İran: Bir Devrimin Tükenişi

Iran: Comment Sortir d’une Revolution Religieuse

01.11.2019

İran: Bir Devrimin Tükenişi

Farhad Khosrokhavar, Olivier Roy, Metis Yayınları, 2013, 207 sayfa

ISBN-13:978-975-342-284-0

İslam Devrimi, öngörülemeyen bir olgu olarak uluslararası alanda araştırma konusu hâline geldi. Khosrokhavar ve Roy, İran: Bir Devrimin Tükenişi adlı eserde İslam Devrimi’ni, yirmi yıl sonra Hatemi’nin seçilmesi ile tartışmaya açmakta, İslami devrimin mevcut toplumsal, kültürel, siyasi sorunlarını aşabilme potansiyelini ve demokratikleşme sürecini ele almaktadır. Fransızca aslından İsmail Yerguz’un çevirisini yaptığı eser; giriş, sekiz bölüm, sonuç ve ek kısım olmak üzere on bir başlıktan oluşmaktadır.

Farhad Khosrokhavar, Paris EHESS’de (Ecole des Hautes Etudes en Sciences Sociales) sosyolog ve araştırma direktörü olarak görev yapmaktadır. Modern İran’ın sosyolojisi, İslam antropolojisi ve Fransa’da İslam ile ilgili sosyal problemler üzerine araştırmalarıyla tanınmaktadır. Başlıca eserleri arasında L’Utopia sacrifiée:sociologie de la révolution iranienne (1993), Anthropologie de la revolution iranienne (1997) ve L’Islam des jeunes (1997) sayılabilir.

Olivier Roy, Avrupa Üniversitesi Enstitüsünde disiplinler arası araştırma merkezi olan RSCAS’de (Robert Schuman Centre for Advanced Studies) başkanlık görevindedir. Paris CNRS’de (Centre National de la Recherche Scientifique) araştırmacı ve EHESS’de profesör olarak görev yapmıştır. Sosyolog ve Fransız siyaset bilimcidir. Siyasal İslam üzerine çalışmaları ile tanınmaktadır. Siyasal İslam’ın İflası (1994), Küreselleşen İslam (2003) ve İslam’a Karşı Laiklik (2010) bu alanda yayımlanmış ve Türkçeye çevrilmiş temel eserleridir.

Birinci bölümde “Devrim Yirmi Yaşında” başlığı ile öncelikle İslam Devrimi öncesi İran’ın toplumsal, siyasal ve kültürel yapıları ortaya konarak İran’ı 1979 Devrimi’ne götüren nedenler incelenmektedir. Devrim’in ilk on yılında İran-Irak Savaşı sürecinde İslami-milliyetçi bir sentez oluşarak savaş aracılığı ile İran içindeki rejim düşmanları tasfiye edildi. Devrim’den sonraki on yıl içerisinde 1989’da Humeyni’nin vefat etmesi ile Ali Hamenei’nin devrim rehberi olması ve Haşimi Rafsancani’nin (1989-1997) cumhurbaşkanı seçilmesi rejimde yumuşama ibareleri olarak yorumlandı. Rafsancani’den sonra ise 1997’de Hatemi’nin cumhurbaşkanı seçilmesi Devrim’in aktörleri arasındaki çalkantıyı ve din adamları arasındaki bölünmeyi gün yüzüne çıkardı. Yazarlar bu bölümde Hatemi’nin seçilmesiyle İslam Devrimi’nin tartışmaya açıldığını belirtmektedir.

