İran-ABD Gerilimi Bağlamında İran’ın Askeri Teknoloji Hamlesi

Hâdi Khodabandeh Loui Koordinatör, Güvenlik Çalışmaları

Tahran bir yandan zayıf noktası olan Körfez’deki hava savunma altyapısını geliştirirken diğer yandan da taarruz kabiliyetini artırmak amacıyla bir askerî teknoloji hamlesi yürütüyor.

İran Devrim Muhafızları Ordusu’na bağlı sürat botları, ABD Beşinci Filosuna bağlı savaş gemilerini 15 Nisan’da Basra Körfezi’nin kuzeyinde taciz ettiğinde buna pek az kişi “özel” bir önem atfetti. Nihayetinde benzer olaylar geçmişte çok defa yaşanmıştı. Bu olay iki ülke arasındaki gerilimin yükseldiği bir zamana rastlamış olsa da kimse İran’ın ABD savaş gemilerine “gerçek bir tehdit teşkil edeceğini” düşünmedi. İranlılar bunu “Devrim Muhafızları’ndan Basra Körfezi’ndeki CENTCOM teröristlerine kararlı bir mesaj” olarak tarif ederken ABD’liler “ABD Deniz Kuvvetlerinin teyakkuz hâlinde kalacağını” vurguladılar. Fakat görünüşe bakılırsa Devrim Muhafızları Ordusu’nun bu tacizinin ardındaki gerçek neden ABD Deniz Kuvvetleri’nin Bataan Amfibik Taarruz Grubu (LHD-5) ile Basra Körfezi’nin kuzeyinde gerçekleştirmekte olduğu tatbikattı.

Tatbikat Mart aynın sonunda, ABD Kara Kuvvetleri’ne bağlı hava unsurları ve Apache taarruz helikopterleriyle eşgüdüm içinde icra edilmişti. Bu deniz tatbikatı İranlılar tarafından, Devrim Muhafızları Ordusu’na bağlı sürat botlarının gerçekleştireceği bir sürü saldırısına ABD’nin nasıl karşılık vereceğinin prova edildiği, olası bir çatışma senaryosuna dair bir hazırlık olarak algılandı. Burada İran, Devrim Muhafızları Ordusu’nun sınır ötesi sulardaki mevcudiyetini kullanarak durumu kontrol altında tuttuğunu göstermeye çalıştı. Olaya dair askerî ayrıntıların incelenmesi de gösterdi ki Devrim Muhafızları, bir çatışma peşinde değildi: Görev için bir makinalı tüfek (DShK) ve altılı roket lançeri taşıyan hafif sınıf Seraj-1 sürat botları seçilmişti. Askerî uzmanlar, Devrim Muhafızları Ordusu’nun ABD savaş gemilerini gerçekten tehdit etmek istese, gemi-savar füzeleri taşıyan hücumbot sınıflarını kullanmış olacağı konusunda hemfikir.

Söz konusu karşılaşma sırasında ABD Deniz Kuvvetleri son derece temkinliydi: ABD Deniz Kuvvetleri Merkez Komutanlığı (NAVCENT) tarafından yapılan açıklamada gemilerdeki mürettebatın İran sürat botlarını uyarmaya çalıştığı ifade edildi. NAVCENT, İranlıların takriben bir saat sonra ABD savaş gemilerinin telsiz sinyallerine yanıt vererek “ABD gemilerinden uzaklaştıklarını” ekledi. Devrim Muhafızları Ordusu’nun sürat botlarının ABD telsiz çağrılarına aşağı yukarı bir saat sonra yanıt verip “ABD gemilerinden uzaklaşmalarıyla” olayın sona erdiği düşünülebilirdi. Gözlemciler, ABD Başkanı Donald Trump’ın denizde yaşanan bu hadiseye söylem düzeyinde de olsa bir karşılık vermesini beklerken başkan takip eden hafta boyunca sessizliğini korudu. Fakat yedi gün sessiz kalan Trump, Devrim Muhafızları’nın 22 Nisan’da ilk askerî uydusunu fırlatmasından sonraki yedi saat içinde tepki verdi. Bu tepki görünüşte Devrim Muhafızları’nın uzay programına değil Körfez’deki taciz hadisesine verilmişti.

