İran Ekonomisinin Sorunları

07.10.2020
Birkan Kemal Ertan Asistan, Ekonomi

İran Ekonomisinin Sorunları

Hamid Ebrişemi ve Hüseyin Dorudyan, Çaleşha-yi İktisad-i İran, Nur-i İlm, Tahran, 2016, 261 sayfa.

ISBN:978-6001690884

 

Tahran Üniversitesi İktisat Fakültesi İslam İktisadı ABD’de görev alan Hamid Ebrişemi ve asistanı Hüseyin Dorudyan, Çaleşha-yi Ektisad-i İran adlı kitapları ile İran’ın en çok tartışılan ekonomik konularını, karşıt ve yandaş görüşler ile değerlendirmektedir. Buna ilave olarak yazarlar, konu ile alakalı teorik zemine ilişkin temel bilgileri vererek bu bilgileri İran ve dünya trendiyle beraber tarihsel bir perspektif ile okuyucuya sunmaktadır. Kitap yedi bölümden oluşmaktadır. Bunlar; “Sübvansiyonlar”, “Nüfus Artışı”, “Adalet Hisseleri”, “Yabancı Yatırım”, “Özelleştirme”, “Millî Paradan Sıfır Atılması” ve “Artan Oranlı Vergiler” adlı bölümlerdir. Ayrıca kitap, Tahran Üniversitesi İktisat Fakültesinde “İran Ekonomisi” adlı yüksek lisans dersinde Hamid Ebrişemi tarafından okutulmaktadır.

“Sübvansiyonlar” adlı birinci bölümde yazarlar, kitabın diğer bölümlerinde olduğu gibi sübvansiyonların teorik altyapısı, dünyadaki durumu ve işleyişi hakkında bilgiler verdikten sonra konuyu İran’daki sübvansiyonların durumuna getirmektedir. Yazarlar, İran’ın durumunu değerlendirirken sübvansiyonların İran’da çeşitli politik tartışmalara neden olduğunu belirterek İran’ın sübvansiyonları uygulamasının en büyük nedeninin ülkenin sahip olduğu zengin enerji kaynakları olduğuna işaret etmektedir. Bu denli zengin enerji kaynakları ve bundan sağlanan gelir, yazara göre devletin ekonomiye müdahalesini kaçınılmaz kılmaktadır. Devletin bu kaynaklardan elde ettiği gelirler sübvansiyon şeklinde hedeflenen gelir gruplarına dağıtılmaktadır. Sübvansiyon uygulamalarının İran’daki tarihsel sürecine de değinen yazarlar, sübvansiyonların kurumsal yapısının, İslam Devrimi’nden sonra devletin halka karşı vaatlerini yerine getirmek ve hedeflenen politikalara ulaşmak için İran-Irak Savaşı’nın bitiminden sonra geliştiğini söylemektedir. Yazarların vurguladığı önemli noktalar arasında sübvansiyonların, enerji kaynaklarından sağlanan gelir ve arz bolluğu ile tarihsel süreç içerisinde başta düşük gelir grupları olmak üzere dağıtıldığı bilgisi yer almaktadır. Birinci bölümün sonunda, İran’daki sübvansiyonların GSYİH’deki payının (2014 Dünya Bankası verilerine göre) %4 olması, İran’ın emsali olarak görülen Türkiye’deki bu oranın %17 olması bağlamında eleştirilmektedir. Ayrıca sübvansiyonların adalet ve verimlilik yönüne vurgu yapan yazarlar, sübvansiyonların gerek reel sektör gerekse hane halklarına, üretim ve tüketimde verimliliği artıracak şekilde dağıtılmasını ve bu minvalde politikalar ve uygulamaların yürürlüğe girmesi gerektiğini ileri sürmektedir.

