İran Jeopolitiği ve Siyasi Coğrafyası

12.08.2020
Arife Delibaş Asistan, Ekonomi

İran Jeopolitiği ve Siyasi Coğrafyası

Muhammed R. Hafeziniya, Çev. Kaan Dilek, İraniyat Yayınları, Ankara, 2017, 368 sayfa

ISBN: 978-6058225107

 

İran; geniş coğrafyası, güç çekişmeleri ve sahip olduğu doğal kaynakları ile siyasi ve coğrafi açıdan incelenmeye değer ülkelerin başında gelmektedir. Prof. Dr. Muhammed R. Hafeziniya, “içeriden” bir bakış açısıyla literatüre kazandırdığı “İran Jeopolitiği ve Siyasi Coğrafyası” adlı kitabı ile alan okumalarına yeni bir soluk getirmektedir. İran’ın bu alanda yetkin bilim insanlarından olan Hafeziniya, İran Terbiyet-i Müderris Üniversitesinde öğretim elemanı olarak akademik hayatına devam etmektedir. Orijinal adı “Cografya-yi Siyasi-yi İran” olan kitap, yazar tarafından 2013’te Farsça olarak kaleme alınmış ve 2017’de İraniyat Yayınları tarafından Türkçeye çevrilerek okuyucu ile buluşturulmuştur.

Kitabın başlığında yer alan jeopolitik kavramı İran ile ilişkilendirilen önemli kavramların başında gelmektedir. “Jeopolitik nedir?” sorusunun cevabını vermek ise oldukça zor çünkü literatürde zaman, mekân ve kişiye göre birçok tanımı bulunmaktadır. Britannica Ansiklopedisi jeopolitik kavramını şu şekilde tanımlamaktadır: “Jeopolitik, uluslararası ilişkilerde güç ilişkileri üzerinde coğrafi etkilerin analizidir.” Yazar ise kitabın orijinalinde bu kavramı kullanmayarak sadece “siyasi coğrafya” kavramına yer vermiş ve şu şekilde tanımlamıştır: “Coğrafya ve siyaset arasındaki ilişkilerin incelenmesi ve bundan dolayı gerçekleşen olayların açıklanmasıdır.” (s. 10).

Kitap İran’ın; varoluşu, konumu, milleti, yönetimi, siyasi yapısı ve siyasi gücünün coğrafi olgusunun ele alındığı altı bölümden oluşmaktadır. Ayrıca eser bölgesel bakış açısı ile ele alınmış ve analizler bu doğrultuda gerçekleştirilmiştir. “İran Ülkesinin Ortaya Çıkışı (Varoluşu)” başlıklı ilk bölümde İran, bir “ülke” olarak incelenmiş ve İran’ın adı, tarihsel geçmişi, siyasi-fiziki sınırları ve yapısı analiz edilmiştir. Yazar bu bölümde, İran’ın ortaya çıkışında ve bekasında önemli olan bileşenlerin neler olduğu ve bunların rolü üzerine çıkarımlarda bulunmuştur. Coğrafi konum, toprak bütünlüğü ve fiziki yapı, tarihsel arka plan, dil, din ve mezhep, ırk ve soy, kültürel yapı, siyasi hedefler, dış tehditler ve güçlerin rekabeti araştırmanın başlıca unsurlarını oluşturmaktadır. Yazarın çıkarımlarına göre yüz ölçümü göz önüne alındığında İran’daki hükûmetlerin doğal eğilimleri büyük platoda siyasi bütünlüğü sağlamak yönünde olmuştur ve bu platoda yaşayan farklı etnik topluluklar kendilerini bu siyasi bütünlüğün bir parçası olarak kabul etmişlerdir (s. 37). Tüm içsel ve dışsal etkenler, İran halkı arasında birlik ve beraberliğe tesir etmiştir. İran’ın bir ülke olarak ortaya çıkışı ve bekası sadece bir parametreye bağlı değildir. Birkaç farklı özellik, karşılıklı etkileşimle birbirlerini pozitif yönde etkileyerek İran’ın bir ülke hâline gelmesinde rol oynamıştır. Yazar sonuç olarak İran’ın; tarihi, tarihini oluşturan toplumsal yapısı ve milleti ile sıkı sıkıya bağlı bir ülke olduğu sonucuna varmıştır.