İlk askerî uydu

Devrim Muhafızları’nın gizli uzay programını bu denli provokatif kılan neydi ve askerî uydunun teknik özellikleri nelerdi? Söz konusu gizli uzay programı Devrim Muhafızları’nın Hava-Uzay Kuvvetleri (DMO-HUK) bünyesinde geliştirilmiştir. 22 Nisan Çarşamba günü fırlatılan uydunun da ortaya koyduğu gibi askerî uzay programı katı yakıtlı fırlatma araçlarını kullanmayı amaçlamaktadır. İlk değerlendirmelere göre DMO-HUK’un, Kadir-110 orta menzilli balistik füzeyi (OMBF) katı yakıtlı Selman motoruyla modifiye ederek Kâsıd fırlatma aracı seviyesine yükselttiği söylenebilir. 425 km irtifaya ulaşan Kâsıd sınıfı bir fırlatma aracıyla ilk askerî uydunun fırlatılması, İran’ın gelişmekte olan kıtalararası balistik füze menziline ulaşabilme yeteneğinin bir göstergesi.

Bu noktada özellikle altı çizilmesi gereken husus, ABD’nin “İran füze programını yakından izlediğine” inanmasına rağmen Devrim Muhafızları’nın uydu fırlatmasının ABD tarafından beklenmiyor oluşu ve İran’ın açıklamasından önce Washington’da bu konuda hiçbir şeyin bilinmemesidir. Bu konuda Washington tarafında yaşanan istihbarat fiyaskosu şüphesiz Tahran adına bir istihbarat zaferi anlamına geliyor. İran ve ABD arasında İran’ın balistik füze programı hakkında yürütülen casus savaşları George W. Bush’un başkanlığına dek uzanır. New York Times’a göre George W. Bush yönetimi İran’ın füze programını sabote etmek üzere örtülü bir sabotaj operasyonu başlatmıştı. İddialara göre bu süreçte kusurlu parçalar ve malzemeler kritik önemdeki fabrikalara ve tedarik zincirlerine sokuldu. 2016 yılında DMO-HUK’un başında bulunan Tuğgeneral Emir Ali Hacızade, ABD ve müttefiklerinin istihbarat örgütlerini “sızma ve sabotaj” harekâtını ülkenin atom altyapısından İran’ın füze kompleksine yöneltmekle suçladı. İddia edilen bu örtülü sabotaj programı İran istihbarat çevrelerinde güvenlik açıklarına ve ciddi kusurlara işaret etmiştir. Bu zafiyetleri kapatmak için Tuğgeneral Hacızade uydunun fırlatma faaliyetlerinin tespit edilmesini neredeyse imkânsız kılmak için “mobil fırlatma rampası” kullandıklarını ifade etti. Uydunun başarıyla fırlatılması ve Devrim Muhafızları’nın uzay programlarını gizlediği gerçeği ise Devrim Muhafızları Ordusu İstihbarat Teşkilatı’nın bu iddia edilen güvenlik açıklarını bertaraf etmekte olduğunun bir işareti olarak görülebilir.

 

DMO uzaya ilk uydusunu, fırlatma faaliyetlerinin önceden tespit edilmesini imkânsız kılan bir “mobil fırlatma rampası” ile gönderdi. Ayrıca DMO fırlatmayı gerçekleştirmek için ücra bir mevkideki Şahrud Füze Test Tesisi’ni kullandı.

 

Radar sistemleri, SİHA’lar ve İran’ın “Aşil topuğunun” korunması

İran kendisi için “Aşil’in topuğu” (zayıf noktası) niteliğinde olan Körfez’deki hava savunma altyapısını geliştirmektedir. Olası bir çatışma durumunda ABD Hava Kuvvetleri İran’ın hava savunmasını ve karadan-denize roket bataryalarını imha etmek için mukabil kara harekâtı, sürat botları da dâhil olmak üzere İran’ın asimetrik deniz unsurlarını etkisiz hâle getirmek üzere mukabil deniz harekâtı düzenleyebilir. ABD Deniz Piyadeleri’nden General Kenneth F. McKenzie Jr.’ın Suudi Arabistan’daki Prens Sultan Hava Üssü’nü ziyareti sırasında belirttiği gibi İran’la gelecekteki olası bir savaş “karada icra edilen bir manevra savaşı değil bir ateş gücü savaşı olacak, bir balistik füze savaşı, insansız hava araçlarının ve seyir füzelerinin savaşı olacak. Bu nedenle bölgedeki ülkelerin hava savunmalarını sağlama kabiliyeti önem arz edecek.” Hava savunma kabiliyetini kuvvetlendirmek üzere İran İslam Cumhuriyeti Ordusu 19 Nisan’da “Fars Körfezi” ve “Murakıb” (Gözcü) adındaki iki stratejik radar sisteminin hizmete girdiğini duyurdu. “Fars Körfezi” çok düşük bir frekans aralığında çalışan bir bistatik radardır ve 800 km mesafeden her türlü uçak ve balistik füzeyi tespit etme kabiliyetine sahiptir. “Gözcü” ise 400 km menzile sahip olduğu ve düşük ve orta irtifadaki küçük uçakları ve füzeleri tespit edebildiği ileri sürülen bir üç boyutlu faz dizili radardır.

