İran-Çin Anlaşması’nın İran’daki Etnik Gruplara Muhtemel Etkileri

Çağatay Balcı Araştırmacı, Güvenlik Çalışmaları

Anlaşma'da İran’ın ekonomik ve askerî açıdan kazanım sağlayacağına yönelik öngörüyü yansıtan bazı hususların, İran’ın iç güvenliği bağlamında birtakım “amaçlanmamış sonuçlar” yaratması olasıdır.

Çin Dışişleri Bakanı’nın 27 Mart 2021 tarihinde gerçekleştirdiği İran ziyareti, bir süredir spekülatif düzeyde gündeme gelen bir konunun pratiğe geçirilmesiyle sonuçlandı. Bu ziyarette, İran ve Çin arasında farklı alanlarda iş birliği ve ortaklığı öngören 25 Yıllık Kapsamlı İş Birliği Anlaşması’nın (İran-Çin Anlaşması) imzalandığı açıklandı. Söz konusu Anlaşma, Çin’in İran’a yönelik yatırımları, enerji kaynakları alanında iş birliği ve savunma-güvenlik alanlarındaki ortak projeleri kapsamakta ve öngörmektedir. Anlaşma’nın söz konusu içeriği ve kapsamı İran’da, iç politika ve dış politika eksenlerinde ciddi tartışmalara yol açmıştır. Buna göre haziran ayındaki Cumhurbaşkanlığı seçimlerine hazırlanan İran’da, İran-Çin Anlaşması’nın; ülke çıkarlarına, egemenliğe ve “ne Doğu ne Batı” paradigmasına aykırı olduğu yönünde görüşler ifade edilmeye başlanmış ve bu durumun İran için olumsuz sonuçlar doğuracağı belirtilmiştir. Buna karşın söz konusu Anlaşma’yı savunan kesimlerse bu Anlaşma’nın İran için ciddi kazanımlar ortaya çıkaracağını özellikle ekonomi ve savunma alanlarında önemli bir gelişim kaydedileceğini vurgulamıştır.

İran-Çin Anlaşması’na yönelik söz konusu tepkiler ve yaklaşımlar büyük ölçüde iç politika ve dış politika eksenine odaklanırken etnik gruplar ve iç güvenlik daha çok ikincil bir alan olarak geri planda kalmaktadır. Fakat Anlaşma’nın içeriğinde yer alan hususlar ve bu hususların İran ve Çin devletleri dışındaki aktörler açısından taşıdığı anlamlar; bu Anlaşma’nın İran’ın iç güvenliğine yönelik potansiyel etkilerini değerlendirmeyi gerekli kılmaktadır. Anlaşma’da yer alan ve İran’ın ekonomik ve askerî açıdan kazanım sağlayacağına yönelik öngörüyü yansıtan bazı hususların, İran’ın etnik kırılganlıkları ve iç güvenliği bağlamında bazı “amaçlanmamış sonuçlar” yaratabilmesi olasıdır. Bu olasılık, İran-Çin Anlaşması henüz spekülatif aşamadayken birtakım tepkilerle kendisini göstermeye başlamıştır.

Bu tepkiler ilk olarak İran’ın Huzistan bölgesinde faaliyet gösteren etnik-ayrılıkçı Arap silahlı grupların açıklamaları ile somutlaşmıştır. Bu bağlamda Ahvaz’ın Kurtuluşu İçin Arap Mücadele Hareketi (AKAMH) ve Ahvaz Ulusal Kurtuluş Hareketi (AUKH) örgütlerinden gelen açıklamalarda İran-Çin Anlaşması’nda yer alan enerji ve doğal kaynaklar alanındaki iş birliği konusunun “yeni tip sömürgecilik” anlamı taşıdığı vurgulanmıştır. Bu örgütler her şeyden önce Huzistan bölgesini, tarihsel ve kültürel olarak Arap halkına ait bir bölge olarak tanımlamaktadır. Bu noktada söz konusu örgütler özellikle Huzistan bölgesindeki doğal kaynaklarla ilgili projeleri ve planları, bu bölgenin ve Arap halkına ait olan kaynakların sömürülmesi olarak öne çıkarmaktadır. Benzer biçimde Sistan-Beluçistan ilinde faaliyet gösteren silahlı gruplar, Ceyşü’l-Adl ve Ensar’ul-Furkan iltisaklı medya organlarında yer alan söylemlerinde İran-Çin Anlaşması’nın, Sistan-Beluçistan’ın liman bölgelerinin ve doğal kaynakların sömürgeleştirilmesi amacını taşıdığını iddia etmektedir.

