Gizli İran - İslam Cumhuriyetinde Güç ve Paradox

13.05.2020

Gizli İran - İslam Cumhuriyetinde Güç ve Paradox

Ray Takeyh, Ekvator Yayıncılık, İstanbul, 2007, 280 sayfa

ISBN: 978-9944215008

 

Ray Takeyh 1966 yılında İran’ın başkenti Tahran’da doğmuştur. Süryani bir ailenin üyesi olan Takeyh’in kökenlerinin Urmiye yakınlarındaki Takah-Orduşahi köyüne dayandığı söylenmektedir. Doktora eğitimini Oxford Üniversitesinde tamamlayan Takeyh; Yale Üniversitesi, Washington Yakın Doğu Enstitüsü, Ulusal Savaş Koleji ve Ulusal Savunma Üniversitesi gibi ABD’nin önde gelen kurumlarının çeşitli pozisyonlarında çalışmalar yürütmüştür. ABD’nin Orta Doğu politikaları ile ilgili birçok çalışmaları bulunan Takeyh, 2009 yılında ABD Dışişleri Bakanlığında İsrail lobisi temsilcisi Dennis Ross’un kıdemli İran danışmanı olarak görev yapmıştır. Kariyerine Dış İlişkiler Konseyinde kıdemli araştırmacı olarak devam eden Takeyh aynı zamanda çeşitli yayın organlarında da İran uzmanı olarak çalışmalar yapmaktadır ve kendisi gibi bir İran uzmanı olan Suzanne Maloney ile evlidir.

Ray Takeyh “Gizli İran-İslam Cumhuriyetinde Güç ve Paradox” kitabını 2006 yılında yayımlayarak ABD-İran ilişkisine farklı bir bakış açısı getirmeye çalışmıştır. 1979 İran İslam Devrimi’nden sonraki süreçte ABD’nin İran’ı tanımlamasında ortaya çıkan -kendi deyimiyle “yanlış anlamaların”- iki ülke arasındaki sorunların kaynağı olduğunu iddia etmektedir. Alışılagelmiş kitap tarzlarından farklı olarak düzenlenmiş olan bu kitapta önsöz bölümü bulunmamaktadır. Doğrudan “İran’ı Yanlış Anlamak” adlı giriş bölümü ile başlayan kitap, giriş bölümünün yanı sıra sekiz ana bölümden oluşmakta ve her bir ana bölüm, kendi içerisinde de çeşitli başlıklara ayrılmaktadır. “Gizli İran”, temel olarak İran ile ABD arasındaki ilişkiyi iki devletin liderlerinin söylemleri aracılığıyla açıklamaya çalışırken özellikle İran dış politikasını, Ayetullah Humeyni’nin hayatını ve fikirlerinin oluşum sürecini detaylarıyla açıklamaktadır.

“İran’ı Yanlış Anlamak” adlı giriş bölümünde Başkan Bush’un söylemlerinden yola çıkarak ABD’nin İran’ı yanlış anladığı iddia edilmektedir. Bu bağlamda yazar iddiasını kanıtlamak için hem İslam Devrimi’nin tarihsel kökenlerine hem de İran İslam Cumhuriyeti’nin 1979’dan bugüne geçirdiği değişimlere dikkat çekerek başlamaktadır. Özellikle son 25 yılda ABD-İran ilişkilerindeki diplomasi dışı söylemler incelenmiş ve Amerikan hükûmetlerinin İran’ı, Kuzey Kore veya Saddam Hüseyin Irak’ı gibi ülkelerle eşleştirdiği ortaya çıkmıştır. Nitekim İran ülke olarak ne Kuzey Kore ne de yakın Arap komşularına benzemektedir. İslam’ı evrensel değerlerine kavuşturma amacıyla gerçekleştirilen Devrim sonucunda İran yönetimi içerisinde hem seçilemeyen sınırsız otorite sahibi kurumlar hem de halk tarafından belirlenen kurumlar ortaya çıkmıştır. Yani İran, Devrim sonrası dönemde monarşi karşıtı zıt kutupların birleşerek gerçekleştirdiği Devrim’in mirası olarak ortaya çıkan farklı iktidar merkezleri arasında bölünmüş bir ülkedir. Ülke içerisinde; dinî sınırlamaları reddeden kadınlar, otorite karşıtı öğrenci örgütleri, yozlaşmış memurlar, muhalif din adamları ve daha birçok aktör vardır. Diğer taraftan giriş bölümünün sonunda yazar, her ne kadar 2005 yılında sürpriz bir sonuçla muhafazakârlar iktidara gelmiş olsalar da İran’ın yüksek genç nüfusu nedeniyle eninde sonunda ortaya çıkması beklenen değişimine vurgu yapmaktadır.

