Hamenei’nin Yerine Kim Gelecek, Nasıl Seçilecek?

Yapılan tahminler ve spekülasyonlar bir tarafa; Hamenei’nin halefinin kim olacağı üzerinde muhtemelen çalışılmış ve bu konuda rızaya dayalı bir mutabakat şimdiden sağlanmıştır.

Uzun süredir kanser tedavisi gördüğü için uluslararası medyada sık sık öldüğü söylentileri çıkan Ayetullah Ali Hamenei, Devrim Rehberliği (Velayet-i Fakih) makamına 4 Haziran 1989 tarihinde atanmıştı. 33 yıldır bu makamda bulunuyor. İsnaaşeriye Şia’sı için çok önemli ama tartışmalı bir içtihatla bu makamı icat eden kişi, İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu Ayetullah Humeyni’ydi. İlk rehber de kendisi oldu. Mezhebin inancına göre yaklaşık 1.150 yıl önce (874 tarihinde) gaybete giren, kıyamete yakın bir vakitte dünyaya geri dönerek yeryüzünde umumi adaleti tesis etmesi beklenen 12. ve son imam Mehdi’nin yokluğunda, ona vekaleten siyaset edecek bir müçtehit âlimin (fakihin) makamını ifade eden Velayet-i Fakih, İslam Cumhuriyeti’nde anayasal bir statüye sahiptir. 5. maddedeki ifadesiyle “Hz. Mehdi’nin gaybeti zamanında (Allah onun çıkışını çabuklaştırsın.) İran İslam Cum¬huriyeti’nde velayet-i emr (yönetim yetkisi) ve imamet-i ümmet (ümmetin liderliği); adil, takva sahibi, zamanın icaplarını bilen, gözü pek, becerikli, tedbirli ve halk çoğunluğunun önder bilip kabul ettiği bir fakihin uhdesindedir.” 

Rehberin Seçimi ve Yüksek Mevkisi

İran her ne kadar cumhuriyet sistemiyle yönetiliyor olsa da Devrim Rehberliği makamı, teokratik bir rejimin en tepesinde paralel ve derin bir yönetim mekanizmasını teşkil etmiştir. Bu nedenle devletin “cumhuri” niteliği daima tartışmaya açık bir konu olmuştur. Silahlı kuvvet komutanlıkları ile yargı ve medya başkanlıkları gibi kritik görev tayinleri, rehberin uhdesindedir. İslam Cumhuriyeti’nin genel politikasını tespit ve bu politikanın icrasına nezaret etme vazifesi, genel seferberlik, savaş ve barış kararlarının alınması yine rehberin sorumlulukları arasındadır. İran cumhurbaşkanı ancak rehberin onayıyla görevine başlayabilmektedir. Bu bakımdan Devrim Rehberliği, başka ülkelerde dengi ve benzeri olmayan dinî-siyasi bir üst otoritenin müesses hâlidir. 

Anayasa’nın 107. maddesi, rehberin seçim ve tayini ile azli işlerini 88 müçtehit âlimden oluşan Uzmanlar Meclisine tevdi eder. Meclisin üyeleri, adaylık başvuruları bizzat rehber tarafından onaylanan adaylar arasından halk oyuyla sekiz yıllığına seçilmektedir. Hamenei’nin halefinin, en son Şubat 2016’da seçimi yapılan 5. Dönem Uzmanlar Meclisi tarafından seçilmesi beklenmektedir. Meclisin başkanlığını, muhafazakâr siyasi grubun en öndeki isimlerinden 95 yaşındaki (doğ. 1927) Ayetullah Ahmed Cenneti yürütmektedir. 

Hamenei Devrim Rehberliğine Nasıl Seçildi?

