Foucault ve İran Devrimi: Toplumsal Cinsiyet ve İslamcılığın Ayartmaları

Foucault and Iranian Revolution: Gender and Seductions of Islamism

10.02.2020

Foucault ve İran Devrimi: Toplumsal Cinsiyet ve İslamcılığın Ayartmaları

Janet Afary-Kevin B. Anderson Çev: Mehmet Doğan, Boğaziçi Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2015, 376 Sayfa

ISBN: 978-6054238866

İran’a ilk defa 1978 yılında İtalyan gazetesi Corriere Della Serra’nın özel muhabiri olarak giden1 Michel Foucault, bu süreçte Devrim’i önceleyen kitle hareketlerine yerinde şahit olmuş ve olayları aktarma fırsatı edinmiştir. Foucault’nun İran’da edindiği gözlem ve tecrübeleri eserde, Corriere Della Serra’da yayımlanan makaleler aracılığı ile paylaşılmaktadır. Foucault, İran Devrimi’ni; Batı dışı bir toplumda ortaya çıkan ve Batı destekli modern iktidarı -Şah yönetimini- çökerten bir süreç olarak ele almış, modern devrim teorilerinde bulunmayan ve İran’ın tekilliğini anlatan siyasal maneviyat kavramı ile tanımlamıştır. Foucault’nun Devrim’e bakışı, çağdaşları tarafından çokça eleştirilmiştir. Afary ve Anderson, Foucault’nun İran Devrimi’ne yönelik ilgisini, iktidar analizi ve modernliği reddeden görüşleri temelinde ele alarak Devrim’e dair fikirlerini anlaşılır kılmayı hedeflemektedir.

Birinci kısım, “Foucault’nun Söylemi: Doruklar ve Tuzaklar Üzerine” başlığı altında iki bölümden oluşmaktadır. Bu kısımda yer alan “Foucault’nun Çelişkili Dünyası Modern ve Geleneksel Toplum Düzenleri” başlıklı birinci bölümde, Foucault’nun iktidar analizi ve modern toplumlar karşısında geleneksel toplum düzenlerine tanıdığı imtiyaz, İran Devrimi’ne yaklaşımının anlaşılması adına irdelenmektedir. Foucault’nun 1978 yılında Devrim öncesi İran’da meydana gelen olaylara bakışını ifade eden siyasal maneviyat kavramsallaştırması, Martin Heiddegger’in insan varlığının ölüm bilincini taşıması ile anlam bulacağını ifade ettiği ölüme-yönelik-özgürlük kavramından açıklanmaya çalışılırken Humeyni’nin karizmatik önderliğinin açıklanmasında, Nietzche’nin güç istenci kavramından faydalanılmıştır. Devrim öncesi sokaklarda bulunan halkın ölüme meydan okuyan duruşları ve ölüm dürtüsü taşıyarak varoluşlarından büyük bir amaca hizmet etmeleri ölüme-yönelik-özgürlük felsefesini açıklarken bu hareketi başlatan Humeyni ise güç istenci kavramı ile özdeşleşen bir profil ortaya koymuştur. Foucault’nun iktidara yönelik görüşleri Hapishanenin Doğuşu eserinde ele aldığı, uysal bireyler yaratmayı hedefleyen modern iktidar teknikleri2 üzerinden incelenmektedir. Bu eserden hareketle Şah yönetimi, modern iktidar ile özdeşleştirilmekte; modernleşmeyi hedefleyen iktidarın halka baskısının yoğunlaşması SAVAK3 ile açıklanmakta ve Şah yönetimi terbiyeci modern devlet olarak betimlenmektedir.

İkinci bölümde, “Geçit Törenleri, Çile Merasimleri ve Kefaret Ayinleri” başlığı ile Foucault’nun İran Şiiliği kefaret ritüellerinin erken dönem Hristiyan cemaatleri ile benzerlikleri ve ritüellerin Devrim ile siyasallaşan boyutu ele alınmaktadır. 1978 yılında Şah yönetimine karşı yapılan gösterilerde İslamcı kanadın öne çıkması, Kerbela Paradigması’nda4 yer alan Yezid ile Hüseyin motifini Şah ile Humeyni karşıtlığına uyarlanmasını getirmiş, halkı siyasi ve manevi bir güç etrafında birleştirmiştir. Foucault’yu etkileyen husus, Batı’da terk edilmiş manevi bir iradenin sokaklarda değişime öncülük eden sese bürünmesidir. Şii ritüellerin İslamcılar tarafından sahiplenilmesi, Foucault’da manevi etki bırakmış ve modern devlet öncesi Hristiyan ritüellerini anımsatarak siyasal maneviyat kavramına götürmüştür. Muharrem ayında kişilerin kendilerini övmesi, dövmesi, bedenlerini ve göğüslerini açması topluluk içerisinde günahlarının kefaretini ödeme şekilleri olarak yorumlanarak erken dönem Hristiyan ritüellerini andıran benlik pratiklerine benzetilmektedir. Foucault’nun modernlik öncesi geleneksel topluma duyduğu özlem, İran’da Şah’a meydan okuyan kitle gösterilerinde dinsel ritüelleri benimseyen ve ölümü cesur karşılayan halkın tutumu ile ortaya çıkmıştır. Şah’a meydan okuyan kitleleri birleştiren gücün, Şah’ın modernleşme projesini ve Batı emperyalizmini hedef alması Foucault’yu etkileyen unsurlar olarak ele alınmaktadır.