İkinci bölümde “İslami ve Sekülerleştirici Bir Devrimin Altüst Ettiği Bir İslam” başlığı ile siyaset ve din arasındaki ilişkiler, din adamlarının rejimdeki rolü ve din-toplum arasındaki ilişkiler ele alınarak İslam Devrimi’nin sekülerleştirici sonuçları üzerinde durulmaktadır. İslam Devrimi’nin retoriği olan Şiilik geleneksel Şiilikten farklılaşarak mümini pasif bekleyişten aktif bekleyişe yönlendirdi. Bu değişim, Devrim’den sonra İslam’ın siyasal alanda kurumsallaşmasının önünü açtı. Bu bağlamda yazarlar, İran’da siyasal olanın mı yoksa dinî olanın mı üstün olduğu sorusunu tartışmaya açmaktadır. Yazarlara göre dinî meşruiyet 1989’da Hamenei’nin devrim rehberi olarak seçilmesiyle zedelendi. Anayasayı Koruyucular Konseyinin üyeleri ve Düzenin Yararını Teşhis Konseyinin işlevi de siyasal olana öncelik verilmesinin göstergeleri oldu. Din adamlarının rejime tam hâkim olamaması, özerkliğini kaybetmesi ve önemli ayetullahların sisteme dâhil edilememesi yazarların İslami rejim kavramını sorgulamasına neden oldu. Öte yandan Şiiliğin ulusallaşması ve İranlılaşması ulus ötesi Şii aktörleri dinsel yönetimden uzak tutarak siyasal açıdan Devrim sempatizanı olan ama İranlı olmayan din adamlarını dışlayan bir tavır geliştirdi. Toplum nezdinde bakıldığında ise toplumun, ibadetlerini yerine getirirken eskisi kadar özenli olmadığı ifade edilmektedir. Bu bölümde yazarlar, İslam Devrimi’nin idealleri ile Devrim’den sonra oluşan kurumların aykırılığına dikkat çekmektedir.

Üçüncü bölümde “Post-İslamcılık ve Entelektüel Tartışma” başlığı ile kavramsal tanımlamalar yapılarak İran’da sürdürülen entelektüel tartışmalara yer yerilmektedir. Post-İslamcılık nedir, post-İslamcı entelektüeller kimlerdir ve hangi değerleri temsil etmektedir soruları ve post-İslamcı toplum tartışması, İslami demokrasi ve dinsel sivil toplum kavramları bu bölümün temasını oluşturmaktadır. Yazarlar, Devrim’i gerçekleştiren entelektüellerin çıkmazda olduğunu ve bu çıkmazı aşmak için İslami değerlere başvurduğunu belirterek özellikle post-İslamcı entelektüellerin sekülerleşmiş bir toplumu tanımlarken Batı felsefesini değil İslami felsefeyi referans aldığını vurgulamaktadır. Bu entelektüeller İslami alan ile siyasal alanı ayırmanın gerekliliği üzerinde yoğunlaşmaktadır. İslami entelektüellerin arasında, din adamı olmayan Abdülkerim Suruş gibi isimlerin yanında Kadivar ve Müçtehid Şebusteri gibi din adamı sınıfına dâhil olan isimler de bulunmaktadır.

Özellikle Hatemi’nin cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra basında esen özgürlük havası, İslami entelektüellerin görüşlerini dergiler aracılığıyla yaymasına fırsat tanıdı. Bu entelektüeller tartışmalarını Velayet-i Fakih kavramı ve devrim rehberinin rolü üzerinde yoğunlaştırmaktadır. Velayet-i Fakih kavramını tartışmaya açarken tutumları İslami demokrasiden yanadır. Bu durum onları fakih yanlıları ile karşı karşıya getirmektedir. Bu tartışmalara dâhil olan laiklik yanlısı entelektüeller de mevcuttur. Fakat yazarlar, özellikle İslam Devrimi mirasçılarının yürüttüğü tartışmaların dinsel sivil toplum oluşturma gayesi üzerine olduğunu ve Devrim’le aralarına mesafe koyduklarının altını çizmektedir.

Dördüncü bölümde “Toplum ve Geçirdiği Değişikler” başlığı ile modernleşme sürecinin toplumsal dönüşümlere sebep olduğu, İslam Devrimi’nin toplumsal gelişmelerin önünde duramadığı ve iktidarın topluma olan baskısının çözüldüğü anlatılmaktadır. Bu çözülmeler nüfus ve banliyölerdeki değişim ile dikkat çekmektedir. Kitapta, düşen doğum oranları kadınların eğitim düzeyinin artması ile açıklanmaktadır. Kadınların evlenme yaşı ortalamasının şeriat ile belirlenen yaşa göre yüksek olduğu belirtilmekte ve bu durum “yasayı tanımayan sosyal dinamikler” şeklinde değerlendirilmektedir. Bir diğer çözülme ise banliyölerde görülmektedir. Yazarlar Tahran banliyölerini yeni bir toplumsal olgu olarak incelemeye değer bularak banliyölerde zaman zaman asgari konfor isteyen halkın protestolarına yer vermektedir. Banliyöler üzerinde durulmasının nedeni buralarda yaşayan halkın İslam Devrimi’ne karşı protestocu bir tavır sergilemesidir.