Anayasa’da geçen ifadesiyle “fakih” olmak, içtihat kabiliyetine sahip olmakla eş anlamlıdır. Şii İslam dünyasındaki müçtehit ulemanın en üst düzeyde kabul görenleri, ayetullah sıfatıyla da anılan taklit mercileridir. Bu taklit mercileri, Şii Müslümanların dinî hayatlarında hüküm ve fetvalarını takip ettikleri ayrıca humus, zekât gibi dinî vergilerini kendisine verdikleri âlimlerdir. Humeyni’nin sağlığında Şia aleminde en büyük otorite, Necef’in Büyük Ayetullah’ı (ayetullah el-uzma), Ebu’l-Kasım el-Hoi idi. Fakat Hoi’nin, Humeyni’ye halef olması mümkün değildi. Zira o zaten Velayet-i Fakih içtihadını doğru bulmuyordu. Mehdi’nin gaybeti zarfında ulemanın ancak dinî meselelerde ona vekalet edebileceğini, siyasal vekaletin ise geçerli olmadığını savunuyordu. İran’da ise Humeyni’ye açık muhalefeti nedeniyle Büyük Ayetullah Şeriatmedari devre dışı bırakılınca 1897 doğumlu Ayetullah Maraşi ile 1899 doğumlu Ayetullah Gulpayegani, Kum İlim Havzasının en büyük ve muteber âlimleri olarak kaldılar. Fakat yaşları hayli ileriydi. Humeyni’nin talebelerinden olan ve İslam Devrimi süreçlerinde hocasının yanında yer alan Ayetullah Muntazeri ise devrim rehberliğine geçmesi münasip görülen asıl kişiydi ve bu beklenti, Humeyni tarafından 1985 yılında ilanen resmiyete dökülmüştü. Anayasa’da, Uzmanlar Meclisine verilmiş seçim işinin, rehberin karar ve tayinine bırakılmış olması, aslında Muntazeri’nin tam olarak içine sinen bir uygulama olmadı.

Muntazeri’nin bu noktadan itibaren özellikle ulema rejiminin gittikçe otokratik hâle gelen karakterine yönelttiği açık eleştirileri, fazlasıyla rahatsızlık vermeye başladı. Tenkit ve suçlamaları, bizzat Devrim Rehberliği makamını da içine alınca 1988 yılında Humeyni tarafından istifası istendi. 1984’te kazanmış olduğu büyük ayetullah unvanı da geri alındı. Hemen arkasından Humeyni, Anayasa’nın rehberin vasıflarını düzenleyen 109. maddesinde değişiklik yapılmasını talep etti. Buna binaen “taklit mercisi” olma şartı kaldırıldı ve adayın adil olması koşuluyla sade bir müçtehit, diğer bir ifadeyle hüccetü’l İslam olması, rehberlik için yeterli hâle getirildi. Bu Hamenei’nin önünü açacak bir revizyon oldu. O da Humeyni’nin talebe ve yoldaşlarındandı ancak kendisi henüz taklit mercisi liyakatını haiz değildi. Hatta hüccetü’l İslam makamına ulaşıp ulaşmadığı tartışmalıydı. Humeyni’nin talebine rağmen başta Gulpayegani olmak üzere Kum İlim Havzası taklit mercilerinin bir kısmının, Hamenei’nin içtihat yetkisine onay vermedikleri görüldü. Ayetullah Behçet gibi bu onayı veren bazı taklit mercileri olsa da onlar, Hamenei’nin ilmî liyakatına kani olduklarından değil; siyasal şartların bunu zaruri hâle getirdiği düşüncesiyle hareket etmişlerdi.

Kum taklit mercisi ve müçtehitlerinin, Hamenei’nin devrim rehberliğine elverişli olup olmadığı hakkındaki fikirleri ne olursa olsun, nihayetinde Humeyni’nin aklındaki aday belli olmuştu. Humeyni’nin vefat ettiği 3 Haziran 1989 günü, Uzmanlar Meclisi olağanüstü toplantıya çağrıldı. Öncelikle onun, okunması iki buçuk saat süren vasiyeti Meclise arz edildi. Vasiyette, Hamenei’ye doğrudan bir işaret mevcut değildi. Meclis, Devrim Rehberliğinin bir temsil komisyonuna mı yoksa tek bir kişiye mi bırakılacağını ilk iş olarak oylamaya sundu. Karar, oy çokluğuyla bir kişiye bırakılması yönünde çıktı. İlk aday olarak taklit mercisi olması itibarıyla Gulpayegani oya sunuldu. O, İmam Humeyni’nin cenaze namazını kıldıran kişiydi. Ancak Gulpayegani bu makamı dolduracak siyasi tecrübeden yoksundu ve yaşlıydı. Üstelik Humeyni’nin tercihi Meclise malumdu. Hâliyle Gulpayegani’nin oylanması bir vefa gösterisinin ötesine geçmedi. Sadece 14 oy alabildi. Ardından Hamenei’nin ismi oylamaya sunularak oy çokluğuyla devrim rehberliğine seçimi sağlandı. Meclisin Hamenei ismine ikna edilmesinde o sırada İran İslami Şûra Meclisi başkanı olan Ali Ekber Rafsancani’nin büyük rol oynadığı daha sonraları açıklanacaktır.