 

“Fars Körfezi” Radar Sisteminin 800 km mesafeden her türlü uçak ve balistik füzeyi tespit etme kabiliyetine sahip olduğu iddia edilmektedir.

 

İran hava savunma ve erken uyarı sistemleri geliştirmenin yanında artık Basra Körfezi’nde yeni bir “demografik kalkan” kurmak ve kontrolü altındaki son derece ağır silahlandırılmış adalara sivilleri yerleştirmek istiyor. Devrim Muhafızları Ordusu Deniz Kuvvetleri Komutanı Ali Rıza Tangsiri’ye göre İran lideri Ayetullah Ali Hamaney, Devrim Muhafızları’nı Körfez’deki adaları “yaşanabilir” hâle getirmekle görevlendirdi. Başarıyla uygulandığı takdirde bu stratejik karar İran’ın Körfez’deki adalarda bulunan Devrim Muhafızları Ordusu askerî tesislerini gizleyebilmesine ve İran askerî hedeflerine karşı olası ABD harekâtlarını engelleyebilmesine imkân tanıyacak.

Tahran bir yandan Körfez’deki Aşil topuğunu korurken diğer yandan da taarruz kabiliyetini artırmak amacıyla bir askerî teknoloji hamlesi yürütüyor. İran’ın ilk askerî keşif uydusunu fırlatması, Devrim Muhafızları’nın yeni sınıf muharip insansız hava araçları ile yeni gemi-savar füzelerini envanterine katmasının hemen ardından gerçekleşti. İran İslam Cumhuriyeti Savunma Bakanlığı da bin 500 km menzilli üç muharip insansız hava aracının envantere katılarak orduya teslim edildiğini duyurdu. İran Savunma Bakanı Emir Hatemi 18 Nisan Cumartesi günü insansız hava araçlarının “düşmanın hareketlerini kayda değer bir mesafeden” izleyebileceğini ve muharebe görevleri icra edebileceğini belirtti. Bu uçaklar bomba ve füzeyle donatılıp 45 bin ft (13,716 m) irtifaya kadar görev yapabilmektedir. Bu teknolojik ilerlemeler General McKenzie’nin “insansız hava sistemleri ve seyir füzeleri savaşı” olarak tarif ettiği senaryoda İran’ın elini güçlendirecektir.

Bununla beraber belirtilmelidir ki İran’ın sahip olduğu insansız hava aracı kabiliyetleri hakkındaki söyleminden bağımsız olarak İran’ın sahadaki harekâtlarına dair yapılacak bir değerlendirme çatışma bölgelerinde muharip insansız hava aracı kullanmakta başarılı olamadığını ortaya koymaktadır. İran 1990’lardan beri füze kabiliyetlerinin reklamını yapsa da iddialarının doğruluğunu ancak 2010’larda ispatlayabilmiştir.

İran’ın yeni radar sistemleri ve muharip insansız hava aracı kabiliyetleri geliştirmenin yanında nükleer programına devam ettiği de gözlerden kaçmamalı. İran nükleer taahhütlerini azaltmak için planlanmış altı adımı atmış olsa da İslam Cumhuriyeti’nin nükleer faaliyetleri üzerinde neredeyse hiçbir sınırlama bulunmamaktadır. Üstelik İran anlaşmadan çekilmeyerek kendisi için çok önemli stratejik bir hedef olan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) silah ambargolarının otomatik olarak kaldırılması hedefine ulaşmayı da çoktandır planlamakta. Bu hedefin gerçekleşmesi durumunda İran, konvansiyonel silahlar satın alabilecek ve çoğunluğu eski olan silah envanterini yenileyebilecektir. Rusya ve silah kaçakçılarından temin ettiği parçalarla hava kuvvetlerini ayakta tutan İran doğrudan uçak ve taarruz helikopterleri satın alabilecek. Dahası, İran’ın hava savunma kabiliyetlerini önemli ölçüde geliştirmesine olanak sağlanacak, Rus S-400 Hava Savunma Sistemi'ni satın almak için de Moskova’yı ikna edebilecek. Bununla birlikte, son günlerde Fransa’yı da yanına çeken ABD’nin yeni hukuki argümanlar ve yoğun diplomatik çabalarla İran’ın bu stratejisini boşa çıkarması ihtimali de gözden kaçmamalı.