Bu durum İran’daki etnik ayrılıkçı ve etno-mezhepsel silahlı grupların ciddi bir propaganda argümanı elde ettiğini ortaya koymaktadır. Hâlihazırda İran’a karşı “sömürgecilik, Arap ve Beluç halkının kaynaklarının sömürülmesi” vurgularını propaganda süreçlerinde kullanan bu gruplar, söz konusu Anlaşma’yla birlikte bu argümanlarına bir “somutluk” ve “zemin” kazandırabilecektir. Bununla birlikte İran’ı “işgalci ve sömürgeci güç” olarak tanımlayan söz konusu gruplar, Çin’i de bu argümana eklemleyerek daha geniş bir zemin yaratabilecektir. Bu bağlamda söz konusu grupların propaganda çerçeveleri “İran sömürgeciliği” söylemini aşarak “küresel sömürgecilik” söylemine dönüşebilecektir. Bunun sonucunda Huzistan ve Sistan-Beluçistan’da hâlihazırda sosyoekonomik ve sosyopolitik düzeyde ciddi sorunlar yaşayan Arap ve Beluç halkının bu propaganda faaliyetlerinden etkilenmesi; kitle hareketlerine, silahlı grupların eylemlerinin tırmanmasına ve bu gruplara yönelik sempatinin artmasına yol açabilecektir.

İkinci olarak İran’daki en güçlü şiddet dışı etnik muhalif grup olan milliyetçi Türk muhalefetinin de bu süreçten etkilenebileceğini söylemek mümkündür. İran açısından son derece önemli bir sosyopolitik tehlike olarak algılanan Türk milliyetçiliğinin gelişimine karşı Çin ile iş birliği ve ortaklık, önemli bir kazanım sağlayabilecektir. Zira Uygur Türkleri meselesi bağlamında İran’daki Türk milliyetçiliği ile bir benzeşim sağlanabilecek ve bu noktada Türk milliyetçiliği aleyhine uluslararası kamuoyuna yönelik ortak argümanlar sunulabilecektir. Fakat bu tutum kısa süre içerisinde aksi bir sonuç üretebilecek; Uygur Türkleri meselesi çerçevesinde uluslararası kamuoyunun hassasiyetinde gözlemlenen gelişmeler, İran’daki Türk muhalefetine de yansıyabilecek ve bunun sonucunda Türk muhalefeti güç kazanabilecektir. Diğer yandan İran’da en önemli etnik ayrılıkçı silahlı hareketlerin başında gelen Kürt grupların da bu süreçte benzer bir yol izleyebileceğini öngörmek mümkündür. Şu an için etnik ayrılıkçı Kürt gruplar tarafından İran’a yönelik olarak sürdürülen propaganda faaliyetlerindeki ana vurgu ve argümanlara bakıldığında “devlet terörü, sistematik baskı, eşitsizlik ve ayrımcılık” gibi öğelerin öne çıkarıldığı görülebilmektedir. Buna paralel olarak söz konusu gruplar, Çin’in anti-demokratik ve totaliter bir ülke olduğu yönündeki argümanları çerçevesinde İran-Çin iş birliğini “anti-demokratik iş birliği” şeklinde sunma çabası gösterebileceklerdir.