Huntington’ın “İnsanlar; mekân, vatan ve yaşam alanı bağlılıkları olarak kategorize olurlar ve her kategori onlara özel hüviyetler bağışlar.”1 (s. 44) sözünden yola çıkan yazar, “İran Yurdu” adlı ikinci bölümde İran coğrafyasını araştırmaktadır. İlk olarak İran coğrafyasının doğal yapısı ve sosyal etkileşimleri hakkında analizlere yer verilmiştir. İran, konumundan dolayı farklı medeniyetlerin ve kavimlerin buluşma noktası olmuş ve bu da İran ile ilişki kurmayı kaçınılmaz hâle getirmiştir. Yazar, İran ile ilişki kurmanın ve coğrafyasından geçmenin geçmişte olduğu gibi bugün de iki ana hedefi bulunduğunu ileri sürmüştür: Birincisi, iktisadi-içtimai hedeflerken ikincisi, İran ve etrafındaki coğrafyaya yayılan askerî harekâtlardır. Bölümün ilerleyen kısmında, fiziki özelliklerden siyasi unsurlara geçilmiş ve İran’ın siyasi rolü incelenmiştir. Burada coğrafi unsurların İran’ı siyasi olarak ilgi odağı hâline getirdiği fakat İran’ın uluslararası güçler karşısında yeteri kadar güçlü bir konuma sahip olmadığı vurgulanmıştır. Yazar, İran’ın zarar görme ihtimaline karşılık küresel ve bölgesel arenada işlevsel bir diplomasiye sahip olması gerekliliğini önermektedir. Hafeziniya, İran’ın siyasi-askerî rolünün değişimini 15. yüzyıldan Soğuk Savaş’ın bitişine kadar detaylı olarak ele almış, değişen dünya düzeninde İran’ın nasıl ve neden çatışma alanı hâline geldiğini incelemiştir. Yazar incelemelerini jeopolitik unsurlara dayandırmış, ülkenin konumu gereği her zaman küresel ve bölgesel güçlerin hedefinde olduğu sonucuna varmıştır. Bölümün son kısmında İran’daki yaşam ve yer altı kaynakları incelenmiştir. Özellikle İran’ın en önemli problemlerinden olan su sorunu, toprak kaynakları sorunu gibi hayati sorunlara yer verilmiştir. Devamında ise İran’ı bu kadar stratejik bir unsur yapan fosil kaynaklar araştırılmış ve İran’ın yenilenebilir enerji potansiyeline de kısaca değinilmiştir.

Kitabın “İran Milleti” adlı üçüncü bölümünde İran milletinin etimolojik ve sosyolojik analizleri yapılmıştır. Sosyolojik incelemede, genel hatlarıyla nüfusun; yapısı, dağılımı, niteliği ve niceliği yer almıştır. Yazar, İran milletinin sosyofiziki yapısını incelemiş ve nüfusun etnik ve dinî yapısına da değinmiştir. Hafeziniya’ya göre İran milletinin geneli Farslardır ve Farslar tüm İran nüfusunun %73 ila %75’ini oluşturmaktadır (s. 112). Fakat bununla ilgili olarak yazar oldukça eski verileri kullanmıştır. Uluslararası literatürde yer alan pek çok kaynak ile kitapta yer alan veriler uyuşmamaktadır. Bu nedenle İran’daki etnik unsurların oranı ile ilgili net veriler olmadığını belirterek İran İstatistik Merkezini eleştiren yazar, verileri ihtimaller temeline dayandırarak analizini sürdürmeye devam etmiştir. Din ve mezhep konusunda ise İran halkının %99’unun Müslüman ve bunun %95’inin İsnaaşeriyye Şii’si geri kalanın ise ehlisünnet olduğunu savunmuştur (s. 113). Devamında ise Müslümanların oranını %99,5 olarak ifade etmiştir (s. 116). Bölüm, İran milletinin fiziki yapısının jeopolitik analizi ile devam etmektedir. Yazara göre İran halkının fiziki yapısı merkezî yapı ve çevre olarak iki bölümden oluşmaktadır. Devletin hâkimiyet alanı olarak merkezî kısım ele alınmış, çevre ile ilgili olarak da Farslar dışında kalan Azerbaycan Türkleri, Kürtler, Araplar, Beluçlar ve Türkmenler gibi ülkede var olan çeşitli etnik gruplar analiz edilmiştir. Bölümün son kısmında İran’daki bütünleştirici ve ayrıştırıcı etkenler işlenmiştir. Hafeziniya’ya göre ayrıştırıcı yapıda olan sabit ve değişken etkenler şu şekildedir: Dengesiz ve farklı millî yapı, topoğrafik yapı, etnik toplulukların ulusal katılımındaki dengesizlik, dengesiz ulaşım sistemleri, fiziki ve coğrafi adaletsizlik. Öte yandan bütünleştirici etkenler ise şu şekilde listelendirilmiştir: Merkezî bölgenin farklı hususlarındaki iştirak, ortak tarihî kökenler, ortak millî kültür, millî iftiharlar, din ve mezhep, ortak siyasi hedefler, millî simgeler, merkezî yönetimin iktidarı, dış tehditler.

