İran ABD Baskısına Ne Kadar Dayanabilir?

Hakkı Uygur Başkan Vekili

İran zamanın aleyhine işlediğini bildiği için söz konusu süreci belki de ötesini edilgen bir şekilde beklemeyecektir. Yine de ABD’yi zorlamak için atacağı adımlarda oldukça dikkatli davranması gerekmektedir.

ABD Başkanı Donald Trump’ın 2016 sonunda başkan seçilmesinden itibaren İran’a yönelik kademeli olarak artırdığı baskılar maksimum seviyeye ulaşmış durumdadır. Mayıs 2018’de Nükleer Anlaşma’dan (KOEP) çekildikten sonra Ağustos ve Kasım aylarında iki aşamalı yaptırımları devreye sokan Washington yönetimi nihayet Nisan 2019’da İran güvenlik bürokrasisinin temel kurumu olan Devrim Muhafızları Ordusunu (DMO) Yabancı Terör Örgütü (FTO) olarak ilan etti. Bununla da yetinmeyen Trump 2 Mayıs tarihinden itibaren İran’ın önemli petrol alıcılarına yönelik tanıdığı 6 aylık muafiyet süresinin dolduğunu ve kimsenin İran’dan petrol almasına izin verilmeyeceğini duyurdu.

Trump yönetiminin Dışişleri Bakanı Mike Pompeo tarafından açıklanan 12 maddelik normalleşme şartlarının içeriği ya da temel iç ve dış politikaların belirlenmesinde ve uygulanmasında inkâr edilemeyecek bir ağırlığa sahip olan DMO’nun bir bütün olarak terör örgütü olarak ilan edilmesi ABD’nin nihai hedefi hususunda soru işaretleri doğmasına neden olmuştur. Zira Trump’ın hedefinde başlangıçta yalnızca KOEP’e yönelik teknik eleştiriler varken sonraki aşamalarda muhtemelen etrafındaki John Bolton gibi isimlerin de etkisiyle İran’ın yapısal varlığını hedef alan adımlar atmaya başladığı dikkat çekmektedir. Trump’ın dış politika hususunda kurduğu şahin ekip İran’a karşı saplantılı denilebilecek kişilerden oluşmaktadır.  İran’ın mevcut siyasi yapısıyla bu isimlerle bir uzlaşma zemini yakalaması oldukça güç görünmektedir. Nitekim bu hususun farkında olan İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif ABD ziyareti esnasında Fox News röportajında da müşahede edildiği üzere “B Takımı” olarak adlandırdığı Netenyahu, Bolton, Bin Selman ve Bin Zayid gibi isimleri hedef aldı. Zarif söz konusu takımın Trump’ı yanıltarak bölgesel bir faciaya yol açacakları hususunda ABD ve dünya kamuoyunu uyarmaya çalıştı.

Son dönemde Trump’ın ABD’nin Ortadoğu bölgesiyle ilgili politikalarının belirlenmesini Netenyahu’ya bıraktığı iddiaları birçok kesim tarafından dile getirilmektedir. İsrail’deki ABD Elçiliğinin Kudüs’e taşınması, Suriye iç savaşı sonrasında merkezî hükûmetin zayıflamasından yararlanarak Golan Tepelerinin İsrail’e ilhakının tanınması ve özellikle “Yüzyılın Anlaşması” olarak nitelendirilen anlaşma ile İsrail’in bölgesel yayılmacılığına yönelik yeni adımların atılması bölgesel gerginliği ve çatışmaları daha da artıracaktır. Benzer bir durum bölgenin en köklü siyasal organizasyonlarından olan ve yaklaşık 70 yıldır farklı ülkelerde faaliyet gösteren Müslüman Kardeşler Örgütü’nün terör örgütü olarak tanınması konusunda da gözlemlenmektedir. İsrail’in ve bölgesel partnerlerinin rakipleri, bir şekilde ABD’nin de hasmı hâline dönüştürülmeye çalışılmaktadır. Bölgedeki asli unsurların temelsiz suçlamalarla düşman kategorisine yerleştirilmeleri ve Trump yönetiminin bölgeye yönelik politikalarında İsrail’in çıkarlarından başka bir değer gözetmemesine yalnızca bölgesel aktörlerden değil The New York Times gibi basın organları aracılığıyla ABD içinden de tepkiler gelmektedir. Daha sonra sayfasından kaldırarak özür dilese de Trump’ı kör bir insan Netenyahu’yu da rehber köpek şeklinde hicveden karikatürün ülke içindeki bazı kesimlerin mevcut bölge politikalarından rahatsızlığını yansıttığı ileri sürülebilir.

