İRAM 3. Film Okumaları Etkinliği Gerçekleştirildi

Anlatının, seküler ve aydın İranlı orta sınıfın yaşamı üzerinden kurgulandığı Persepolis, belgelerden çok hafızaya yaslanışıyla politik ya da belgesel bir çalışma değil; kişisel bir anlatı şeklinde betimlendi.

Marksizm, dünya ve Türkiye sol tarihi, savaş ve devlet teorileri, sınıf teorisi, sanat sosyolojisi ve kültür politikaları gibi alanlarda çalışmaları bulunan, hâlihazırda İstanbul Medeniyet Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünde doktorasını sürdüren Hüseyin Etil ile İRAM İstanbul Film Okumaları dizisinin üçüncüsünde Persepolis (Vincent Paronnaud ve Marjane Satrapi, 2007) filmi ekseninde bir okuma gerçekleştirildi.

Programda, Marjane Satrapi’nin etkilendiği çalışmalar arasında; 1980’den 1991’e kadar bir dizi şeklinde yayımlanan ve Pulitzer dâhil önemli çizgi roman ödüllerini toplayan Art Spiegelman imzalı Maus, Alman dışa vurumcu sinemanın başyapıtlarından Nosferatu, Bir Dehşet Senfonisi (F. W. Murnau, 1922) ve İtalyan Yeni Gerçekçi akımının köşe taşlarından Bisiklet Hırsızları (Vittorio De Sica, 1948) filmleri anıldı. Fransa’da bir milyondan fazla kişi tarafından izlenen Persepolis’le Satrapi’nin popülist değil ancak popüler bir dil yakalama çabası üzerinde duruldu. Bununla beraber yapımın Fransız sineması içinde değerlendirilmesi gerektiği de vurgulandı. 

Anlatının, seküler ve aydın İranlı orta sınıfın yaşamı üzerinden kurgulandığı Persepolis, belgelerden çok hafızaya yaslanışıyla politik ya da belgesel bir çalışma değil; kişisel bir anlatı şeklinde betimlendi. Satrapi’nin Devrim’e bakışının negatifliğine, değiştirmek yerine değişmek düsturunu öne çıkarışına değinildi. Ana karakter Marjane/Mercan; milliyeti ve dinî kimliği önemsemeyen, bireyselliği ve bireysel zekâyı öne çıkaran, kültürel ön yargıları kıran hümanist bir tip şeklinde betimlendi. Filmin; geçmişten günümüze, Şah Dönemi’nden İslam Cumhuriyeti’ne, Doğu’dan Batı’ya bütün hikâyelerinin bir düşüş anlatısı içerisinde okunabileceği belirtildi. Taziye geleneğine atıfla İran’a içkin melankolik bir kavrayışa işaret edildi.

Filmde tek güzel, güçlü ve olumlu resmedilenin, ideal tipin nine figürü olduğunun altı çizildi. Nine, İran’ın evlatlarının sembolü olan çaresizlik çiçeklerini kıymetini bilsinler diye dünyaya sunan ana vatanın ve torunlarla neneler arasındaki ittifakın da temsilcisi şeklinde nitelendirildi. Mercan’ın, kim olduğunu hatırlatan/gösteren bu ideal tiple özdeşleşme isteğine de dikkat çekildi. 

İran’ın İslam Cumhuriyeti’nden ibaret olmadığını ve başka bir İran olduğunu da anlatan yönetmenin nostaljik bakışıyla birlikte hümanist, insana güvenen, insanı ön plana çıkaran, insanın yeteneklerine güven duyan yaklaşım biçimine temas edildi. Ardından Etil, Satrapi’nin “Benim fikrim kişisel. Ben İran'ın veya bir neslin sözcüsü değilim ve böyle olmak istemiyorum. Bu kişiliğin ve bireyselliğin sorumluluğunu alıyorum çünkü kimliği temsil etmeyi mümkün kılıyor.” şeklindeki sözlerine dikkat çekti.

Etil, İran İslam Cumhuriyeti resmî kurumları tarafından “İran karşıtı” ve “İran toplumunun tamamen teknik ve profesyonel bir şekilde karalanması” şeklinde tanımlanan Persepolis’in, İran karşıtı değil; İran’daki baskılara karşı bir film şeklinde nitelendirilebileceğine değindi. Çalışmanın Hollywood tarzı yargılayan, mahkûm eden, çok kategorik Doğu-Batı klişesine yaslanan, oryantalist bir iş olmadığının altını çizdi. Son olarak Etil, sinemanın bugün çağın bütün bilimlerini, sanatlarını kendi içinde toplayan metafizik bir işlev üstlendiğini vurguladı. Bu işlev sebebiyle herkesin bir ölçüde sinema ile ilgilendiğinin, tükettiğinin ve sinema üzerine konuştuğunun altını çizerek sunumunu sonlandırdı.