapsamlı yaptırımları devreye sokmasıyla ülkenin zor durumda kalması diğer taraftan Suudi Arabistan vatandaşı gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın bu ülkenin İstanbul’daki başkonsolosluğunda vahşice katledilmesinde Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın rolünün olduğu yönündeki iddiaların Riyad üzerinde oluşturduğu baskılar, tarafların müzakere masasına oturmalarında etkili olmuştur.

İran ve Suudi Arabistan arasında bölgede cereyan eden jeopolitik rekabetin –iki ülke başta olmak üzere- bölge üzerinde olumsuz etkileri olmuştur. İran’ın bölgesel yayılmacılığı ve Arap Yarımadası’nı kuşatma girişiminin Suudi Arabistan önderliğindeki Körfez ittifakını ciddi anlamda endişelendirdiği ve Riyad’ın da ülke güvenliğini sağlama noktasında ABD ve İsrail ile daha yakın temasa geçtiği ortadadır. Öte yandan Riyad’ın Washington ile imzaladığı yüklü silah anlaşmaları da Tahran tarafından tehdit olarak algılanmakta ve bu durum beraberinde silahlanma rekabetini tırmandırırken bölge için de güvensizlik ve istikrarsızlık kaynağı olmaktadır.

Lübnan, Suriye, Irak, Bahreyn ve Yemen gibi geniş bir alana yayılmış olan çatışmanın kısa sürede sona ermesi pek mümkün görünmemektedir. Bahsi geçen ülkelerin jeopolitiğine bakıldığında İran’ın Suudi Arabistan ve Körfez’deki müttefiklerini çevreleme politikası izlediği anlaşılacaktır. Dolayısıyla Suudi Arabistan ve Körfez’deki müttefikleri kuşatılmışlık psikolojisiyle yeni arayışlar içerisine girmektedir. Bu arayış, İran’ın bölgesel nüfuzunu sınırlandırmak amacıyla son dönemlerde Arap NATO’su olarak dillendirilen ve dışarıdan ABD ve İsrail destekli Suudi Arabistan, BAE, Ürdün ve Mısır’ın içerisinde yer aldığı Ortadoğu Stratejik İttifakı (MESA) oluşumunu gündeme getirmektedir. Arapların daha önceki ittifakları göz önünde bulundurulduğunda bu ittifakın, tahakkuk etme veya ettiği takdirde tesir kapasitesinin öngörülen amacı gerçekleştirme noktasında yetersiz kalacağı düşünülmektedir.

Suudi Arabistan benzer girişimlerde bulunarak Ortak İslam Ordusunun kurulduğunu duyurmuş ve Yemen’de Husileri etkisiz kılmak için bu ülkeye saldırmaya başlamıştı. Kısa bir süre sonra Ortak İslam Ordusunun içerisinde yer aldığı söylenen ülkeler ya resmen bu oluşumdan ayrıldı ya da pasif kalarak Yemen’deki gelişmelere taraf olmadıklarını ortaya koydu. Suudi Arabistan’ın İran’ın bölgesel nüfuzunu sınırlandırma amacıyla ortaya koyduğu girişimlerde kayda değer bir başarı elde edilemedi. Bu yüzden her başarısız girişim Suudi Arabistan’ı ABD ve İsrail’e daha fazla yakınlaştırdı. Doğrusu İran’ın kullandığı tehdit dili ve hayata geçirdiği bölgesel politikalar, Körfez’deki komşularını ABD ve İsrail’e daha da yakınlaşmaya yöneltti.

Ensarullah Örgütün Rolü

İran’da 1979 Devrimi’nden sonra tesis edilen teokratik düzenin dayandığı ideolojik temeller, Tahran’ın inkârlarına rağmen İran’ın başka ülkelerin içişlerine müdahalesine davetiye çıkarmaktadır. Sünni dünyayı yanına alamayan İran, bölgede veya dünyanın diğer ülkelerinde yaşayan Şiilerin hamiliğine soyunarak bu kitleleri ülkedeki resmî ideolojiyle uyumlu hâle getirmeye çalışmış ve yer yer kısmi başarı elde etmiştir. Bu bağlamda Yemen’deki Şiiliğin Zeydi koluna mensup ancak tüm Şii fırkalar içerisinde ehlisünnete en yakın Müslümanların önemli bir kısmını, kendi ideolojisiyle senkronize etmeyi başarmıştır. İran 1980’lerin başında tesis ettiği ve artık ülkenin siyasi, toplumsal, kültürel ve askerî açıdan ayrılmaz bir parçası hâline getirdiği Lübnan Hizbullahı’nı modelleyerek Ensarullah ismiyle kurdurduğu örgütle Yemen’in geleceğinde söz sahibi olmayı amaçlamaktadır.

İran, Basra Körfezi’ndeki en uzun sahil sınırına sahip olmakla birlikte Hürmüz Boğazı üzerinde jeopolitik bir üstünlüğe sahiptir. Öte yandan Ensarullah örgütü vesilesiyle Hint Okyanusu’ndan Akdeniz’e giden deniz yolu üzerinde kilit öneme sahip Babü’l Mendeb’in Yemen ayağını kontrolü altına alması, Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerini endişelendirirken enerji kaynakları ve uluslararası ticaret güzergâhları üzerinde İran’ın bu kadar nüfuz elde etmiş olması diğer bölgesel ve küresel aktörleri de rahatsız etmektedir.