Bu bölümde değinilen diğer unsur ise ekonomi ve yönetim alanlarındaki reform ihtiyacıdır. Eserde, ekonomik çıkarlar ile ideolojik yaklaşımın denk düşmediği fakat ekonomik reform yapıldığında birtakım güçlüklerle karşılaşılacağı belirtilmekte, oluşan çıkmaza değinilmektedir. Bu noktada özellikle iktisadi popülizm eleştirilmekte ve şehit yakınlarına ve yandaşlara sağlanan sübvansiyon sistemi örnek olarak sunulmaktadır.

Beşinci bölüm “Birey, Gençlik ve Kamusal Alan” başlığını taşımaktadır. Özerk bir toplumsal kategori olarak ele alınan gençliğin temasını; kamusal alanda görünürlüğü, gençlerin kurallara verdiği tepkiler, gençlerin din anlayışı ve yeni İran gençliğinin özellikleri oluşturmaktadır. Yazarlar, bu bölümde Devrim’i gerçekleştiren gençler ile bugün post-İslamcı olarak adlandırılan gençlerin arasındaki farkları ortaya koymayı hedeflemektedir. Gençlerin özellikle din ve gündelik yaşamı kısıtlayan yasaklar üzerindeki görüşleri İran-ı Cevan, Iran-ı Ferda, Neyestan dergilerinden ve Tus gazetesinden alıntılar ile aktarılmakta, Post-İslamcı gençlerin, baskıcı bir rejim altında devrimci eğitime tabi olduğu için daima başkaldırma eğiliminde olduğu vurgulanmaktadır. Eserde, Devrim’i gerçekleştiren gençliği büyüleyen İslamcılık, solculuk ve devrim kavramlarının bugünkü gençlik üzerindeki etkisini yitirdiği ifade edilmektedir. Yazarlar, “Devrimci kuşağın çocukları devrimden başka her şeydir.”1  ifadesi ile bu bölümde gençliğin İslami rejime yabancılaştığını ortaya koymaktadır.

Altıncı bölümde “İslamcılık ve Feminizm” başlığı ile, Devrim’den sonra Şii din hukuku normlarıyla oluşturulan yeni hukuk sisteminde kadınların kısıtlanan haklarına değinilmekte, İran’da feminizm kavramının Batı felsefesi çerçevesinde tartışılmadığını, kadınların günlük yaşamlarında maruz kaldıkları zorlukların bilincinde zaruri bir tartışma yürüttükleri anlatılmaktadır. Şeriata göre düzenlenen hukuk sisteminde kadınların vesayet hakları sınırlandırılmış, evlilik, boşanma, miras hakkı konularında eşitsizlik yaratılmış, kadınlara kıyafet zorunluluğu getirilmiş, bazı devlet görevlerine gelmesi yasaklanmıştır. İran’da kadınların hukuksal statülerinin ötesinde toplumdaki imajları için de mücadele etmesi bu bölümde ele alınan bir diğer husustur. Hem hukuksal statüleri için hem de toplumdaki imajları için mücadele eden İranlı kadınların feminizm tartışmasında ise birlik yoktur. Yazarlar feminizm hareketini iki kategoride ele alarak laik feministlerin ve İslami feministlerin söylemleri ayrı olsa da tutarlılık içerisinde birbirlerini ötekileştirmeden hukuk alanında mücadelelerini vurgulamaktadır. Bu bölümde, Hukuk-ı Zenan dergisine verilen mülakatlar ve Cemaa-yı Sâlim dergisine yazılan mektuplardan ifadelere yer verilerek kadınların karşılaştığı sorunlara değinilmektedir. Yazarlar bu bağlamda feminizmin İslamcı güçlü şahsiyetler ile geliştiğini belirtmekte ve daha feminist bir fıkhın mümkün olup olmadığını sorgulamaktadır.