Kitapta “Humeyni’nin Mirası” olarak adlandırılan ilk bölümde İslam ideolojisi, millî çıkarlar ve hizipçi politikalar gibi İran dış politikasının temel dinamikleri anlatılmaktadır. Bu bağlamda özellikle Irak Savaşı’nın ve ABD karşıtlığının yaşandığı 1980’ler dünyanın ilk modern teokrasisinin kurucusu olan Ayetullah Humeyni’nin fikirleri aracılığıyla incelenmektedir. Ayrıca Humeyni’nin fikirleri üzerinde etkisi olan İkinci Dünya Savaşı, Pehlevi yönetimi, 1963 Krizi ve Ali Şeriati gibi olaylar ve kişiler kendisine ait konuşmalardan ve yazılardan yola çıkarak anlatılmaktadır. Ayetullah Humeyni yarattığı “Sınırları Olmayan Devrim” ile sadece İran’ı değil bütün Müslümanları temsil etmek istemekteydi. Yıllar içerisinde değişen ve gelişen İran dış politikasında seksenlerde yaşanan savaş, doksanlarda ön plana çıkan Rusya ve Çin’le iş birliği yapılmasının önünü açan temel değişiklikler ve milenyumda Hatemi’nin “medeniyetler arası diyalog” fikrinin önemini kaybetmesiyle ortaya çıkan yeni sağ ve lider olarak Ahmedinejad’ın seçilme süreci bölümün ana hatlarını oluşturmaktadır. “İmam’ın Yolu” ve “Tanrı’nın Buyruğunun Uygulanması” olarak iki alt başlığa sahip olan ilk bölümün belki de en önemli özelliği İran’ın sadece geçmiş veya bahsi geçen dönemi değil geleceği hakkında da tahminlere yer veriyor olmasıdır. Yazara göre Ahmedinejad’ın İran’ı, realizm ve pragmatizmin arasında ilerlemeye devam edecektir. Hatta ilk İran Devrimi’ni tahmin edemeyen Amerikalılar onun yıkılışı veya ölümünü de tahmin etmekte yanılacaklardır.

İkinci bölüm ise ilk bölümün devamı niteliğinde olup İran içerisindeki aktörler ve etkileri anlatılmaktadır. Birbiriyle bağlantılı olarak yazılmış olan ilk iki bölümün merkezinde müritleri tarafından “İmam” olarak nitelendirilen Ayetullah Humeyni’nin sadece monarşiye değil İslam içerisindeki despotluğa da muhalif olan fikirleri yer almaktadır. Diğer taraftan Humeyni’nin en önemli kitabı olarak kabul edilen “İslami Hükümet” ve İslam peygamberinin yalnızca dinî değil yönetici rolünü de fark ettikten sonra oluşturduğu “Velayet-i Fakih” kavramlarının oluşum süreci anlatılmaktadır. Humeyni’nin İslam’ı Batı’ya karşı bir silah olarak kullanması hem muhalefeti tek bir çatı altında toplamasını hem de İslam’ın pasif olmaktan ziyade aktif, siyasallaşmış bir din hâline gelmesini sağlayacaktı. Humeyni’nin fikirleri ulus-devlet fikrine tamamen karşı çıkarak ülke sınırlarını aşıyordu. Aynı zamanda öncüsü olduğu Devrim’i, Fransız ve Rus devrimleriyle karşılaştıran Humeyni, Devrim’inin etkisinin kendinden sonra da devam etmesini istemektedir. İnsanlar eski bir Marksist olabilirken eski bir Şii olmak o kadar kolay olmayacaktı. Devrim’in asıl amacı sosyalizm ve kapitalizmin yarattığı boşluğu doldurmaktı. Diğer taraftan İran’da bulunan veya Devrim sonucunda ortaya çıkan farklı aktörler, Humeyni’nin farklı görüşleri bir araya getirmedeki başarısının ve yıllar içerisinde ince ince işlemiş olduğu fikirlerinin bir ürünüdür.

“İran’ın Daha Büyük Bir Orta Doğudaki Yeri”, “ABD-İran İlişkilerinde Dönüm Noktaları”, “11 Eylül’ün Gölgesinde” ve “Nükleer Uçurumun Yamacında” olarak adlandırılan üç, dört, beş ve altıncı bölümlerde ana hatlarıyla İslam Devrimi’nden sonraki süreçte İran’ın hem Orta Doğu hem de ABD’ye yönelik dış politikasındaki değişimler incelenmektedir. Üçüncü bölümde İran’ın Basra Körfezi, Arap Doğusu ve Avrasya bölgelerini temel alan bölgesel politikaları anlatılmaktadır. Ayrıca İran’ın da diğer bütün ülkeler gibi ülke çıkarlarını öncelemeye başlaması, küresel ölçekte gerçekleşen değişimlerin dış politikasına etkileri ve giderek artan ABD karşıtlığının yanı sıra faydacılık çerçevesinde gelişen Rusya ve Çin ilişkileri anlatılmaktadır. Sovyetler zamanında başlayan Tahran-Moskova ilişkisi farklı sancılı süreçlerden geçse de eninde sonunda iki ülkenin de karşılıklı çıkarları doğrultusunda gelişmiştir. Aslında iki ülkeyi bu kadar yaklaştıran olay Rusya’nın silah kapasitesi ve İran’ın sınırsız ihtiyacı olmuştur. Diğer taraftan bölgesel anlamda aslında birçok ortak noktası olan Suudi Arabistan, İran radikalizminin hedefi hâline gelmiştir. Nitekim Humeyni’nin ölümüne kadar “Sınırları Olmayan Devrim” hiçbir amacına ulaşamamıştır. Bölgesel anlamda İran’ın Suriye ile farklılıklarına rağmen yakınlaşması ve İran ile Mısır arasındaki karşıtlığın gelişmesi ise bölümün sonlarında yer almaktadır.

