Irak’ın Değişen Öncelikleri ve İran-Suudi Arabistan Rekabeti

Bilgehan Alagöz Koordinatör, Dış Politika

Irak’taki ABD askerlerinin artırılmasının tartışıldığı dönemde, İran ve Suudi Arabistan rekabeti Irak sahasında devam edecektir.

ABD Başkanı Joe Biden, 8 Aralık’ta “The Atlantic”te kaleme aldığı yazıda, Savunma Bakanı olarak atadığı Lloyd Austin’i seçmesinde 2011’de ABD’nin Irak’tan çekilmesi sırasında gösterdiği başarının etkili olduğunu ifade etmişti. Söz konusu çekilme hâlâ tartışılan bir konudur. Zira her ne kadar Biden bunu bir başarı olarak adlandırsa da bunun İran’a alan açtığı bir gerçektir. ABD’nin Irak’taki askerî varlığının azalması, İran’ın buranın hava sahasını kullanmasını ve Irak üzerinden Suriye’ye uçuş yapmasını olanaklı kılmıştır ve bu durum, İran’ın bölgedeki en büyük rakiplerinden Suudi Arabistan tarafından büyük eleştiri almıştır. Biden’ın yazısı göstermektedir ki Irak, ABD’nin Orta Doğu politikasında önemli bir unsur olarak yer almaya devam edecektir. Nitekim ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, 18 Şubat’ta gerçekleşen NATO Savunma Bakanları Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, Irak güçlerini desteklemek ve DEAŞ’ın yeniden yükselmesini engellemek amacıyla NATO eğitim misyonunun bir parçası olarak Orta Doğu’ya daha fazla Amerikan askeri gönderme olasılığının kapısını açtı.

ABD yeni bir Irak stratejisi belirlemeye çalışırken burada etkili olan ve birbiriyle rekabet hâlinde olan İran ve Suudi Arabistan’ın nasıl bir yol izleyeceği önem kazanmaktadır. İran’ın Irak için hedeflerini üç ayak üzerine kurduğunu söylemek mümkündür. Bunlar; Irak’ın toprak bütünlüğünü korumak, buradaki vekil güçlerinin varlığını sürdürmek ve pazar erişimini korumak şeklindedir. Ancak İran’ın bu hedefleri gerçekleştirmesinin, pek çok parametrenin belirleyici olduğu Irak’ta mutlak bir karşılığı olduğunu söylemek zordur.

İran Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani ve 2014’te Irak’ta ortaya çıkan Haşdi Şabi Örgütü’nün Başkan Yardımcısı Ebu Mehdi el-Mühendis’in Ocak 2020’de Irak topraklarında öldürülmesiyle birlikte Iraklı yöneticiler arasında, İran’ın buradaki etkisinin sınırlandırılması düşüncesi belirgin hâle gelmiştir. Zira Irak yönetimi İran ve ABD arasındaki gerilimin ana mecrasına dönüşmekten son derece rahatsızdır. Bu bağlamda Irak’taki en üst Şii merci olan ve aynı zamanda Haşdi Şabi Örgütü’nün kurulmasını sağlayan Ayetullah Ali Sistani’nin bir süredir İran karşıtı söylemlerde bulunması dikkat çekicidir. Sistani ile bağlantılı dört grubun aralık ayı başında Haşdi Şabi’den çekildiğini ve paralel bir güç oluşturduğunu ilan etmesi ile İran’ın Irak’taki nüfuzu tartışmaları bir kez daha gündeme gelmiştir.

İran’ın Irak’taki vekil güçlerini kontrol altında tutma çabasını sınırlayan önemli hususlar vardır. Öncelikle ABD’nin maksimum baskı politikası sebebiyle yaşanılan ciddi ekonomik sıkıntılar, İran’ın eskisi gibi buraya maddi aktarımda bulunamamasına sebep olmaktadır. ABD’nin Bağdat yönetimi üzerinde son dört yılda İran konusunda baskıyı artırması ise diğer önemli faktördür. Biden yönetiminin de bu politikayı devam ettirmesi beklenmektedir. Dolayısıyla İran, Irak’taki alt grupları kontrol etmede dönemsel başarılar kazansa da ilerleyen günlerde bu grupların yeni bir patronaj arayışına girmesi ve Haşdi Şabi’nin yapısal ve kurumsal bir bölünmeye gitmesi yüksek olasılıktır. Nitekim bunun bazı emareleri ortaya çıkmıştır. Geçtiğimiz ekim ayında İran’ın resmî makamlarının Irak’taki vekil güçlerine herhangi bir ABD unsuruna saldırıda bulunmama talimatı vermesine rağmen kasım ayı içinde İran’ın desteklediği Irak’taki silahlı gruplarından biri olan Asaib Ehli’l-Hak, birkaç defa ABD konvoyuna saldırıda bulunmuştur.