Hamenei Dinî ve İlmi Otoriteyi Elde Ediyor

Hamenei, devrim rehberliği makamına geçmişti fakat henüz selefi Humeyni gibi bir merci değildi. Orta mertebede bir âlim olması kuşkusuz yetersizlik sebebiydi. Kendisi de bunu inkâr etmedi. Yasalara uygun olarak bu makama seçilmiş olsa da dinî/mezhebî rehberliğinin kâğıt üstünde, formalitede kaldığını birkaç defa ifade etti. Humeyni’nin vefatıyla beraber onun yüz binlerce mukallidi (takipçisi), Gulpayegani’yi merci kabul etmişti. Bundan sonra olacaklar ise Hamenei’nin, bugünkü büyük otoritesine anayasal süreç ve prosedürlerin tamamen dışında nasıl ulaştığını göstermesi açısından önemlidir. Bu noktada kilit kuruluş, Kum İlim Havzası Hocaları Topluluğu oldu. Bu topluluğun temelleri, 1961’de Humeyni’nin genç öğrencileri tarafından atılmıştı. Amacı, Humeyni’nin başlatmış olduğu fiilî muhalefete medresenin desteğini sağlamaktı. Devrim’den sonra Topluluğun mali ve idari yapısı, İslam Cumhuriyeti’nin idealleri doğrultusunda güçlendirilmiş özellikle Velayet-i Fakih karşıtı ulemanın tasfiye edilmesinde ve onların başta merciyet olmak üzere üst makamlardan uzak tutulmasında kullanılan bir aygıt kurum hâline getirilmişti. 

Ayetullah Gulpayegani’nin 1993 Aralık ayındaki ölümünün ardından, onun merciyetteki halefi olarak Topluluk, o sırada 99 yaşında olan Ayetullah Eraki’ye işaret etti. Bu bir geçiş dönemi imkânı yaratan ilk adımdı. Eraki ertesi yıl ölünce Topluluk, 1994 Aralık ayında ikinci adımını attı ve mercilik vasfını haiz yedi müçtehidin mevcut olduğunu, Hamenei’nin de bunlardan biri olduğunu ilan etti. Böylece Hamenei, Devrim Rehberliği makamındaki bir kişide olması beklendiği şekilde ayetullah unvanını -gecikmeyle de olsa- elde etmiş oldu. Bu netice önemliydi. Zira sadece İran’da değil; dışarıdaki Şii Müslüman dünyaya yapılacak bir otorite beyanı ancak bu yolla temin edilebilirdi. Hamenei için merci olmak, Humeyni’nin İran ve dışındaki yüz binlerce takipçisinin önemli bir kısmını kendi üzerine alması demektir. Aynı zamanda onların humus ve zekât vergilerini toplama yetkisini elde etmesi anlamına gelmektedir. 

Ne kadar çok maddi gelir; o kadar çok medrese açma, buralara binlerce öğrenci çekme, onların ve hocalarının burs ve maaşlarını cömertçe ödeme, yetimhane ve hastaneler açarak muhtaçların sevgisini kazanma ile propaganda amaçlı kitap, dergi, gazete, TV, internet vs. yayını yapma demektir. Tüm bunlar büyük itibar getirecek, mevcut siyasal gücü derinleştirecek işlerdir. Ayetullah Hoi ve ardından Ayetullah Ali Sistani’de gördüğümüz gibi Irak mercilerinin sadece İran’daki takipçilerinin bile yüksek sayısı ve onlardan topladıkları gelirin muazzam hacmi göz önüne alındığında İran’ın büyük rehberinin, en azından “Mehdi’nin siyasal vekaleti” fikrini bile kabul etmeyen bu Necef müçtehitlerinin gerisinde kalmaması gerekmektedir. 