Üçüncü bölümün devamı niteliğinde olan dördüncü bölümde ise Amerika-İran ilişkilerinde gerçekleşen gizli görüşmelerin yanı sıra 1953 Musaddık Darbesi, 444 gün şeklinde adlandırılan Rehine Krizi ve medeniyetlerin diyaloğu olarak dört önemli olay ön plana çıkarılmaktadır. Amerika’yı sonsuza dek değiştirdiği iddia edilen 11 Eylül 2001 olayları ve İran’ın terörizme olan desteği üzerinden nükleer enerji sorunu beşinci ve altıncı bölümde dördüncü bölümün alt başlıkları olarak anlatılmaktadır. Bölümün son kısmında ise ABD hükûmetlerinin yıllar boyunca İran’ı nükleer sınırı geçmekten alıkoyma çabalarını detaylıca anlatan yazar, Amerikan dış politikasının İran’ı doğrudan veya uluslararası örgütler aracılığıyla hedef almasının yeterli olmayacağını iddia ederek İran’ın Rusya ve Çin ile olan bağının koparılması gerektiğini düşünmektedir.

“İran’ın Yeni Irak’ı” olarak adlandırılan yedinci bölümde İran-Irak ilişkilerinin bölgesel boyutları/dinamikleri anlatılırken “İsrail ve Terörizm Politikaları” başlığı verilen kitabın son bölümünde, faydacılık merkezli İran dış politikasının değişmeyen dinamiği ve anti-Siyonist fikirler anlatılmaktadır. Basra Körfezi’ne hâkim olma fikriyle çatışan İran ve Irak, Saddam sonrası dönemde Irak’ta artan Şii nüfus nedeniyle birbirlerine yaklaşmaktadır. Yakın tarihte Saddam ve Humeyni’nin çarpışan ideolojileri yüzünden savaşan bu iki ülke Orta Doğu’daki istikrarsızlığın kaynağı olarak kabul edilirken bu Savaş yalnızca bölgesel anlamda değil, küresel ölçekte de olumsuz etkilere neden olmuştur. Diğer taraftan Ahmedinejad’ın Hitler ve Musevilerle ilgili tepki çeken antisemitist açıklamalarıyla başlayan son bölümde, İran’ın bilfiil desteklediği terörist unsurlara da yer verilmektedir. Filistin ve İsrail arasındaki anlaşmaların başarısızlığı göz önüne alındığında İran içerisindeki farklı aktörlerden hangisi yönetime gelirse gelsin İran’ın İsrail’e yönelik politikalarında değişim beklenmemesi gerektiği bölümün ana temasını oluşturmuştur. Son olarak yazar, İsrail-İran ilişkilerinde barışın ancak ve ancak Hamas gibi vekil savaşçıların ortadan kalkmasıyla mümkün olacağını iddia ederek kitabını noktalamaktadır.

Ray Takeyh, Amerikan dış politikasının önemli bir temsilcisi olarak “Gizli İran – İslam Cumhuriyetinde Güç ve Paradox” adlı eserinde iki ülke arasındaki ilişkiye farklı bir bakış açısı getirmeye çalışmıştır. İran İslam Devrimi’nden sonraki dönemde İran’ın bölge politikaları ve Amerikan dış politikasındaki değişiklikleri tarihsel süreç içerisinde liderlerin söylemleri gibi somut örneklerle açıklayan yazar, kitabında yalnızca geçmişle sınırlı kalmamış gelecek hakkındaki tahminlerine ve önerilerine de yer vermiştir. Ayrıca kitabın sonuna yerleştirilen “Notlar” kısmında yazar kullandığı kaynakları kategorize etmiş, bu bağlamda konu ile ilgili çalışmalar yapmak isteyen kişilere bir yol haritası çizmiştir. Fikirleriyle İran toplumu üzerinde bugün hâlâ etkisini koruyan Ayetullah Humeyni’yi, İran İslam Devrimi sonrası ülke içerisinde ve dış politikada yaşanan değişimleri ve 1979 sonrası dönemde İran İslam Cumhuriyeti ile ABD arasındaki ilişkiyi anlamak açısından önemli bir yere sahip olan kitap, bu konularda bilgi edinmek isteyen herkes tarafından okunmalıdır.