Yedinci bölümde “Kültür, İslami Değerler Bunalımının Aynası” başlığı ile post-İslamcı İran’da sinema ve romanın İslami bunalımı nasıl yansıttığı anlatılmaktadır. Sinema, İran’da geleneksel ve dinî yasaklar engeline takılarak basit bir öyküye indirgenmiştir. Yazarlar bu noktada konusunu, kutsal davaya bağlılığı olmayan ve kutsal değerleri içselleştirmeyip intihar etmek isteyen bir erkeğin oluşturduğu Kirazın Tadı filmini örnek vermektedir. Diğer bir husus ise çok satan aşk romanlarının konularıdır. Bu romanlarda özellikle kadınlar üzerinden bir ahlak hikâyesi anlatılmakta ve geleneklere başkaldırılmaması mesajı verilmektedir. Yazarlar, bu bölümde İran’ın kültür üretimini iki simgesel eserle açıklamaya çalışmakta fakat post-İslamcı sanatı bu iki yapıta indirgemekten de kaçınmaktadır.

Sekizinci bölüm “Batı ve Üçüncü Dünya Arasında, Dışarıya Göç ve İçeriye Göç Arasında” başlığını taşımaktadır. Bu bölümde yazarlar İran’dan Batı’ya ve Afganistan’dan İran’a yapılan göçlerin unsurlarını ele almakta ve oluşan çelişkiye dikkat çekmektedir. Batı, İslami ideoloji ile barışık olmamasına rağmen Batı’ya göç, İranlılarda olumlu çağrışımlar yaparken Müslüman, Şii ve Farsça konuşan Afganların İran’a göç etmesi İranlılar tarafından hoş karşılanmamaktadır. Bu bölümde İranlıların Batı ve kendi Doğuluğu karşısındaki tavırlarının çelişkisine değinilmekte ve devletin her iki duruma karşı tutumuna yer verilmektedir.

Kitabın sonuç bölümü “Kültür Olarak İslam ve Hayali Batı” başlığını taşımaktadır. İran’da Devrim sonrası oluşturulan Şii-İslam kimliğinin ne anlama geldiği, bugün İslam’dan neyin anlaşılması gerektiği sorusu ile sorgulanmaktadır. Yazarlar bu sorgunun hem muhafazakârlar hem de liberaller tarafından kültür kavramı üzerinden yapıldığını, tartışmaların eksen değiştirerek din kavramından kültür kavramına geçişi ile evrensel boyut kazandığını belirtmektedir. Öte yandan İran’da Devrim’le gelen Batı’nın reddi politikası her alanda görülmektedir. Fakat bazı entelektüeller Batı’yı Doğu’dan tanımak ve entelektüellerin hayallerindeki Batı’nın büyüsünü aşabilecekleri Batı bilimini kullanmak istemektedir. Bu bölümde, bu amacı güden Ali Şeriati’nin, Abdülkerim Suruş’un ve Cevad Tabatabai’nin Batı bilimine bakış açısına ve düştükleri çelişkilere yer verilmektedir.

İslam Devrimi’nden ne kalmıştır geriye? Roy ve Khosrokhavar bu soruya yanıt aramakta ve İslam Devrimi’nin siyasal çıkmazlarını, kurumsal çelişkilerini, İslami ütopyanın geçerliliğini sorgulamaktadır. Kitap, İran İslam Cumhuriyeti’nin demokratikleşme sürecine ve aktörlerine değinerek İslam Devrimi’nin geçirdiği sarsılmalar konusunda önemli bulgulara yer vermektedir. Eser, İslam Devrimi’nin geleceğine yönelik okumalar yapmak isteyen okuyucuların faydalanabileceği bir nitelik taşımaktadır.

 

1 Roy ve Khosrokhavar, İran: Bir Devrimin Tükenişi (İstanbul: Metis Yayınları,2013), 135.