Haşimi Rafsancani Hatıralar

01.04.2019

Haşimi Rafsancani Hatıralar

Ali Ekber Haşimi Rafsancani, Haşimi Rafsancani Hatıralar, Çev. Hakkı Uygur, Pınar Yayınları, İstanbul, 2006, 504 sayfa

ISBN: 975-352-240-1

20. yüzyılda yaşanan en önemli siyasi gelişmelerden biri olarak kabul edilen İran İslam Devrimi’nden bu yana geçen 40 yılda İran’da ekonomik, siyasi, askerî ve eğitim gibi birçok alanda ilerleme kaydedilmiştir. Ancak söz konusu süreç; ambargolar, savaşlar, bölgesel krizler, siyasi çalkantılar gibi pek çok zorlu sınavdan geçmiş ve devlet idaresinden birinci devrimci nesil yavaş yavaş çekilmeye başlamıştır.

Devrimin hemen akabinde ordunun Şah rejimini desteklediği, birçok ayrılıkçı grubun ya rejim değişikliği ya da rejime ortak olmak isteğinde bulunduğu, hizmet, lojistik ve insan kaynağı alanlarında çok fazla eksikliğin yaşandığı bir ortamda kurulan yeni rejim, 1980 yılında patlak veren ve sekiz yıl süren Irak Savaşı’yla da karşı karşıya kalmıştır. İran-Irak Savaşı, İran için yeni rejimin gücünü göstermesi ve içerideki ayrılıkçı grupların bastırılması için de bir fırsat olmuştur. Fakat en nihayetinde her iki taraf da bu süreçte fazlasıyla yıpranmıştır.

Nispeten uzun süren savaş boyunca Parlamento Başkanlığı ve Başkomutanlık görevini üstlenen Ali Ekber Haşimi Rafsancani, kuşkusuz dönemin en etkili aktörlerindendir. 8 Ocak 2017 yılında vefat eden Rafsancani’nin düzenli olarak hatırat tuttuğu ve söz konusu hatıraların ciltler hâlinde İran’da neşredildiği malumdur. Ancak Rafsancani’nin hatırlarından yalnızca biri henüz Türkçeye tercüme edilmiştir. 2006 yılında Pınar Yayınları tarafından Hatıralar başlığıyla yayımlanan eser, Rafsancani’nin hatıralarından bir bölümünü, yukarıda zikredilen hadiselerin başlangıç tarihi olan 1981-82 (1360) yılını ele almaktadır. Hatıralar’ın akıcı ve okuyucu yormayan bir üslupla tercüme edildiği ilk birkaç sayfada kendini göstermektedir. Bu hatıratı İran İslam Devrimi’nden sonra yazılan diğer hatıratlardan ayıran en önemli özellik Rafsancani’nin anılarını günü gününe tutmasıdır. Kendisinin de belirttiği üzere devrimin gerçekleşmesi üzerinden iki yıl 38 gün gibi bir süre geçtikten sonra 1981-82 (1360) yılını genellikle aynı gün olmak üzere kaleme almıştır. Bu hususiyet, okuyucuya dönemin psikolojini doğrudan anlama imkânı vermektedir.

1934 yılında İran’ın Kirman eyaletine bağlı Rafsancan’da doğan Rafsancani, dinî eğitimini aldığı Kum şehrinde Ayetullah Humeyni’yle tanışmış ve onun derslerine katılmıştır. Humeyni önderliğinde Şah Muhammed Rıza Pehlevî iktidarına karşı mücadeleye girmiştir. Devrim sonrası uzun yıllar milletvekilliği, parlamento başkanlığı ve cumhurbaşkanlığı görevlerinde bulunmuştur. İran İslam Devrimi’nin ilk yıllarında yaşanan büyük sıkıntılar karşısında ve özellikle de İran-Irak Savaşı süresince tam bir lider portresi çizmiştir. 2005 yılında Ahmedinejad’a karşı yenildiği cumhurbaşkanlığı yarışından sonra İran İslam Cumhuriyeti Düzenin Yararını Teşhis Konseyi Başkanlığı’nı yürütmekteyken 2017 yılının Ocak ayında vefat etmiştir.

Söz konusu kitap, 1980 yılındaki suikastler üzerine Haşimi Rafsancani, Muhammed Hüseyni Behişti, Abdülkerim Musevi Erdebili, Seyyid Ali Hamenei ve Muhammed Cevad Bahoner’in Ruhullah Humeyni’ye yazdığı mektupla başlamaktadır. Mektupta, yaşanan olaylar karşısında Humeyni’nin hastalığı ve yorgunluğu sebebiyle geri planda kaldığına ilişkin ifadeler kullanılmaktadır. Bir diğeri de bizzat Rafsancani tarafından yazılan bu mektupların, rejimin asıl kurucuları olduğunu iddia eden dinî ulema grubuyla laikçi ve ayrılıkçı grupların arasındaki ihtilafın henüz tam olarak çatışmaya dönüşmediği bir dönemde Devrim Rehberi’ne birer uyarı niteliğinde olduğu söylenebilir.

