Hayaller Hayat Verir: Abbas Kiyarüstemi ile Sinema Dersleri

01.04.2020

Hayaller Hayat Verir: Abbas Kiyarüstemi ile Sinema Dersleri

Abbas Kiyarüstemi ile Sinema Dersleri, haz. Paul Cronin, çev. Pelin Arda, İstanbul: Redingot Kitap, Nisan 2018, 2. baskı, 218 s.

ISBN: 978-6056727153

Alexander Mackendrick, Arthur Penn, Werner Herzog gibi yönetmenlerle ilgili kitapların editörlüğünü yürüten Paul Cronin’in hazırladığı ve Pelin Arda’nın “Abbas Kiyarüstemi ile Sinema Dersleri” adıyla Türkçeye kazandırdığı eser, on yılı aşkın bir sürede Kiyarüstemi’nin Londra, Marakeş, Potenza, Oslo, Syracuse ve New York’ta gerçekleştirdiği çeşitli atölye çalışmalarında alınan notlarla birlikte bir kısmı Tahran’daki evinde bir kısmı ise bir hafta süren atölye çalışmaları arasında yapılan sayısız söyleşiden derlenir. Çalışma ilkin “Lessons with Kiarostami” adıyla İngilizce, ardından Sohrab Mahdavi’nin tercümesiyle “Ser Kelâs bâ Kiyârostemî” adıyla Farsça yayımlanır.

Abbas Kiyarüstemi (1940-2016), film çalışmalarına 1969’da Çocuklar ve Gençlerin Entelektüel Eğitimi Merkezi (Kânûn-i Pervereş-i Fikri-yi Kudekân u Nevcevânân) bünyesinde başlar. İran Yeni Dalga Akımı’nın önemli isimlerinden Kiyarüstemi, Dostun Evi Nerede? (Hâne-i Dust Kocâst?) filmi ile 1989 Locarno Uluslararası Film Festivali’nde Bronz Leopar Ödülü’nü almasıyla uluslararası alanda dikkatleri üzerine çeker. Ardından 1990’da Yakın Plan (Nemâ-yi Nezdîk), 1992’de Hayat Devam Ediyor (Zindegî o Dîger Hîç) ve 1994’te Zeytin Ağaçları Altında (Zîr-i Derahtân-i Zeytûn) filmleriyle de adından epey söz ettirir. 4 Temmuz 2016’da dünyaya gözlerine kapatana dek sürdürdüğü çalışmalarıyla onlarca ödülün sahibi olurken usta yönetmenler ve eleştirmenler tarafından da ilgiyle izlenir.

Kiyarüstemi’nin hem kurgu hem belgesel niteliği taşıyan, kurguyla hakikat arasında devinen çalışmaları gibi hayat hikâyesi de bu menzilde sudur eder. Yönetmenliğe şans eseri başladığını söyleyen Kiyarüstemi’nin, güzel sanatlarda boş tuvallerle karşı karşıya gelmesi onu, grafik tasarım, fotoğrafçılık ve oymacılıkla uğraşmaya yönlendirir. Mezuniyetinin ardından ressam ve grafik sanatçısı olarak çalışır, kitap kapağı ve poster tasarlar. Reklam çekmek ve başlık tasarlamak onun için bir film okulu işlevi görür. Asgari yöntem ve azami sınırlandırmalarla çalışan Kiyarüstemi, radikal bir özetleme ve yoğunlaştırma işi sayılabilecek reklam sahasında evrensel düzeyde anlaşılır bir şey oluşturmak suretiyle çağrışımlar yapmayı öğrenir. Kiyarüstemi’nin ifadesiyle kısıtlamalar aslında bir meydan okumadır ve kuşlar, en çok kafeste tutulduklarında şakır ve yine kendi ifadesiyle hayaller hayat verir.

