Irak’ta Şii Merciliği’nin Siyasi Rolü

22.04.2020

Irak’ta Şii Merciliği’nin Siyasi Rolü

Ziya Abbas, Önsöz Yayıncılık, İstanbul, 2013, 424 Sayfa

ISBN: 978-6058616158

 

Musullu yazar Ziya Abbas tarafından 2005-2012 yılları arasında Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler alanında doktora çalışması olarak ele alınmış olan “Irak’ta Şii Merciliği’nin Siyasi Rolü” isimli bu eser 2013 yılında kitap olarak basılmıştır.

1977 yılında Musul’da doğmuş olan Ziya Abbas, “Fatih Sultan Mehmet Devrinde Osmanlı Devleti 1451-1481 (Politik Çalışma)” isimli çalışmasıyla Musul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Modern ve Yakınçağ Tarih Anabilim Dalında yüksek lisansını tamamlamıştır. Daha sonra Türkiye’ye gelerek burada doktora derecesini alan Abbas, 2014 yılından beri Aksaray Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünde Dr. Öğretim Üyesi olarak görev yapmaktadır. Ziya Abbas’ın Orta Doğu ile ilgili hem Arapça hem de Türkçe olmak üzere çok sayıda makalesi bulunmaktadır.

Bu çalışma, yazarın eserinde belirttiği üzere Türkiye’de kamuoyunu ve bilhassa politikacıları Şiilik konusunda bilgilendirmek, Irak’a yönelik dış politikanın belirlenmesinde Şii faktörüne yönelik bir kaynak oluşturmak ve konuyla ilgilileri Şii merciliği konusunda bilgilendirmek amacıyla kaleme alınmıştır. Eser Şii merciliğinin genelde Orta Doğu’da özelde ise Irak’taki siyasi rolünü ve bölgenin gelecekteki durumuna ilişkin muhtemel etkisini ortaya koymaya çalışmaktadır.

Birinci bölüm “Irak’ın Genel Yapısı ve Irak’ta Şiilik” başlığı adı altında ele alınmıştır. Yazar bu bölümde öncelikle on iki imamdan yedisinin türbesinin bulunduğu ve İslam’ın ilk çağlarından beri Şiiliğin beşiği olarak nitelendirebileceğimiz Irak’ı ele almış ve bu ülkenin coğrafi yapısını, zenginliklerini, etnik ve dinî yapısını oldukça detaylı bir şekilde anlatmıştır. Çalışmasında Şiileri, günümüzde Şiilerin büyük çoğunluğunu oluşturan “Caferi” ya da “İmamiyye” fırkası olarak değerlendirmiştir. Yazar daha sonra bu bölümde Şii merciğini, konumunu, görevlerini, merci seçme metodunu ve merciliğin koşullarını ele almıştır. Şiilikte “Mercilik” “Merci” kavramı; dinin kurallarına uygun, inanç ağırlıklı olmak üzere bilim alanlarında yetkin konuma ulaşan kişi anlamına gelmektedir. Merciliğin ana görevlerini fetva verme ve velayet oluşturmaktadır. “Merciliğin sahip olduğu bu görevler Şii inancına göre Hz. Peygamber ve 12 İmamın görevlerinin aynısıdır.” (s. 63). Yazar bu görevleri tek tek başlıklar hâlinde açıklamıştır. Bir kimsenin Merci olması için aranan şartlar ise adalet, akıl ve ilimdir. Yazar ayrıca bu bölümde Şii İslam’da merkezî bir konuma sahip olan Medrese’nin (Havza) tarihini, konumunu ve fonksiyonunu ele almıştır. Şiilikte diğer mezheplerden farklı olarak imamet vacip görülmektedir. Ayrıca Şiiler imamet ile riyaseti (iktidar) bir tutmuştur (s. 90). Yazar son olarak Şiilikteki siyasi teorileri ayrıntılı bir şekilde ele almıştır. Bu teoriler: Fakihin mutlak velayeti, fakihin hisbe velayeti, seçkinler teorisi ve şûra teorisidir.

