İran: Ketlenmiş Halk

Iran, A People Interrupted

06.12.2019
Esin Erginbaş Asistan, İç Politika

İran: Ketlenmiş Halk (Iran, A People Interrupted)

Hamid Dabashi, Çev. Emine Ayhan, Metis Yayınları, İstanbul, 2008, 330 sayfa

ISBN-13: 978-9753426350

Columbia Üniversitesinde İran Araştırmaları ve Karşılaştırmalı Edebiyat profesörü olan Dabashi'nin; İran, Orta Çağ ve çağdaş dönemde İslam, karşılaştırmalı edebiyat, dünya sineması ve sanat felsefesi konuları üzerine çalışmaları bulunmaktadır. Dabashi, İran: Ketlenmiş Halk eserinde, İran’ı ve İran halkını yansıtmaktan öte emperyalizme hizmet eden, gelenek-modernlik ikilemi arasında sıkıştırılan İran tarih anlatısına meydan okumakta ve İran’ın son 200 yıllık tarihini, sömürgecilik karşıtı cereyan eden fikirsel oluşumlar etrafında bütünleşen halk hareketleri üzerinden ele almaktadır.

Birinci bölümde “Sınırı Olmayan Uluslar Üstüne” başlığı altında İran’da ulusal ortak kimlik inşasının ve ulus-devlet modeli, “sömürgeci modernlik” kavramı üzerinden eleştirilmektedir. Avrupa’da ortaya çıkan aydınlanma ürünü akıl ve bilimin evrenselleştirilerek modernliğin reçetesi olarak sunulması, İran’ın tarihsel gerçekliklerinin yadsınarak modernleşmesine dolayısıyla İran’ın “hem modernleşip hem sömürgeleştirilmesine”  neden olmuştur. Sömürgeci modernlik aracılığıyla İran’da kadim Pers İmparatorluğu esas alınarak yazılan ulusal hikâyeler ile onur duyulan şovenist tarih; hayali ulusal sınırlar yaratarak değerlerden yoksun kutsanmış bir toprak sınırı getirmiş ve İran’ı tekdüze tanımlamalara hapsederek özgün değerlerini yitirmesine neden olmuştur. Bu bölümde İran, ulus-devlet modeline sığmayacak düzeyde tarihsel zenginliğe sahip bir ülke olarak tanımlanmaktadır.

 “Sömürgeci Modernliğin Şafağı” başlığını taşıyan ikinci bölümde, 19. yüzyılın başlarında Kaçar Hanedanlığı Dönemi’nde İngiliz Binbaşı Joseph D’Archy vasıtasıyla Mirza Salih Şirazi’nin 1815’te İranlı öğrenci kafilesi ile İngiltere’ye gitmesi, dönüşünde yazdığı seyahatname ve getirdiği matbaanın İran’a olan etkisi ve Şii din adamlarının rejime muhalif yapısının şekillenmesi ele alınmaktadır. Mirza Salih seyahatnamesinin İngiltere ve Avrupa gözlemlerini içermesi, ilk Farsça gazete Kagez-i Ahbar’ın matbaadan çıkması ve Avrupa eserlerinin Farsçaya çevrilmesi hadiseleri İran’da meydana gelecek demokratikleşme hareketlerinin önünü açması bağlamında ele alınmaktadır. Yazar, Avrupa’da gelişen ve tartışılan özgürlüğün sınıfsal hareketler zemininde oluştuğunu belirterek İran’ın bu sınıfsal zeminden yoksun demokratikleşme hedefi gütmesini sömürgeci modernlikle karşılaşmasına dayandırmaktadır. Bu bölümde ele alınan bir diğer husus ise Kaçar Sarayı’nın yozlaşmış politikaları karşısında yoksullaşan halka ve idari kurumlara yönelik gerçekleştirilmesi hedeflenen bir dizi reform hareketinin Şii ruhban sınıfının tepkisini çekmesi sonucu, Şii din adamları ile rejimin karşı karşıya geldiği Babi Hareketi’dir (1843-1852). Şii din adamlarının rejime karşı yoksul kitleleri Şii öğreti ile mobilize edebilme gücü hem Babi Hareketi’nde hem Tütün İsyanı’nda (1890) sömürgecilik karşıtı direniş hareketlerinin örneği olarak gösterilmekte, devrimci isyanların yayılmasında rolü olan ve ümmet birliğini savunan Seyyid Cemaleddin Afgani figürüne yer verilmektedir.