Sınırların bir nevi hareket ve enerji özgürlüğü sağladığını düşünen Kiyarüstemi’ye göre sansürden kurtulmak için tek yapılması gereken göstermek istediğimizin ne olduğu üzerine kafa yorup bunu göstermek için yeni bir yol yaratmaktır. Yaratıcılığın elverişsiz durumlarla doğru orantılı filizlendiğini belirten Kiyarüstemi, sanatçıyı sınırları yaratıcılığa dönüştürebilen kişi şeklinde tanımlar. Evrensel olarak saygı gösterilmesi gereken çok az önemli kural vardır. Kurallar çiğnenmek için koyulur ve bu kuralları aşmak, etrafımızı kuşatan düzenlemelerin arasından sıyrılmayı gerektirir diyen Kiyarüstemi, kuralların hayal gücünü her daim canlı tuttuğunun altını çizer.

Paul Cronin’in ifadesiyle bu kitap, yönetmen, fotoğrafçı ve şair Kiyarüstemi’nin yaratıcı anlarının ardındaki düşünceleri ve dürtüleri kâğıda aktarma girişimidir. Cronin, bu çalışmanın okuyucularıyla Kiyarüstemi filmlerinin izleyicileri arasında paralellik kurar. Kiyarüstemi’nin ifadesiyle açılan kitabın ilk cümlesi de bunu imler: “Size öğretecek hiçbir şeyim yok.”. Kiyarüstemi’ye göre sinema, belirli bir metodolojiye ya da fikirler dizisine bağlı değildir ve yönetmenlik, diğer pek çok şeyin öğretildiği yöntemle öğretilemez. Bu yüzden atölye katılımcılarından istediği de kendi sonuçlarına varmaları, kendi değerlendirmelerini yapmaları ve bir şeyleri başarmanın tek bir yolu olmadığını deneyimlemeleridir.

İngiliz Sineması’nın usta yönetmenlerinden Mike Leigh, film literatürünün temel taşı olması muhakkak dediği bu kitap için hazırladığı önsözde, minimalist epiğin mucidi ve üstadı şeklinde nitelendirdiği Kiyarüstemi’yi en büyük yönetmenlerden biri sözleriyle anar. Bizlere usul usul rehberlik ederken hakikatimizi bulabilmemiz için bizleri kendimizle baş başa bırakıyor diyerek sözlerini hitama erdirir.

Kitabın monolog şeklinde seyreden ilk bölümü röportajlardan ve atölye çalışmalarının ilk gününden alınmış notlardan oluşur. Kahraman anlatıcı Kiyarüstemi’dir. Kiyarüstemi’nin yaşam felsefesine, handiyse yaşam biçiminden ayrılamayan film yapma biçimine, çalışma metoduna, hayata ve sanata yaklaşımına, estetik duyarlılığına, film yaratımı ve anlamı üzerine düşüncelerine bu bölümle bir girizgâh sağlanır. Birinci günün sonunda katılımcılara çekecekleri film için bir mekân şartı getirilerek sınırlar belirlenmiş ve asansörde geçen bir hikâye düşünmeleri istenmiştir.

İkinci gün notlarıyla birlikte atölye katılımcıları ve Kiyarüstemi arasında diyaloglar başlar. Atölye sürecinin detaylarını betimleme amacıyla Paul Cronin, yer yer gözlemci anlatıcı olarak devreye girer. Fikirlerin geliştirildiği, kısa filmlerin hızla çekilip değerlendirildiği, tartışıldığı bu atölye süreçlerini de bir bakıma filmleri gibi yöneten Kiyarüstemi, istikameti belirler, itici gücü ve motivasyonu sağlar ancak yolculuklarını katılımcıların kendilerinin seçmesini ister. Nihayetinde katılımcılar Kiyarüstemi’nin başından beri planladığı noktaya varırlar. Oraya nasıl ulaşacakları meselesini ise kendileri çözmüşlerdir. Katılımcıların fikirleri ekseninde çeşitli tartışmaların yürütüldüğü ikinci gün Kiyarüstemi, katılımcılardan filmlerinin ne hakkında olduğundan bahsetmeleri yerine fikirlerini sadece görüntü ve sesle tasvir etmelerini ister. Fikirlerini ancak kameranın önüne yerleştirilebilecek karakterlere, hareketlere ve nesnelere dönüştürmeleri kaydıyla filme çekebileceklerinin altını çizer.