İkinci Bölüm “Kraliyet Döneminde Şii Merciliği’nin Siyasî Rolü” başlığı altında ele alınmıştır. Şii mercilerin politikadaki ağırlıkları ilk olarak 1891-1892 yılları arasında, Büyük Merci Muhammed Hasan el-Şirazi’nin İran’da tütün imtiyazlarıyla ilgili karşıt bir fetva vermesinin ardından oluşan, oldukça kalabalık kitlesel bir harekete liderlik etmesiyle hissedilmiştir. Bu fetvanın sonucunda İngilizlerin tütün ürünleri üzerindeki tekeli kalkmış ve kriz sonlanmıştır (s. 110). Yazar bu bölümde Şii merciliğinin İngiliz işgaline karşı tutumunu tarihî akışa uygun şekilde anlatmaya çalışmıştır. İlk olarak Şiiler, I. Dünya Savaşı’yla Irak’ı işgal etmek isteyen İngilizlere karşı mücadele ederek Osmanlı Devleti’nin yanında yer almıştır. Oysa İngilizler asırlardır Osmanlı yönetiminde olan ve bu durumdan uzun süredir memnun olmayan Iraklıların kendi saflarında yer alacaklarını düşünmüşlerdir (s. 118). Şii merciler fetvalar ile İngilizlere karşı cihat ilan etmişlerdir. Her ne kadar bu fetvalar büyük halk kitlelerinde karşılık bulsa da İngilizlere karşı beklenen zaferi getirmemiştir. Söz konusu başarısızlık sonucunda Osmanlı Devleti ile halkın arası açılmış ve halk yerel yönetimlere başkaldırmıştır. İngilizler 11 Mart 1917’de Bağdat’ı işgal etmiş ve bu tarihten sonra Osmanlı’nın Irak’taki hâkimiyeti sona ermiştir. Bu işgale karşı Irak’ın birçok yerinde Şii merciliğinin liderlik ve yönlendirici rolünün etkili olduğu, değişik ideolojilere sahip kesimlerin yer aldığı askerî ve siyasi hareketler oluşmuştur. İngilizler işgal sonrasında 1918 yılında Osmanlı’dan alınmış olan Arap eyaletlerinin geleceğini belirlemek amacıyla Irak’ta bir referandum düzenlemek istemiş ancak Şii merciliği bu referandumu boykot etmiş ve beklenildiği üzere referandum sonuçları İngilizleri memnun etmemiştir. Bu süre zarfında Şii Merci Muhammed Taki el-Şirazi etkin rol oynamıştır. İngilizlerin Irak’ı fiilen işgal edişinin ardından verilen ilk fetva el-Şirazi tarafından verilmiş ve Şirazi bu fetvasında Müslümanların Müslüman kimseler tarafın yönetilebileceğine vurgu yapmıştır. Fetva İngiliz işgaline karşı olan kesimler üzerinde oldukça etkili olmuştur (s. 134-135). 1920 yılında Iraklılar Şii merciliği önderliğinde İngilizlere karşı büyük bir ayaklanma gerçekleştirmişlerdir. Bu ayaklanma sonucu İngilizler zor durumda kalmış ve ayaklanmanın liderlerinden olan Şeyhu’ş-Şeria el-Isfahani ile anlaşmak istemişlerdir. Bu talep ayaklanmaya katılan grupları ikiye bölmüş bir grup İngilizlere karşı sadece silahlı mücadeleyi savunurken bir grup işgalci güçlerin geri çekilmesi için uzlaşıyı savunmuştur. Isfahani iki grup arasındaki ayrılık derinleşmeden İngilizlerin Irak’taki sivil yöneticisine eleştiri içeren ve anlaşma için daha çok çalışılmasını ve inceleme yapılmasını öneren bir mektup göndermiştir. Şii merciliği bu süreçte gerek İngiliz mandasına karşı gerekse halkın iradesini yansıtmayan Irak hükûmetlerine karşı muhalif tavır sergilemeye devam etmiştir. İşgalci güçlerin gölgesinde planlanan seçimlere katılmayı haram kılan fetvalar yayımlayarak boykot etmişlerdir (s. 167-168). Ayrıca mezhep politikası yürüten devlet politikalarına da karşı çıkmışlardır. Yazar bu bölümde gelişmeleri ayrıntılı bir şekilde anlatmıştır.