Devrim öncesi retorikte de net bir şekilde görülen Amerika karşıtlığı, devrimden sonra İran-ABD ilişkilerini kopma noktasına getirmiştir. Ayetullah Humeyni’nin özellikle daha devrim öncesi sürgündeyken yaptığı konuşmalarında ABD karşıtlığını açıkça dile getirişi yeni rejimin ABD’ye karşı tutumunda belirleyici olmuştur. Buna istinaden İran, Şah’ın ülkeden kaçması ve ABD’ye gitmesi üzerine iadesi ve ABD bankalarındaki varlıklarının İran’a aktarılması talebinde bulunmuştur. Talebin reddedilmesinden sonra “imamın izindeki öğrenciler” olarak meşhur olan bir grup öğrenci, ABD’nin Tahran Büyükelçiliği’ni basarak 52 Amerikalıyı tam 444 gün rehin almıştır. ABD’nin ise 7 Nisan 1980’de İran’la bütün diplomatik ilişkilerini kesmesi sonrası 20 Ocak 1981’de anlaşmaları üzerine rehineler serbest bırakılmışsa da iki ülkenin düşmanlıkları farklı bir boyuta evrilmiştir. Rafsancani rehine krizini, üçüncü bir dünya ülkesinin dünyanın süper güçlerine meydan okuyabileceğinin ispatı olarak görmüştür. Ancak sonraları “eylemin İran tarihinde büyük bir eylem olduğunu fakat edindiğim tecrübelerden eylemin yanlış olduğu kanaatindeyim” şeklinde bir görüş beyan etmiştir.

İran bir yandan büyük şeytan olarak adlandırdığı ABD’yle düşman olmuşken öte yandan sınır komşusu Irak’la sınır ihtilafları ve devrim ihracı gibi suçlamalar nedeniyle savaş pozisyonuna gelmiştir. 22 Eylül 1980’de Saddam’ın İran’ın Huzistan eyaletine bağlı Abadan ve Hürremşehr’e saldırmasıyla İran-Irak Savaşı başlamıştır. Savaş, ilk zamanlarda aldığı galibiyetler neticesinde Irak’ın lehine gibi gözükse de devamında bir yıpranma savaşına dönüşmüştür. Savaşın başlangıç yıllarına dair Rafsancani 1981 yılında Abadan’a askerlere moral vermek üzere gerçekleştirdiği bir ziyaretten söz etmektedir. İslam İşbirliği Teşkilatı arabulucu heyetiyle gelen Yaser Arafat’ın İranlı yetkililere Arap ülkelerinin Saddam’a tavır almaya başladığına dair fikirlerini beyan etmesi İran’ın direnişini kuvvetlendirmiştir. Nitekim İran, savaşın bir Acem-Arap savaşı hâline dönüşmesinden çekinmektedir.

Dışarıda savaş sürerken içeride İslam Devrimi sonrası ilk Cumhurbaşkanı olan Beni Sadr, görevinin ilk günlerinde Ayetullah Humeyni’nin de desteğine güvenerek liberalleri arkasına almış ve kendi düzenini oluşturma çabasına girmiştir. Rafsancani, anılarında Beni Sadr’ı Musaddıklık yapmakla suçlamakta ve ileriki süreçte gerçekleşeceği üzere cumhurbaşkanlığı makamını da kaybedeceğini belirtmektedir.

Rafsancani özellikle Parlamento Başkanı seçildikten sonra katıldığı meclis görüşmelerinin ilk zamanlarında, milletvekillerinin gereksiz tartışmalara girdiğine ve yargı, yürütme ve yasama organlarının yavaş işlediğine ilişkin şikayetlerini dile getirmektedir. Parlamento vatana ihanet, usulsüz silah alımları, yeniden yapılanma, eğitimde reform, yabancı doktor istihdamı, tiryak kullanımının yaygınlığı, başta Suudi Arabistan olmak üzere diğer petrol üreticilerinin petrol varilini ucuzdan satması nedeniyle döviz rezervlerindeki azalma, şehir arazileri, tarım alanları, devlet ticareti ve özel sermaye gibi konularla meşguldür. İçeride siyasi düzen kurulmaya çalışılırken İslam Cumhuriyeti Partisi Genel Merkez Binası’na bombalı saldırı düzenlenmesi sonucu 72 milletvekili hayatını kaybetmiş henüz kökleşmeyen genç devrim zora girmiştir. Rafsancani alınacak kararları yavaşlatmak ve yapılacak seçimleri engellemek adına gerçekleştirilen bu olayları sayfalar boyunca aktarırken bu tür kayıpları engellemek adına milletvekilleri için evlerinin meclis yakınlarına taşınması ve kurşun geçirmez yelek giyilmesi gibi önlemler alındığını belirtmektedir.