Diğer ilginç bir gelişme ise 150 kadar militandan oluşan yeni bir Haşdi Şabi unsurunun Kerkük şehrinde kurulmuş olmasıdır. Bu yeni grubun İran bağlantılı ya da bağımsız bir unsur olup olmadığı ile ilgili net bir bilgi olmamakla birlikte Kerkük gibi stratejik önemi yüksek bir yerde kurulmuş olmasının Irak’taki değişen dengelerden bağımsız olması mümkün değildir. Bu durumun farkında olan İran, Irak’taki nüfuzunu yitirmemek adına vekil güçler üzerinden yürüttüğü stratejiye ek olarak resmî düzeyde de askerî ilişkileri derinleştirme arayışındadır. Irak Savunma Bakanı’nın 14 Kasım’da Tahran’a yaptığı ziyarete istinaden İran Genelkurmay Başkanı Muhammed Bakıri, yakın gelecekte İran ve Irak arasında askerî bir iş birliği olacağını söylemiştir. Her ne kadar henüz Iraklı yetkililer konuyla ilgili bir açıklama yapmamışsa da İran’ın özellikle ABD’nin Irak’taki asker sayısını azaltmayı tartıştığı bir dönemde bu konuyu dile getirmesi tesadüf değildir. İran, ABD’nin tüm baskılarına rağmen Irak’taki etkisinin devam edeceği mesajını verme gayretindedir.

Bu bağlamda Suudi Arabistan’ın Irak siyaseti çok daha fazla önem kazanmaktadır. 2015’ten önce Suudiler, Iraklılarla iletişim kurmak için kritik birçok fırsatı kaçırmışlardır. Ancak Kral Abdullah’ın 2015’te ölümünden sonra Kral Selman ve oğlu Veliaht Prens Muhammed bin Selman, Irak konusunda tutum değiştirmiştir. 2015’te Bağdat’a bir büyükelçi gönderilmiş, 2017’de Suudi Dışişleri Bakanı Irak’ı ziyaret etmiş ve 2019’da Bağdat’ta durdurulmuş olan konsolosluk faaliyetleri yeniden başlatılarak Irak’a 1 milyar dolarlık yardım paketi açıklanmıştır. Tüm bunlar Suudi Arabistan’ın Irak politikasının değiştiğinin işareti olup İran’ın buradaki nüfuzunu kırma hedefinin belirgin göstergeleridir. Bu bağlamda 18 Kasım itibarıyla Suudi Arabistan’ın Irak sınırındaki Arar Sınır Kapısı’nı ticarete açması önemlidir. Zira Suudi Arabistan önceki yıllarda İran’la Irak üzerindeki rekabetini askerî düzeyde sürdürürken yeni stratejisini, Irak’ta ekonomik üstünlük kurarak İran’ın etkisini azaltmak üzerine inşa etmiştir.

Öte yandan önceki Irak Başbakanı Nuri el-Maliki Dönemi’nde Irak ve Suudi Arabistan arasında bir türlü tesis edilemeyen güven, şimdiki Başbakan Mustafa el-Kazımi Dönemi’nde oluşturulmaya çalışılmaktadır. Bunda hem Irak’ın yaşadığı ekonomik sıkıntılar hem de Irak’ta giderek bir güvenlik sorunu oluşturan İran’a yakın vekil grupların yönetim nezdinde yarattığı rahatsızlık etkilidir. El-Kazımi, 10 Kasım’da yaptığı bir konuşmada İran’a bağlı güçleri isimlerini belirtmeden eleştirmiş ve İran’ı, Irak’ın yabancı ülkelerle özellikle de Irak’ın yakın zamanda iş birliği anlaşması imzaladığı Suudi Arabistan ve Mısır ile yakınlaşmasını engellemekle suçlamıştır. Irak, memur maaşlarını ödeyemeyecek boyuta gelen ekonomik sorunlarını giderme noktasında yabancı yatırımı en büyük çare olarak görmektedir. Bu sebeple Başbakan el-Kazımi için Suudi Arabistan önemli bir seçenek olarak belirmiştir. Dolayısıyla İran ve Suudi Arabistan’ın Irak’taki rekabetinin yeni odak noktası ekonomi olacaktır.