 Üçüncü Bölüm “Cumhuriyet Döneminde Şii Merciliği’nin Siyasi Rolü” başlığı altında ele alınmıştır. Irakta 1930’lu yıllardan sonra din karşıtı akımlar ortaya çıkmaya başlanmış ve bu akımlar giderek partileşme yoluna gitmiştir. Özellikle 1958 Devrimi’yle krallık yönetimine son verildiğinde, komünist akım yönetimin önemli bir destekçisi olarak ortaya çıkmıştır. Bu bölümde yazar ilk olarak bu akıma karşı Şii merciliğinin tutumunu açıklamıştır. Akımın Irak’ı oldukça etkilemesinin ardından Şii merciliğinin önünde komünist akıma karşı direnmekten başka çare kalmamış ve önemli Şii merciler komünist akıma karşı fetvalar yayımlamaya başlamıştır. Bu konuda önemli bir merci olan Ayetullah Muhsin el-Hekim tarafından, komünist partiye katılmanın caiz olmadığını vurgulayan bir fetva verilmiştir. Bu fetvalar komünizmin güç kaybetmesinde oldukça etkili olmuştur. Yazar bu fetva metinlerine ayrıntılı bir şekilde değinmiştir. Daha sonrasında Baasçılar ile de arası bozulan komünistler, Irak’taki siyasi arenadan çekilmeye mecbur kalmıştır. Baasçılar, Irak’ın siyasi serüveni içerisinde iktidarı ele geçirdikten sonra Şii merciliği ile karşı karşıya gelmiştir. Baas rejimi Şii merciliğinin gücünü zayıflatmak istemiş ve bu noktada da şiddet kullanmaktan çekinmemiştir. Hatta baskılar nedeniyle Merci Muhsin el-Hekim, Baas hükûmetine karşı “cihad” ilan etmeyi düşünmüş ancak halkın hükûmet ile silahlı bir mücadeleye hazır olup olmadığından emin olamamıştır. Bunun nedeni Baas rejiminin topluma karşı uyguladığı şiddetli baskı politikalarının farkında olmasıydı. El-Hekim’in vefatının ardından karşımıza diğer önemli bir isim olarak Muhammed Bakır el-Sadr çıkmaktadır. Mercilik onun döneminde bir dönüşüm yaşamıştır. El-Sadr, insanları kendi kurduğu Dava Partisine çağırıyordu ve böylelikle bir nevi İslami devlet kurmaya davet ediyordu. Bu faaliyetlerinde kendisine yardımcı olan en önemli kişi “Bint el-Huda” lakabıyla bilinen kız kardeşi Amine idi (s. 212). El-Sadr’ın gücünü anlayan hükûmet ona karşı şiddetli bir baskı uygulamaya başlamış ve bu baskıları sonlandırmak için kendisine birtakım şartlar sunmuştur. Bu şartlar arasında; İran’daki İslami Devrim’e desteğini geri çekmesi ve Baas Partisine katılmayı haram kılan fetvasını geri alması gibi şartlar bulunmaktaydı. Ancak el-Sadr şartları kabul etmemiş ve sonunda Baas rejimi tarafından kız kardeşiyle birlikte idam edilmiştir (s. 227) böylece başlatmış olduğu hareket de son bulmuştur. Bu olay sonrasında halk tarafından el-Şabaniye (1991) adıyla bir ayaklanma başlatılmıştır. Halk, ayaklanmanın belli bir lideri olmadığı için en başından beri siyaseten uzak bir tavır sergilemeyi tercih eden Ayetullah Ebu’l Kasım el-Hoyli’ye baskı yapmıştır. El-Hoyli liderliği üstlense de uzun zamandır siyasetten uzak kalmasından ve başka bir takım sebeplerden ötürü ayaklanma başarısız olmuştur. Muhammed Muhammed Sadık el-Sadr tarafından ikinci bir el-Sadr hareketi başlatılmıştır. Cuma hutbelerini oldukça etkin kullanan el-Sadr hareketi de kanlı bir şekilde Baas rejimi tarafından bastırılmıştır. Yazar bu bölümde tüm bu gelişmeleri tarihî akışa uygun şekilde etraflıca ele almıştır.