Kitabın “İran’da Yönetim” adlı dördüncü bölümü, İran’da hükûmet ve siyasi yapının menşei ve oluşumu hakkında bilgiler içermektedir. Yazar analizlerine uluslararası literatürde yer alan teorileri inceleyerek başlamıştır. Yazarın incelediği teoriler şöyledir: Montesque ve Hegel’in “Şark İstibdadı”, Asya Üretim Tarzı, Su Devletleri (Hidrolik Nizam), Güvenlik ve Savunma İhtiyacı, Antropoloji ve Tanrısal Halkçı Devlet. Yazar devamında İran coğrafyasındaki devletlerin tarihî seyrini ele almış ve bu devletlerin yönetim yapısının genel özelliklerini incelemiştir. Bölümün son kısmı, günümüz İran İslam Cumhuriyeti’nin siyasi yapısının farklı boyutlar dikkat alınarak yapılan analizini içermektedir. Cumhuriyet’in genel ve biçimsel yapısı, siyasi otoritenin yapısı, hükûmetin kurumsal yapısı hakkında ayrıntılı incelemelere yer verilmiş ayrıca anayasal incelemeler de yapılmıştır.

Kitabın beşinci bölümü “İran Coğrafyasının Siyasi Yapısı” başlığı ile coğrafyanın siyasi yapısını; siyasi merkez, siyasi sınırlar ve ülkenin siyasi-idari dağılımı başlıklarıyla mercek altına almaktadır. Yazar, siyasi merkezin tanımı ve değişimi üzerine tarihsel bir bakıştan sonra İran’ın günümüzdeki siyasi merkezi Tahran’ın özelliklerini incelemiştir. Burada Tahran’ın neden başkent seçildiğinin ve devamında tarih boyunca İran’da siyasi merkezlerin değişiminin analizi yapılmıştır. Yazara göre bu platoda kurulmuş devletlerin siyasi merkez seçimlerinin farklılıklarına etki eden üç faktör bulunmaktadır: (i) Yönetimin etnik kökeni, (ii) güvenlik ve (iii) devletin sınırlarının kontrolü (s. 225-226). Bölümün devamında İran’ın siyasi sınırlarına dair tarihsel ve güncel bilgiler yer alırken günümüzdeki sınırlarının şekillenmesinde önemli olan antlaşmalara da yer verilmiştir. Yazara göre İran sınır hatlarının oluşmasında en çok İngiliz, Rus ve temsilcilerinin rolü bulunmaktadır (s. 264). Bölümün son kısmında, İran’daki fiziki alanın siyasi yapısı ele alınmaktadır. Siyasi yapının tarihsel geçmişi, ülkenin coğrafi dağılım unsurları ve coğrafyanın siyasi yapılanması gibi konular bu kısmın temel çalışma konuları arasındadır.

