İran Milliyetçiliğinin Doğuşu: Irk ve Ayırma Siyaseti

21.04.2021

İran Milliyetçiliğinin Doğuşu: Irk ve Ayırma Siyaseti

Reza Zia-Ebrahimi, The Emergence of Iranian Nationalism: Race and the Politics of Dislocation, Columbia University Press, 2016, 312 sayfa.

ISBN: 978-0231175760


İran milliyetçiliği hakkında son elli yılda birçok akademik çalışma yapılmıştır. İran milliyetçiliği, bu çalışmaların bir kısmında kadim ve doğal bir olgu olarak görülürken diğerlerinde modern bir ideoloji olarak tanımlanmıştır. King’s College London’da öğretim üyesi olan Zia-Ebrahimi’nin 2016 yılında İngilizce yayımlanan “İran Milliyetçiliğinin Doğuşu: Irk ve Ayırma Siyaseti” adlı eseri, İran milliyetçiliği çalışmalarına yeni bir kavramsal çerçeve önermektedir. Zia-Ebrahimi, “ayırıcı milliyetçilik” (dislocative nationalism)1 olarak tanımladığı milliyetçiliğin, İran’da en yaygın milliyetçilik türü olduğunu ifade eder. Ayırıcı milliyetçiliğin, 1860-1890 yılları arasında belirli aydınlar tarafından oluşturulan modern bir ideoloji olduğu ve bu ideolojinin ilkelerini oryantalist gelenekten seçerek aldığı söylemleri kitabın iki temel argümanıdır. Yazar, ayırıcı milliyetçiliğin temel iddialarını ise şu şekilde sıralar: 1-İran milleti en az 2.500 yıllık kesintisiz bir tarihe sahiptir. 2-İran’ın İslam öncesi dönemi altın çağıdır. 3-İran’ın geri kalmışlığının sorumlusu Araplar ve İslam’dır. 4-İranlılar Aryan ırkına mensup bir halk olarak Avrupalılar ile akrabadır.

Zia-Ebrahimi kitabın birinci bölümünde İran modernitesinin ve milliyetçiliğinin on dokuzuncu yüzyıldaki doğuşu ve gelişimine odaklanır. İran’da modernitenin, yüzyılın başında Rusya ile yapılan ve ciddi toprak kayıplarıyla sonuçlanan süreç ile başladığını öne sürer. İran’ın, Avrupa’nın askerî-siyasi gücü ve bilimsel üstünlüğü ile karşı karşıya kalmasının travmatik sonuçlar doğurduğunu ifade eder. İran milliyetçiliğinin zemininde de bu travma olduğunu belirtir. Zia-Ebrahimi, Avrupa’dan teknoloji ithalinin İran’da modernizmin ilk evresi olduğunu söyler. 1850’li yıllara gelindiğinde ise bu hamlenin başarısız olduğu görülmüştür. Bu yıllardan itibaren ilk dönem modernizmine birtakım alternatifler ortaya çıkmıştır. İlki, Avrupa’da eğitim görmüş Ermeni asıllı Mirza Malkum Han’ın devlet ve hukuk düzenine dair reform önerileridir. İkinci alternatif ise Malkum Han’ın somut ve pragmatik reform önerilerinin aksine söyleme dayalı olan ayırıcı milliyetçiliktir. Zia-Ebrahimi, ayırıcı milliyetçiliğin entelektüel kökenlerine değinerek oryantalist geleneğin İranlı aydınlar üzerindeki etkisini ortaya koyar. Buna rağmen dönemin İran milliyetçilerinin, oryantalist varsayımları bire bir taklit etmeyip bunları ideolojik hedeflerine göre seçerek kullandıklarına dikkat çeker.