Hamenei’den Sonra Ne Olacak?

Hamenei ile birlikte rehberlik merkezli İran teokrasisinin, Humeyni Dönemi’nden çok daha muhkem ve müesses hâle geldiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Özellikle merciyetin devri işi, Hamenei sayesinde geleneksel müstakil hüviyetini kaybederek devlete bağımlı hâle getirilen medrese ve ilintili kurumlar kanalıyla pürüzsüz gerçekleşecek bir prosedür hâline gelmiştir. Bu durum, onun halefi olacak yeni rehberin sadece seçimini değil; dinî otoriteye, yani merciyete sahip oluşunu da görece problemsiz hâle getirecektir. Bu koşullarda şu kısa tespitleri yapabiliriz:

  • Yeni rehberin Hamenei’nin işareti veya dolaylı vasiyeti ile seçileceğini, diğer muhtemel adayların şanslarının düşük olduğunu rahatlıkla öngörebiliriz. Doğrudan vasiyet yönteminin, anayasal bir kurumu devreden çıkaracağı için tercih edilmeyeceği tahmin edilebilir. Humeyni’nin yaptığı devir de doğrudan vasiyet yoluyla olmamıştı. 
  • Yukarıda konu ettiğimiz, Humeyni’den sonra Hamenei’nin rehberliğe seçilmesindeki türlü politik manevralara bu seçimde hiç ihtiyaç duyulmayabilir. Rehberi içinden çıkartacak İran’ın din adamları sınıfı, geçen 33 yıllık süreçte Hamenei’nin marifetiyle büyük ölçüde rejimin kontrolüne geçmiştir. Rehberi seçecek Uzmanlar Meclisinde, çıkması muhtemel aykırı sesler sınırlı ve zayıf kalacaktır. Ayrıca Kum İlim Havzası Hocaları Topluluğu ve benzeri “onay” kuruluşlarının merci tayinindeki fonksiyonları, eskisinden daha etkili şekilde devam etmektedir. 
  • Her ne kadar rehberlik bir Mehdiyet vekaleti olarak ortaya çıkmış olsa da bugün gelinen safhada bu niteliğinin sembolik hâle geldiğini söyleyebiliriz. Yeni rehberin seçimi neredeyse tümüyle politik faktörlerin tesiri altında cereyan edecektir. Adayların dinî bilgi seviyesi ve içtihada kabiliyeti, formalite babında şeklen gündeme gelirken adayların siyasal tecrübe ve mahareti, esas kriter olarak öne çıkacaktır.
  • Hamenei’nin merciyetinin ilanına karşı sesini yükselten Ayetullah Muntazeri’nin başına gelenler unutulmuş değildir. Evi ve ofisi “Devrim’in gönüllü milisleri” olan Besic güçlerince yağmalanan, öğrencileri ve personeli dövülen Muntazeri, vefat ettiği vakte kadar ev hapsinde tutulmuş; ağır bir tecride maruz kalmıştı. Ulema sınıfında, hâlihazırda Muntazeri ayarında bir muhalefet odağı zaten mevcut değildir. Bu yaşanmışlıklar karşısında benzer bir hamleye hiç kimsenin cüret edemeyeceği düşünülmektedir.

Kim Daha Avantajlı?