Foucault’nun “İran Devrimi ve Sonrasına Dair Yazıları” başlıklı ikinci kısım, üç bölümden oluşmaktadır. Üçüncü bölümde “Atoussa H. ve Maxime Rodinson’la İhtilaflar” başlığı altında, Foucault’nun 1978 yılında İran’a iki defa gidişi ile Corriere Della Serra’da çıkan makaleleri ele alınmakta ve Atoussa H. ve Maxime Rodinson’un, Foucault’nun İslamcı hareketin geleceğine ilişkin fikirlerine yönelik eleştirilerine dikkat çekilmektedir. Bu bölümde, Foucault’nun Corriere Della Serra’da yayımlanan “Ordu-Yer Sarsıldığında” (28 Eylül 1978), “Şah ve Modernliğin Kof Ağı” (1 Ekim 1978) ve “Tahran: Şaha Karşı İman” (8 Ekim 1978) başlığı taşıyan üç makalesine yer verilmektedir. Bu üç makale, Foucault’nun Devrim’e yönelik fikirlerinin analizi temasındadır. “Ordu-Yer Sarsıldığında” makalesi, İran’da Tabas kasabasında meydana gelen depreme (1978) yönelik yardım faaliyetlerinde hükûmetten ziyade yerel dinî tabanlı örgütlerin görev üstlenmesine dikkat çekmekte, “Şah ve Modernliği Kof Ağı”5 makalesi Şah’ın modernleşme projesinin başarısızlıkları üzerinde durmaktadır. “Tahran: Şah’a Karşı İman” makalesi ise modernleşme politikaları neticesinde köyden kente göç eden kitlelerin, kentlerde camiye sığınmaları ve İslamcı harekete yönelmeleri bağlamında ele alınmaktadır. Yazar, Foucault’nun görüşlerini İslamcı harekete duyduğu hayranlığın etkisi ile açıklamakta ve bu hareketin geleceğini görememekle eleştirmektedir. İranlı solcu kadın Atoussa H., Le Nouvel Observateur’de yayımlanan “İranlı Bir Kadın Yazıyor” (6 Kasım 1978) yazısında Şah yerine geçecek İslamcı hükûmetin Foucault tarafından kaygısız karşılanmasını ve kadınların İslamcı hükûmette karşılaşacakları potansiyel sorunları görmemesini eleştirmiştir. Foucault’ya bir diğer eleştiri Maximme Rodinson’un Le Monde dergisinde yayımlanan “İslam Diriliyor mu?” (6-8 Aralık 1978) makalesinden gelmiştir. Rodinson, Foucault’yu kökten dinci hareketlerin akıbeti noktasında uyarmış, Foucault’nun İslamcı hareketi tehlike görmeksizin benimsemesini eleştirmiştir.

“Devrimin Neticesini Özellikle Kadın Hakları Bakımından Tartışmak” başlığı taşıyan dördüncü bölümde; Humeyni’nin 1 Şubat 1979’da İran’a dönmesi ile iktidara geçme süreci, Foucault ve Rodinson’un tepkisi ve İslamcı rejimin kadınlara yönelik yeni politikaları ekseninde gelişen feminist hareketler ele alınmaktadır. Foucault’nun Corriere Della Serra’da yayımlanan “İslam Denen Barut Fıçısı” (13 Şubat 1979) isimli çalışmasında, Devrim sonrasında Marksist solcuların ve laik milliyetçilerin İran’da siyasi aktör olarak yer almayacağına dair öngörüleri ve devrimci hareketin bölgesel misyonuna yönelik tespitleri bulunmaktadır. Ancak yeni kıyafet yasası ile Humeyni’nin kadınlara peçe takma zorunluluğu getirmesine yönelik tertiplenen feminist protestolara karşı Foucault’nun sessiz tutumu eleştirilmektedir. Rodinson, Le Nouvel Observateur dergisinde yayımlanan “Humeyni ve Maneviyatın Önceliği” başlıklı makalesinde din adına gerçekleşen devrimlerin başarılı olabileceğini belirtmiş fakat dinî yönetimlerin toplumu sindirmek isteyen tutumlarına dikkat çekmiştir. Rodinson’nun bu uyarısı, İslamcı yönetimin tehlikelerine dair Foucault’ya yöneltilen örtük eleştiri olarak değerlendirilmektedir.