Bu açıdan bakıldığında, İran-Çin Anlaşması’yla birlikte savunma-güvenlik alanında gerçekleşmesi öngörülen bazı girişimlerin de birtakım “amaçlanmamış sonuçlar” üretme potansiyeline sahip olduğunu söylemek mümkündür. Bu noktada İran’ın; iç güvenlik, kitle hareketleri veya muhalif yapılarla mücadele adına Çin’in iç güvenlik tecrübesi ve anlayışından yararlanması; güvenlik kameralarının yaygınlaştırılması, siber alanın mutlak kontrolü ve istihbarat ağının yaygınlaştırılması gibi süreçler kısa ve orta vadede olumsuz sonuçlar ortaya çıkarabilecektir. Bu sonuçlardan ilki, şiddet-dışı siyasal aktivizmin ve toplumsal muhalefetin yeraltı faaliyetlerine daha fazla yönelmesi ve hatta silahlı gruplara angaje hâle gelmesi olasılığıdır. Bu durum, İran’daki iç güvenlik yapısı ve kurumları açısından daha fazla “öngörülemezlik” sorunu doğurabilecek mevcut ve potansiyel risklerin tespiti ve kontrolü daha zor bir hâl alabilecektir. İkincisi ise hâlihazırda özgürlükler bağlamında ciddi sorunlar yaşayan toplumun üzerindeki yoğun ve sistematik baskının, kitle hareketleri ve sosyal patlamalara sebebiyet verebilecek olmasıdır. Çin’in iç güvenlik tecrübesi ve stratejisinin İran kurumları tarafından bir referans kaynağına dönüşebilecek olması bu durumun esas kaynağına işaret etmektedir. Bu bağlamda özellikle etnik siyasi hareketler ve oluşumlar arasında gelişebilecek iş birlikleri ve ortaklıklar ciddi bir güvenlik riski oluşturabilecektir.

Son olarak İran-Çin Anlaşması’nın etnik kırılganlıklar bağlamında iç güvenliğe yönelik etkilerinin dışsal boyutunu da eklemek gerekmektedir. Bu noktada özellikle ABD’nin tutumu önem taşımaktadır. Biden yönetimiyle birlikte insan hakları ve demokrasi güçleri söylemlerini daha fazla ön plana çıkaran ABD’nin, İran-Çin Anlaşması’nın İran içindeki etnik gruplar ve diğer toplumsal muhalefet hareketleri açısından yaratacağı tepkiselliği destekleyici bir tutum sergilemesi, İran’ı zorlayıcı bir durum yaratabilecektir. Bu noktada örneğin Suriye’nin kuzeyinde PKK/YPG terör örgütüne destek sağlayan ABD’nin, bu örgütün İran’ın parçası niteliğindeki PJAK’a yönelik tutumunu nasıl şekillendireceği, İran’daki diğer etnik ayrılıkçı Kürt ve Arap gruplar ile ne yönde bir ilişki kuracağı en önemli sorular arasındadır. ABD-Çin rekabetinin sahalarından bir tanesine dönüşebilecek olması, bu bağlamda İran’ı iç güvenlik tehditleriyle daha fazla karşı karşıya getirebilecektir. Bununla birlikte İran’ın, Hindistan-Çin rekabetinin de yoğunlaşacağı bir alana dönüşmesi özellikle silahlı Beluç gruplar özelinde İran için tehditler oluşturabilecektir.

İran-Çin Anlaşması, İç Güvenlik, Etnik Gruplar, Güvenlik Riski

İran Perspektifinden PKK: Yaklaşım ve Ortak Mücadele İmkânı

Çağatay Balcı

PKK’nın, Türkiye’nin harekâtları sonucunda Irak sahasına ve İran-Irak sınır hattına sıkışması, uzun yıllar boyunca periyodik olarak gündeme gelen İran-Türkiye iş birliği beklentisini bir kez daha ortaya çıkarmıştır.

İran’da Kulberler Sorunu

Çağatay Balcı

Sosyoekonomik sorunlar ve güvenlik sorunları, kulberliğin de önemli bir bileşeni olduğu kaotik bir döngü yaratmaktadır.