Yukarıdaki hususlardan ABD’nin bölgesel bir dizayn çabası içinde olduğu açıkça görülmekle birlikte söz konusu “şer ekseninin” hedefleri içinde İran’ın öncelik taşıdığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle ülkenin petrol satışını sıfırlama niyetinde olan yönetim, bu yolla İran’ın direncinin zayıflayacağını ve en fazla 3-5 yıl sürecek bu tarz yaptırımlar sonucunda İran’ın içten çökeceğini öngörmektedir. İsrail eksenli bu strateji doğrultusundaki yıkıcı yaptırımlar sonrasında İran ya Saddam dönemi Irak’ına benzer bir hâle dönüşecek ya da Venezüella gibi ciddi ekonomik çalkantılarla karşı karşıya kalacağından adı geçen eksenin politikalarına karşı çıkma gücü bulamayacaktır. Zarif’in “B takımı” olarak adlandırdığı bu gruba göre İran, ekonomi alanında uzun süre direniş gösteremeyeceğini bildiğinden ülkenin döviz rezervlerinin sıfırlanmasıyla birlikte bir ya da iki yıl içinde ABD’nin koşullarını şartsız olarak kabul edecek seviyeye gelecektir. Böylece İran bölgede etkisiz hâle gelecek, nükleer faaliyetlerini kesin ve tek seferliğine terk ederken balistik füzelerinin büyük kısmının yok edilmesini ve bölgedeki vekil güçlerinin silahsızlandırılmasını kabul edecektir. Gerçekten de ABD’nin petrol satış yasağını ciddiyetle uygulaması durumunda İran’ın günlük kaybı 200 ila 250 milyon dolar olacaktır ki ülkenin bu duruma uzun süre dayanabilmesi pek mümkün görünmemektedir.

İran’ın Seçenekleri Neler?

İran’ın Trump’ın seçildiğinden beri uygulamaya çalıştığı karşı strateji şu ana kadar fazla bir sonuç vermemiştir. Tahran yönetimi ilk olarak soğukkanlılığını koruyarak yetkililerin önceki beyanlarına ve beklentilere karşın KOEP içinde kalmış ve ekonomik zorluklara rağmen siyasi meşruiyetini korumaya özen göstermiştir. Bir yıllık süre zarfında bu alanda başarılı olmasına rağmen Nisan ayının sonunda Ankara’yı ziyaret eden Dışişleri Bakan Yardımcısı Abbas Araghchi’nin de açık bir şekilde vurguladığı üzere başta Avrupa ülkeleri olmak üzere anlaşmanın diğer taraflarının da söz verdiği şekilde İran’ın ekonomik çıkarlarını gözetmeleri gerekmektedir. Aksi takdirde İran yönetimi, karşı tarafın söz verdiği taahhütleri karşılamadığı için KOEP ve NPT başta olmak üzere imzaladığı uluslararası anlaşmalardan çekilebilir. Zira ABD’nin beklentilerinin gerçekleşmesi ve petrol satışlarının sıfırlanması ya da günlük 500 bin varilin altına inmesi İran ekonomisi için mutlak bir iflas anlamına gelmektedir.

İran içinde yapılan değerlendirmelerde bu tür diplomatik karşı adımların pratikte ne gibi kazanç getireceği de sorgulanmaktadır. Zira bu adımların ekonomik olarak bir getirisi olmayacağı gibi Trump yönetiminin dünyada şu ana dek bir karşılık görmeyen İran karşıtı söylemlerinin üçüncü ülkeler tarafından desteklenmesi sonucunu doğurabilir. İran bu anlaşmalardan çekilerek muhtemelen askıya aldığı nükleer faaliyetlerini yeniden hızlandıracaktır ki bu durum gerginliğin daha da artmasına ve belki de belirli İran hedeflerine yönelik Amerikan askerî operasyonlarına yol açabilir. Ancak İran’da gittikçe daha fazla kabul gören görüşe göre mevcut gerginlik ABD’nin çıkarlarına zarar verecek seviyeye ulaşmadan Trump yönetimi İran’a karşı buyurgan ve tek yanlı taviz bekleyen tavrından vazgeçmeyecektir. Dolayısıyla bu görüşe göre tıpkı Obama döneminde olduğu gibi uranyum zenginleştirmenin yüksek seviyelere taşınması Trump yönetimi üzerinde bir anlaşma baskısı doğurabilir. İran’ın nükleer faaliyetlerine hız vermesi durumunda bir yıl içinde nükleer faaliyetlerde kritik bir dönemeç olan uranyum zenginleştirme işlemini %50’lerin üzerine taşıyabileceği öngörülmektedir.
Bununla birlikte bu adımın kısa vadede sonuç vermeyecek olması, ABD’ye karşı hamle için zaman tanıyacak olması ve söz konusu süre içinde İran ekonomisinin temellerinin ciddi zarar göreceği endişesi gibi nedenlerden dolayı İran yönetimi daha hızlı sonuç verecek yollara da başvurabilir. Bunlardan biri İranlı yetkililerin sıklıkla vurguladığı gibi İran’ın müşterilerine petrol temin etmeye hazır olduklarını belirten Suudi Arabistan ya da BAE gibi ülkelerin tankerlerine karşı girişeceği taciz eylemleri olabilir. İran farklı bahanelerle kontrolü altında tuttuğu Basra Körfezi’nde petrol tankerlerinin geçişini yavaşlatabilir. Bu da petrol fiyatları konusunda hassas olduğu bilenen Trump üzerinde baskı oluşturabilir. Yine karşılıklı olarak terör örgütü ilan edilen CENTCOM ve DMO’nun Basra Körfezi’nde birbirlerine yakın bir şekilde devriye gezmesi dünyanın en büyük enerji geçiş noktasındaki gerginliği sıcak çatışmaya dönüştürebilir. Özellikle John Bolton’un USS Abraham Lincoln adlı uçak gemisinin Basra Körfezi’ne gönderilmesinin doğrudan İran’ı caydırma amacına yönelik olduğunu belirtmesi taraflar arasındaki sinir harbinin devam ettiğini göstermektedir.