 

Karrar-III (Vurucu) Jet-tahrikli hedef uçak sistemi. Karrar-III bir adet 500lb’lik Mk-82 genel maksat bombası taşıyabilmektedir.

 

Önümüzdeki senaryolar

İlk senaryo Trump yönetiminin dikkatleri yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınından uzaklaştırmak amacıyla Devrim Muhafızları’nın uzaya uydu göndermesini “İran’ın hasmane tutumunun bir örneği” ve “ABD’ye yönelik bir tehdit” olarak sunması ve Basra Körfezi’nde ciddi bir askerî çatışma başlatmasıdır. Basra Körfezi’nde gerilimin tırmanması petrol fiyatlarında bir yükselişe de neden olabilir ki bu da ABD’nin bölgedeki müttefikleri tarafından memnuniyetle karşılanacaktır. Ne var ki ABD’de başkanlık seçimlerinin olduğu yıl İran’la daha büyük bir çatışmaya girmesi pek olası değil. Trump’ın seçmen kitlesinin çoğunluğu başkalarının çıkarları için kendi vatanlarından uzakta savaşmanın çekilen zahmete değmeyeceğini düşünen izolasyon yanlılarından oluşuyor.

Süreç içinde Birleşik Devletler açıktan geniş çaplı bir savaşa girmektense felç eden ekonomik ambargolarıyla İran rejiminin mali kaynaklarını tüketmek, İran içinde bir krize yol açmak, diasporadaki İranlı muhalifleri örgütleyerek rejime alternatif bir odak meydana getirmek ve neticede rejimin direncini zayıflatmak amacındadır. ABD’lilerin bakış açısına göre kaynak kıtlığı çeken rejim ya masaya oturmak ya da kaybetmeye mahkûm olduğu bir savaş başlatmak zorunda kalacak.

Oysa Tahran’daki siyasi-askerî elit, durumun ve Washington’un oyun planının gayet farkında: Gerçekten de Tahran, ABD’nin bu aşamada bir topyekûn savaş peşinde olmadığını anlıyor ve bu nedenle zamanı kendi lehine kullanıyor. İranlı liderlerin ülkeye caydırıcılık kazandıracak saldırı ve savunmayla ilgili askerî yeteneklerin geliştirilmesi konusundaki ısrarı bir bakıma Washington’a yapılan bir diyalog çağrısıdır fakat kastedilen, İran’ın Kuzey Kore’ninkine benzer bir statüye sahip olacağı bir diyalogdur. Bu arada, süreç içinde, İran bir “başkaldırı” sergilemekte kararlı gibi görünüyor. Buna rağmen bir teknoloji hamlesi ve salt başkaldırı İran’a Kuzey Kore benzeri bir statü kazandırmayacaktır. Tahran tüm hamlelerini çok iyi hesaplamak ve kontrolü elden bırakmamak zorunda.


Bu makale ilk olarak 7.5.2020 tarihinde Anadolu Ajansında yayımlanmıştır.

https://www.aa.com.tr/tr/analiz/iran-abd-gerilimi-baglaminda-iran-in-askeri-teknoloji-hamlesi/1832448

Kâsıd fırlatma aracı, Fars Körfezi Radar Sistemi, Murakıb, İhtilaflı adalar, SİHA

İsrail’in İran’a Yönelik Asimetrik Savaşı ve İran’ın Muhtemel Tepkileri

Hâdi Khodabandeh Loui

İran’ın en önemli nükleer yakıt üretim merkezlerinden biri olan Natanz Nükleer Tesisi’nde meydana gelen patlama, İsrail’in bu ülkeye yönelik olarak yürüttüğü asimetrik savaşın son örneği olarak görülüyor.

İran'ın Çift Başlı Askeri Sisteminde Çatlak İşaretleri

Hâdi Khodabandeh Loui

Tuğamiral Seyyari ve Eski Deniz Albay Samedi’nin açıklamaları, devletin Devrim Muhafızları’na ayrıcalık tanıyan yaklaşımından ve orduya karşı sergilediği ayrımcılıktan doğan rahatsızlığın ordu saflarında kritik biçimde artışının önemli bir belirtisi.