Kitabın ikinci bölümü ayırıcı milliyetçiliğin iki kurucusu olarak görülen Mirza Feth Ali Ahundzade ve Mirza Ağa Han-ı Kirmani’nin düşüncelerine ayrılmıştır. Zia-Ebrahimi hayatının önemli bir bölümünü Tiflis’te geçiren ve Rusya’da tercüman olarak çalışan Ahundzade’nin Rusça metinler aracılığıyla oryantalist literatürden etkilendiğini belirtir. Ahundzade, aydınlanma filozoflarının fikirlerinden ve liberalizmden de etkilenmiştir. Özellikle Voltaire’den ilham alarak kurumsal dinleri eleştiren Ahundzade, ilerlemenin koşulu olarak dinî inançların toplumdan kazınmasını zorunlu görür. Zia-Ebrahimi, Ahundzade’nin Türkçe kaleme aldığı Mektubat isimli eserinin, ayırıcı milliyetçiliğin kurucu metni olduğunu ileri sürer. Ahundzade Mektubat ve diğer eserlerinde Arapların, İran’ı geri kalmışlığa mahkûm eden tohumları ekmiş olduğunu belirtir. Ona göre ulema ve müstebit hükümdarlar bu tohumların yeşerttiği gruplar olarak yüzyıllar boyu İran’ın mahvolmasının müsebbipleri olmuştur. Bu bölümde konu edilen ikinci entelektüel olan Kirmani ise Ahundzade’nin mirasçısı ve onun fikirlerini radikalleştirerek daha geniş bir kitleyle buluşturan kişi olarak tasvir edilmektedir. Kirmani’nin İran milliyetçiliğine katkısı, İranlı kimliğine ırkçı ve dilbilimsel yaklaşımları olmuştur. Kirmani, Farsçada ırk kavramını ilk kez biyolojik anlamda kullanmış ve bu bakımdan Avrupa kökenli ırkçı düşüncenin İran’daki öncüsü olmuştur. Ayrıca Kirmani’nin, Aryan ırkından bahseden ilk İranlı yazar olduğu da bilinmektedir. Kirmani ve Ahundzade modern İran tarih yazımında eleştirilmemiş, milliyetçiliğin ve modernliğin öncüleri olarak yüceltilmiştir. Zia-Ebrahimi, bu durumun İran toplumunda ayırıcı milliyetçiliğin yerinin sağlamlaşmasına sebep olduğunu savunur.

Zia-Ebrahimi, üçüncü bölümde “arkaist çılgınlık” olarak nitelediği İran milliyetçiliğinin, İslam öncesi döneme duyduğu özlemi ele alır. Yazar, bu bölümde şu temel soruya cevap aramaktadır: Antik İran’a ilişkin arkaist özlem, Kaçar Dönemi entelektüelleri arasında ortaya çıkan ve kökenleri oryantalistlerin çalışmalarında bulunan yeni bir eğilim midir yoksa İran kültüründe çok uzun süre var olmuş bir geleneğe mi işaret etmektedir? İran milliyetçiliğinin modern dönem öncesine uzandığının kanıtları gibi görülen Şehname ve Desâtir metinleri2 gibi kaynakların hangi tarihî ve fikrî bağlamda değerlendirileceği, bu sorunun muhtemel cevabını da içinde barındırır. Zia-Ebrahimi birçok İranlı tarihçinin aksine bu metinlerin, İran milliyetçiliğinin ve Antik İran’a duyulan özlemin kaynağı olamayacağını ifade eder. Yazara göre Kaçar entelektüelleri ancak oryantalist anlatıların etkisinde kaldıktan sonra bu metinleri farklı bir gözle okumaya başlamıştır. Dolayısıyla Şehname ve Desâtir metinleri gibi yerli eserlerin, Kaçar Dönemi arkaizmine kaynaklık ettiği söylenemez. Aksine Avrupa’da on dokuzuncu yüzyılda Antik İran üzerine yazılanlar incelendiğinde bunların ayırıcı milliyetçilik için örnek teşkil etmiş olduğu anlaşılacaktır. Dönemin Avrupalı düşünürlerinin Klasik Yunan ve Roma algısına paralel bir şekilde Antik İran’ı yüceltmeleri ve Zerdüştlüğe duydukları merakın İranlı entelektüeller tarafından elverişli bulunup kullanıldığı, metinler arasındaki paralellikler göz önünde bulundurularak tespit edilebilir. Yazara göre oryantalist gelenek, İran’da modern tarih yazımının yalnızca başlangıcını şekillendirmekle kalmamış, ilerleyen dönemlerde de büyük oranda etkisini sürdürmüştür.