Üçüncü günle birlikte katılımcıların çoğu dışarda filmlerini çekmeye başlamıştır. Küçük bir grup ise Kiyarüstemi’den oyunculuk ve profesyonel olmayan oyuncularla iletişim biçimi hakkında çeşitli tüyolar talep eder. Yıllara yayılan deneyimlerinden, izlediği ve terk ettiği yöntemlerden hareketle Kiyarüstemi, profesyonel olmayan oyuncularla çalışmanın da birtakım kurallar gerektirdiğinin üzerinde durur. Oyunculara nerede müdahale etmek nerede özgür bırakmak gerektiği hususunda somut örnekler sunar. Bu bölümde profesyonel olan ve profesyonel olmayan oyuncularla birlikte çocuk oyuncularla da çalışma metodundan bahseder.

Dış çekimlerin yapıldığı dördüncü gün bir soruyla açılır: Sizin için başlangıç noktası kelime midir görüntü müdür? Ardından görüntü, söz, hayalin doğası, fotoğrafçılık, gerçeklik, içtenlik ve inandırıcılık gibi mevzular üzerine konuşulur. Kendisini bir hikâyeyi keşfetmeye ve filme dönüştürmeye kuvvetle iten şeyin filmin bütün anlamını bir şekilde içeren bir görüntü olduğunu söyleyen Kiyarüstemi’ye göre seyircinin ilgisi, bir şeyin gerçek olmadığını düşündüğünde değil inandırıcı bulmadığında dağılabilir; tam da bu yüzden gerçekliğe bakmak, gerçekliği araştırmak içtenliğe ulaşmanın en iyi yoludur.

Katılımcıların çoğunun çektikleri filmlerin kurgularını yaptıkları beşinci gün yalnızlık kavramıyla açılır. Ardından sanatçı ve eseri, filmde müzik kullanımı, kişinin kendini ifade etme ihtiyacı konularına değinilerle birlikte Kiyarüstemi’nin yönetmenliğe başlama süreci, yönetmen olarak onu besleyen farklı alanlardaki deneyimleri gibi mevzular da konuşulur. Kiyarüstemi, İtalyan Yeni Gerçekçiliği’nin üzerindeki tesirini İran kültürü ve İtalya kültürü arasındaki benzerliğe yorsa da ilgilerinin ve zevklerinin çoğunun geçici olduğunu ve sürekli değiştiğini vurgular. Her daim önünde öğreneceği ve keşfedeceği bir dünya bulan biri olarak üstat sözcüğünün kendisini ne denli rahatsız ettiğini söylemesiyle beşinci gün sona erer.

Katılımcıların filmlerini tamamlama mücadelesi verdiği altıncı günle birlikte kendi çocuklarını yetiştirirken çocukları daha iyi anladığını ve bunun ona kendi çocukluğunu yeniden yaşama fırsatı sunduğunu söyler. Bir şeylerin üzerinde düşünülecek sonsuz farklı yolun habercisi olarak seyircinin yorumlarının Kiyarüstemi’yi ne denli heyecanlandırdığı, oyuncularla iletişim, minimalizm gibi konulara değiniler de yine bu bölümde karşımıza çıkar.

Yedinci günün başat konusu kurgudur. Handiyse hiçbir kurgusal öğeye yer verilmediğini düşündüren kimi kısa filmleri de dâhil kurgu, Kiyarüstemi’nin çalışmalarında başaktördür, buna rağmen hiçbir vakit diğer unsurlardan rol çalmaz. Çünkü Kiyarüstemi’ye göre filmin çıkarları adına her şey bir bütün olarak canlılığını yitirmelidir. Kurguyu, yönetmenliğin en yapay unsuru şeklinde tanımlayan Kiyarüstemi, bunu herhangi bir filmini onarmak, belli sorunları daha az görünür kılmak için asla kullanmadığının altını çizer. Yedinci gün, kurguyla birlikte film ve seyirci ilişkisi, seyircinin hayal gücü, ana akım sinemanın seyirci üzerindeki tesiri ve yönetmenlik üzerine pek çok değininin ardından katılımcıların çektiği filmlerin gösterimiyle son bulur.