İslamcı yönetimin kadınların örtünmesini zorunlu kılan yasa tasarısına hem ulusal hem de uluslararası tepkiler gelmiş ve bunun üzerine İranlı aktivistler 8 Mart 1979’da geniş çaplı gösteriler düzenlemiştir. Beş gün süren gösteriler, atılan sloganlar ve yönetim ile karşı karşıya gelen göstericilerin uğradığı saldırılar; 8 Mart’ta İran’da bulunan uluslararası feminist hareketin önemli şahsiyeti Kate Millet’in Going to Iran (1982) başlıklı hatıratından aktarılmaktadır. Foucault’nun Devrim’e siyasal maneviyat ekseninde yaklaşarak İslamcı hareketi yüceltmesi ve yeni rejimde kadınların toplumsal, kültürel ve siyasal alandan uzaklaştırılmasına yönelik politikalara sessiz kalması, yazılarının saldırıya uğramasına sebep olmuştur. Bu bağlamda Claudie ve Jacques Broyelle’ın Le Nouvel Observateur dergisinde “Felsefeciler Ne Düşünüyor? İran Devrimi Konusunda Michel Foucault Yanıldı mı?” makalesi Foucault’ya eleştiri niteliğinde bir örnek olarak sunulmaktadır.

“Foucault, Toplumsal Cinsiyet, Akdeniz ve Müslüman Toplumlarında Erkek Eşcinselliği” başlıklı beşinci bölümde, Foucault’nun İlk Çağ Yunan eş cinselliği ile Kuzey Afrika ve Orta Doğu toplumlarındaki eş cinsellik arasında kurduğu süreklilik, Cinsellik Tarihi adlı eserinin son iki cildinden faydalanılarak ileri sürülmektedir. Foucault, Cinsellik Tarihi adlı eserinde cinselliğin hazza yönelik bir alanda kalması gerekirken neden ahlaksal alana çekildiği sorusuna yönelmektedir. Eserde, bu soruya cevaben arzulayan insanın tarihini esas alarak Yunan ve Romalıların seçkin erkeklerinin tarihini incelemiştir. Foucault yalnızca erkek-oğlan aşkını yücelterek gerçek aşkı bu sınırlılıkta tanımlamış, kadınlara yer vermemiştir. İslam âleminde eş cinsellik konusu ise Kur’an’da açıkça yasaklanmasına rağmen Müslüman halkın deneyimlerinde de erkek eş cinselliğinin bulunabildiği ve hoşgörü ile karşılanabileceği iddiası üzerinden değerlendirilmektedir.