Kitabın dördüncü bölümünde ayırıcı milliyetçiliğin önemli bileşenlerinden olan ırkçılık ve Arap karşıtlığının milliyetçi söylem içindeki konumu ve kökeni tartışılmaktadır. Oryantalistler ve İranlı tarihçilerin birçoğu İranlılar arasındaki Arap karşıtlığının kadim bir tavır olduğunu düşünmüştür. Buna örnek olarak da Firdevsi’nin Şehname’sindeki Arap karşıtı beyitleri ve Şuûbiye Hareketi’ni gösterirler. Zia-Ebrahimi ise Şuûbiye Hareketi’nin siyasi hedefleri olmayan kültürel ve edebî bir akım olduğunu ifade eder. Ayrıca Şuûbiye Hareketi’ne mensup birçok şairin, Abbasi sarayına bağlı olması da bu akımın erken bir İran milliyetçiliği veya Arap karşıtlığının ifadesi olamayacağını göstermektedir. Yazar, Şehname’de Arap karşıtı düşüncenin varlığına dair yargıyı, bu beyitlerin Şehname’ye sonradan ilave edildiğini belirterek reddeder. Şehname’nin Arap karşıtı bir polemik olmadığının ikinci kanıtı da metne göre Araplar arasında büyüyen Behram Gûr adlı hükümdarın, Firdevsi tarafından övülmesidir. Ayrıca Behram Gûr’u yetiştiren Araplar hakkında da olumlu ifadeler kullanılır. Dolayısıyla Arap karşıtlığı ve ırkçılığın sistematik olarak İranlı milliyetçilerin söylemlerine girmesi, Şehname ve Şuûbiye Hareketi’ne bağlanamaz.

Zia-Ebrahimi’ye göre İranlı milliyetçiler, oryantalizmin Antik İran’a dair söylemlerini benimseyip kullandığı gibi on dokuzuncu yüzyıl Avrupa düşüncesinde etkili olan ırkçılık ve antisemitizm gibi akımların da etkisinde kalmıştır. Yazar, İran tarihinin ırkçı yorumunun ilmi tutarsızlığına rağmen bugüne kadar gelebilmesinin iki sebebi olduğunu ifade eder. Birincisi, bu yorumun İran’ın gerilemesinin vebalini Arapların ve İslam’ın sırtına yükleyerek İranlıları bu sorumluluktan kurtarması, ikincisi ise İranlı entelektüellerin Avrupa ilmi tarafından üretilen düşünce ve tezleri eleştirecek bir epistemolojiyi uzun süre boyunca geliştirememiş olmasıdır.

