İran İslam Cumhuriyeti: Gelişen Bir Ekonomi Üzerine Düşünceler

The Islamic Republic of Iran: Reflections on an Emerging Economy

05.02.2020

İran İslam Cumhuriyeti: Gelişen Bir Ekonomi Üzerine Düşünceler
Cihangir Amuzegar, Routledge Yayınevi, New York, 2014, 256 sayfa 
ISBN: 978-1315754871 (e-kitap)

İran Devrimi sonrası ülkenin yaşadığı ekonomik dönüşümü ele alan kitap Dr. Cihangir Amuzegar’ın farklı dergilerde yazdığı 15 makaleye bir giriş kısmının eklenmesiyle 2014 yılında Routledge tarafından New York’ta basılmıştır. Amuzegar’ın olayları ele alış biçimi ve kullandığı yalın dil, kitabı İran’a ve ekonomi bilimine ilgi duyan herkesin rahatlıkla okuyacağı bir metne çevirmiştir. Kitapta İran’a ve ekonomisine dair neredeyse tüm konuların ele alınması da İran ve ekonomisi hakkında bilgi sahibi olmayanların dahi ülkeye dair genel çerçeveyi kavramasına kolaylık sağlamaktadır.

Amuzegar Tahran Üniversitesi Hukuk (1941) ve Siyaset Bilimi (1942) bölümlerinden mezun olduktan sonra Washington Üniversitesinde ekonomi yüksek lisansı yapmış; ardından da California Üniversitesinde ekonomi alanında doktora derecesini almıştır. California Üniversitesinde başladığı çalışma hayatı Amerika’da çeşitli üniversitelerde farklı pozisyonlarda devam etmiştir. Doktorasını tamamlamasının ardından İran’a danışmanlık yapan yazar, 1961 yılında İran Ticaret Bakanı olarak atanmıştır. Ardından maliye bakanı ve büyükelçi olarak görevini sürdüren Amuzegar, Devrim’in ardından 1979-1984 yılları arasında IMF’de danışmanlık yapmıştır. Dr. Cihangir Amuzegar’ın Devrim öncesi hem Şah ile yakın ilişkiler kurması hem de yönetim kademesinde önemli görevler alması İran İslam Cumhuriyeti’ne bakışını doğrudan etkilemiştir. Ocak 2018’de vefat eden Amuzegar ardında İran, petrol ve ekonomik kalkınma konuları çerçevesinde yazılmış 100’den fazla makale ve çok sayıda kitap bırakmıştır.

İran İslam Cumhuriyeti: Gelişen Bir Ekonomi Üzerine Düşünceler, kitabın geneline ilişkin ana fikrin kavranabileceği kapsamlı bir giriş bölümüyle başlamaktadır. İslam Devrimi öncesinde tek bir amaç doğrultusunda birleşen kitlelerin takiye ile kandırıldığını belirten yazar, İslam Devrimi’ne giden süreçte Şah’ın ve politikaların yanlış lanse edildiğini ve halka verilen özgürlük, bağımsızlık, sosyal adalet gibi sözlerin tutulmadığını belirtmektedir. 1979-2013 arası dönemi beşe ayırarak inceleyen Amuzegar, aslında bu kısımda kitapta yer alan makalelerin de mini özetlerini sunmaktadır. Her ne kadar yazar bu bölümde 34 yıllık yönetimi kötü değerlendirse de ülkeye dair ümitvar bir duruş sergilemekte, bu bölümü “İlerleme ve refaha ulaşmanın anahtarı güçlü liderlik ve rasyonel politikalardır.” sözleriyle sonlandırmaktadır. Kitabın devamını oluşturan 15 makale Devrim sonrası dönemden 2014 yılına kadar İran’ın ekonomik parametrelerinin yanı sıra cumhurbaşkanlarına, yaptırımlara, nükleer faaliyetlere ve rejime dair birkaç ana başlığa odaklanmaktadır. Bu sebeple de kitapta kullanılan sıralamadan ziyade temel başlıklar çerçevesinde bir sınıflandırma yapmak mümkündür.