Ülke içerisinde devrim yanlısı Hizbullah ve Hatt-ı İmam grupları karşısında ilk zamanlar devrimin yanında gibi görünen fakat sonraları muhalif olan Halkın Mücahitleri Örgütü, Peykar, Tudeh Partisi, Halkın Fedaileri, Rencberan ve Millî Cephe gibi gruplar bulunmaktaydı. Rafsancani taleplerini geçekleştirmek adına suikastler, bombalı eylemler düzenleyen bu gruplara zaman zaman televizyonların tartışma programlarında fikirlerini anlatmalarına imkân tanındığını ve anlaşma sağlandığına değinmektedir. İlerleyen süreçteyse Irak Savaşı’na paralel olarak bu grupların bastırıldığı ve lider kadrolarının ya tutuklandığı ya da öldürüldüğünü aktarmaktadır.

Rafsancani iç dünyasına da değindiği anılarında, ara ara sinirlenmesine sebep olan olayları aktararak ruh hâlini yansıtmaktadır. Nikâh kıymak için gelen çiftleri geri çevirmediğini, vakit bulduğu zamanlarda korumalarıyla masa tenisi oynadığını, eşi ve çocuklarına zaman ayırdığını belirtmektedir. Ali Hamenei’nin suikasta uğraması sonucu ise bu vaktinin çoğunu onun ziyaretine ayırmıştır. Söz konusu dönemde ayetullah unvanından sonraki en yüksek unvan olan hüccetü’l-İslam unvanını alan Rafsancani, bir süre Tahran Cuma İmamlığını da üstlenmiştir. Ülke gündemine ilişkin dış basına verdiği röportajlarda hem içeride hem de dışarıda bir savaş içinde olmalarına karşın ülkeyle ilgili olumlu tespitlerine yer vermektedir.

Beni Sadr cumhurbaşkanlık görevinden azledildikten sonra ordu ve Sipah (Devrim Muhafızları) arasındaki ihtilafın sonlandığını aktaran Rafsancani, birtakım eksiklikler olarak zikrettiği Irak’a yapılamayan karşı saldırılar sonrasında beklediği en önemli harekâtın Abadan’dan Iraklı askerlerin püskürtülmesi olduğunu aktarmaktadır. Rafsancani, Irak Savaşı için silah teminini sağlamak adına Kuzey Kore ve Malezya gibi ziyaret gerçekleştirdiği ülkelere dair anılarına da yer vermektedir. Özellikle Kuzey Kore gezisi sonrası gözlemlerine dayanarak silah teknolojisine yönelen İran, Rafsancani’nin aktarımıyla 130 ve 155 milimetrelik toplar, 60 ve 81 milimetrelik havan topları üretmeye başlamıştır. Anılarını sonlandırdığı isfend ayında, Irak barışı için gelen arabulucu Olaf Palme’ye barış için şu şartların iletildiğinden bahsetmektedir: 

  • Irak’ın kayıtsız şartsız çekilmesi,
  • Savaş tazminatı ödemesi,
  • Saldırganın (Saddam) cezalandırılması.

Petrol üreticisi ülkelerin Irak adına İran’a savaş tazminatı olarak 60 milyar dolar ödeyeceğini fakat Saddam’ın cezalandırılmasından vazgeçilmesi gerektiği iletilse de İran bunu kabul etmeyerek savaşın sürmesi yönünde karar almıştır. Rafsancani anılarında, bu savaşta tarafsızlığını koruyan Türkiye’ye sadece İslam Konferansı Teşkilatı temsilcileri arasında bulunan dönemin Başbakanı Bülent Ulusu üzerinden değinmektedir. Türk okuyucu için hatıratın bu bölümü ayrıca dikkate değerdir.

Rafsancani’nin 1981-82 (1360) yılına dair hatıralarının yer aldığı çalışma, İslam Cumhuriyeti Partisi Genel Merkezi’nde gerçekleşen bombalı saldırıda ölenler adına “Hicran Rivayeti (Ayrılık Sözleri)” başlığında kaleme alınan bir yazı, dipnotlar ve indeksle sonlanmaktadır.

İran’da 1989 ve 1997 yılları arasında iki dönem cumhurbaşkanlığı görevini yürütmüş olan Rafsancani, devrime ön ayak olan isimlerden biri olmasının yanında aldığı kararlar ve uyguladığı politikalarla İran İslam Cumhuriyeti’nin siyasi geleceğini büyük oranda etkilemiştir. Rafsancani tarafından kaleme alınan bu eser, İran Devrimi’nin ana dinamiklerinin anlaşılabilmesi için okuyuculara bizzat birinci ağızdan bilgiler sunmaktadır. Eserde önemli siyasi yazışmalar, parlamento konuşmaları, röportajlar, mektuplar, konferanslar ve resimlerden kesitlerin verilmesi, dönemin zihinlerde daha güçlü canlanmasına yardımcı olmaktadır. İran iç siyaseti ve İran İslam Cumhuriyeti’nin ilk günlerini birincil ağızdan öğrenmek isteyenler için kitap, mutlaka okunması gereken eserler arasındadır.