İRAM 14. Tez Sunumu Etkinliği Gerçekleştirildi

“Türkiye’nin İran ile Değişen İlişkileri, 2002-2019: Bölgeci Perspektif” başlıklı tez sunumu, çevrim içi olarak gerçekleştirildi.

İran Araştırmaları Merkezi (İRAM) İstanbul tarafından yapılan tez sunumlarının on dördüncüsünde, Zehra Funda Savaş Yalçınkaya tarafından Ortadoğu Teknik Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünde hazırlanan “Türkiye’nin İran ile Değişen İlişkileri, 2002-2019: Bölgeci Perspektif” başlıklı doktora tezinin sunumu yapıldı. Sunum, İRAM YouTube kanalından canlı olarak gerçekleşti.

Yalçınkaya, sunumuna çalışmasının teorik çerçevesini anlatarak başladı. Literatürde Türkiye-İran ilişkilerini ele alan çalışmaların genellikle iki ülkenin iç politikasına odaklandığını belirten Yalçınkaya, kendi çalışmasında ise bölgeci perspektifi benimsediğini ifade etti. Bölgeci perspektifin, ülkeler arası ilişkilerde iç politika ve ekonomi gibi unsurların etkisini reddetmemekle birlikte asıl belirleyici olarak bölgesel gelişmeleri ön plana çıkardığını söyledi. Yalçınkaya; 2003-2011, 2011-2016 ve 2016-2019 yıllarının yakın dönem Türkiye-İran ilişkilerinde farklı dönemlere işaret ettiğini savunarak sunumuna şu sözlerle devam etti:

ABD’nin 2003 yılında Irak’ı işgali ve Orta Doğu’da bölgesel bir aktör gibi davranması hem Türkiye’yi hem de İran’ı rahatsız etmiştir. Ayrıca Türkiye-ABD ilişkilerinin 1 Mart Tezkeresi sonrasında gerilimli bir hâle gelmesi ve Türkiye’nin İsrail ile arasının çeşitli sebeplerden bozulması, Türkiye ile İran arasındaki iş birliği imkânını artırmıştır. 2000’li yılların başından itibaren İran’ın da Türkiye gibi terör sorunu ile karşı karşıya gelmesi, iki ülke ilişkilerinde olumlu bir hava oluşmasını sağlayan bir diğer faktördür. Dolayısıyla iki ülkenin bölgedeki gelişmelere bağlı olarak gelişen ortak endişeleri, ilişkilerin iyileşmesinin temel sebebidir.

Türkiye-İran ilişkilerindeki olumlu hava, 2011 yılından itibaren bölgede meydana gelen gelişmelere bağlı olarak dağılmaya başlamıştır. ABD’nin Irak’tan askerlerini çekme kararı alması Irak’ta bir güç boşluğu doğurmuş ve Türkiye ile İran için bölgede bir rekabet alanı doğmuştur. İlişkilerin gerginleşmesinde daha önemli bir faktör ise Türkiye ve İran’ın Suriye İç Savaşı’na ilişkin birbirlerine zıt tutumlarıdır. Bilindiği üzere Türkiye, Esed rejimi ile mücadele eden güçleri desteklerken İran, geleneksel müttefiki olarak gördüğü rejimi desteklemiştir. Dolayısıyla bölgesel gelişmeler, iki ülke ilişkilerinin yeniden gerilimli seyretmesine neden olmuştur. 2011-2016 yılları arasında iki ülke elitlerinin karşı tarafı eleştiren ve yer yer itham eden söylemleri olmasına rağmen bu ülkelerin birbiriyle açıktan karşı karşıya gelmemesi dikkat çekicidir.

2016-2019 yılları ise Türkiye-İran ilişkilerinde yeniden iyileşmenin görüldüğü bir dönemdir. Bu dönemde de bölgesel faktörler ve güvenlik endişeleri iki ülke ilişkilerinin, gerilimden iş birliğine evrilmesinde belirleyici olmuştur. 2015 yılından itibaren Rusya’nın bölgede daha aktif bir rol üstlenmeye başlaması ve Esed rejiminin Rusya ve İran’ın desteğiyle güçlenmesi, bölgede dengeleri değiştiren gelişmelerin başında gelmektedir. Ayrıca Kuzey Irak’ta 2017 yılında yapılan bağımsızlık referandumuna hem İran’ın hem de Türkiye’nin karşı çıkması, iki ülkenin ortak güvenlik endişelerine iyi bir örnektir. Bu gelişmelere 2016-2019 yılları arasında Türkiye’nin Körfez ülkeleri ile bozulan ilişkileri de eklendiğinde İran ile iş birliği imkânının nasıl ve neden arttığı anlaşılabilir.

Yalçınkaya sunumunun sonunda, bölgeci perspektifin iki ülke ilişkilerini anlamaya yarayan önemli bir teorik yaklaşım olduğu tezini yineledi. 2002-2019 arası Türkiye-İran ilişkilerini “dalgalı” olarak niteleyen Yalçınkaya, bölgesel gelişmelerin 2019 yılından bugüne kadar iki ülke ilişkilerini etkilemeye devam ettiğini ifade ederek sunumunu tamamladı.


Sunumun tamamını izlemek için tıklayınız