Kitapta bulunan sekiz makale doğrudan İran ekonomisine odaklanmaktadır. Bu makalelerin ilki olan “Devrim Öncesi ve Sonrasında İran Ekonomisi” başlıklı makalede ülkenin 1979 öncesi ve sonrası ekonomik durumu kıyaslanmaktadır. Yazar, 1979 sonrası hükûmetin benimsediği “rejim ihracı” ve “eski Marksist ekonomik model” politikalarını kötü ekonomik durumun nedenleri olarak ele almaktadır. Elbette Amuzegar, savaş süresince ülkenin yaşadığı tahribata ve savaş ekonomisinin zorluklarına değinmektedir ancak onları ana neden olarak kabul etmemektedir. Kitabın üçüncü makalesinde “İran’ın İşsizlik Krizi” başlığı altında ülkedeki işsizliğin temel dinamikleri, nedenleri ve sosyal etkileri analiz edilmektedir. Her ne kadar makale 16 yıl önceki durumu özetlese de şimdiki veriler ile karşılaştırıldığında İran için işsizlik konusunda değişen bir şey olmadığı çok net görülmektedir. Zira ne yazarın işaret ettiği istatiksel veriler güvenli hâle getirilmiş ne de yüksek genç işsizlik, uzun işsizlik süreleri, kadın ve eğitimli işsizlerin giderek artması gibi sorunlar çözüme kavuşturulmuştur. Dördüncü makale, 1979 Devrimi’nin sloganlarından biri olan “Sosyal Adalet” konusuna odaklanmaktadır. Konuyu farklı bir yönden ele alan yazar, bu kısımda İran’ın 18 yıllık özelleştirme serüvenini ve Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’ın adalet hisselerini ele almıştır. Kitabın geneli ele alındığında en kapsamlı ve ayrıntılı makalelerin başında gelen bu başlık, anayasanın ekonomideki aktörleri düzenleyen 44. maddesine ve 2004 yılında bu maddede yapılan revizyona dair aydınlatıcı bilgiler sunmaktadır. Özelleştirmede yaşanan sorunların kaynağını “karşılıklı isteksizlik” olarak değerlendiren Amuzegar, adalet hisselerinin de sosyal adaleti sağlama konusunda başarısız olduğunu belirtmektedir. Beşinci makale 2005 yılında hükûmetin hazırladığı “20 Yıllık Uzun Vadeli Ekonomi Perspektifi” başlığında kapsamlı bir değerlendirmeden oluşmaktadır. Bir nevi ekonomi özelinde ülkenin swot analizini yapan Amuzegar; planın büyüme, üretkenliği arttırma, serbest ekonomi gibi hedeflerine ulaşmasının yolunun “ekonomik problemleri çözme, yatırım ortamı oluşturma, ülkenin uluslararası arenada imajını-pozisyonunu iyileştirme ve küresel ekonomiye entegrasyon” adımlarından geçtiğinin altını çizmektedir. Altıncı makalede yazar, 2000 yılında kurulan Petrol Stabilizasyon Fonu’na neden ihtiyaç duyulduğu ve fonun ekonomiye etkisini incelemektedir. Amuzegar’a göre ekonomiye olumlu katkılar sunması beklenen fon zamanla ekonomik bir probleme dönüşmüş ve enflasyon ve likidite gibi parametreleri de olumsuz yönde etkilemiştir. Dokuzuncu makale İran ekonomisinin adeta kanayan yaralarından biri olan riyal sorununu ele almaktadır. 1979 Devrimi öncesi 1 ABD doları 70 riyale denk gelirken 2012 yılında 19 bin riyal seviyelerine ulaşmıştır. Yazar her ne kadar 2012 yılındaki sebepleri tespit etmiş olsa da aynı etmenler varlığını günümüzde de sürdürmekte; Amuzegar’ın belirttiği gibi yanlış ekonomik politikalar, yaptırımlar, para biriminin güçlü olmasına dair hatalı inanışlar ve halkın ekonomiye güveninin azalması riyalin her geçen gün değer kaybetmesine neden olmaktadır. Bir diğer ekonomik sorun olan “Sübvansiyonlar” ise 10. makalede ele alınmıştır. Amuzegar sistemin etkin kullanılmadığını ve denetlenmediğini anlatırken hükûmetin açıklamalarına ve verilerine yer vermiş, sistemin işlevselliğini arttırmak için iki seçenek sunmuştur: Programın aylık ödeme/alıcı taahhütlerini kısıtlamak ya da programın gelir kaynağını (yakıt ve gıda fiyatları) daha da artırmak. Ancak bu seçeneklerin seçimle göreve gelen bir hükûmet tarafından gerçekleştirilmesini “ekonomik sorunlar ve sosyal ayaklanmalar” sebebiyle imkânsız gören yazar, çözümün ekonomik sorunları ortadan kaldırılması ve sağlam bir denetleme mekanizmasıyla mümkün olabileceğini düşünmektedir. İran deyince akla gelen bir diğer konu da on üçüncü makalede değerlendirilen petrol mevzusudur. İran’ın petrol ve doğal gaz kaynaklarını, ülkeye sunduğu avantajları ve petrolle ilintili yanlış politikaları değerlendiren yazar, İran için çok da duyulması beklenmeyen bir tespit yapmaktadır “İran orta vadede petrol ithal eden bir ülke olabilir.”. Amuzegar İran için sıkça dillendirilen “Hollanda Hastalığı” ve “Doğal Kaynak Laneti” teorilerine de yer vermekte; makalesini yine farklı bir bakış açısıyla bitirmektedir “İran petrol ve doğal gaz yerine daha fazla ekilebilir arazi ve sulama suyuna sahip olsaydı sosyal, ekonomik ve politik açıdan daha iyi bir durumda olurdu.” (s. 202). Kitabın son makalesi ise İran ekonomisinin genel bir değerlendirmesini sunmakta aslında kitabın genelinde çok da sık dillendirmediği bir düşüncesini de belirtmektedir “Yaptırımlar ve ödeme kısıtlamaları olmasaydı sadece kötü yönetim ve beceriksizlik ile ekonomi bu kadar kötü bir duruma gelmezdi.” (s.219).