Ayetullah Hamenei’nin ölümü hâlinde yerine kimin geleceği üzerine yapılan spekülasyonlar uzun süredir gündemdedir. Yukarıda sıraladığımız koşullar altında ve İran’daki mevcut siyasi gidişatın radikal bir değişikliğe maruz kalmaması şartıyla belli bazı kişilerin Hamenei’nin halefi olmada daha avantajlı olduklarını görüyoruz. Bu isimler, Hamenei’nin üst düzey ekibinden olup son 20 yılda kendilerine kritik görevler verdiği kimselerdir. Bunların başında Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi gelmektedir. 1960 doğumlu olan Reisi, Humeyni ve Hamenei gibi seyittir. Reisi, Kum’daki tahsilinden sonra yargıda göreve başlamış; 2016’dan itibaren üç yıl Meşhed İmam Rıza Hareminden sorumlu yönetici olarak çalışmıştır. 2019’da yargı erkinin başına getirilmiştir. 2021’de seçimleri kazanarak cumhurbaşkanı olmuştur. Son iki döneminde Uzmanlar Meclisinde üye ve aynı zamanda başkan vekili sıfatını taşımaktadır. Medya kuruluşları; Reisi’yi, ayetullah olarak anmaya başlasa da Hamenei, cumhurbaşkanı seçilmesi dolayısıyla yayımladığı tebrikte Reisi’yi “hüccetü’l İslam” unvanıyla takdim etmiştir. Bu, müçtehit mertebesi olan ayetullahlıktan daha alttaki bir seviyeye işaret ediyor.

Şanslı sayabileceğimiz diğer isim olan Sadık Laricani, 1961 Irak-Necef doğumludur. Büyük Ayetullah Hüseyin Vahid Horasani’nin damadıdır. O da Reisi gibi iki dönemdir Uzmanlar Meclisinde bulunuyor. Reisi’den hemen önce, 2009-2019 arası yargının en tepesinde vazife yaptı. Diğer kardeşleri de devletin kritik kadrolarında uzun yıllar yöneticilik yaptılar. Üçüncü isim, 1959 doğumlu Ali Rıza Arafi. Önceki iki isme göre ilmî seviyesi daha ileride olan Arafi için medya çok daha gönül rahatlığıyla ayetullah ve hüccetü’l İslam unvanlarını kullanıyor. Kum cuma imamlığı yaptıktan sonra Hamenei kendisine çok önemli iki vazife tevdi etti. Birisi, Uluslararası el-Mustafa Üniversitesinin rektörlüğüydü. Bu görevinde uluslararası bir tanınırlık ve itibar kazandı. Diğeri ise ülkedeki ilim havzalarından, dolayısıyla medreselerden sorumlu üst kurumun başkanlığıydı. Arafi de Uzmanlar Meclisi üyesi ve Meclisin mevcut başkanı 95 yaşındaki Ayetullah Cenneti’nin yerine geçmesi bekleniyor. Yine kritik bir kurum olan 12 kişilik Anayasayı Koruyucular Konseyinde üye olarak yer alıyor.

Adı geçenlerden eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin ismi ise epeyce yıpranmış durumda. Hamenei ile çekişmeleri biliniyor. O da Uzmanlar Meclisinde iki dönemdir görevde. Muhtemelen öndeki adaylardan biri olmayacak ama seçenler arasında bulunacak. İsmi, kulislerde fısıldanan ve bazı haber ajanslarınca şaşırtıcı şekilde ayetullah olarak takdim edilen Hamenei’nin oğlu Mücteba’nın seçilmesi ise en sürpriz gelişme olacaktır. İlim ve içtihat sahasında diğer aday adaylarının çok gerisinde kalan Mücteba Hamenei, rehberliği babasından devralmak suretiyle kurumu bir nevi saltanata çevireceği için rejimin büyükleri tarafından tercih edilecek bir seçenek olmayacaktır.

Bu değerlendirmelerimiz, tahminlerimiz ve yapılan spekülasyonlar bir tarafa; Hamenei’nin halefinin kim olacağı üzerinde muhtemelen çalışılmış ve A, B, C planları hazırlanmıştır. Seçim sürecine katılacak özneler arasında bu konuda rızaya dayalı bir mutabakat şimdiden sağlanmıştır. Bazı pürüzler mutlaka olacaktır fakat herhâlde bir siyasi kaos yaşanmayacaktır.


[Prof. Dr. Mehmet Ali Büyükkara, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesidir.]

Bu yazıda ortaya konulan görüşler öncelikli olarak yazara aittir ve İRAM’ın kurumsal görüşlerini yansıtmak zorunda değildir.