 “Meşrutiyet Devrimi” başlığı taşıyan üçüncü bölümde, 1906 Meşrutiyet Devrimi sömürgecilik karşıtı mücadelenin bir ürünü olarak açıklanmakta, 19. yüzyıl boyunca İran’da belirginleşmeye başlayan milliyetçilik, sosyalizm ve İslamcılık ideolojisinin oluşumuna yer verilmektedir. 1906 Meşrutiyet Devrimi’ne giden süreç, Cemaleddin Afgani’nin takipçisi olan Mirza Rıza Kirmani’nin Şah Abdülazim Türbesi’nde Hükümdar Sultan-ı Sahip Kiran Nasreddin Şah Kaçar’ı vurması üzerinden anlatılmakta, Kirmani’yi sömürgecilik karşıtı sıradan insanların temsilcisi rolüne bürümekte ve Kirmani’nin kurşunu, İran’ın emperyalizm karşısında gösterdiği tepki ile sembolleştirilmektedir. Kaçarlar Dönemi’nde İran üzerinde Rusların ve İngilizlerin güç mücadelesi ve Kaçar Sarayı’nın harcamaları, İran ekonomisinin denetiminin İngilizler ve Ruslara geçmesi ile sonuçlanmakta, bu durum İran’daki yerli tüccarı ve din adamlarının çıkarlarını etkileyen bir gelişme olarak değerlendirilmektedir. 1906 Meşrutiyeti’nde, tüccar sınıfı kendi çıkarlarını korumayı amaçlarken ruhban sınıfı ikiye bölünerek burjuvazinin yanında saraydan faydalanan Şii din adamlarına karşı yer almaktadır ve bu iki sınıfın sömürgecilik karşıtı duruşu Kaçar Sarayı’na karşı birleşmektedir. Yazar, Meşrutiyet Devrimi’ni halk hareketleri bağlamında sömürgecilik karşıtı duruş ile değerlendirse de İslam Devrimi sürecinde oluşan demokratik söylemlerin kuramsal alt yapılarının olmadığı eleştirisini; devrimci sıfatından yoksun din adamları, liberal nitelik taşımayan burjuva sınıfı, güçlü işçi sınıfının yoksunluğu ve bu sınıfların birbiri ile çatışmadan gerçekleşen devrim üzerine yapmaktadır.

“Pehleviler” başlıklı dördüncü bölümde, Pehlevi Dönemi (1926-1979) Nasır Hüsrev’in şiirine atıf yapılarak İran ulusunun belleğinde korku ve coşkunluk çağı olarak nitelendirilmektedir. Korku çağı olarak 1953 yılında Musaddık’ın devrilmesi ile başlayan ve Şah’ın istihbarat gücü SAVAK baskıları ile devam eden yıllar işaret edilirken coşkunluk çağı ise Şah yönetimine karşı beslenilen umut olarak ifade edilmektedir. Rıza Şah’ın (1921-1941) hedeflediği modern ulus devlet modeli, bu modele yönelik bir dizi reform hareketi getirmektedir ve bu reformlar; alt yapı, eğitim, yargı ve ordu alanlarında değişimler ile İran’ı küresel kapitalizme entegre olmaya hazır, modern devlet formunda şekillendirmektedir. Şii din adamlarının Şah’a karşı tepkileri, seküler bir devlet tasarısının dinin hem kamusal hem de kültürel alandan dışlanması sonucu gelişmekte, Pehlevi Hanedanlığı’nın son döneminde ise isyan hareketleriyle ön plana çıkmaktadır. Muhammed Rıza Şah Dönemi (1941-1979) gelişmeleri ise “ABD’nin küresel güç hâline geldiği”, “II. Dünya Savaşı ve küresel güç rekabetlerinin olduğu”, “Petrolün sahibi kim olacak?” sorusunun gündeme geldiği bir dönem olarak anlatılmaktadır. Muhammed Rıza Şah’ın ilk saltanat dönemi (1941-1951) II. Dünya Savaşı’nda İran’ın 1941’de müttefik devletler tarafından işgal edilmesi, sosyalist parti Tudeh Partisi’nin kaostan faydalanarak teşkilatlanması, 1945’te ayrılıkçı bir girişim olarak bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti’nin kurulması ve Muhammed Musaddık’ın 1951 yılında petrolü millileştirmesinin sonucu 1953 yılında CIA destekli bir darbe ile düşürülmesi gelişmeleri ekseninde ele alınmaktadır. 1953 Darbesi’nden sonra Şah’ın 1958 yılında kurulan SAVAK’ı her türlü siyasi muhalifi bastırma amacı ile kullanması, 1963 yılında tepeden inme bir değişim hedefleyen Beyaz Devrim Hareketi’ni başlatması, 1973 yılında Arap petrol ambargosuna katılmayarak petrol hasılatından elde ettiği kârı gösterişe ve askerî malzemelere harcaması, Pehlevi rejiminin sona erdiği, İranlılar için korku dolu yüzyılın bitmekte olduğu ibareler olarak ele alınmaktadır.