Kitapta yer alan diğer altı makale de ekonomi ile bağlantılıdır ancak makalelerdeki tüm değerlendirmeler ekonomik parametreler üzerinden yapılmamaktadır. Bu sebeple de bahsedilen makaleler devlet sistemi, cumhurbaşkanları ve dış politika olarak sınıflandırılabilir. Sistemle ilgili olanlardan ilki beş temel soru çerçevesinde İran örneğinden yola çıkarak İslami fundamentalizmin geleceğine ilişkin tespitler sunan ikinci makaledir. Aslında bu makale mollaların her sorunun çözümü olarak gördükleri ve modern sistemlere bir alternatif olarak sundukları sistemin gerçekten böyle olup olmadığına cevap aramaktadır. Yazara göre İran’da uygulanan sistem ne Batı tarzı demokrasilere bir alternatif ne de var olan siyasi-ekonomik sorunlara bir çözümdür. Bir diğer soru ise oluşturulan tehdit algısına dairdir. Amuzegar’a göre İran, Batı ülkelerine değil ama istikrarsızlaştırmaya çalıştığı bölgedeki diğer ülkelere tehdit oluşturacak bir potansiyele sahiptir. Toplumsal dönüşüm dinamiklerinin de sorgulandığı makale, tepeden inen bir zorlama ile halkın dönüştürülmeye çalışıldığını ancak başarısız olunduğunu bu sebeple de değişim isteyen halkın zamanla sistemin sonunu getireceğini işlemektedir. Kitabın on dördüncü makalesi de bazıları İran tarafından bazıları da yabancılar tarafından dillendirilen ancak yanlış bilinen yedi tespite odaklanmaktadır. Her ne kadar yaptırımlar, demokrasi, seçimler, nükleer gibi tespitler beklendiği gibi doğrulansa da Amuzegar, Ahmedinejad ve Hamenei hakkında farklı yaklaşımlar sunmaktadır. Ahmedinejad’ın dindar kimliğini kurnazlık olarak değerlendiren yazar, Hamenei’ye dair tek adam yönetimi tabirinin doğru olmadığını belirtmekte ve onun için “fetvaları önemsenmeyen/alay edilen, Kum’daki ayetullahlar tarafından eleştirilen orta seviye bir din adamı” sözlerini kullanmaktadır (s. 210-211). Amuzegar kitapta Muhammed Hatemi ve Mahmud Ahmedinejad’ın cumhurbaşkanlığı dönemlerine ilişkin birer makaleye yer vermiştir. Bilindiği gibi reformist bir aday olan Hatemi’nin cumhurbaşkanı oluşu ülkede yeni umutların filizlenmesine ve beklentilerin artmasına neden olmuştu. Ancak Amuzegar’a göre Hatemi halkın taleplerinden ziyade üst kesimin isteklerine odaklanmış; her ne kadar direnişe karşı önemli reformlar gerçekleştirmişse de var olan sorunlara çözümler sunmamıştır. Yazar Hatemi’yi halkın sorunlarına odaklanamadığı için bir nevi suçlamakta onun bu başarısızlığının Ahmedinejad’ın realist vaatler yerine popülist politikalar ile seçimi kazanmasına neden olduğunu düşünmektedir. Bu bağlamda kitabın on birinci makalesi olan “Ahmedinejad’ın Mirası” sekiz yıllık Ahmedinejad hükûmetini değerlendirmektedir. Kitabın genelinde Ahmedinejad’ın uyguladığı ekonomi politikaları ve ekonomiyi “varlıkları ve geliri paylaşım aracı” olarak görmesi sıklıkla dillendirilmekte ve bunlar ülkenin mevcut durumunun müsebbibi ilan edilmektedir. İranlıların da bu durumun farkında olduğunu ve aynı hisleri paylaştığını düşünen yazar, Ahmedinejad’ı “Kararları ve eylemleri İran’ın yönetimine, ekonomisine ve toplumuna en fazla zarar veren lider.” olarak tanımlamaktadır (s. 157). Kitapta geriye kalan son iki makale ise yaptırımlar ve nükleer güç ile ilgilidir. 2010 yılında yazılan sekizinci makale İran’a uygulanan yaptırımların kronolojisi ve arka planı hakkında detaylı bilgiler sunmakla birlikte yaptırımların etkinliğini de tartışmaktadır. Amuzegar her ne kadar yaptırımları İran’ı durdurma açısından yetersiz olarak nitelese de İran’ın 5+1 ülkeleri ile müzakere eğilimini, yazarın yaptırımları sıradan vatandaşı zora sokmasına rağmen bir nimet olarak görmesine neden olmuştur. Nükleer konusu da kitapta en ayrıntılı işlenen konu olmaya adaydır. Konuyu anlatmaya İran’ın ilk nükleer çalışmalarından başlayan yazar, 2006 yılına kadar olan süreci kronolojik bir şekilde ele almakta ve tarafların gerekçelerini incelemektedir. Bu konuyu çözülmesi zor bir sorun olarak nitelendiren Amuzegar, konuya dair oldukça güzel ve yerinde bir tespit sunmakta; konunun ancak “iki tarafın da gizli ajandalarını tatmin edecek bir yöntem” ile çözülebileceğini belirtmektedir.