Kitabın beşinci bölümü Ahundzade ve Kirmani’nin Avrupa medeniyeti hakkındaki tutumlarının analizine ayrılmıştır. Zia-Ebrahimi hâkim tarih yazıcılığının aksine Ahundzade ve Kirmani’nin, İran’da aydınlanmacı ve rasyonel Batı düşüncesinin temsilcileri olduğunu kabul etmez ve aydınlanmacı fikirlerin bu entelektüellerin yazılarında yalnızca söylem düzeyinde var olduğunu ileri sürer. Ahundzade ve Kirmani’nin esasen aydınlanma karşıtı filozoflardan etkilendiğini belirtir. Aydınlanmanın kozmopolitliğine karşı Ahundzade ve Kirmani’nin etnik kimliğe yaptıkları vurgu, bu durumun kanıtı niteliğindedir. Yazara göre bu entelektüeller; eleştirel düşünme, rasyonellik ve bilimsellik iddialarına karşın eleştirdikleri dinî çevreler gibi dogmatik düşünmekten kendilerini alamamıştır. Böylece ayırıcı milliyetçilik yeni dogma; Ahundzade ve Kirmani ise milliyetçi ideolojinin “taklit merci”leri hâline gelmiştir. Bu bölümde son olarak Ahundzade’nin, Avrupalı siyasi güçler ve zorla modernleştirme gibi konulardaki tutumlarına değinilir. Çarlık Rusya’sında tercüman olarak görev yapan Ahundzade’nin yazılarında, Rus emperyalizmine ve Kafkas halkları üzerinde uygulanan baskılara herhangi bir eleştiri görülmez. Aksine Ahundzade’nin tiyatro oyunları, Rusya’nın emperyal iddialarını destekler biçimde kaleme alınmıştır. Ahundzade, Batılı bir gücün “irrasyonel” Doğuluları zorla da olsa modernleştireceğine inanmaktadır. Kirmani’nin de yazılarında açıkça belirtmemiş olmasına rağmen baskı ile modernleştirme fikrine uzak olmadığı görülmektedir.

Kitabın altıncı bölümünde ayırma siyaseti (dislocation) ile Aryanizm3 arasındaki ilişki incelenir. Aryan söyleminin Avrupa düşüncesinde ortaya çıkıp İran’a taşındığı ve bu söylemin milliyetçilerin ayırma stratejisinde belirli bir amaca hizmet ettiği bu bölümde öne sürülen iki temel argümandır. Zia-Ebrahimi Aryan kelimesinin “ariya” formuyla İslam öncesi İran kaynaklarında yer aldığını kabul etmekle birlikte bu kelimenin modern ırk anlamını on dokuzuncu yüzyılda kazandığını belirtir. Oryantalistler arasında önceleri dilbilimsel bir tanımlama olan Aryan kavramı, giderek ırk bağlamında kullanılmaya başlanmıştır. Bu kavram İran’da ise ırk anlamıyla ilk kez Kirmani tarafından kullanılmıştır. Meşrutiyet sonrası dönemde İranlıların, Aryan ırkından olup Avrupalılarla akraba olduğu fikri, İranlılar arasında yayılmıştır. Pehlevi Dönemi ders kitaplarında bu konunun işlenmesi de Aryan söyleminin daha geniş bir kitle tarafından öğrenilmesi ve içselleştirilmesi ile sonuçlanmıştır. Zia-Ebrahimi’ye göre bu söylem, İranlılar ile Araplar, Türkler ve dolayısıyla İslam’ın arasına ırk çizgisini çekerek İranlıları diğerlerinden ayrıştırmaya yaramıştır. Pehlevi Dönemi’nin ikinci şahı Muhammed Rıza’nın İngiliz Büyükelçi’ye, İran’ın Orta Doğu’da bulunmasının coğrafi bir kaza olduğunu söyleyerek İran’ın aslında Avrupa medeniyetine dâhil olduğunu ima etmesi, Aryan söyleminin İran’ı; coğrafi, tarihî ve kültürel gerçekliklerinden nasıl ayırdığına güzel bir örnektir.