“Son Söz” kısmında, “İran Devrimi’nden 11 Eylül 2001’e” başlığı ile 1979 İran Devrimi ile görünen kökten dinci İslamcı hareketlerin bölge ülkelerindeki gelişimi, 11 Eylül 2001 Saldırısı’na Batılı solcuların ve feministlerin yaklaşımları ve İran’da ortaya çıkan muhalif tepkiler ele alınmaktadır. Kökten dinci İslamcı hareketlerin seyri İran’dan sonra Afganistan, Sudan, Cezayir ve Mısır’da ortaya konmaktadır. 11 Eylül 2001’de ABD’ye yapılan saldırı ile militan İslamcılık, yeni bir görünüme ulaşarak ABD ve Batı’da bulunan solcuların ilgisini çekmiştir. Saldırının, ABD emperyalizmi karşısında gelişen bir başkaldırı niteliğinde olduğu gibi çeşitlilik arz eden yorumlara Noam Chomsky, Howard Zinn, Jean Baudrillard gibi isimler ekseninde yer verilmektedir. Kökten dinci İslamcı hareketler, kadın haklarına yönelik tehdit bağlamında da ele alınarak Barbara Enrenreich ve Ellen Wills’in görüşleri, feminizm ve kökten dincilik arasındaki mücadele kapsamında değerlendirilmektedir. İran, 11 Eylül Saldırısı’nı kınayan bir tutum benimsemekle beraber Amerikan halkının yanında olduğunu ifade etmiştir. Dönem, ılımlı Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi Dönemi’ne denk gelmektedir ve eserde ılımlı İslamcıların, laiklerin ve feministlerin yönetime karşı duruşlarının belirginleştiği dönem olarak değerlendirilmektedir. İran’da bu muhalif tepkilerin oluşumu Hatemi Dönemi esas alınarak açıklanmakta, Foucault’nun muhalif fikirler üzerindeki etkisi irdelenmektedir. Foucault’nun iktidar analizi; iktidarın bilgi üreterek toplumun tüm katmanlarına sızması ve denetim altına alınan bir halk üzerinedir. Bu bağlamda İran’da muhalifler, iktidarın tüm eylemlerine karşın toplumsal ve kültürel çoklu direniş noktaları oluşturmaktadır. Bu direniş eylemleri, kadın özelinde feminist söylemlerin nüfuz ettiği alanlarda görülmektedir. Örneğin spor stadyumlarına kadınların da girmek istemesine yönelik oluşturulan baskı ve İslami yönetimin kıyafet yasasına yönelik muhalif bir tarz benimseyen kadınlar, moda ve spor alanında direniş eylemi göstermektedir. Öte yandan laik yazarların yazıları, evrensel hukuk metinlerinin İran’da uygulamasının etkin kılınmasına yönelik yapılan çağrılar, oluşturulan direniş noktalarına örnek olarak sunulmaktadır.

Eserde, Foucault’nun İran Devrimi’ni Batı’da meydana gelen devrimlerden neden ayırdığı iktidar analizi ve modernliğe yönelttiği kuramsal eleştiriler ile sunulmaktadır. Foucault’nun yazılarında İran Devrimi, kusursuz ve yalnızca aklı esas alarak ilerleyen modern dünyada yeni bir alan açabilecek potansiyele sahip bir süreci ifade etmekteydi. Foucault’nun Devrim’e dair öngördüklerinde yanılması, eleştirilmesine ve itibarının zedelenmesine neden olmuştur. Eser, Foucault’nun metinlerini esas alsa da Foucault’ya getirilen eleştirilere de değinmektedir. Afary ve Anderson; Foucault’nun makalelerini, söyleşilerini ve Foucault’ya yöneltilen eleştiri yazılarını, eserin son kısmında yayın tarihlerini esas alarak okuyucuya sunmaktadır. Foucault’nun İran ve İran Devrimi’ne dair öngörülerini ve öngöremediklerinin tahlilini sunan eser, okuyucuya Foucault’nun yazılarını ayrıntılı çeviri ile sunması bakımından özgünlük taşımaktadır.


1 İlk gidişi 16-24 Eylül, ikincisi 9-15 Kasım aralığını kapsamaktadır.
2 Foucault’nun modern iktidarı, bireyler hakkında bilgi üreten ve bireyleri gözlemlenebilir alanlarda tutan bir formülasyonu içerir. Foucault, modern iktidarın aygıtları olan hapishane, okul, cezaevi, askeriye, hastane gibi mekânlarda gözetim altında tutulan bireylerin, hiyerarşik bir gözlem yöntemi ile uysal ve itaatkâr bedenlere dönüştüğünü savunmaktadır.
3 1957-1979 yılları arasında faaliyet gösteren istihbarat teşkilatıdır.
4 Yaygın kullanım olan Kerbela Olayı, eserde Kerbela Paradigması kavramı ile ele alınmaktadır. İlk defa Micheal Fischer (1980) tarafından kullanmıştır.
5 Bu başlık, yayımlanmadan önce gazete editörleri tarafından “Şah Zamanın Yüz Yıl Gerisinde” şeklinde değiştirilmiştir.

İran'da Politik Güven Erozyonu: Koronavirüs Örneği

Esin Erginbaş

Hamenei ve Ruhani koronavirüs salgınını dış düşman retoriği üzerinden ele alarak halkın kolektif belleğine gönderme yapmayı hedeflese de bugün itibarıyla halkta karşılığını bulmamıştır.

İran’da Genel Seçimlere İlişkin Temel Esaslar

Mehmet Koç Esin Erginbaş Ahmad Jawid Türkoğlu

İran’da İslami Şûra Meclisi Seçimleri, ulusal iradenin mecliste temsil edilmesi ve İslam Cumhuriyeti’nin meşruiyeti bakımından önem taşıyan bir siyasal katılım sürecini ifade etmektedir.