“Nüfus Artışı” adlı ikinci bölümde yazarlar, İran ekonomisinin bir diğer tartışma konusu olan nüfus ve nüfus artışı konularına atıf yapmaktadır. Teorik incelemeyle birlikte İran ile ilgili nüfus bilgilerini veren yazarlar, ülkedeki nüfusla alakalı önemli gelişmelerin İslami Devrim’den sonra gerçekleştiğini vurgulamaktadır. Savaş’ın verdiği psikolojiyle Devrim’in ilk yıllarında nüfus artışını teşvik edici politikalar uygulanmıştır. Askerî ve ekonomik kaygılara ek olarak dinî kaygılar da bu bağlamda öne çıkmaktadır. İslam’ın emirleri, İran’ın nüfus politikalarını oldukça etkilemiştir. Yazarlar, kitaba ekledikleri tabloya atıf yaparak İran nüfusunun 1976 yılından 1986 yılına kadar 10 yıllık süre zarfında 33,7 milyondan 49,4 milyona yükselişi ile yeni İran İslam Cumhuriyeti politikalarının etkinliğini göstermektedir. Ancak bu yıldan sonra nüfus artış hızının ülkenin ekonomik kapasitesini aşması endişesiyle nüfusun artış hızını yavaşlatacak politikalar uygulanmaya başlanmıştır. Zaman içerisinde İran’ın nüfus yapısının kültürel ve ekonomik anlamda değişmesi ile nüfus artış hızına da etki etmesi yazarların bu bölümde vurguladığı önemli noktalar arasında yer almaktadır.

Yazarlar, “Adalet Hisseleri” adlı üçüncü bölümde, adalet hisseleri adlı kupon özelleştirme programından bahsetmektedir. Bu programa göre kamu şirketlerinin belirli bir payı, hedeflenen gelir gruplarına ücretsiz veyahut çok düşük bir meblağ ile dağıtılmaktadır. Böylece gelir dağılımında adalet, özelleştirme süreçlerinde hızlanma ve finansal okuryazarlık artırılmak istenmektedir. Buna ilave olarak Anayasa’nın 44. maddesinin şerhi de bu noktada çok önemli olmaktadır. Anayasa’ya göre İran’da devlet, ekonomide aktif rol oynamaktadır ve özelleştirme konusunda bazı hukuki engeller söz konusudur. Özellikle 44. madde özelleştirme programlarının karşısındaki en büyük engellerden biri olarak görülmektedir. Ancak yazarların da vurguladığı gibi 44. madde, 2005 yılında Devrim Rehberi Ayetullah Hamenei tarafından gelir dağıtımında adaleti sağlamak ve özelleştirme hareketlerine hız kazandırmak amacıyla şerh edilerek adalet hisseleri adlı kupon özelleştirme programı yürürlüğe girmiştir. Yazarlar, söz konusu kupon özelleştirme programının gelir adaletini sağlamada ve özelleştirme konusunda yarar sağlayacağını vurgulasa da İran’da finansal okuryazarlığın düşük olması ve asil-vekil sorunu gibi bazı riskler nedeniyle de adalet hisseleri adlı kupon özelleştirme programını eleştiren görüşlere de yer vermiştir.

“Yabancı Yatırım” adlı dördüncü bölümde yabancı yatırımların tanımını ve çeşitlerini teorik bir anlatımla veren yazarlar, İran’daki yabancı yatırımları tarihsel süreç içerisinde değerlendirmektedir. Bölümde, İran-Irak Savaşı ve İslam Devrimi dolayısıyla ülkenin yabancı akımlarının negatife düştüğü ifade edilmiştir. 2001’e kadar yabancı yatırımcı akımlarında negatif ve pozitif düzlemde gerçekleşen paralellik, 2001 yılında “Yabancı Yatırımı Koruma ve Teşvik Kanunu”nun yürürlüğe girmesiyle pozitif alana doğru dalgalanarak günümüze dek gelmiştir. Yabancı yatırımcıların İran’ı cezbedici bulması; ucuz ve genç iş gücü, zengin doğal kaynaklar ve teknoloji açığı faktörlerine bağlanmış, yabancı yatırımlarda ekonomik etkenlerin yanı sıra siyasi etkenlerin de önemli olduğu yazarlar tarafından birçok yerde vurgulanmıştır. Ancak yazarlar, siyasi ve ekonomik etkenlerin optimal bir noktada buluşup yabancı yatırımların finans sektörü yerine reel sektörde verimli ve istikrarlı hâle geleceğini belirtmiştir. Buna ilave olarak yabancı yatırım bağlamında ambargolardan çok fazla bahsedilmemiş, ambargolar sadece ekonomik ve siyasi istikrarsızlıklar çerçevesinde değerlendirilmiştir.