Muhtemel Senaryolar

Bu hassas aşamada iki tarafın da bugüne kadar sergilediği refleksleri doğru okumak önemlidir. Trump küresel çapta uyguladığı tavizsiz ve “yeni normal” olarak adlandırabilecek nobran yaklaşımını İran konusunda da sürdürmek istemektedir. Oluşturduğu ekibi de “maksimum baskı” stratejisine göre belirlemiş durumdadır. Çin ve AB gibi dünya devlerine karşı bile buyurgan dil kullanan yönetimin İran’ın alışılagelmiş karşı diplomasi yöntemlerine prim vermeyeceği aşikâr görünmektedir. Öte yandan İran da devrimden beri sert oynamaktan ve zaman zaman ABD ile dahi kısıtlı çatışmalardan çekinmeyen bir aktör olarak son kırk yıldaki iki temel tavizini çok ağır baskılar altında vermiştir. Bunlardan birisi Humeyni’nin zehir kadehinden içmek olarak nitelendirdiği Irak Savaşı’nı sonlandırma kararıdır. Diğeri ise Hamenei’nin Hz. Hasan’ın Muaviye ile barışına benzettiği ve “kahramanca esneklik” kavramı ile formüle ettiği Obama döneminde yapılan Nükleer Anlaşma olmuştur. Bu sebeple İran devletinin özellikle Trump’ın bu döneminde masaya oturmama kararı değişmeyecek gibi görünmektedir. Ancak bu kararın da sakıncaları bulunmaktadır. Zira Trump, mevcut ABD yönetiminde İran’ın uzlaşabileceği ve ideolojik bakış açısına sahip olmayan tek kişidir. Eğer Trump İran’a boyun eğdirmeden ikinci dönem seçilirse sonrasında söz konusu muhtemel anlaşmayı herhangi bir politik kazanca dönüştürmesi mümkün olmayacaktır. Bu yüzden Trump tarihe geçmek için farklı bir yol izleyebilir.

İran bu seçeneğin farkındadır ve zamanın aleyhine işlediğini bildiği için söz konusu süreci belki de ötesini edilgen bir şekilde beklemeyecektir. Yine de ABD’yi zorlamak için atacağı adımlarda oldukça dikkatli davranması gerekmektedir. Trump’ın binlerce ABD askerinin hayatını tehlikeye atacak bir savaşı ya da tüm küresel piyasaları etkileyecek büyük bir kaosu göze alamayacağı yönündeki varsayım İran’ın karşı stratejilerinin temel belirleyicisi olacak gibi görünmektedir. Ancak bunun büyük bir kumar olduğunu söylemek abartılı olmayacaktır.

Bu makalenin İngilizce orjinali The New Turkey web sitesinde yayımlanmıştır. https://thenewturkey.org/how-long-can-iran-resist-us-pressure

İran, ABD, Nükleer Anlaşma, Basra Körfezi, İsrail

İran’ın Uranyum Zenginleştirme Kararı ve Muhtemel Sonuçları

Hakkı Uygur

İran’ın nükleer faaliyetlerine yeniden ve daha kapsamlı olarak döneceğini açıklaması son bir yıldır giderek artan ABD-İran gerginliğini daha farklı bir boyuta taşıyacak.

İran’ın ABD İHA’sını Vurması Ne Anlama Geliyor?

Hakkı Uygur

Hamenei’nin “ne savaş ne müzakere” olarak deklare ettiği, pratikte ise ABD ve müttefiklerine karşı pratik agresif müdahaleyi de içeren politikalarının kontrolden çıkması oldukça muhtemel görünmektedir.