“İran’da Siyasi Gücün Coğrafi Olgusu ve Uygulama Modeli” başlıklı son bölüm, İran’daki siyasi otoritenin coğrafyadaki dağılım oranı ve şeklini ele almaktadır. Yazar ilk olarak literatürdeki siyasi otorite dağılımı modellerini ele almış ardından İran özelinde inceleme yapmıştır. Yazara göre genel olarak Medlerden günümüze kadar İran’da; yarı federal, bölgesel-yerel bağımsız devletler ve kanuni bölgesel kurumlar olmak üzere üç farklı siyasi güç dağılım modeli bulunmaktadır (s. 308-315). Devamında İran’ın düzeninde güç dağılımı ve halk katılımı incelenmiştir. Sonuç olarak İran’da idari, siyasi ve icrai açıdan siyasi gücün tüm coğrafyada dağılmasına engel olan faktörün; İran’ın tek yapılı, basit ve merkezci yönetim modelinin uygulanıyor olması gösterilmiştir (s. 327). Yazar son olarak idari-siyasi gücün dağılımı için ülke ihtiyaçları göz önünde bulundurularak en uygun modelin bulunmasını tavsiye etmiş ve 2013 tarihli mahallî şûra/konsey seçimlerine gösterilen yoğun ilgiyi demokrasi kültürünün gelişmekte olduğunun habercisi olarak yorumlamıştır.

Kitap genel olarak İran’ın coğrafi konumu ve siyasi yapısının harmanlanmasından meydana gelmektedir. İran’ın tarihsel ve günümüz yapısına dair detaylı analizlerin yer aldığı kitap, jeopolitik unsurların haricinde geçmiş ile günümüz arasında bir tarihsel köprü oluşturmuştur. Kitabın genel olarak “Fars kültürünü” ön plana çıkaran bir bakış açısıyla yazıldığı açıktır. Ayrıca etnik ve dinî veriler güncel kullanılmamış doğrulanmayan istatistiklere yer verilmiştir. Ülkede yaşayan farklı etnik grupların kendilerini ülkenin bütününün parçası hissettikleri vurgulanarak dağılma istekleri sadece merkezî otoritenin güçsüzlüğü ile ilişkilendirilmiştir. Fakat ülke tarihinde zaman zaman yaşanan ayrılıkçı hareketlerin ve merkezî yönetimin güçlendikçe bu unsurları baskılayıp dağılmasını engelleme yönündeki politikalarına yer verilmemiştir. Ayrıca bütünleştirici unsurlar incelenirken “din ve mezhep” ilişkisi üzerinde durulsa da bu unsurun zaman zaman ülkede azınlık için ayrılıkçı olabileceği hususu da ele alınmamıştır. Bunlardan bağımsız olarak kitap çevirisi oldukça anlaşılır bir dile sahiptir fakat -millet ve toplum gibi- bazı kavramların sürekli iç içe geçtiği görülmektedir. Ayrıca kitabın orijinal adı jeopolitik kelimesini içermemektedir. Siyasi coğrafya ve jeopolitik kavramları günlük hayatta iç içe geçse de akademik olarak farklı analizleri içermektedir. Çeşitli olumsuzluklara rağmen içerdiği yoğun siyasi-coğrafi analizler ile siyasi coğrafya alanında yer alan bu çalışma literatür çeşitliliği açısından oldukça değerlidir.


1 Huntington, S. P., “The Clash of Civilizations, Foreign Affairs”, Vol.72, No.3, Summer 1993.

Körfez'deki Çin: İran Ortaklıkta Tek Ülke Değil

Arife Delibaş

25 Yıllık Kapsamlı İş Birliği Anlaşması’nın imzalandığı iddialarının ardından Körfez’de gözler Çin-İran iş birliğine çevrilse de Körfez Arap ülkeleri, Çin’in Orta Doğu’daki ekonomi politikalarının ayrılmaz parçası olmaya devam etmektedir.

İran-Afganistan Arasında Doğarun Gümrüğü Sorunu

Arife Delibaş Yasir Rashid

Doğarun Sınırı’nda yaşanan olumsuzluklar İran-Afganistan ekonomik ilişkilerini olumsuz etkilemektedir.