Kitabın beşinci bölümünün içeriğini oluşturan ve İran ekonomisinin diğer tartışmalı konuları arasında yer alan “Özelleştirme”, İslam Devrimi’nden sonra çok tartışılmıştır. Yazarlar bu bölümde, özelleştirmenin teorik zemini ve tarihsel sürecini ele aldıktan sonra İran’ın özelleştirme hikâyelerini kısa bir bölümde aktarmış ve özelleştirmenin ortaya çıkardığı verimlilikten sıkça bahsetmiştir. Adalet hisselerinde olduğu gibi özelleştirmede de 44. madde çok önemli rol oynamaktadır. Devrim’in ilk yıllarından 2000’li yılların başına kadar 44. maddedeki “sosyalist” devlet anlayışı, 2005 yılında maddenin tekrar şerh edilmesiyle kısmen son bulmuştur. Özelleştirme ile ilgili farklı görüşleri değerlendiren yazarlar, özelleştirmenin İran’da belirli şartların sağlanması hâlinde uygulanabileceğini vurgulamıştır. Bu şartlar arasında; gerekli hukuki zeminin sağlanması, girişimciliğin iyileştirilmesi, nitelikli insan gücü, tekel şirketlerin özel sektöre devredilmemesi, mantıklı ve etkin özelleştirme, özelleştirme sürecinde acele edilmemesi, şirketlerin yetkin ve ehil kişilere verilmesi ve enerji sektöründe dikkat edilmesi gereken bazı hususlar yer almaktadır.

Kitabın altıncı bölümünde incelemeye konu olan ve Ruhani Dönemi’nde enflasyonu kontrol altına alma politikalarının devamı niteliğinde gerçekleşen “Millî Paradan Sıfır Atılması” tartışması, İran ekonomisinin ana tartışma başlıkları arasındadır. Yazarlar bu bölümde millî paradan sıfır atılması olgusunu, dünyadan ve İran’dan olmak üzere tarihsel verilerle incelemekte ve ana akım teorideki millî parayı ıslah etme yöntemlerine değinmektedir. Türkiye’nin bu konudaki başarısı, yazarlar tarafından özellikle birçok yerde dile getirilmekte ve Türkiye’ye emsal ülke gözüyle bakılmaktadır. Yazarların bu konuda en çok yaptığı vurgu, enflasyonun sürdürebilir şekilde kontrol altına alınmasıdır. Millî paradan sıfır atılması ve çift millî para (riyal ve tümen) muhasebe ve finans sistemlerinde çeşitli zorluklara sebep olmaktadır. Buna ilave olarak ekonomik birimler, gerçekleştirdikleri işlemlerde bazı sorunlarla karşı karşıya kalmaktadır. Ancak yazarların vurguladığı gibi uygulamanın faydalarından optimum şekilde yararlanmak için enflasyonun sürdürebilir şekilde dizginlenmesi gerekmektedir. Aksi takdirde İran, kitapta başarısız bir uygulama örneği olarak gösterilen Zambiya’ya dönüşebilir.

