Halep Operasyonu, Büyükelçinin Öldürülmesi ve Moskova Bildirgesi

Beş yılı aşkın bir süredir devam eden iç savaşta taraflar arasında yaşanan Halep'teki mücadele, Suriye genelindeki çatışmaların izdüşümü konumundaydı. Muhalifler kentin doğu bölümünü, rejim güçleri ise batı bölümünü kontrol ediyordu. Ancak, 2016 yılının Şubat ayının başında rejim güçleri, Halep'in kırsalındaki Nubul ve Zehra kasabalarındaki kuşatmayı kırdı. Rejim ordusu ve İran destekli Şii milis güçleri sonraki aylarda da ilerleyişlerini sürdürerek, Temmuz ayında Halep'in kuzeyinde yer alan, stratejik önemdeki Castello yolunun kontrolünü ele geçirdi. Ağustos ayında, Halep kırsalındaki muhalifler doğuya yöneldi ve güneydeki Ramuse kasabasına açılan bir koridor oluşturdu. Fakat rejim güçleri Eylül başında yeniden bu alanı ele geçirdi ve sonrasında tüm gücüyle bir operasyon başlattı. Kısa bir süre ara verilen operasyonlar 15 Kasım'da Rusya’nın hava saldırıları ve rejim ordusunun kara harekatıyla yeniden başladı.  Sonuç olarak rejim ordusu savaşın kilit noktası olarak addedilen Halep’te kontrolü yeniden kazanarak zaferini ilan etti.

Suriye’de rejimin Halep kazanımı ile birlikte savaşın gidişatının tamamen değişeceğini söylemek mümkün olmamakla birlikte, yine de büyük oranda şartları sahadaki üstünlük belirlemektedir. Ancak unutulan bir şey var ki küresel başat güç olarak ABD henüz Suriye’de olası çözüm denkleminde aktif rol almamaktadır. ABD ülkedeki çatışma bir doyum noktasına ulaştığında, başka bir ifadeyle kendince vakti geldiğinde devreye girecektir. Zira Suriye’de ABD’nin dahil olmadığı bir çözüm üretilemez. Suriye'de nihai çözüm iki aktörün anlaşmasına bağlı olacaktır; Amerika ve Rusya. Türkiye ve İran ise bu denklemde kolaylaştırıcı ya da zorlaştırıcı rol oynayabilir. Türkiye, Rusya ve İran dışişleri ve savunma bakanları 20 Aralık Salı günü Moskova’da iki ayrı toplantı gerçekleştirdi. Üç ülkenin dışişleri bakanları Çavuşoğlu, Lavrov ve Zarif ortak basın açıklaması düzenleyerek 'Moskova Bildirgesi' olarak tanımlanan bir mutabakat metni üzerinde anlaştıklarını ifade ettiler. Suriye genelinde bir ateşkes için çalışacaklarını ve bu ateşkese garantör olmaya hazır olduklarını ifaden üç ülkenin dışişleri bakanları, ayrıca ateşkesten sonra siyasi çözüm için Astana’da muhalifler ile rejim arasında görüşmeler düzenleneceğini açıkladılar.