Kitabın yedinci ve sekizinci bölümlerinde ayırıcı milliyetçiliğin İranlı entelektüeller arasında hâkim söyleme dönüşmesi ve devletin resmî ideolojisi olma süreci anlatılmaktadır. Zia-Ebrahimi; Ahundzade ve Kirmani’nin fikirlerinin ancak 1910’dan sonra etkili olduğunu ileri sürer. Yazara göre Birinci Dünya Savaşı ve sonrası dönemde meşrutiyet ideallerinin İran’ı içinde bulunduğu kötü durumdan kurtaramaması, İranlı entelektüelleri meşrutiyetçi fikirlerden soğutarak yeni bir ideoloji arayışına itmiştir. Birinci Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru, ifadesini ilkin edebiyat ve müzik gibi sahalarda bulan ayırıcı milliyetçilik, Tahran’daki siyasi havanın elverişli olmaya başlamasıyla politik alana taşınmıştır. Ülkenin dağılmakta olduğu endişesi birçok İranlı entelektüeli, güçlü ve merkezî bir hükûmetin tek çıkış yolu olduğu düşüncesine sevk etmiştir. Böylece İran ulus-devletinin kuruluşunun şartları tamamlanmış; ayırıcı milliyetçilik yeni devletin ideolojisi olmuştur.

Sonuç olarak Zia-Ebrahimi, her ne kadar Pehlevi Dönemi’nde resmî ideoloji hâline gelmişse de ayırıcı milliyetçiliğin, hiçbir zaman somut siyasi ve sosyal hedeflere sahip bir reform projesi olmadığını belirtir. Ayırıcı milliyetçilik, İranlıların geri kalmışlık travması ile başa çıkmak için başvurdukları bir yöntem olarak kalmıştır. Yazar bu ideolojinin Avrupa ile İran arasındaki farkı kapatma hedefine ulaşamadığını ifade eder. Bu başarısızlığın nedeni olarak ayırıcı milliyetçiliğin aşırı romantik tutumu ve despotik eğilimlerini gösterir. Irka dayalı ve halka yukarıdan bakan bir yaklaşımın aslında niçin modern kurumları üretmede başarısız olduğuna şaşılmamalıdır.

Bu kitap, İran’da milliyetçiliğe ve resmî ideolojiye getirdiği yeni ve değerli bakışın dışında, Batı dışı toplumların milliyetçiliklerinin nasıl çalışılabileceğine dair de yeni bir kavramsal çerçeve önermektedir. Ayrıca Batı Avrupa merkezli milliyetçilik teorilerinin veya milliyetçiliği antikolonyalizm bağlamında inceleyen çalışmaların değerini inkâr etmemekle birlikte bu yaklaşımların, İran toplumunu anlamada yetersiz kalacağını göstermiştir.


1 “Dislocation” kelimesi İngilizcede çeşitli anlamlarda kullanılmaktadır. Örneğin, tıp alanında kemik çıkığı anlamına gelirken ekonomi ve sanayi alanlarında işlerin eski düzeninde olmadığını belirtmek için kullanılır. Yazarın kullandığı şekliyle “dislocative nationalism” İran’ı sahip olduğu sosyal ve kültürel gerçekliklerden ayırdığı için bu kavram Türkçeye “ayırıcı milliyetçilik” olarak çevrildi. Bu tercihin sonucu olarak “dislocation” ifadesi de ayırma olarak karşılandı.

Desâtir metinleri on altıncı yüzyılın sonlarında Şiraz’dan Hindistan’a göç ettiği söylenen bir grup Zerdüşt tarafından üretilmiş metinlerdir. Bu metinlerdeki İran merkezli tarih anlayışı ve üretilen yeni kelimelerin Kaçar Dönemi entelektüellerini etkilediği ve bu dönemde ortaya çıkan arkaizme kaynaklık ettiği kimi tarihçiler tarafından dile getirilmiştir.

3 Aryan teorisi on sekizinci yüzyılda; Yunanca, Latince, Sanskritçe ve Farsça gibi dillerin birbirleriyle akraba olduğu ve ortak bir dilden geldiğini ileri süren bir dilbilim teorisi olarak ortaya çıktı. Aryan kelimesi, on dokuzuncu yüzyılda ise anlamı genişletilerek bu dilleri konuşan grupların ortak atası olduğu varsayılan ve diğer ırklardan üstün görülen Aryan ırkı için kullanılmaya başlandı.