 “İslam Devrimi” başlıklı beşinci bölümde, İran’ı 1979 Devrimi’ne götüren kalkış noktaları ideolojik yönelimler ile esas alınarak, Devrim’in çoğulcu muhalif yapısı ortaya konmakta ve İslam Devrimi’nden sonra Humeyni’nin on yıllık yönetim sürecinde İslam Cumhuriyeti’nin karşılaştığı krizler ele alınmaktadır. 1979 Devrimi’ni önceleyen yıllar, 1953 yılında CIA destekli darbe ile başlatılarak, Ayetullah Humeyni önderliğindeki Haziran 1963 ayaklanmaları, Siahkal Ayaklanması ve 1971’de Halkın Fedaileri önderliğinde başlatılan gerilla hareketleriyle ele alınmaktadır. Devrim’e yönelik siyasal okuma bu bağlamda salt İslami ideoloji ile değil milliyetçi Başbakan Musaddık’a yapılan darbe ile ulusal, gerilla hareketleri ve Siahkal Ayaklanması ile Marksist ideolojiler üzerinden de yapılmaktadır. Devrim’in İslami niteliği; İslamcı ideolojinin alt yapısının devrimci düşünür Ali Şeriati tarafından oluşturulması, devrim yanlısı İslamcıların fikirlerini yayma sürecini sosyalist ve ulusalcılardan daha kararlı olmaları -1963’te sürülen Humeyni’nin kasetler yolu ile mesajlarını geniş kesimlere iletmesi- ve Devrim’de Şii motiflerine başvurulması ile açıklanmaktadır. 1978 yılı, Humeyni’nin müritleri ve kasetleri yoluyla halkı sokaklara çağırdığı, şiddetli sokak olaylarının yaşandığı, Humeyni’nin Şah’ın silahlı gücü karşısında halkı yönlendirebilme gücünün üstün geldiği bir yıl olarak aktarılmaktadır. Ayrıca 1979 yılında Şah’ın devre dışı kalması, antik Pers oyunundan referans alınarak Şah’ın mat edilişi olarak tasvir edilmektedir. Ayetullah Humeyni’nin 1979’da İran’a dönmesinden sonra İran’ı 1979-1989 yılları arasında yönettiği dönem, Humeyni’nin mutlak otoritesini sağlamlaştırdığı ve İslam Cumhuriyeti’ne karşı oluşabilecek her türlü kalkışmayı fırsata çevirdiği bir dönem olarak değerlendirilmektedir. 1979-1980 Rehine Krizi -ABD büyükelçilik diplomatlarının 444 gün rehine tutulması- ABD destekli olası bir hamleyi engelleme amacına hizmet edip Humeyni’nin mutlak otoritesini sağlamlaştırırken 1980-1988 İran-Irak Savaşı’nda dış düşman ile savaşılması, iç muhalefetin sindirilmesini kolaylaştırmıştır. 1989’da Salman Rüşdi’ye ölüm fetvası verilmesi ise İslam Cumhuriyeti’nin teokratik yapısını konsolide eden olay olarak açıklanmaktadır.