Dördüncü bölüm “2003 ADB İşgalinden Sonra Irak’ta Şii Merciliği’nin Siyasi Rolü” başlığı altında, daha çok günümüzde de Irak üzerinde oldukça etkili bir merci olan Sistani’ye değinildiği görülmektedir. Sistani’nin Irak için stratejik konumunun farkına varan ABD, Saddam’ın devrilmesinin ardından Sistani merciliği ile ilgilenmiş ve merciliğin rızasını almaya, Irak’ın işgalini gerçekleştirmek için kendisinden meşruiyet elde etmeye çalışmıştır (s. 281). Ancak Sistani tüm bu görüşme taleplerini reddetmiştir. Başta Sistani olmak üzere Şii mercileri, ABD askerlerinin Irak’ta olmalarının hukuki olmadığını bilmekte ve en son yabancı asker ülkeyi terk edene kadar ülkenin işgal altında olduğunu ifade temekteydiler.

Sistani her seferinde, 2003 sonrasında ABD tarafından oluşturulan Geçici Yönetim Konseyi gibi oluşumların Irak halkını temsil etmediğini ve kendisinin bu ve benzeri oluşumlara destek vermeyeceğini ifade etmiştir. Bu bölümde yazar Irak için önemli bir konu olan Şii-Sünni ilişkilerine ve Şii merciliğinin konuya yönelik tutumlarına da değinmiştir. Bütün Iraklıların siyasi sürece katılmasını isteyen Sistani mezhepsel bir bölünmeye karşıydı. Bilhassa İbrahim Cafer’in hükûmetini Sünnilerin boykot etmesinin ardından bölünmeye karşı olduğunu vurgulamaya başlamıştı. Ayrıca “Sünniler sadece kardeşlerimiz değil, onlar bizim nefsimizdir.” (s. 293) şeklindeki sözüyle her iki tarafı mezhepler arasındaki birlikteliğe davet etmiştir. Şii merciliğinin genellikle toplumsal ve siyasal anlamda toparlayıcı bir unsur olarak karşımıza çıktığını görmekteyiz. Irak’ın yaşadığı siyasi süreç içerisinde Şii merciliği herkese eşit mesafede durmaya gayret etmiştir. Bu dönemlerde yaşanan bir takım krizler karşısında yetkililer Şii merciliğinin görüşlerine başvurmuştur. Yazar bu siyasi krizlere ve merciliğin bu krizler karşısındaki tutumlarına ayrıntılı bir şekilde yer vermiştir. Siyasi krizlerin yanı sıra Irak’ta mezhepsel ayrılıklara dayalı öldürülme olayları baş göstermiş ve el-Kaide tarafından gerçekleştirilen, çoğunlukla Şiileri hedef alan bu cinayetler gerginliği tırmandırmıştır. Buna karşın Şii merciliği, Sünni kesime karşı gerçekleştirilebilecek herhangi bir eyleme karşı olduğunu ifade etmiştir. Olaylar iyice tırmanıp Şiilerin önemli türbelerine bombalı eylem gerçekleştirilmesinin ardından Sistani bu eylemi kınamış ve mezhep çatışmasının önüne geçmek için Sünnilerin ibadethanelerine karşı yapılabilecek herhangi bir eylemden kaçınılmasını istemiştir. Şii mercilerinin bürolarından çıkan ve basına yansıyan haberlere göz atıldığında, merciliğin devamlı bir şekilde hükûmeti denetlediği ve ülkenin kalkınması için yetkililer ile iletişim hâlinde olduğu görülmektedir. Bu hususta Şii merciliğinin gerek Irak-ABD güvenlik anlaşmasında gerekse de anayasal gelişmelerde önemli rol oynadığı görülmektedir. Yazar bu konulara başlıklar hâlinde değinmiştir.

Şii merciliğinin geçmişte olduğu gibi gelecekte de etkili rol oynayacağı sonucunu çıkardığımız Irak’ta Şii Merciliği’nin Siyasi Rolü isimli bu çalışma oldukça başarılı bir şekilde ele alınmıştır. Eserin hazırlanması için ciddi bir kaynak taramasının yapıldığı görülmektedir. Bu anlamda çalışma; genelde Orta Doğu özelde Irak’la ilgili araştırma yapan kimseler için önemli bir kaynak eser niteliği taşımaktadır. İlgililere okunması tavsiye olunur.

1. Dünya Savaşı Sırasında Irak Şiilerinin Osmanlı’ya Karşı Tutumu

Sümeyye Ulu

İngilizler Bağdat’ı işgal etmek istediklerinde Osmanlı İmparatorluğu’yla zaman zaman çatışan Irak Şiilerinin kendilerine destek vereceklerini düşündüler ancak beklenmedik bir direnişle karşılaştılar.