Mutabakat metninin ayrıntılarına bakıldığında en dikkat çekici husus “Suriye’nin toprak bütünlüğüne” atıf yapılmış olması ve üç ülkenin (Türkiye, Rusya ve İran) rejim ile muhalifler arasında varılacak bir “ateşkesin garantörü” olmalarıdır. Ayrıca metinden Esad’ın gitmesine dair konunun gündemde olmadığı anlaşılmaktadır. Çünkü Türkiye açısından Suriye'nin toprak bütünlüğünün korunması temel mesele haline gelmiştir. Zira mevcut ABD politikaları Türkiye’nin güvenlik kaygılarını haklı nedenlerle arttırmıştır. PYD’nin Suriye'nin toprak bütünlüğünü bozarak, Afrin’den doğuya,  Fırat nehrinden de Menbiç’i alarak batıya doğru genişleme çabası, Türkiye-Suriye sınır hattında bir kuşak oluşturma girişimi ve ABD’nin Türkiye’nin tüm uyarılarına rağmen PKK’nın Suriye kolu olan PYD ile müttefiklik ısrarını sürdürmesi, Türkiye’nin aslında bölgede fikirsel olarak çatıştığı aktörlerle (Rusya ve İran) alternatif çözümlere yönelmesine neden olmuştur. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov Moskova’daki toplantı süresince ABD Dışişleri Bakanı John Kerry ile telefonda görüşerek toplantı hakkında bilgi vermiş olsa da ABD bu üç ülkenin Suriye krizine çözüm arayışına doğrudan taraf olmamıştır. Bu nedenle üç ülkenin birlikte çözüm arayışına rağmen başat küresel güç olarak ABD’nin içinde olmadığı bir Suriye barışı gerçekleştirilemez. Yeni seçilen Başkan Trump Suriye meselesine aktif müdahale etmeyeceğini açıklamış olsa da buna şartlar nedeniyle mecbur kalabilir.  Şimdiye kadar ABD’nin çatıştırdığı ya da çatışmalarını izlediği taraflar bir masa etrafında bir araya gelmeyi başarmıştır. Türkiye’ye karşı İran’ı, Rusya’ya karşı Türkiye’yi ve bu ülkelere karşı IŞİD, PYD gibi diğer devlet dışı aktörleri kullanan ABD, Suriye’de krizi devam ettirecek yeni bir çatışma politikası geliştirmek ya da doğrudan müdahil olarak kendisi çözüm üretmek zorundadır. Bu bağlamda, üçlü toplantı öncesinde Rusya Büyükelçisinin öldürülmesi Türkiye-Rusya arasında kriz yaratmaya yönelik yeni bir girişim olarak değerlendirilse de, aksine bunun tutmayacağı hatta aksi bir etki yapacağı da hesaplanmış olabilir. Bu noktada İran, Türkiye-Rusya yakınlaşmasından rahatsız olduğu için, hedef Türkiye-Rusya ilişkileri yerine Türkiye-İran ilişkileri olabilir. Her ne kadar Türkiye ile İran Moskova bildirgesi ile bir mutabakata varmış olsalar da sahada Hizbullah ve Şii milisler üzerinden bir gerginlik söz konusudur. Dolayısıyla yeni çatışma zemini Türkiye-İran ilişkileri üzerinden yaratılabilir.

Ayrıca, Büyükelçiye yönelik saldırı bir tarafıyla da Türkiye iç politikasına yöneliktir. Zira Büyükelçiyi öldüren saldırgan, tetiği çekmeden önce “Halep'i, Suriye'yi unutmayın" diyerek, hükümetin “düşmana” karşı sessiz kaldığını ima etmektir. Başka bir ifadeyle Rusya’nın İran’a ve Esad’a destek verdiğini, bu ekibin Halep’teki Sünni Müslümanları katlettiğini ve Türkiye’nin Suriye’de koruyup kolladığı kesimi öldürenlerle iş birliğine gittiğini söylemektedir. Dolayısıyla eylem, AK Parti tabanını tahrik ederek cumhurbaşkanını ve hükümeti desteklememe mesajı da taşımaktadır. Türkiye’nin gündeminde anayasa değişikliğinin olduğu düşünülecek olursa bu mesajın somut bir hedefi de vardır.

Sonuç olarak, eğer Rus Büyükelçinin öldürülmesi olayının arkasında FETO aracılığıyla ABD varsa, Rusya’ya ve diğer bölgesel aktörlere mesaj vermektedir. Bu olay öncesinde Rusya ise Halep operasyonuyla Obama yönetimi gitmeden (Trump yönetimi gelmeden) sahada üstünlüğünü pekiştirmeye çalışmıştır.  Ancak küresel güçlerin böylesine karşılıklı hamleler yaptığı bu konjonktürde yirmi yıl önce Bosna’da yaşanan insanlık dramı Suriye’de bir kez daha yaşanmaktadır. Günümüzde sıkça tekrarlanan uluslararası toplum, insani müdahale gibi kavramlar Suriye’de somut şekilde görüldüğü gibi çökmüştür.

KOEP 2.0: Yeni Bir Nükleer Anlaşmanın Koşulları

İsmail Sarı

Tahran yönetimi, Joe Biden’ın ABD başkanlığı olasılığına daha temkinli hazırlanmalıdır.

Irak’ta Yeni Dönem: Kazımi Hükûmeti

İsmail Sarı

Yeni dönemde de ABD-İran gerginliği Irak siyasetinde rol oynamaya devam edecek ve bu gerilimin seyri Irak’ı da doğrudan etkileyecektir.