Kitabın yedinci ve son bölümünde “Artan Oranlı Vergiler” konusuna yer verilmiştir. Rantiye ekonomileri içinde yer alan İran, vergi gelirleri konusunda emsallerine göre geride kalmaktadır. İran’da devlet, giderlerini telafi edebilmek için vergilerden ziyade daha çok doğal kaynak satışından gelir elde etmektedir. Yazarlar Artan Oranlı Vergiler adlı bölümde dünyanın birçok yerinde uygulanan söz konusu vergi türünden bahsetmektedir. İran’da uygulanması birçok tartışmaya neden olmuştur. Artan oranlı vergi uygulaması Devrim’in ilk yıllarında uygulanmak istendiyse de Meclis tarafından reddedilmiştir. Fakat vergi ile ilgili yeni tartışmalar 2000’li yılların başlarında tekrar alevlenmiş, nihai olarak söz konusu vergi 2008 yılında uygulanabilmiştir. Ancak vergi ile ilgili tartışmaları değerlendiren yazarlar, istikrarsız doğal kaynak gelirlerinin yanında devletin vergiyle sürekli bir gelir elde etmesini vurgulayarak söz konusu verginin enflasyonu tetikleyerek alt gelir gruplarında kötü sonuçlara yol açacağını belirtmiştir. Buna ilave olarak İran halkının vergi olgusuna yabancı olması da yazarların endişeleri arasında yer almaktadır. Ancak yazarlar bu tür iktisadi gelişmelerin mutlak olarak zaten bazı kesimlerde zarara yol açacağını söylemektedir. Bununla birlikte söz konusu gelişmelere itiraz nedeniyle ülkeyi, sağlayacağı faydadan mahrum etmenin gerekmediğini belirtmektedirler.

Kitap genel anlamda, İran ekonomisindeki ana tartışma konularında genel bilgi sahibi olmak isteyenler için kısa ve öz bilgiler içermektedir. Bu tartışma konuları, İran medyasında sıklıkla bahsedilmekte ve ilgili gelişmeler halk tarafından yakından takip edilmektedir. Ancak söz konusu ihtilaflı konular yıllardır tartışılmasına rağmen çeşitli nedenlerden dolayı tam olarak çözüme kavuşamamıştır. Bunun en büyük sebebi ülkenin ekonomik olarak istikrarsızlıklara maruz kalmasıdır. Ekonomik istikrarsızlık durumunda İranlı yöneticiler tartışma konuları ile ilgili sorunlara sadece kısa vadeli çözümler sunmaktadır. Ancak kısa vadeli çözümler sorunların birikmesine yol açmaktadır. Buna ilave olarak ideolojik açıdan söz konusu tartışma konularındaki fikir ayrılıkları da etkin bir çözüme engel teşkil etmektedir. Görüşlerin tamamen birbirine zıt olması nedeniyle orta yolun taraflarca bulunması zor olmaktadır.

Kitap okunmadan önce belirli bir seviyede ekonomi ve İran ekonomisi ile ilgili bilgi düzeyini gerektirmektedir. Çünkü kitapta yer yer ana akım iktisat teorisiyle alakalı bazı teorik bilgiler yer almakta ve tartışma konularının tam olarak anlaşılması için de İran gündemine aşina olmak ve ekonomi alanında yaşanan tarihsel süreçlere hâkim olmak gerekmektedir. Bu şartlar sağlandıktan sonra kitap daha da okunabilir hâle gelebilir. Kitapta monoton bir anlatım tarzından ziyade teorik, küresel ve yerel olmak üzere tarihsel sürecin karşıt ve yandaş görüşlerle beraber verilmesi, okuyucunun konuya daha geniş perspektiften bakmasını sağlamakta ve tek taraflı bakış açısından doğacak ön yargı oluşumunu engellemektedir. Kitabın bu yöntemle yazılması, bu çalışmayı İran ekonomisi ile ilgili yazılan diğer kitaplardan ayırmaktadır. Ayrıca yazarların İranlı olmasına rağmen belirli bir objektiflik seviyesini yakalaması da son derece takdire şayandır.

ABD Başkanlık Seçimlerinin İran Piyasalarına Etkisi

Birkan Kemal Ertan

ABD’de oyların büyük çoğunluğunu alarak başkanlık yarışını kazanan Biden, İran piyasalarının olumlu yönde hareketlenmesinin önünü açtı.

İran’da Dövizin Sert Düşüşü

Birkan Kemal Ertan

20 Ekim 2020’de güne 31,7 bin tümen seviyesinde başlayan dolar, sert bir düşüşle 28 bin tümene geriledi.