Dünyanın farklı köşelerinde gerçekleştirdiği atölyelerindeki katılımcılarına ilkin olayların kaynağına yani yaşamın kendisine gitmelerini ve etraflarında olup biteni keşfetmelerini öneren Kiyarüstemi’ye göre hikâye anlatıcısı, suyunu ortak kullanılan bir kaptan içer. Birbirimizle farklılıklarımızdan ziyade benzerliklerimize odaklanmamızı salık verir. Dünyaya bir şey söylemek istiyorsanız kendi kültürünüzün derinliklerine dalın, sizi çevreleyen mekânları, fikirleri, insanları, aşkları ve kaygıları tanıyın diyerek dünyadaki bilginin tamamının, aradığımız her şeyin kendi toplumumuzda bulunabileceğini bilhassa vurgular. Ona göre en iyi hikâyecilik rüyalardan ve hayallerden ilham alır. İdeal olan ise hakikat ile masallar diyarı, dünya ile hayal gücü arasındaki devinimdedir.

Hayatın pek çok alanında karşılaştığımız gibi sinema alanında da pratikle teorinin bir arada yürüdüğü, birinin diğerinin önüne geçmediği nadirattandır. Kiyarüstemi atölyeleri, tıpkı filmlerinde kurguyla hakikatin iç içe geçişi gibi pratikle teorinin iç içe geçtiği bir uygulamalar bütünüdür. Ona göre katılımcılar hızlı davranmalı, vakitlerini gözlemleyerek, deneyimleyerek, yeni istikametlerde keşfe çıkarak, film çekerek, hasılı çalışarak geçirmelilerdir. Zira çalışmaları onları yönlendirecektir. Kötü olan tek şey ise tembelliktir.

Handiyse birbirinin kopyası, herkese aynı reçeteyi sunan ve bir türlü yaralara merhem olmayan senaryo yazımı ve film yapımıyla ilgili onlarca kitap arasında Abbas Kiyarüstemi ile Sinema Dersleri kuşkusuz apayrı bir yer tutar. Yanlış tutulan yolu pervasızca ortaya koyan Kiyarüstemi, acı sözlerini paylaşmaktan bir an olsun geri durmaz. Çünkü gerçek orada apaçıktır. Kiyarüstemi’nin estetik duyuşunun, hayata, insana, sinemaya bakışının ve çalışma metodunun damıtılmış hâli şeklinde okunabilecek, yılların deneyiminden süzülen her satırı dolu dolu bu çalışmada atölye notları günü gününe paylaşılarak doğal akış bozulmamaya gayret edilmiş böylelikle kitabın olası okuyucularının beheri atölye katılımcısı addedilmiştir. Bununla beraber film yapımıyla ilgili temel mevzuların peyderpey konuşulduğu bu atölyeler yazıya döküldüğünde bir dağınıklık ortaya çıkmış, tabela işlevi görebilecek hiçbir ara başlığa yer verilmeyerek bir bakıma okuyucunun yönünü kendisinin bulması beklenmiştir.

Kiyarüstemi’ye göre sinema daimi bir evrim, sonsuz bir arayıştır. Her bir film, yolun üzerindeki bir aşamadır. İyi film seyirciyi kendi rotasında tutan hatta bazen filmin bitmesinden çok sonra seyirci tarafından tamamlanandır. Seyirciler genelde açık ve net sonlu filmlere aşinadır fakat şiirsel öze sahip bir film, belli bir muğlaklık taşır, seyircinin hayal kurmasına izin verir ve alternatif yorumlara alan açar. Kiyarüstemi, gerçekte bir şey göstermeden ne kadar çok şeyi görünür kılabiliriz, neden bir film tıpkı bir şiir, soyut bir resim ya da bir müzik parçası gibi deneyimlenemez gibi soruların peşindedir. Hulâsa göstermeyerek gösteren bir tür sinemanın arayışındaki Kiyarüstemi’ye göre anlaşılamama ihtimali olumlu bir özellik addedilmediği sürece sinema asla ana sanat dallarından biri olarak görülmeyecektir.

Ya Zalimsin Ya Mazlum: ‘İnatçı Bir Adam’

Ayşe Pay

Seyirci, İnatçı Adam’a sirayet eden “gerçek”in tek veçheliliğinin vurgusu/duygusu üzerinden nefessiz kalmıştır.