Hedefinde İran Nükleer Anlaşması’na dönmek olan Biden ve ekibi, Orta Doğu’daki geleneksel müttefikleriyle olan ilişkilerini olumsuz bir aşamaya getirmemek arzusundadır. Bu bağlamda akıllara gelen temel sorulardan biri şüphesiz Biden Dönemi’nde İran ve Basra Körfezi Arap ülkeleri arasında barışçıl bir diyaloğun başlayıp başlamayacağıdır. İşte bu noktada en temel konu, bölgenin iki başat devleti olan İran ve Suudi Arabistan ilişkilerinin ne yönde gelişeceğidir.

İran ve Suudi Arabistan arasında uzun zamana yayılmış bir rekabet vardır. Karşılıklı sıcak bir çatışmaya girmek yerine Irak ve Yemen gibi ülkelerde vekil güçler üzerinden bir mücadele her iki devletin de tercihi olmuştur. Ancak İran ve Suudi Arabistan’ın daimî bir düşmanlık ilişkisinde olduğu şeklinde bir yanlış algı vardır. İki ülke arasındaki ilişkilerin Irak mecrasında yüksek gerilim yaşadığı 2006-2007 ve 2014-2017 dönemlerinde bu ülkeler, karşılıklı adım atabilmiş ve bu adımlar belli bir süre tansiyonu düşürmüştür. Dolayısıyla benzer bir olasılık önümüzdeki dönemde de söz konusu olabilir. Ancak önceki döneme göre bunun ağırlık merkezi, askerî araçlar ya da vekil güçler değil ekonomi olacaktır. Zira her iki ülke de Irak’ı önemli bir pazar olarak görmekte ve buradaki payını artırmaya çalışmaktadır. Öte yandan Biden ve ekibi çeşitli vesilelerle Irak’taki asker sayısının azaltılacağını ifade etse de Irak’ın yaşadığı ekonomik sorunlar sebebiyle yakın zamanda şiddet eylemlerinin artması ve vekil güçlere alan açılması ihtimali yüksek olduğundan, ABD’nin bu yönde bir tercih kullanması pek mümkün görünmemektedir. Dolayısıyla ABD’nin gölgesi altında Irak pazarında etkisini artırmayı hedefleyen bir İran ve Suudi Arabistan rekabeti, yeni dönemin ana teması olacaktır.

Bununla beraber İran ve Suudi Arabistan’ın birbirleri ile ilgili sert politikaları devam etse bile uzlaşma alanları yaratma eğilimleri söz konusudur. ABD’nin ekonomik yaptırımları ile ekonomisi sarsılan İran, koronavirüs salgınının etkisi ile bunu daha yoğun hissetmiş ve yeni arayışlara girmiştir. Benzer şekilde salgına bağlı olarak petrol fiyatlarındaki hızlı düşüş Suudi Arabistan ekonomisini olumsuz etkilemiştir. İki ülkenin de yaşadığı bu ortak sorun, tıpkı 1990’larda olduğu gibi ekonomi odaklı bir ilişki geliştirmelerinin zeminini oluşturmuştur. Nitekim Basra Körfezi’nin değişen dengeleri de İran ve Suudi Arabistan ilişkileri üzerinde bu anlamda etkili olacaktır. Suudi Arabistan, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) içinde giderek yalnızlaşmasına sebep olan dış politika davranışlarını değiştirme çabasındadır. KİK’in Katar’la yeniden ilişkileri düzeltme girişimi ve Kuveyt, Umman gibi İran’la diplomasi yürütebilen ülkelerin var oluşu, bölgede göreceli olarak daha uzlaşmacı bir siyasetin oluşması açısından umut vericidir. Dolayısıyla İran ve Suudi Arabistan pek çok açıdan rakip olmaya devam etmekle birlikte gerekli gördükleri alanlarda iş birliği zemini de yaratacaklardır.

Irak, İran, Suudi Arabistan, ABD, Ekonomik Rekabet

Menendez İran’a Muhalif mi, Dost mu?

Bilgehan Alagöz

Menendez’in, KOEP karşıtı bir tavır sergilerken Dağlık Karabağ konusunda Türkiye ve Azerbaycan karşıtı bir tutumla İran’daki Fars milliyetçileri ile paralellik göstermesi dikkat çekicidir.

İran-Azerbaycan Geriliminin Arka Planı

Bilgehan Alagöz

İran-Azerbaycan sınırında ortaya çıkan gerilimin arka planında eğer İran’ın İsrail’le ilgili kaygıları yer alıyorsa bu endişeleri gidermenin yolu, diplomasi ve bölgesel iş birliğidir.