Kitap barındırdığı sorunlara rağmen İran’a dair çok değerli tespitler sunmaktadır. Zira Cihangir Amuzegar hem İran’da geçirdiği yıllar hem de çeşitli tecrübelerinden ötürü olayların tüm boyutlarını güçlü bir şekilde ele alabilen bir yazardır. Bu sebeple de geçmişe dönüp bakıldığında yazarın İran’a dair öngörüleri ve tespitlerinin sıklıkla gerçekleştiği kolaylıkla görülmektedir. Ancak yazarın sisteme bakış açısı metinlere taraflı ve yoğun şekilde eleştirel bir dilin hâkim olmasına neden olmuştur. Zira yazara göre 1979 yılından 2014’e kadar hükûmetin iyi olarak nitelendirebilecek eylemleri yok denecek kadar azdır ve neredeyse İran’daki tüm sorunların kaynağı liderler ve sistemdir. Bu sebeple de Amuzegar, kitapta sorunun ne olduğundan bağımsız olarak sunduğu her çözümde sistemin yıkılmasına yer vermekte; eninde sonunda insanların bu gidişe dur diyeceğini düşünmekte ve dahası bunu yoğun bir şekilde ümit etmektedir. Fakat yazarın bu arzusu objektiflik kriterine şüphe düşürmektedir. Bu durum da okuyucuyu tereddüde düşürmekte; okuyucuda yazarın bilinçli bir şekilde kötü durumlara odaklandığı fikrini doğurmaktadır. Bu nedenlerden ötürü İran’ın yaşadığı bu tecrübenin tam olarak kavranması için kitabın farklı yazarlar ve kaynaklarla desteklenerek okunması önerilmektedir.

İran Petrol Tankerine Saldırı

Merve Çakır

İran hem faili bulmak hem de kendini aklamak için sorumluları delilleriyle birlikte ortaya çıkarmak zorundadır.