Altıncı bölümde “Yeniden Yapılanma ve Reform” başlığı altında Ali Hamenei’nin devrim rehberi olduğu, savaş sonrası ekonomide liberal politikalar hedefleyen Haşimi Rafsancani ve siyasal liberalizm hedefleyen Muhammed Hatemi’nin cumhurbaşkanlığı dönemlerine yer verilmektedir. Haşimi Rafsancani’nin cumhurbaşkanlığı dönemi (1989-1997) İran’ın savaş sonrası yeniden yapılanmayı hedefleyen ekonomi programı, özel sektörün kalkınması ve küresel ekonomiye entegre politikaları ekseninde değerlendirilmektedir. Humeyni’nin ölümü sonrası İslam Cumhuriyeti’nin ideolojik temellerine karşı ortaya çıkan ideolojik muhalefet, seküler ya da İslami gruplar şeklinde tanımlanmakta, İranlı dinî entelektüellerin geleneğe karşı modernlik tartışmasını aşamadığı, İran dışında yaşayan entelektüellerin ise Batılılaşma ya da İslamileşme şeklinde iki seçenekte sıkışması eleştirilmektedir. Yazar, Hatemi’nin reformcu siyasetinin ortaya çıkmasını, bu muhalif entelektüellerin kullandığı dilin genişlemesi ve geniş çaplı fikirler üretmesi sonucu ile açıklamaktadır. Hatemi’nin cumhurbaşkanlığı dönemi (1997-2005), reformist politikalar ekseninde umut verici bir sürece bürünmesi gerekirken hem rejimin kendi çıkmazları hem de bölge jeopolitiğindeki gelişmeler neticesinde başarısız olarak nitelendirilmektedir. Hatemi’nin ilk döneminde (1987-2001) meydana gelen 1998 muhalif seküler entelektüellerin katledilmesi, umduğu reformist icraatları bulamayan öğrencilerin 1999 yılındaki ayaklanmaları, 2000 yılında Berlin Konferansı’na katılan halk entelektüellerinin İran’a dönüşlerinde haksız yere yargılanması, reformist politikalarda başarısızlığın ibareleri olarak gösterilmektedir. Hatemi’nin ikinci döneminde ise 2003 yılında ABD’nin İran’ı şer eksenine -İran, Kuzey Kore ve Suriye- dahil etmesi reform politikalarının işlerliğine zarar veren bir gelişme olarak değerlendirilmektedir.

Yedinci bölüm, “İslami İdeolojinin Sonu” başlığı ile 2005 yılında Hatemi’den sonra cumhurbaşkanı seçilen Mahmud Ahmedinejad’ın seçilme nedenlerini, temsil ettiği sınıfsal grupları açıklamakta ve ruhban sınıfı temelinde sıkışan İslam Cumhuriyeti’nin ideolojik geleceğini tartışmaya açmaktadır.  İran’da 2004 parlamento seçimlerinde reformcuların aldığı yenilgi ile reformcu hareket yerini Radikal İslamcılığın tekrar yükselmesine bırakmıştır. Rafsancani’nin ekonomi politikaları orta sınıfı destekleyen hamleler içerirken Hatemi’nin söylemleri özgürlük kavramı üzerinden ilerlemiştir. 2005 yılında seçilen Ahmedinejad (2005-2013) ise son iki cumhurbaşkanı döneminde ihmal edilen yoksul sınıfların desteğini almayı hedeflemiştir. Ahmeninejad’ın cumhurbaşkanı seçilmesi, yoksul ve imtiyazsız grupların İslam Devrimi’ne sahip çıkma unsuru ile de açıklanmaktadır. Bu kesim, Ahmedinejad’a oy vererek hem devrimin ön saflarında yer alan hem de İran-Irak savaşında ölen kesimi temsil ederek İslam Devrimi’ne bağlı bir profil ortaya koymaktadır. Bölüm sonunda, İslam Cumhuriyeti’nin Kum şehrine indirgenmesi ve militan İslamcılık eleştirilmektedir. İslam Cumhuriyeti’nde Şiiliğin devlet ideolojisi olmasının devrimci protest yapısı ile çeliştiği ve bu çelişkinin İslam Cumhuriyeti’nin kendini feshetmeye kadar götürebileceği tespiti üzerine İslam’ın yeniden formüle edilmesine yönelik çözümler ortaya konmaktadır.

“Sonsöz” başlığı ile yazar; modernlik, sömürgeci modernlik, sömürgecilik karşıtı modernlik terimlerini tanımlamakta ve eserin temel savı olan İran’da modernleşmenin sömürgeci modernlik ile sonuçlanmasını genel bir değerlendirme yoluyla sunmaktadır.

Eser, İran’ın 200 yıllık tarihini ele alırken İran’a ve İran halkına karşı oluşturulan şarkiyatçı yaklaşımları reddetmesi ve İran’ın emperyalizm ile mücadelesini alternatif bir tarih anlatısı ile ortaya koyması bakımından önem taşımaktadır. Yazar, salt siyasal gelişmeler ile İran tarihini anlatmaktan kaçınarak kültürel formlara da değinmekte; hikâye, şiir ve film örnekleri sunarak edebî bir anlatım benimsemekte, İran’ın sömürgeci modernlik ile karşılaşma hikâyesini okuyucular ile paylaşmaktadır.

İran Cumhurbaşkanlığı Seçimleri: Öne Çıkan Muhtemel Adaylar

Esin Erginbaş

2021 Cumhurbaşkanlığı Seçimlerinin hedefi, seçimlere katılmayan halkı sisteme dâhil ederek ve “Devrim’in İkinci Aşaması”nı tamamlayarak devrimci ruhun yeniden biçimlendirilmesini sağlamaktır.