Cumhurbaşkanı Ruhani İran’ın stratejik derinliğinin doğuda Hindistan, batıda Akdeniz, güneyde Hint Okyanusu ve Kızıldeniz ve kuzeyde de Orta Asya ve Kafkaslara kadar uzandığını belirtmiştir. Bu bağlamda Yemen’deki kazanımlar İran için hayati öneme sahiptir. Husilerle 40 yıla yakındır geliştirdiği ilişkiler sayesinde Ensarullah adı altında örgütlediği yapıyı önümüzdeki süreçte devletin temel siyasi, güvenlik ve ekonomik aktörlerinden birine dönüştürmek Tahran’ın temel hedefidir. Irak’ta DEAŞ ile mücadele kapsamında gönüllü paramiliter güçlerden oluşturduğu Haşdi Şabi’yi siyasi, askerî ve ekonomik bir güce dönüştürmeye çalışması gibi. Aslında İran, Devrim Muhafızları deneyimini Irak, Yemen ve Suriye’de uygulamaya çalışmaktadır. Ancak söz konusu ülkelerde tek belirleyici güç olmadığından Lübnan’da Hizbullah örneğinde olduğu gibi devleti kısmen de olsa ele geçirme peşindedir.

Yaptırımlar ve Yemen Dosyası

Washington ve Tahran arasındaki krizler ve gerginlikler büyük oranda ABD’nin İran’a yeni yaptırımları devreye sokmasıyla sonuçlanmıştır. Bu durum devrimden bu yana tekrarlandığından İran büyük oranda maddi ve manevi kaynaklarını ülkenin ihtiyaç duyduğu temel alanlarda yaptırımlara tahsis etmek yerine ABD ile mücadele harcamak zorunda kalmıştır. İran, ABD ve bölgedeki müttefiki İsrail gibi bölgedeki ülkelerden kendisine yönelebilecek fiilî tehditleri önlemek amacıyla geliştirdiği Kapsamlı Caydırıcı Savunma Sistemi çerçevesinde Washington ve Tel Aviv’in bölgedeki varlıklarına yönelik tehdit boyutunu ve maliyeti artırmaya çalışmaktadır. İran Savunma Bakanı Emir Hatemi’nin sözünü ettiği stratejinin iki temel ayağı bulunmaktadır: Balistik füze sistemleri ve vekil savaşçılar. Yemen’deki Husiler de artık İran’ın ulusal savunma doktrininin bir parçasıdır.

ABD’nin nükleer anlaşmadan çekilerek iki aşamada devreye soktuğu kapsamlı yaptırımların önemli bir maddesi de İran’ın bölgedeki yayılmacı politikalarına ve istikrar bozucu girişimlerine son vermesidir. Bu madde görünürde İran’ı baskılamayı amaçlamasına rağmen aynı zamanda Tahran’ın müzakere masasında kullanacağı en önemli kartlardan biridir. İran müzakere masasında diplomatik ve siyasi çözüm vurgusu yaparak müttefiklerinin askerî kazanımlarını politik kazanımlara dönüştürme peşindedir. Sonuç olarak Yemen krizinin çözümü amacıyla gerçekleşen başlangıç düzeyindeki müzakerelere, ilerleyen dönemlerde krizin bölgesel tarafları olan Suudi Arabistan, BAE ve İran’dan temsilcilerin katılmaması durumunda daha uzun bir süre çözüm sağlanamayacağı öngörülmektedir. Benzer durum Suriye krizinin çözümünde de yaşanmış ve krizin asli taraflarından biri olan İran’ın görmezden gelinerek Cenevre’de yapılan görüşmelere davet edilmemesi sorunu çözmeye yetmediği gibi Rusya, Türkiye ve İran’ın katılımıyla gerçekleşen Astana görüşmeleri kapsamında alternatif çözüm süreçleri üretilmiştir. Bu yüzden ilerleyen dönemlerde Yemen krizinin asli taraflarının masaya oturması zorunlu olacaktır.

İran’ın Irak, Afganistan ve Suriye’de izlediği genel politikayı burada da izleyeceği öngörülmektedir. Bu politika öncelikle Yemen’in bütünlüğünün muhafazasıdır...

Bu yazının tamamı Kriter dergisinin Ocak 2019 baskısında yer almaktadır.

İran, Yemen, Ensarullah, Suudi Arabistan

İran’ın Türkiye’deki Seçim Sonuçlarına Yaklaşımı

Mehmet Koç

Türkiye’de 24 Haziran Pazar günü eşzamanlı olarak gerçekleşen cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimleri birçok ülkede olduğu gibi İran’da da yakından takip edilmiştir.

Hasan Ruhani’nin Türkmenistan ve Azerbaycan Ziyareti

Kenan Aslanlı

Hazar Denizi’nde bölgesel iş birliğini aksatan sorunların çözüme kavuşmaya çok yakın olduğu bu dönemde, İran’ın Hazar'a kıyısı olan diğer ülkelerle iş birliğini geliştirmesi beklenmektedir.

echo 'test';